GeriGündem 'Sıfır sorun' politikası çöktü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Sıfır sorun' politikası çöktü

'Sıfır sorun' politikası çöktü
refid:15101182-spot ilişkili resim dosyası

İngiliz The Guardian gazetesinin köşe yazarı Simon Tisdall, makalesinde Türk hükümetinin bölgesel güç haline gelebilmek için gösterdiği her girişimde başını derde soktuğunu iddia etti.

Tisdall, Türkiye'nin dış politikasında benimsediği 'sıfır sorun' politikasına rağmen komşularıyla sorunlarını çözmekte başarılı olamadığını, aksine sorun çözmekten çok, bir eksen kayması yaşadığını belirtti. Tisdall, Erdoğan'ın terör saldırıları ardından gösterdiği tepkiyi ise, hükümetinin sekiz yıllık iktidarında teröre çözüm getirememesinin öfkesi olarak belirtti.

 

İşte Tisdall'ın yazısı:

 

Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK arasındaki şiddetin artması, Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara hükümetinin “Kürt sorunu” çözüme kavuşturabilmek adına şu ana kadar ne kadar ileri gidebildiğin altını çizdi.

 

Ancak yeniden başlayan çatışmalar daha büyük bir soruyu gündeme getirdi: Erdoğan ve ünlü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından benimsenen “komşularla sıfır sorun” politikası ne kadar fiziksel, uzun süreli çözümler sağlıyor.

 

Erdoğan’ın Cumartesi günü 11 Türk askerinin hayatını kaybetmesi ardından PKK’ya yönelik öfkesi, büyük olasılıkla AK Parti’nin iktidara geldiğinden bu yana geçen sekiz yılda askeri olmayan çözüm arayışında çok az ilerleme kaydedebilen Ankara’nın öfkesini yansıtıyordu.

 

Erdoğan Van’a düzenlediği ziyarette, “Hainleri sevindirmeyeceğiz, bu toprakları kahramanca savunacağız… Kazanamayacaklar. Hiçbir şey elde edemeyecekler. Kendi kanlarında boğulacaklar” dedi.

 

Erdoğan'ın İsrail’in Gazze üzerine düzenlediği saldırılara gösterdiği tepkiye benzer söylemleri, 1984’te beri 40 binin üzerinde insanın hayatına mal olduğu tahmin edilen bir çatışmanın neden olduğu endişeleri gizleyemez.

 

‘SIFIR SORUN’ NE KADAR BAŞARILI

Türkiye’nin devam eden askeri saldırılarını öne süren PKK, bu ay tek taraflı ateşkesi sonlandıracağını açıkladı. Bu karar Türk Anayasa Mahkemesi’nin Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) kapatılmasını takip etti. Alınan karar, Irak bölgesel Kürt yönetiminin başkanı Mesud Barzani ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.

 

Bugün yaşanan endişe, devam edecek PKK saldırılarının Türk ordusunun Kuzey Irak’a tekrar harekât düzenlemeye itebilecek olması. Bu tür bir gelişme Ankara’nın Bağdat ile ilişkilerini gerginleştirebilir.

 

Türkiye’nin “sıfır sorun” politikası, Azerbaycan’ın tartışmalı bölgesi Dağlık Karabağ’da da sorunla karşılaştı. Türkiye ve Ermenistan geçtiğimiz yıl görünüşte tarihi bir barış anlaşması imzaladı. Ancak Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ sorununun öncelik kabul edilmesinde ısrar etmesi, geri adım atılmasına neden oldu. Tansiyonu hafifletmek yerine, Erdoğan’ın girişimi gerilimi iyice artırdı.

 

Bölgesel bir güç olma hevesine rağmen, Türkiye’nin yaptığı müzakereler bir başka sorunlu nokta, Kıbrıs’ta ikna edici eylemlere dönüşmeyi başaramadı. Kıbrıslı Türkler, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde yapılan yeniden bütünleşme görüşmeleri devam ederken, adanın sürekli bölünmüş olarak kalmasını destekleyen bir devlet başkanı seçti.  

 

ÇÖZÜM DEĞİL EKSEN KAYMASI

Erdoğan şüphesiz bir komşusu ile ilişkilerini ilerletti. BM güvenlik Konseyi’nde Tahran’a uygulanacak yaptırımlara ret oyu kullanan Erdoğan, Avrupa ve ABD’yi korkuturken, İran Devlet Bakanı Mahmud Ahmedinecad’ı memnun etti. Bunun aksine, Gazze filo baskını ardından, askeri ve diplomatik bağlantıların askıya alındığı İsrail ile ilişkiler dibe vurdu.

 

Erdoğan’ın İran ile yakınlaşması, İsrail ile bağlarını koparması ve Suriye gibi şüpheli ülkelerle görüşmesi, Batılı yorumcuları Türkiye’nin Batı ve NATO’dan uzaklaşan ancak Arap ile Müslüman dünyasına yaklaşan “stratejik eksen kayması” hakkında spekülasyon yapmaya itti.

 

New York Times’ın köşe yazarı Thoms Friedman, “Türkiye’deki İslami hareket AB’ye değil ancak İsrail’e karşı duran Hamas-Hizbullah-İran direnişe katılmaya odaklanmış gözüküyor” yorumunda bulunmuştu.

 

Davutoğlu, Batılı ülkelerin endişelenmemeleri gerektiğini söyledi. Bundan ziyade, Türkiye’nin “uluslararası gevenlik ve refahın desteklenmesinde oynadığı merkez rolün güçlenmesini” memnuniyetle karşılamaları gerektiğini belirtti.

 

Ayrıca, Foreign Policy dergisine ABD ve NATO ile mevcut yakın ilişkilerin Türk politikasının “temel prensipleri olduğunu” ve ABD ile ikili ilişkilerin “büyük öneme” sahip olduğunu belirtti.

 

Bu tür güvenceler ana düşünceden sapabilir. En azından Batılı bir görüş açısından, sorun Erdoğan veya Davutoğlu’nun Türkiye için daha büyük bir rol istemeleri ve bunu tek başına yapmaya hazır gözükmesi değil. Sorun, yapmak istedikleri işleri başarılı olduklarına kıyasla çok daha fazla berbat etmeleri.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle