GeriKampüs Kendi müziğinin peşinde bir seyyah: Güneş Özgeç
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kendi müziğinin peşinde bir seyyah: Güneş Özgeç

Kendi müziğinin peşinde bir seyyah: Güneş Özgeç

Sanatçı bir ailede doğup, inanılmaz derecede verimli bir çocukluk geçiren, kalıpların, tanımların, yargıların dar geldiği bir yaratım serüveninde kendi müziğini arayan bir sanatçıyı, Güneş Özgeç’i ağırlıyoruz 110. sayımızın İlham sayfalarında.

Öncelikle seni tanıyarak başlamak isteriz. Bu iş için, tabiri caizse şanslı doğanlardansın. Evi, çocukluk yıllarını ve müziğin kana karıştığı o ilk yılları senden dinleyelim.

Babam müzisyen, annem de tiyatro mezunu bir seslendirme yönetmeni, yani ikisi de sanatçı insanlar. O yüzden okunan, dinlenen, yazılan, çizilen bir evdi bizimki. Annem TRT’de çalışıyordu, iş kadını yani ama babam evde çalışırdı, aynı benim gibi, şarkılar bestelerdi bütün gün, yazardı, çizerdi, okurdu, yürürdü, hala da böyle işlerle uğraşıyor. Ben küçükken ayrıldılar ama dostlukları hiç bozulmadı. Annem çalıştığı için ve babam evde olduğu için onunla çok zaman geçirdim. Ben de onun gibi verimli geçiriyordum günlerimi, okurdum, şarkı söylerdim, kendim oyun yazardım, sonra sergilerdim eve gelenlere, hayal kurardım, kendi kendime takılırdım bütün gün, sonra yürüyüşe çıkardık babamla, müthiş verimli geçirirdim zamanımı. Şimdi yetişkin hayatımda ulaşmaya çalıştığım verimlilik tam da öyle bir şey, çocukluğuma ulaşmaya çalışıyorum.

 

Çok küçük yaşlarda müzik eğitimin başlamış. Standart bir eğitim sürecinden geçenlere göre farklı deneyimler biriktirmiş olmalısın. Neydi senin için artıları ve eksileri?

Ben aslında hiç kendimi başka bir yerde düşünmedim, ailem de sanatı en geçerli meslek olarak gördüğü için başka bir şey yapmak aklıma bile gelmemişti, konservatuar da buna giden en güzel yol olmalıydı tabii. Yolumu kolaylaştırdı mı, taş mı koydu, bu çok derin bir konu benim için. Okulun bana öğrettiği çok şey var, bunu inkar edemem ama benden çok şey de aldı. Her zaman yetenekli çocuk olarak büyüdüm evde ve yaratıcılığım hep çok değer gördü ama okulda her şey farklıydı, yaratıcılığım değer görmedi, hatta sevilmedi hiç. Okulda hocanın dediğini yapman gerekir, yapmıyorsan başarısız olursun. Tabii bunun gerektiği noktalar da var mutlaka ama denge biraz bozuk benim anlayışıma göre, hatta çok bozuk. Okulu sevmek için motivasyon bulamadım ben, bazılarına iyi gelen eğitim biçimi bana iyi gelmiyordu. Müzik eğitimi kişiye özel olmalı diye düşünüyorum, gerçi bu yalnız benim düşüncem değil, sistem de böyle düşünüyor, bu yüzden bizim derslerimiz tek tek yapılır, usta-çırak ilişkisi gibi, ama hocalar acaba karşılarındaki öğrenciye göre mi öğretir yoksa kendi bildikleri sistemle mi…

 

Kendi müziğinin peşinde bir seyyah: Güneş Özgeç

“Her zaman yetenekli çocuk olarak büyüdüm evde ve yaratıcılığım hep çok değer gördü ama okulda her şey farklıydı, yaratıcılığım değer görmedi, hatta sevilmedi hiç. Okulda hocanın dediğini yapman gerekir, yapmıyorsan başarısız olursun.”

 

Babanla da aynı sahneyi paylaştın. Müthiş bir şey olsa gerek…

Müthiş bir şey tabii, birçok sahne paylaştık hem de, turnelere gittik, Antakya, Eskişehir hatta Londra’ya bile gidip çaldık. Benim için unutulmazdı, eminin onun için de…

 

Müziğini konuşalım biraz da. Taş plak, alternatif müzik, klasik müzik eğitimi gibi başlıklardan söz ediliyor müziğinden söz açıldığında… Tarzını nasıl tanımlarsın?

Tarz tanımı yapmak çok zor geliyor bana, yalnız kendi müziğim için değil, diğer müzikler için de, o şekilde çalışmıyor kafam, kategorize edemiyorum sanki.

Şarkı işte diye bakıyorum. :) Kendi şarkılarımın düzenlemelerini de kendim yapıyorum ve bazen bir şarkıyı birbirinden çok farklı tarzlarda da düzenleyebiliyorum ama şarkı yine aynı şarkı oluyor sanki, benim yaptığım şarkı işte.

Örneğin sahnede farklı çalıyoruz, gruptaki müzisyen arkadaşlarımın da fikirlerini alıyorum ama kayıt olacağı zaman farklı yapıyorum, o benim istediğim gibi oluyor. Genel anlayış böyle değildir, bir şarkı neyse odur sahnede de, kayıtta da, ama ben böyle yapmıyorum.

 

İstanbul’da doğup büyümüş olman ve şehirle ilişkine, şehri terk etme temasını kullandığın bestelerine dair de konuşmak isteriz. Ne anlam ifade ediyor senin için şehir ve şehirlilik?

Tam bir şehirliyim bir yandan, şehirde doğup büyüdüm, ailem ve onların da aileleri hep şehirli olmuş. Hatta ilk okulda bir çocuk sormuştu sizin köy neresi diye, Kadıköy demiştim.

Ama bunun yanında doğayı da çok seviyorum. Yazın gitmeyi tercih ettiğim yerler şehir yaşamından çok uzak, çadır tatili yapıyorum örneğin. Hayvanları çok seviyorum, ağaçları, kuşları…

İdeal yaşam benim için -imkansız da olsa- şehrin içinde bir köyde yaşamak olurdu herhalde. Ha, bir de deniz kenarı.

Kendi müziğinin peşinde bir seyyah: Güneş Özgeç

 

“İdeal yaşam benim için -imkansız da olsa- şehrin içinde bir köyde yaşamak olurdu herhalde. Ha, bir de deniz kenarı.”

Enstrümanistliğin ve elbette besteciliğin de konuşmamız gereken konular arasında. Komple bir sanatçı olduğun söylenebilir. Senin için yazıp, çalıp söylemek ne ifade ediyor?

Aslında bunların hepsi bana normal geliyor, hatta enstrüman çalmayıp da beste yapanları çok yetenekli buluyorum, sanki daha zor olur gibi geliyor bana. Ben bunların eğitimini aldım ve enstrüman çalmak benim için normal bir şey. 11 yaşında başladım konservatuara, yani ilkokuldan sonra ve hep orada büyüdüm, dolayısıyla bütün arkadaşlarım da benim gibi, o yüzden normal geliyor sanki. Ama sonradan ve kendi çabasıyla enstrüman çalmayı öğrenmiş insanlar bana çok hoş geliyor, daha zor bir şeyi başarıyorlar bence.

Ama diğer açıdan da konservatuardan çıkmış insanların kendi müziğinin peşine düşmeye cesaret etmesi de az rastlanır bir şey. O yüzden kendimle de gurur duyuyorum. Ben de bu cesareti bulabilmek için önceleri baya bir sürüklendim.

 

Birçok genç senin gibi avantajlı bir geçmişten gelemediği gibi üniversite yıllarını da istemedikleri bölümlerde harcıyor, yetenekleri ve hayal ettikleri gibi müzikle hayatlarına devam edemiyorlar. Onlara ne önerirsin?

Az önce de bahsetmeye çalıştığım gibi aslında benim durumumun da çok zorlu yanları vardı, bir kere bu kadar çalışmayı, üretmeyi seven bir babanın kızı olmak, bir yerde hep kendimi yargılamama da neden oluyor, o hiç boş zaman geçirmez çünkü, bense Instagram’a falan bakıyorum sürekli.

İkincisi de konservatuar, başlı başına bir zorluk. Ama bu konu benim için çok derin, o yüzden bu kadarla bırakıyorum, yine de şunu diyebilirim ki sanıldığı gibi “oh konservatuara gitti, gıygıy keman çaldı, mezun oldu, şimdi de şarkıcı oldu” değil, hem de hiç!

O yüzden “istediği bölüm-istemediği bölüm” konusu biraz “hayaller ve gerçekler” gibi, bölümden ve okuldan bağımsız olabiliyor, benim durumum gibi. Yani kişiler benim gibi istedikleri okul ve bölüme gitse de karşılaşılan durum bazen (çoğu zaman) tersine olabiliyor, benim için de tam olarak böyle oldu ve ‘okul sayesinde’den çok ‘okula rağmen’ bulunduğum noktadayım.

 

Önerim ise okul kişiye sadece belli şeyleri verir ama gelişim bireylerin elinde, bunu unutmamak gerekir.

 

Son olarak Güneş Özgeç son dönemde kimleri takip ediyor, playlist’inin en gözde 5 şarkısı nedir, öğrenmek isteriz?

Son zamanlarda ‘3. Yeniler’i takip ediyorum, diğer arkadaşlarımın yaptıklarını beğeniyle izliyorum, çok beğendiğim müzisyenler var ama esas olarak bu kadar çok yeni ve birbirinden farklı işler yapılmasına bayılıyorum, bana ilham veriyor.

 

Playlist’imde hiç sıkılmadan gidip gelip hep dinlediğim, en gözde 5 değil 6 şarkı söylemek istedim;

 

  1. Ghana Blues - Gerald Toto, Richard Bona, Lokua Kanza
  2. O Pasatempos - Ioanna Georgakopoulou, Manolis Hiotis
  3. Ömer Özgeç - Likyalı Kadınlar
  4. De Cara a la Pared - Lhasa De Sela
  5. c’est moi - Rupa
  6. Trust In Me - Susheela Raman

Röportaj: Erkmen Özbıçakçı


Yorumları Göster
Yorumları Gizle