GeriGündem Uluç Özülker: Brexit İngiltere'nin büyük hatası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Uluç Özülker: Brexit İngiltere'nin büyük hatası

Uluç Özülker: Brexit İngiltere'nin büyük hatası

Brexit sarmalındaki İngiltere 2016 referandumundan bu yana ciddi bir ayrışmanın eşiğinde. Hangi senaryolar devreye girebilir? İngiltere, Avrupa Birliği ve Türkiye bu karardan nasıl etkilenir? Brexit’in tüm boyutlarını eski AB Daimi Temsilcisi, emekli Büyükelçi ve Türkiye Avrupa Vakfı Başkan Vekili Uluç Özülker ile konuştuk. Özülker’e göre güneşin batmadığı imparatorluk ayrışırsa sonuç vahim olur. Bundan sadece İngiltere değil, artık yönetilemez hale gelen tüm dünya etkilenir…

Uluç Özülker: Brexit İngilterenin büyük hatasıEn baştan başlayalım: İngiltere niye çıkmak istiyor Avrupa Birliği’nden?

Anlamak için daha öncesine gitmeliyiz. Dünya, kırılmalarla buraya kadar geldi. 19’uncu Yüzyıl’da İmparatorluklar dünyayı yönetiyordu. Bu yüzyıl ‘Danışma Çağı’ olarak adlandırıldı. 20’nci Yüzyıl’da Birinci Dünya Savaşı dönüm noktası oldu. Ulus devletlerin sayısı arttı, koşullar değişti. Milletler Cemiyeti, BM gibi yeni uluslararası kuruluşlar kuruldu. Buna ‘İşbirliği Çağı’ dendi. Bugün 21’inci yüzyılda üçüncü kırılmayı yaşıyoruz. Bu kırılma öncekilere benzemiyor ve henüz nereye gittiği ve nasıl şekilleneceğine dair net bir öngörü de yok. Çünkü her yüzyıl kendi koşullarını oturtabilmek için en az bir 25-30 yıla ihtiyaç duymuş. 

Bugünkü kırılmayı kaç başlıkta toplarsınız? 

Dört başlıkta. Birincisi, ulus devletler küreselleşmeyle birlikte bağımsızlıklarını giderek kaybetmeye başladı. OECD’de büyükelçi olarak görev yaparken Lüksemburg’da bir toplantıya katıldım. Toplantının konusu para ve bu kapsamda merkez bankalarının rolü ve ağırlığıydı. Çok net bir biçimde ortaya konuldu ki, 21’inci yüzyılda çok uluslu şirketler küreselleşme boyutuyla para yaratabiliyorlar. Bugünden örnek vereyim: Türkiye son olarak dolarizasyon konusunda ciddi bir kriz yaşadı. Bir tweet atıldı, fonlar harekete geçti ve dolar 7 lirayı görüverdi. Merkez bankası TL kısmını kontrol edebildi ama dolar kısmına hâkim olabilme şansı yoktu. Dolayısıyla Merkez Bankası bu krizi engelleyemedi. Dünyada da böyle. 20’nci yüzyılın kurumları ve kaideleriyle yönetmeye kalktığın taktirde altından kalkamayacağın bir düzen bu.

Uluç Özülker: Brexit İngilterenin büyük hatası

İpek Özbey - Uluç Özülker

İkincisi? 

21’inci yüzyılın simgesi iletişim ve teknolojideki çok hızlı gelişmedir. Bunun sonucu dünyamız çok küçülmüştür. Refah toplumları ve diğerleri diye ikiye bölünme başlamıştır. Göç olayı bile doğrudan doğruya bunun tezahürüdür. Bir tarafta çok zengin yaşanırken, diğer taraf fakirlikten perişan olmaktadır. Üçüncüsü buna bağlıdır. Dünyada refah toplumları artık eskisi kadar hakimiyet kuramıyor. Süratle çok merkezli, çok kutuplu bir dünyaya evrilmeye başladık. Dolayısıyla refah toplumları kendi refahlarının gerilediğini ve bunun ötekilerin davranışı yüzünden olduğu savına tutunma çabası içine girdi. 

