Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    ‘Kara Kitap’ görsellik açısından müthiş zengin bir roman

    Hakan GENCE hgence@hurriyet.com.tr
    20.07.2017 - 13:48 | Son Güncelleme:

    Her şey Selçuk Demirel’in, Orhan Pamuk’la çıktığı bir yürüyüşte başladı. İkili Taksim’e vardıklarında ‘Kara Kitap’la ilgili bir şeyler yapmaya karar vermişlerdi bile. Uzun bir çalışma süreci sonunda Selçuk Demirel’in çizgileri ve Orhan Pamuk’un el yazısı roman sayfaları birbiriyle harmanlandı. Ortaya Yapı Kredi Yayınları’ndan sizi büyülü bir yolculuğa çıkarmaya hazırlanan “Sen Surat Okumayı Bilir Misin?- Kara Kitap İçin Resimler” çıktı. Çalışmanın hikayesini ve oluşum sürecini Selçuk Demirel’le konuştuk.

    Orhan Pamuk’la yollarınız nasıl kesişti?

    - Seksenli yılların ortalarında yine böyle bir yaz günü Sıraselviler’deki Arif Bar’ın bahçesinde Yaşar Kemal tanıştırdı. 1997’de ise İstanbul Kitap Fuarı dolayısıyla Yapı Kredi Yayınları büyük bir davet vermişti. Gecenin ev sahibi Enis Batur’du. O da beni Orhan Pamuk’la tanıştırdı.

    İki kere tanışmış oldunuz yani?

    - Evet, Orhan da “Biz Selçuk’la çok yıllar önceden tanışıyoruz” diye cevapladı. Üçüncü karşılaşmamız 2009’da Paris’te Trocadero meydanındaki Musee de Marin olsa gerek. Oldukça kalabalık, yarı resmi, çok sıkıcı bir anma toplantısında karşılaştık. “Merhaba” dedikten sonra oradan nasıl kurtulabileceğimizin yollarını ararken Nilüfer Göle’ye rastladık. Üçümüz birlikte gecenin geç bir vaktine kadar birlikte hoş vakit geçirdik. Orhan’la bu tarihten sonra Paris’e her gelişinde görüşmeyi sürdürdük.

    Peki ‘Sen Surat Okumayı Bilir misin?’ kitabının fikri nasıl ortaya çıktı?

    - 2015 Haziran ayında İstanbul’da ikimizin ortak yayınevi olan YKY’nin Galatasaray’daki bürosunda karşılaştık. Yayınevinden Harbiye’ye yürürken bana “Kara Kitap’ın esrarlı dünyası ile senin çizgilerin buluşabilir mi?” diye sordu. ‘Kara Kitap’ onlarca roman ve hikaye kahramanlarının sadece kendileri olabilmelerinin ne kadar zor olduğundan söz ediyordu. Bu insanlarla, benim çizgi insanlarım bir yerlerde buluşabilir miydi? Harbiye’ye geldiğimizde bu yaz ‘Kara Kitap’ı yeniden okumaya karar verdim. Bütün bir yaz kitapla yattım kalktım. Eylül sonu Brezilya’ya gittim. Kitapla ilgili çalışmaları sürdürdüm. John Berger’le yaptığımız Smoke (Duman) için çizmeyi sürdürmekteydim. Kitap için aldığım notlar, post-it’lerle kitap neredeyse iki misli kalınlaşmıştı.

    ’Kara Kitap’ın basımının üzerinden 27 sene geçti... Yeniden okuduğunuzda o günden bu güne hayatta toplumda neler değişmiş? Ne kadar yol almışız?

    - Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ romanını yazdığından bu yana tam 41 yıl geçmiş. Bugün yeniden okuduğumuzda insan olarak ne kadar yol almışız? Hayatta toplumda neler değişmiş? Orhan Pamuk’un romanları üzerine bütün dünyada çok yazıldı çok şeyler söylendi. Sonunda yazdıkları Nobel ödülüyle ödüllendirildi. Ve bu ödül beni çok mutlu etmişti. Özet olarak Orhan Pamuk’un ‘Cevdet Bey ve Oğulları’ romanının bir bölümünde sorduğu “Biz niye böyleyiz?” ve yanılmıyorsam ‘Beyaz Kale’de de bu soruya bir soru daha ekler; “Biz niye böyleyiz? Onlar niye öyle?” varoluşumuzu ya da olamayışımızı sorgular.

    ‘Kara Kitap’ görsellik açısından müthiş zengin bir roman

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Lütfen bir oturuşta okuyun bu kitabı 

    Peki çizimlere başlarken aklınızda ne vardı?

    - ‘Kara Kitap’ olağanüstü ilginç ve görsellik açısından müthiş zengin bir roman. Birbiriyle ilişkisi onlarca hikaye, aynı roman içinde birbirine dokunmadan birlikte yaşamını sürdürebiliyor. Zaman yok. Kitap bütün zamanlarda daha çok da İstanbul’da geçiyor. Yapmak istediğim ne bu kitabı resimlemek, ne de kitabın roman kurgusuna bağlı kalmaktı. O zaman ne yapabilirdim? 

    Ne yapabilirdiniz?

    - Okumayı, notlarımı bitirdikten sonra bir ay kitapla hiç uğraşmadım. 2015 Kasım sonu çok kısa bir süre içerisinde 20-30 tane resim yaptım. Ve de bir o kadar irili ufaklı desenler çizdim. Bu resimleri yan yana koyup bu resimlere daha önceden altlarını çizdiğim, ilgimi çeken metinleri yakıştırmaya çalıştım. Ocak ortası Orhan Pamuk’a gönderdim. Gönderdiklerimi sevinçle karşıladı. Mart ayında Paris’e geldiğinde buluştuk, bu arada kitap biraz daha ete kemiğe bürünmeye başlamıştı. Ortada birçok malzeme vardı, resim, yazı... Ama henüz kitap yoktu.

    Bu noktada mı kitapta kullandığınız Orhan Pamuk’un el yazmaları devreye girdi?

    - Evet. Orhan, kitabın el yazmalarından söz etti. İstanbul dönüşünde benim verdiğim sayfa numaralarıyla ilgili el yazmaları bana gönderildi. Hem görsel, hem de yazınsal bir katkı olarak kitabı zenginleştirdiğini düşünüyordum. Haziran ayından kitap benim için bitmişti. Ön maketi Orhan’a gösterdim, büyük bir beğeniyle karşıladı. Paris dönüşümde bana gönderdiği mesajında ve kitabın ön sözünde belirttiği gibi; “Kitap birlikte yapıp geliştirdiğimiz bir şeyden çok yavaş yavaş Selçuk’un kitabı oluyordu. Öyleyse bana da bu kitabın üzerine adımı koymak değil, ona bir önsöz yazmak düşer diye düşünmeye böyle başladım. Acaba önsözde ne yazacaktım? Şunu söylemek istedim: Lütfen bir oturuşta okuyun bu kitabı. Kelimelerin ve resimlerin ruhunun aynı olduğuna inanan ve yazdıkları ve çizdikleri birbirine kardeş olan biri yazar diğeri ressam iki kişinin kaleminden, fırçasından çıktı her şey.”

     

    Orhan Pamuk, John Berger gibi ressam olmak için yola çıkıp yazar olmuş bir dostum

     

    “Okunan etkili bir metin ya da kitap insanın hayatını etkiler” derler. ‘Kara Kitap’ sizde neleri değiştirdi?

    - Kara Kitap’ın hayatımı değiştirdiğini şimdilik sanmıyorum. Ama bu kitabımız ilgi görürse belki bir değişiklikten söz edebiliriz. Buna karşın 17-18’li yaşlarımda okuduğum Jack London’un ‘Martin Eden’ romanının beni gerçekten çok etkilediğini söyleyebilirim.

    Kitabınız “İnsanın yalnızca kendisi olabilmesinin bir yolu var mıdır acaba?” sorusuyla başlıyor. Sizin bu soruya cevabınız ne?

    - Çok uzun bir yol olmakla birlikte insanın yalnızca kendisi olabilmesinin bir yolu var. Önce o yolu bulmalı. İster Nietzsche’nin anlatmaya çalıştığı ‘üstün insan’da olsun, ister tasavufçu (sufi) düşüncede olsun, ister Marx’ın düşüncesinde, ister Jean Paul Sartre’in varoluşçu felsefesinde olsun, hepsi aynı şeyden söz eder... Mutlu olmanın yolu sevmeyi öğrenmekten geçer. Ancak o zaman insanın sadece kendisi olması mümkün olabilir. İnsanın kendisi olabilmesi acıyı da sevgiyi de hissedebilmesidir. 

    Orhan Pamuk kitabın ön sözünde “Keşke ben de ressam olsaydım; yazıyla değil çizgiyle, boyalarla ifade etseydim kendimi” diyor. Sizin de bazen kendinizi yazıyla ifade etmek istediğiniz oluyor mu?

    - Orhan Pamuk, John Berger gibi ressam olmak için yola çıkıp yazar olmuş bir dostum. Bu biraz Orhan’ın ilk gençlik aşkı gibi hep içinde çizme, boyama arzusu canlı duruyor. Bunu bazen el yazmalarının satır aralarına, sayfa kenarlarına sıkıştırdığı küçük karalamaların yanı sıra, sadece çizgilerini sakladığı raflar dolusu defterlerini de gördüm. Birkaçına dikkatle bakınca bu işi gerçekten tutku ve sevinçle yaptığını anladım. Yolda izdeyken de cepleri bu defterlerle dolu yazarak çizerek yapılan bir günlük gibi. Bir gün Orhan Pamuk’un resimlerinin sergilendiğini duyabiliriz. Çok uzak bir ihtimal değil.

    Ben sizi merak ettim?

    - Kelimelerin, sözcüklerin anlamları okuyana göre değiştiği için yazının yaptığı etki çok boyutlu olabilir. Bu müzik için de geçerli. Bir ölçü de resim içinde böyle bir şey söylenebilir. Yine de en azından benim için yazının, edebiyatın, şiirin etkisi her zaman çok daha etkili. Bu anlamda yazar olmayı düşünmüş olabilirim. Bunu çizerek boyayarak yapmakta olduğumu söyleyenler de oldu ama yazının dili başka bir şey. Çizginin de...

    ‘Kara Kitap’ görsellik açısından müthiş zengin bir roman

     

    SEN SURAT OKUMAYI BİLİR MİSİN?
    Selçuk Demirel
    Yapı Kredi Yayınları, 2017
    132 sayfa, 19 TL

    Etiketler: Kitapsanat
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı