Yazar ve şair Özdemir İnce cumhuriyete erken geçtiğimiz iddiasında

Güncelleme Tarihi:

Yazar ve şair Özdemir İnce cumhuriyete erken geçtiğimiz iddiasında
Oluşturulma Tarihi: Nisan 14, 1999 00:00

Haberin Devamı

Mecliste Kemalist mi var?

Şair, yazar, çevirmen Özdemir İnce, Varlık

Dergisi'nin nisan sayısında çıkan ‘‘Tarihin Kapısı Dardır’’ başlıklı yazısında, kendi deyimiyle 50 yıldır tek bir gün bile mutlu olamadığı bu ülkede yaşanan her şeye isyanını dile getiriyor. İnce, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu sayısız çıkmazı çok partili sistemle demokrasiye erken geçmemize bağlayarak soruyor: ‘‘60'lardan, hatta 70'lerden sonra geçseydik daha iyi olmaz mıydı? Demokrasi bu gecikmeye gücenir miydi? Bence gücenmezdi ve sakın ha, derdi, bana bir gareziniz mi var!’’

Yazınızı okuyuncaya kadar ben sizi Marksist biliyordum. Oysa siz koyu bir Kemalistmişsiniz.

- Ben Kemalistim tabii. Demokrasiden bile önce gelir benim için. Cumhuriyet Türk ulusunun şimdiye kadar yaratmış olduğu en anlamlı sanat yapıtıdır. Entelektüel olarak 1920'leri, 30'ları, 40'ları evrensel normlarla gözden geçirdiğiniz zaman Batı'dan hiç geri olmadığını görürsünüz. Ayrıca Kemalizmin içinde sol bir ilerlemeci ideoloji vardır ve ben bunu gördüm. O zamandan bu yana ne Kemalizm'den ne de Marksist sol düşünceden ayrıldım. Kemalizm alaya alınıyor, ben Kemalistim, Marksizm bitti deniyor, ben Marksistim. Şimdi tutturdular küreselleşme diye, emperyalizmin yeni adı küreselleşme. Benim bunun tuzaklarına düşmememe Kemalizm yardımcı oluyor.

‘‘Türkiye çok partili parlamenter rejime 1950'de değil de 70'lerde geçseydi her bakımdan daha iyi olmaz mıydı?’’ diye soruyor ve ‘‘1975 tarihinde Franco'nun ölümüyle demokrasiye adım atan İspanya'ya, 1932'den itibaren Salazar'ın korporatist-faşist rejimiyle yönetilen Portekiz'e bakın, her bakımdan Türkiye'den daha iyi durumda değiller mi?’’ diyorsunuz. Ancak İspanya'da Franco'dan önce de çok partili sistem vardı. Franco iç savaşla geldi. Savaşı Cumhuriyetçiler kazansaydı ne olacaktı? Salazar da demokratik sistemi yıkma pahasına geldi.

PALAVRACI TARİHÇİLER

- Ben tersine bir şeyler söyleyerek insanları düşünmeye davet ediyorum. Türkiye'de parlamenter rejimi oluşturan partilerden, milletvekillerinden memnun olan kaç kişi var Türkiye'de? Niçin böyle oldu meselesinin altını çizmek istedim ben. Faşist İtalya 2. Dünya Savaşı sonrasında her bakımdan örnek olmasa bile demokraside gelişme örneğini göstermiş bir ülke. Almanya Nazi şerrinden sıyrılıp, demokraside hızla yol almıştır. Bunları da örnek verebilirdim. Türkiye'de son zamanlarda resmi tarihi gırgıra alan resmi tarih meraklıları çıktı, ama ben onları yalnızca televizyonda görüyorum. Resmi tarih karşıtı olanlar benim gözümde palavracı tarihçiler. Buyursunlar 1923'le 1945 arasını incelesinler, yazsınlar.

Rıza Nur'un o dönemi kapsayan bütün çalışmaları yasaklanmadı mı?

- Her dönem yasaklamalar olmuştur. Rıza Nur'u göklere çıkaranlar da var, zincirlik deli olduğunu söyleyenler de. Tarihçi bunların arasından nesnel doğruları çıkaracak zekaya ve kültüre sahip olan adamdır. Bizimkiler yan gelip yatıyorlar.

İlber Ortaylı da yan gelip yatıyor mu?

- Hayır, o güzel konuşuyor. Ayrıca İlber dört beş yıl önceki İlber değil. Bugün cumhuriyetin temel ilkelerine gerçekten bağlı, tam bir mülkiyelidir.

Yani bütün bu saydığınız ülkelerdeki demokratik ilerleme faşist rejimler sayesinde mi oldu?

- Bakın, Demokrat Parti 1946'da kuruldu. Türkiye'de kurulan partiler demokrasiyi mi amaçlamıştır yoksa başka bir rövanş mı vardır? 1923 yılında meclisin yapısı, bugünkü meclisin politik yelpazesinden daha farklı değildi. Tek parti içinde bütün görüşler vardı. 1946'ya kadar böyle devam etti. Tek parti yönetimi isteseydi başka bir partinin kurulmasına izin vermezdi.

DP'ye kadar pek de izin vermedi zaten. Terakkiperver Fırka da, Serbest Fırka da kapatıldı hemen.

- Evet ama muhalefet meselesini iyi anlamak lazım. Bir partinin muhalefeti bugün dahi iktidardaki partinin programına karşı bir harekettir. Eğer muhalefet o devletin devlet anlayışının temellerine aykırı ise ona muhalefet denmez, gizli kalkışma denir. Nitekim Cumhuriyet'in ilk yıllarında Terakkiperver Fırka'nın kapatılmasının nedeni bugün Erbakan'ın partisinin kapatılmasından farklı değildir. Türkiye'de bazı insanlar bazı nedenlerle ne Türkiye Cumhuriyeti'ni kabul ediyorlar ne temsil ettiği simgeyi ve gerçekliği. Merkez sağ gerçek bir merkez sağ olma zeka ve haysiyetini gösteremediği için, şeriatçı kesim bunların partilerinde kendilerini amca kızının evinde hissetmiştir. Yani DP'nin içindeydi bunlar, Erbakan kendi partisini kuruncaya kadar. Türkiye'nin rejim sorunu bitmedi ki, demokrasi sorununa gelinsin. Herkes kendi inancına göre devlet isteyemez.

Cumhuriyet tarihimizde elliye yakın parti kapatıldı, üç darbe yaşandı. Bugün demokraside sürekli başa dönülmesi sizin dediğinizin tam aksine hala tek parti zihniyetinin sürmesi değil mi?

- Deniliyor ki tek partili rejim gerçekten bu kadar ceberrut olmasaydı, bugünkü çıkmazlar, ordunun müdahale ettiği durumlar olmazdı. Doğrudur. Zaten ben çok partili sisteme 1950'de değil de, daha sonra geçseydik daha iyi olurdu derken, gerekli anayasa değişimleri, seçim yasasının düzenlenmesi, anti demokratik yasaların kaldırılması gibi şeyler gerçekleşseydi sonra geçilseydi demek istiyorum. Ama bu bir opera mı ki, sahneye koyulsun denilebilir.

ENTELLEKTÜEL TERÖRİZM

‘‘Türkiye'de ne alt yapı ne toplum hazırdı demokrasiye’’ diyorsunuz. Ama demokrasi bir süreç değil midir? Sindirilme sürecini 1923'den bugüne kesintisiz yaşayamıyor ki Türkiye.

- Peki buna izin vermeyen kim? Kemalist zihniyet mi, hayır. Son meclisi ele alalım, gerekli yasaları çıkarmalarını kim engelledi? Oturmuşlar milletvekili olarak, hiçbir şey yapmıyorlar. Türkiye'de yürümeyen her şey, toplumun kendi marazlarından kaynaklanan bütün açmazlar Kemalistlere yükleniyor. Mecliste Kemalist kim var ki, neyi engelliyor demokrasi adına? CHP mi Kemalist? Politikada entelektüel düzeye ihtiyaç hissetmeyen bir meclis ve mecliste elitler tarafından temsil edilmeyi seçmeyen bir halk, sonuçta bu durumu çıkarıyor karşımıza. Yok efendim diyorlar ki ‘‘bu devlette sürekli kendini tehdit altında hissediyor, paranoyak bir devlet’’. Bu doğru değil.

Yazınızda ‘‘TİP 65'den sonra mecliste artan oranda temsil edilebilseydi, 80'den sonra ana muhalefet partisi olabilseydi Türkiye'nin portresi bugün başka olurdu’’ diyorsunuz. Ama önce seçim sistemi değiştirilerek önü kesildi, ardından da kapatıldı. Bu durumda söylediğinizde bir çelişki yok mu?

- TİP çağının çağdaşı bir partiydi, evet. Seçim sistemini değiştiren Adalet Partisi'dir. Kapatmayı da Anayasa Mahkemesi yaptı.

Tamam işte, sonuçta aynı şey oldu. Devamında da şöyle diyorsunuz: ‘‘TİP artan oranda temsil edilme olanağına kavuşsaydı DEV-GENÇ kurulmazdı, PKK dağa çıkacak gücü kendinde bulmazdı.’’ Peki demokratik sistem içinde yer almasına yerleşik bir biçimde izin verilseydi, radikal İslam da bu kadar güçlenmezdi diyor musunuz?

- Çifte standartla bakmaktan gerçekten korkarım. Benim gibi düşünmeyene haksızlık mı yapıyorum? Cumhuriyet'in vehimlerini kabul ediyorum. Nasıl vehim yapmasın ki ama? Kurulduğu andan itibaren içten dıştan muhalefet değil yıkıcı faaliyet bitmemiştir. Cumhuriyet İslam dinine karşı değil. Ama bunlar dini siyasi bir partiye dönüştürmek istiyorlar. Ülkenin eriştiği zenginlikten pay alamayan, demokratik yollarla kendini savunamayan, kültürel düzeyi düşük bir halk yığınının politik yollarla kandırılmasına göz yummak devletin hakkı değildir. Gerçekten demokratikleşemedik ki bütün normlar karşısında sınavdan geçmiş olalım. Barış içinde yaşayacaksak, Cumhuriyet'in temel ilkelerine uyacağız. Şimdi televizyonlarda Cumhuriyet ve laiklik, şeriat açısından tartıştırılıyor, hemde televizyonculuktan anlamayanlar tarafından.

Evet, yazınızda ‘‘Çağının çağdaşı olamamış Türkiye'de Ali Kırca ve benzeri televizyon alimleri demokrasi, cumhuriyet ve anayasayı şeriat karşısında sorguya çeken oturumlar düzenliyorlar’’ diyorsunuz. Ne sakıncası var?

- Niye tersini yapmıyor? Entelektüel planda her şey tartışılır. Karşı çıktığım Türkiye'nin hassas konularının reyting amacıyla tartışılması. Yirmi kişiyi bağırtarak tartışamazsınız bu konuları. Alanın uzmanı üç kişi konuşur, halk da dinler. Adres istiyorlarsa, Fransız kanalı TV5'e bakabilirler, tartışma nasıl yapılır diye.

Hassas konuların tartışılması kadar tartışan belirli isimler de kızdırıyordur sizi.

- Benim yazılarımda sık sık kullandığım bir söz var: ‘‘Ana rahmine haklı düşenler’’. Marksist olurlar haklıdırlar. Derken İran devriminin yanında olurlar haklıdırlar, vazgeçerler haklıdırlar. En sonunda globalleşmeden yana olurlar yine haklıdırlar. Bunlar topluma hep yukardan bakarlar. Bu entelektüel terörizmdir. Ben de onlara ‘‘hiçbir b.k bilmiyorsun kardeşim’’ derim. Kısacası bu 2. Cumhuriyetçiler'in ana rahmine haklı düştüklerini düşünüyorum. Tarihle barışalım diyorlar. Hayır, ben Türk olarak Osmanlı'dan şikayetçiyim. Beni dışişleri bakanı yapmadığı için, beni köylü olarak bıraktığı, iktidarına ortak etmediği için, benden kız almadığı için. Ben ne barışacağım Osmanlı'yla, o benimle barışsın.

Yazılarımda sık sık kullandığım bir söz var: ‘‘Ana rahmine haklı düşenler’’. Marksist olurlar haklıdırlar. Derken İran devriminin yanında olurlar haklıdırlar, vazgeçerler haklıdırlar. En sonunda globalleşmeden yana olurlar yine haklıdırlar. Bunlar topluma hep yukardan bakarlar. Bu entelektüel terörizmdir.

Son meclisi ele alalım, gerekli yasaları çıkarmalarını kim engelledi? Oturmuşlar milletvekili olarak, hiçbir şey yapmıyorlar. Türkiye'de yürümeyen her şey, toplumun kendi marazlarından kaynaklanan bütün açmazlar Kemalistlere yükleniyor. Mecliste Kemalist kim var ki, neyi engelliyor demokrasi adına? CHP mi Kemalist?

Her dönem yasaklamalar olmuştur. Rıza Nur'u göklere çıkaranlar da var, zincirlik deli olduğunu söyleyenler de. Tarihçi bunların arasından nesnel doğruları çıkaracak zekaya ve kültüre sahip olan adamdır. Bizimkiler yan gelip yatıyorlar.



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!