Bunu Brexit’le nasıl bağlayacaksınız, merak ediyorum.

Dördüncü faktörle… Refah toplumları bambaşka bir dünyaya daldılar. Popülist ve ırkçı söylemleri ön plana çıkararak, halklarına altından kalkamayacakları sözler vermeye başladılar. Altından kalkamasalar da bu onların seçilmesini sağlayacaktı nasılsa. Bu dört faktörü alt alta yazdığınız zaman dünya yönetilemez bir noktaya geldi. 

Ve Brexit de popülizmin bir sonucu olarak mı ortaya çıkmış oluyor?

Bana göre Brexit İngiltere’nin başından beri büyük hatasıdır. Önceki başbakan David Cameron çok güçlü değildi ve İskoçya bağımsızlık için bir referandum düzenleme kararı almıştı. Bu karar İngiltere’yi çok rahatsız etti, ‘Parçalanmaya doğru gidiyoruz, dolayısıyla bunu durdurmak lazım’ dediler. Cameron, İskoçya ile pazarlığa oturdu. ‘Referanduma gidin, hakkınızdır ama ben de size şu sözü veriyorum: Avrupa Birliği konusuyla ilgili ben de İngiltere’de bir referandum düzenleyeceğim’… İskoçlar AB’ye sıkı sıkıya bağlılar, tıpkı Kuzey İrlanda gibi, şimdi Galler de başladı. Dolayısıyla Cameron’a destek verdiler. Genelde ise Cameron’a iki noktada itiraz geldi. Birincisi şuydu: ‘’Referandum çok risklidir, o andaki hissiyat ve konjonktürün getirdiği sıkıntılara karşı halk tepkisel davranabilir. Böylesine hayati bir konuda halka gittiğiniz zaman büyük bir risk alıyorsunuz, yapmayın.’’ Cameron sözünden dönemeyeceğini söyledi. İkinci itiraz noktası, İngiltere bu işi yaptığı taktirde geri dönüşü olmayacağının bilinmesiydi. Cameron referandumu yaptı. Ve hayır oyu çıktı. 

Demek ki halk da AB’de kalmak istemiyordu. 

Sonucu farklı yorumlamaktayım. Bu noktada şunu söylemekte yarar görüyorum. O sırada halkta hükümeti ikaz etme gibi bir kanaat vardı. Şahsi düşüncem, halk hayır çıkacağına inanmıyordu, evet oylarının kazanacağını ama yüksek bir hayır oyunun hükümeti ikaz anlamına geleceğini ve böylece bir taşla iki kuş vurulacağını düşünüyordu. 

Ama sınır aşıldı ve ‘hayır’ oyu çıktı, diyorsunuz…

Şaşırdılar. Bu Cameron’ı bitirdi. Yerine Theresa May geldi, AB ile müzakerelere başladılar. Ve ne kadar büyük bir yükün altına girildiğini fark ettiler. Bir kere İngiltere, AB’den dünya kadar para almıştır. Ayrıldığı andan itibaren henüz kullanılmayıp geri ödemesi gereken para 60 milyar Euro olarak hesaplandı. Bunun yanında tüm projeler kesintiye uğrayacak. İngiltere’nin ithalatı yılda ortalama 630 milyar dolar, ihracatıysa yaklaşık 470 milyar dolar. Yani dış ticarette çok ciddi bir açığı var. İthalatında AB’nin payı yüzde 74, ihracatında yüzde 44. Netice itibariyle asıl pazarını kaybediyor. May bu nedenle müzakerelerde ekonomik avantajlarını saklı tutabilme üzerine oynadı ama kısmen başarabildi.

Verdiğiniz rakamlar bize ne söylüyor?

İngiltere’nin, normal şartlarda Avrupa Birliği’ne göbeğinden bağlı olduğunu, buradan çıktığında ciddi sarsıntı geçireceğini söylüyor. 2.5 yıla yakındır müzakere halindeler. Alıştıkları ölçüde başaramadılar ve içeride sıkıştılar. Bu arada unutmamak gerekir ki, İngiltere AB için başat güçlerden biriydi ama hiçbir zaman birinci sınıf bir ülke olmadı. Bu kendi tercihiydi. Örneğin Euro’ya geçmedi, sosyal şarta bağlı değildi.  Aslında başından itibaren truva atıydı. Nitekim örneğin üye olduktan hemen sonra bütçe katkısı konusunda AB hukukundan kendi lehine taviz verilmesi mücadelesine girişti. Tarihinde hiçbir zaman güçlü bir AB taraftarı olmadı. AET kurulduğunda rekabet anlayışı içinde EFTA’yı kurdu. Hâlâ da kendini kıta Avrupası’ndan farklı boyutta değerlendirmeye devam etmektedir. İngiltere ‘Ada’dır. Avrupa ile ilişkisi ekonomik olarak menfaatinedir, kendisini sıkıntıya düşürecek konular dışında Avrupa Birliği’nde olmayı ehvenişer görmüştür. AB’nin siyasi hedefini paylaşmamıştır. Türkiye’nin arkasında güçlü bir şekilde duruşunun bir nedeni de kanımca budur. 

Biraz açar mısınız?

Türkiye’yi çok sevdiği veya AB’ye girebilme potansiyeli gördüğü için değildir. Düşüncesi Türkiye girdiği zaman güçlü bir müttefik kazanacak olmasıdır. Mesela, Türkiye AB’ye girebilirse Avrupa Parlamentosu’nda en fazla  sandalyeye sahip olacak. Oylamalarda İngiltere’yle işbirliği yaparak ağırlıklı oy gerektiren önemli kararları engelleyebilecek. Bununla beraber, gerçekçi ve pragmatist İngiltere’nin Türkiye’nin tam üyeliği için ne kadar mücadele verdiği veya verebildiği hususunda kuşkuluyum. Buna tek başına gücü yetmeyeceği gerçek. Ama başarılı olamayacağını bilse bile destek veriyor görüntüsüyle siyasi kazanç elde ediyordu diye düşünüyorum. Nitekim Brexit ile birlikte ülkemizde müttefikimizi kaybettik duygusu yaşandığını görüyorum.

Londra'nın teklifi özetle ne içeriyor?

Sizden ekonomik imtiyazlarımı devam ettirebilecek ama bunun dışındaki bütün sorumluluklarımdan sıyrılmış bir anlaşmayla ayrılmak istiyorum diyor. Avrupa Birliği de, ‘Olmaz, sorun bu kadar basit  değildir’ diyerek ona daha teknik boyutlara indirilmiş bir Gümrük Birliği sunuyor. Bir başka deyişle, ‘kararları ben alırım sen uyarsın’ diyor. Burada bizim gümrük birliği şikâyetimizle benzerlik de ortaya çıkıyor. Bunu yaparken yan şartlar da koyuyor. Kullanmadığın paraları iade edeceksin, ayrıldığın ana kadarki borçlarını ödeyeceksin diyor. İrlanda modelinde de çok önemli bir adım atılmasını dayatıyor. Seninle bu anlaşma yürürlüğe girdiği ana kadar Kuzey İrlanda resen Gümrük Birliği içinde kalacak. İrlanda ile Kuzey İrlanda’nın hududunu kapatamazsın diyor. Bunu İngilizler doğal olarak kabullenemediler. Bir bakıma egemenliklerine aykırı olarak algıladılar. İngiltere’de tartışmaların en önemli ögelerinden biri bu olmuştur. 

İrlanda'nın da ayrışma yoluna girmesi, Birleşik Krallık’ın parçalanma olasılığı en büyük korku…

Evet, korku bu. İngiltere anlaşmasız çıkarsa ayrışma riski vardır. Ne olacağını zaman gösterir. İskoçlar Avrupa Birliği’nden çıkmak istemiyor. Kuzey İrlanda’nın anlaşma olsa da olmasa da Avrupa Birliği’yle hareket etmek isteyeceği net bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi Galler’deki ayrılıkçı kesim de sesini yükseltti. İskoçya ve Galler, ikisi birden anlaşmasız çıkarsak bağımsızlık referandumu yaparız demeye başladılar. 

Sizin öngörünüzü sorsam, parçalanma olur mu? 

Anlaşmasız ayrılınır ve ekonomik sonuçlar gerçek anlamda sıkıntı yaratmaya başlar ise referandum yoluyla hareketlenme başlar ve İngiltere bundan çok rahatsız olur. Bir geleceği, bir ümidi yok ediyorsunuz çünkü. 

Parçalanır demekten kaçınıyor gibisiniz…

Evet, çünkü Birleşik Krallık’ın ayrışması, sebebiyet vereceği sorunlarla birlikte, Avrupa başta olmak üzere, uluslararası planda yeni sıkıntılarla karşılaşılması anlamına gelir. 

Ada basınının ‘Brexit bütün karışıklıkların anasıdır’ demesi de bu yüzden öyleyse...

Tabii. May de zaten ‘anlaşmasızlık bizim için felaket habercisidir’ diyor. Rakamlara göre anlaşmasız ayrıldığı anda ekonomi çöküntüye girme riski taşıyor. Avrupa Birliği ile sıfırdan oturup ticaret anlaşması yapması lazım. May’in ortaya koyduğu anlaşma maksimumdur. Bugün ‘daha çok taviz almalıyız’ diyen İngiliz, o zaman bunun çok azını kabullenmek zorunda kalabilecektir. Ana pazarını, desteğini kaybedecek. Bugüne kadar şu ya da bu şekilde Avrupa’dan getirdiği kalifiye işçileri ucuza kullanıyordu. Şimdi kime yönelecek? İngiliz Milletler Topluluğu da  AB kapsamında olduğundan, bu alanda da sıkıntı ile karşılaşılacak. Onlar ilişkilerini kesmiyorlar ki. AB ile devam etmeyi tercih edecekler. İngilizlerin bunlar üzerindeki etkinliği ne olacak? Hadi geri adım atsa, tekrar bana bağlanacaksınız dese, kabul ederler mi? Öte yandan İngiltere bütün ülkelerle tek tek yeni anlaşmalar yapmak durumundadır. AB ile gümrük birliği bulunan Türkiye de buna dahildir. 

İngiltere bu anlamda güçlü bir ülke olarak daha ne kadar ayakta kalabilir? 

Anlaşmasız çıkarsa kalamaz. Bu kadar ciddi sonuçlar olma riski varsa İngiltere her şeye rağmen asgari zararla kurtarmanın yolunu araştırmak zorundadır. Açmaz da burada yatıyor. İç politikada bunun başarılmasını engelleyen güçlü bir muhalefet var. 

Başka çaresi var mı?  

Üç yolu var diye bakılıyor. Birincisi yeniden referandum. Yapılabilir ama aynı soruyu bir daha soramazsınız. Kanunen o sorular soruldu ve bitti. Sorulacaksa hükümet istifa etmeli. Bundan vazgeçelim demek siyaseten felakettir. 

Ama ayrılığa desteğin yüzde 44’e gerilediği görülüyor. Halk fikrini değiştirmiş olamaz mı?

Burada aynı soruları sormadan, fakat önceki soruları hükümsüz kılacak soruları sorarak bu işi bitirebilirler. ‘AB’yi hâlâ ister misiniz’ gibi. Bence referandum olacaksa soru ne olmalı, onu da değerlendiriyorlar. 

Referandum dışında ne yapılabilir?

29 Mart son tarih. AB cenahından May’e hiç değilse anlaşmayı yumuşatacak bir formül bulması için vakit kazandırılabilir mi? İngiliz parlamentosu kendisine üç günlük süre verdi. Bugün o süre doluyor. Bu üç günde bir şey yapamaz. Şimdi gidip bütün muhalefet partileriyle görüşmekte. Anlaşmasızlık olmasın diye destek veriyorlar. Son bir şık da Cameron nasıl indirildi ve May geldiyse, yine bir erken seçim ihtimali doğabilir. Brexit ortaya çıktığında Avrupa Birliği yalvardı. ‘Yapmayın, etmeyin’ dedi ama May direndi, altında kaldı. Bir numaralı sorumlu Cameron, iki numaralı sorumlu May’dir. Gelinen noktada Cameron bedelini ödedi, May de ödeyecektir ama asıl yük İngiliz halkının sırtına binecektir. Ancak burada sorun muhalefetin seçim kazanma şansının zayıf olduğu şeklindeki kanaatten kaynaklanıyor. İktidar yine kazanırsa durum değişmeyeceğine göre seçim bir çözüm müdür diye sorgulamadan edemiyorum. 

Bir B planı sunması bekleniyor. 

Hiçbir şey sunamayacak, sıkıntısını aşamayacak gibi görünüyor. En sonunda ‘Bana zaman verin’ diyecek. Hiç değilse, ‘Gittim, kavgamı verdim’ demek için… Bunu Parlamentodaki oylamayı erteleme kararı alırken de yapmadı mı?

Brexit'ten dünya payını ne şekilde alacak?

Muhakkak ki olumsuz olur. Bakın bugün bir Rusya ile Amerika’nın savaşması mümkün değil. Hep çekişiyorlar ama savaşmaya kalksalar, nükleer başlıkların onda birini kullansalar dünya biter. O zaman ne olacak? 21’inci yüzyılın argümanlarından biri de mikro-milliyetçiliktir. Dünya giderek daha fazla etnik ve dini açıdan bölünme riskiyle karşı karşıyadır. İngiltere’deki bu dağılma tarihi bir olay olur. Güneşin batmadığı imparatorluk ayrışmaya giderse büyük sıkıntı olur. İngilizler akıllı ve pragmatist insanlardır, hatadan dönmelerini temenni ediyorum. Döneceklerini de düşünüyorum. Geri adım atmak lehlerinedir. 

Diyelim ki attılar ve anlaşmalı ayrıldılar; sonra?

İngiltere bununla tatmin olmaz. Çünkü başat güç olarak hep sözünü dinleten olmuştur, şimdi tabi ülke olur. Türkiye’nin gümrük birliğinde hissettiği sıkıntıyı hisseder. Mevcut anlaşmayı kabul etse bile daha ileri götürmek için mücadeleyi devam ettirmeyi tercih eder gibime geliyor.

Uluç Özülker: Brexit İngilterenin büyük hatası

AB KENDİNİ REFORME ETMELİ

İngiltere’siz bir Avrupa Birliği çatırdar mı?

