Sinema

Güncelleme Tarihi:

Sinema
Oluşturulma Tarihi: Haziran 14, 1998 00:00

Haberin Devamı

Sayı kralı Buddy

Çocuklara yeni bir arkadaş geliyor: Sayı kralı Buddy. O bildiğiniz köpeklerden değil. Sahibinin terliklerini getirmiyor, frizbi oynamıyor. En büyük hayali iyi bir K9 olmaktı ama Hollywood'dan teklif gelince sinemaya geçti. Şimdi tek rakibi var: Michael Jordan. Eğitiminin sürdüğü altı ay içinde 4 bin basket atışı denemesi yaptı ve bunlardan 2 bin üç yüzünü sayıya çevirdi.

Okulların kapanmasına çok az bir zaman kala çocukların da izleyebileceği filmler vizyona giriyor. Sayı Kralı Buddy de bunlardan biri...

Sayı Kralı Buddy'nin yönetmenliğini Charles Martin Smith yapıyor. Başrollerinde Michael Jeter, Kevin Zegers, Wendy Makkena, Bill Cobs, Eric Christmas'ın rol aldığı filmin kahramanı hiç kuşkusuz basketbol oynayabilen sayı kralı köpeğimiz Buddy...

Yalnız bir çocuk, başıboş sevimli, basketbolda Sayı Kralı bir köpek, kendilerini kalpleri ısıtan sevgi dolu bir dostluğun ve bu dostlukla gelen maceranın içinde bulurlar.

12 yaşındaki Josh Framm (Kevin Zegers) babasının ani ölümünden sonra ailesi ile birlikte sessiz, sakin olan Fernfield kasabasına taşınır. Kasabada yeni olan Josh'un hiç arkadaşı yoktur, utangaç bir yapıya sahip olduğu için okulun basketbol takımına da girmeye cesaret edemez.

Josh bir gün okuldan dönerken senelerdir kullanılmayan virane bir evin arka bahçesinin mini basketbol sahası olduğunu keşfeder. Orayı kendi imkanlarıyla temizler ve hoş bir saha haline getirir. Artık okuldan sonra, babası ile olan basketbol anılarını yaşatmak için oraya gider ve kendi kendine tekniğini geliştirmeye çalışır. Yine birgün okuldan sonra kendi sahasında basketbol oynarken, başıboş, bakımsız ve ürkek bir köpek ile karşılaşır. O an arkadaşlıkları başlamıştır. Tasmasından adının Buddy olduğunu öğrenir. Annesi evde yokken onu eve götürür, yıkar, yiyecek verir ve yatağını hazırlar. Tek problem kalmıştır; annesini evde Buddy'e bakmak için ikna etmek. Akşam anne eve gelince oğlunun bu isteğine önce karşı çıkar, fakat sonra oğluna arkadaş olacağı için kabul eder. Artık Josh ile Buddy ayrılmaz bir ikilidir.

Ertesi gün Buddy, Josh'u okula kadar götürür, orada bekler ve birlikte basketbol sahasına giderler. Komik olaylar böylece başlar. Buddy, Josh'dan basketbol topunu kaptığı gibi sayı yapar. Bunu tekrarlayınca Josh artık bir sayı kralı ile birlikte olduğunu anlar.

Buddy, Josh'un hayatında önemli değişiklikler olmasına neden olmuştur. Onun sayesinde Josh bir çok arkadaş edinmiş ve okulun basketbol takımına girmiştir. Üstelik Buddy de okulun basketbol takımının maskotu olarak tüm öğretmen ve öğrenciler tarafından benimsenmiştir.

Buddy bir anda herkesin sevgilisi durumuna gelmiş ve yerel basında sık sık yer almaya başlamıştır. Fakat basında yer almak, eski sahibinin onu bulmasıyla sonuçlanır. Eski sahibi Buddy'nin peşine düşer. Tüm kasaba Buddy'i kaybetmekten korkmaktadır. Bu arada eski sahip, Josh'u mahkemeye verir.

Mahkeme sırasında okul basketbol takımının şampiyonası sürmektedir. Takımdan bir oyuncu aniden sakatlanınca, Josh oyuncunun yerine Buddy'i oyuna sokması için antrenörlerini ve hakemleri ikna eder. Buddy hünerini gösterir ve okul takımını şampiyonluğa taşır.

Mahkeme ise Buddy için kabus gibidir. Mahkeme kararını herkes merakla beklemektedir. Yargıç için ise bu karar meslek hayatının en zor kararıdır.

Buddy'nin yaşantısı her köpeğin ve hatta insanların hayalini kurduğu bir yaşam tarzı. Buddy hiçbir zaman sahibinin terliklerini getiren, onunla frizbi oynayan klasik bir köpek olmamış. Onun en büyük hayali başarılı bir K9 olabilmekmiş, ta ki Hollywood yapımcılarından başrol teklifi alana kadar...

Buddy rolünü kabul ettikten sonra insanlardan duyduğu ilk laf ‘‘köpekler basketbol oynayamaz’’ olmuş. Buddy'nin eğitilmesi sadece 6 ay sürmüş, yaklaşık 4.000 basket atışı denemesi yapmış ve 21 Mart 1990 tarihinde ilk basketini atmış. Eğitiminden film çekimine kadarki kariyerinde kadar attığı basket sayısı ise 23.000...

Romeo ve Juliet'i bu kez kaçırmayın...

Leonardo di Caprio fırtınası nedeniyle, yakışıklı aktörün başrolünü oynadığı Romeo & Juliet filmi tekrar gösterimde... Böylelikle Shakepeare'in bu sevilen oyununun sinemaya uyarlamasını kaçıranlar için bir fırsat doğmuş oldu. Yönetmenliğini Baz Luhrmann'ın yaptığı filmde, di Caprio'nun yanısıra Claire Danes, John Leguizamo, Diane Venora ve Paul Sorvino rol alıyor.

Okul yıllarından Shakespeare'i korkulu bir rüya olarak hatırlayanlar, bu filme pek sıcak bakmıyor olabilirler. Ama bu Shakespeare uyarlaması rock'n'roll, cinsellik ve heyecan dolu bir yapıt... Film, Shakespeare söz konusu olduğunda olasılıkların ne kadar çok ve zengin olabileceğini kanıtlıyor.

Shakespeare'in oyunlarıyla yargıladığı, yargılarken toplumun hiçbir ögeini ihmal etmeden en ince detayına kadar metne aktardığı lirik ve dokunaklı kişilikler aradan 400 yıl geçmesine karşın günümüz için hala güncel ve gerçekçi.

Ferzan Özpetek, Altın Küre ödülü verdi

Geçen yıl İtalya'da ‘‘Hamam’’ filmi ile En İyi Yönetmen dalında Altın Küre alan Ferzan Özpetek bu yıl ödül verdi.

İtalya'da Yabancı Basın Derneği'nin düzenlediği geleneksel Altın Küre ödüllerinden dördünü, Cannes Film Festivali Özel Jüri Ödülü'nü kazanan ‘‘La Vita e Bella’’ (Hayat Güzeldir) adlı filmi ile Roberto Benigni aldı. ‘‘La Vita e Bella’’ filmi En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında Altın Küre'ye layık görüldü. En İyi Yönetmen ödülünü sahibine Ferzan Özpetek verdi.

Greasemania devam ediyor

Başrollerini John Travolta ile Olivia Newton-John'un paylaştığı ünlü müzikal film Grease, 20 yıl aradan sonra Amerika ve Kanada'da 2000 sinemada birden gösterime girdi. Ses düzeni baştan sona yenilenen ve dijital teknolojiyle geliştirilen Grease, bundan 20 yıl önce, 1978 yılının 16 Haziran günü ilk gösterime girdiğinde o yılın gişe rekortmeni olmuş ve elde ettiği 340 milyon dolarlık gişe hasılatıyla tüm zamanların en büyük hasılat yapan müzikal filmi ünvanını elde etmişti. Grease, filminin dışında da müzik arenasında o günden bu yana daima hit olarak kaldı. Filmin soundtrack albümlerinin satışı 20 milyonun üzerine çıkarken sadece 1996 yılındaki satışlar 1 milyon 200 bine ulaştı. Seyircilerin 35 milimetrelik bir sinema filminden beklentilerini dikkate alan Paramount yetkilileri Grease'in negatifleri üzerinde uzun çalışmalar yaparak bazı kısımlarını geliştirip yenilediler.Grease, Temmuz ayında Türkiye'de de yeniden gösterime girecek.

Çocuktan al şifreyi

Şifre Merkür, bence teknolojiyle hafif hafif dalga geçen bir film.

Dünya'nın çeşitli bölgelerinde kritik noktalarda bulunan ajanları kurtarmak için kullanılan Şifre Merkür'ü otistik bir çocuk bulunca, FBI ve Milli Güvenlik birbirine giriyor.

Hal böyle olunca çok gövdeler 'telef' oluyor, kanlar dökülüyor.

Gerisini anlatmayalım. Çünkü ne olacağını biliyorsunuz. Devlet adına cinayet işlediğini söyleyen kötü niyetlilerle savaşan helal süt emmiş bir FBI ajanının mücadelesi.

Zaten bu tür filmlerde bir tane kurtarıcı vardır, bir de ona yardım eden yarı saf, yarı dürüst bir emniyet görevlisi bulunur.

Bruce Willis, bu kez bir cinayeti çözüyor, devlet cinayetini.

Alec Baldwin, devletin korunması uğruna kişilerin birer birer öldürülmesini uygun görüyor.

Türkiye'de son olayları yaşadıktan sonra bunlar bize Amerikan gerilim filmi, serüven filmi gibi gelmiyor.

Sıradan işler, sıradan olaylar diye adlandırabilirim.

Bunca bilgisayar, gizli notlar, kodlar, kapalı kapılar ve bir çocuk her şeyi ortaya döküyor.

Gizli teşkilatta çalışan bir hanımın bilgisayarcıya tavsiyesi beni çok güldürdü.

Her şeyi öğrenebilirler diye bir eskiciden ona daktilo aldırması.

Gerçekten de ancak daktiloda yazılanlar gizli kalabilir. Siyah kopya kağıtları en emindir.

Son dönem Amerikan filmlerindeki teknoloji gösterilerine hoş bir gönderme.

Beni filmde en çok etkileyen oyuncu otistik çocuk oldu. Gerçek bir otistik midir yoksa rol gereği mi bilmiyorum ama gerçekten mükemmeldi.

Filmin şiddet tonu da bu çocuk sayesinrde biraz olsun dengelenmiş. Çünkü son sahne göz yaşartacak bir duygusallık taşıyor.

Bruce Willis her zamanki gibi. Acıma duyguları körelmemiş sevgi dolu bir ajan. Söz konusu memleket menfaatleri de olsa küçük bir çocuğun öldürülmesine gönlü bir türlü razı olmuyor.

Arada masum bir çocuk olunca doğrusu kaçıp kovalamacalar biraz olsun anlam kazanmış.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!