Aslında Brexit sonrası AB’de çok önemli üç sorun ortaya çıkmaya başladı. Birincisi başta Polonya, Macaristan olmak üzere bazı ülkeler ‘Ben de’ demeye başladılar. Onların da AB ile ilişkilerinde ciddi sıkıntıları var. Ezildiklerini hissettiklerini söylüyorlar. Dolayısıyla daha yumuşak, bize daha fazla hak tanıyan bir model oluşturmak uygun olur diye bakmaya başladılar. AB ülkelerinden bir kısmı iflaslarla karşı karşıya kaldılar. Bu ortaya çıktığında Lyon’da Almanya bir mali modeli kabul ettirdi. Almanya’nın istediği şekilde bir sistemle yönetilmeye başladı Avrupa Birliği ve kendini tartışmaya başladı. Avrupa Birliği’nin sistemini bir şekilde yeniden düzenleyememesi halinde kendi geleceği de şüpheli. Çin, Rusya ve diğer BRİCS ülkeleri gibi çok kutuplu bir dünyada AB ülkeleri kendi ulusal boyutlarıyla herhangi bir güç oluşturabilecek mi? Dağılamazlar da… Avrupa Birliği’nin kendini reforme etmesi gerektiği ortaya çıktı. Brexit bunu daha da fazla tetikleyici olmuştur. Almanya ve Fransa, ‘Avrupa’yı biz kurduk, batırmadan nereye götüreceğimizi birlikte kararlaştırmalıyız’ diye düşünmeye başladılar. Bir de Avrupa’nın güvenliğinde İngiltere önemli bir ülkedir. Bu bağlamda Avrupa ciddi şekilde etkilenecek.

Uluç Özülker: Brexit İngilterenin büyük hatası

YENİDEN MÜZAKERE KÖTÜ EMSAL OLUR

Müzakerelere yeniden başlamak söz konusu mu?

Hayır, bence bir kere müzakere edilmiş, 27 ülke tarafından oylanmış bir metni yeniden müzakereye açmak mümkün değil. Çünkü AB’de kararlar zaten asgari müşterekte alınır. Zar zor yaptılar, yeniden açılamaz. Artı bu kötü bir emsal olur, böyle olursa her zora giren yeniden müzakere ister. AB’nin tavrı şu: ‘’Sen Brexit kararı alırken bana sormadın. Sorumlu ben değilim, sensin. Sonuçları herhalde biliyordun. Burada bizim  sorumluluğumuz sınırlıdır’’. Müzakere ederek değil, öteleyerek May’e nefes aldırabilir, zaman kazandırabilirler. Çünkü anlaşmasızlıktan hepsi zarar görecek. Dolayısıyla asıl karar vermesi gereken İngiltere olacaktır.

Desenize AB’den çıkmak da girmek kadar zor…

Biliyor musunuz, Lizbon Anlaşması’na kadar Avrupa Birliği’ne nasıl girileceği belliydi ama nasıl çıkılacağı belli değildi. Bunu AB’de o zaman da tartışmıştık, neden  dedik? ‘Bu bir ittifak modelidir, burada önemli olan zorda olana yardım edip, ayağa kaldırmaktır. Sistemin icabı budur. İflas eden Yunanistan buna en yakın örnektir. Yeni alınan ülkelerin uyum sorunundan sonra Lizbon’da çıkma hükmü de konmuştur.                                                                

TÜRKİYE İÇİN VAHİM DEĞİLDİR

Türkiye ile İngiltere'nin ticari ilişkileri nasıl etkilenir? 

İngiltere’nin ihracatında Türkiye’nin payı yüzde 1,2’den ibaret. Öyle çok fazla payımız yok. Türkiye’nin İngiltere’ye ihracatının payı da yüzde 7,3. Türkiye’de AB ülkelerinin yatırım payı yüzde 58. İngiltere payı bunun içinde  yüzde 5. 2018 yılında 23 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmış vaziyetteyiz. Bu da esas itibariyle AB kapsamında Türkiye’nin Gümrük Birliği çerçevesinde var olan imtiyazlarına dayanıyor. Anlaşmasız çıkma olursa Türkiye için sorun yeni bir ikili anlaşmayı süratle hayata geçirmeye çalışmaktır.  Bu kapsamda kanımca tablo, Türkiye yönünden vahim değildir. AB ile Gümrük Birliği’nin izin verdiği ölçüde eni bir anlaşma yapar, ticari ilişkimize devam ederiz. İngiltere’nin de buna hazır olduğu anlaşılıyor. Özetle, önümüzdeki günler sonuçları itibariyle ilginç gelişmelere gebe görünüyor. İzleyip göreceğiz. Temennim aklıselimin galip gelmesidir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle