GeriGündem Şeb-i Arus ne demek? Yüzlerce yıllık gelenek Şeb-i Arus nedir?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şeb-i Arus ne demek? Yüzlerce yıllık gelenek Şeb-i Arus nedir?

Şeb-i Arus ne demek? Yüzlerce yıllık gelenek Şeb-i Arus nedir?

Öğretileri ile tüm dünyada ilgi uyandıran Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'nin öldüğü gece Şeb-i Arus olarak tanımlanıyor. Mevlânâ'nın ölüm yıl dönümüne denk gelen haftalarda yapılan 'Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri' de bu isimle ifade ediliyor. Peki, Şeb-i Arus ne demek, anlamı ne?

Şeb-i Arus, Hz.Mevlana'nın vuslata erişmesinin 745. yıl dönümünde Konya başta olmak üzere birçok merkezde düzenlenecek olan etkinliklerle gündemde yer alacak. Ölümün aslen bir cismin ortadan kalkması değil, Allah'a doğru uçması anlamına geldiğini düşünen Hz. Mevlana, Şeb-i Arus'a 'Düğün Gecesi' anlamını yüklemiştir. İşte, Şeb-i Arus hakkında merak edilen bazı bilgiler...

ŞEB-İ ARUS NE DEMEK?

Şeb-i Arus kelimesi “Düğün Gecesi” demektir. Mevlana ölüm gününü “Hakk’a vuslat” yani “Yaratana Kavuşma” (Düğün Günü-Gecesi) saymıştır, “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” der. Ölüm Mevlana için kişinin aslına dönüşü, kaynağının ilahi bir cevher olması nedeniyle “Allah’a dönüş” olarak yorumlar. Bir başka ifadeyle ölüm “cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçmasıdır”. Ölüm, Müslümanlık öncesi Türklerde de aynı şekilde ifade edilir.

BU YILIN ETKİNLİK PROGRAMINI GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

2018 ŞEB-İ ARUS TÖRENLERİ

Hazreti Mevlana'nın 745'inci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un da katıldığı "Selam Vakti" yürüyüşü ile başladı.

Törenler kapsamında ilk olarak, Bakan Kurum, Konya Valisi Cüneyit Orhan Toprak, Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Kültür ve Turizm İl Müdürü Abdüssettar Yarar, Mevlana'nın 22'nci kuşaktan torunu Esin Çelebi Bayru, AK Parti İl Başkanı Hasan Angı ve protokol üyeleri ile vatandaşlar, Şems-i Tebrizi Türbesi'nde bir araya geldi.

Protokol üyeleri ile vatandaşlar daha sonra "Selam Vakti" temasıyla düzenlenen etkinlikler kapsamında Mevlana Meydanı'na kadar yürüdü. Bakan Kurum, burada gerçekleştirilen Nevbe Merasimi sırasında yanına gelen bir yaşlı kadına atkısını hediye etti.

Merasimin ardından Kurum ve beraberindekiler, Mevlana Müzesi'ni ziyaret ederek Mevlevi geleneği olan "Gülbang duası"nı dinledi. Burada ziyaretçilere tekke pilavı ikram edildi. Ardından Kurum, Mevlana Kültür Merkezi'ndeki "Sanat Ocağı Mevlevihane" sergisinin açılışını gerçekleştirdi.

Öğretileri ile tüm dünyada ilgi uyandıran düşünce adamı, mutasavvıf Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin vefatının 745'inci yılı dolayısıyla 7-17 Aralık tarihlerinde düzenlenecek törenler, Mevlana Kültür Merkezi'nde yapılacak etkinliklerle devam edecek.

HZ. MEVLANA'NIN HAYATI

Asıl adı Muhammed Celâleddin olan Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî, 30 Eylül 1207 yılında, bugün Afganistan sınırları içerisinde bulunan Belh şehrinde doğmuştur. Babası, Sultânü’l-Ulemâ (Âlimler Sultanı) unvanına sahip olan Muhammed Bahâeddin Veled, annesi Mümine Hatun’dur.

Bahâeddin Veled, 1212 yılında aile fertleri ve yakınları ile birlikte bazı siyasi olaylar nedeniyle Belh’den ayrılır. Hz. Mevlâna’nın da içinde bulunduğu göç kervanı önce Nişabur’a gelir ve büyük mutasavvıf Feridüddin-i Attar ile görüşür. Bu ziyarette ilgi ve takdirini kazanan Hz. Mevlâna’ya Feridüddin-i Attar, “Esrar-nâme” adlı eserini hediye eder.

Hz. Mevlâna ve ailesi Nişabur’dan sonra Bağdat ve Kûfe üzerinden hac ibadeti yapmak için Mekke’ye gider. Hac dönüş yolunda Şam’da Muhyiddin İbn-i Arabî ile görüşürler. Kafiledekiler oradan ayrılırken İbn-i Arabî, babasının ardından yürüyen Mevlâna’ya bakarak; “Sübhanallah! Bir okyanus bir denizin arkasından gidiyor” der.

Sultânü’l-Ulemâ ve ailesi Şam’dan sonra Halep üzerinden Anadolu topraklarına girip Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri ve Niğde yoluyla 1222 yılında Lârende’ye (Karaman) gelip yerleşirler. Sultânü’l-Ulemâ ve yakınları, Karaman’da kendisi için yaptırılan medresede 7 yıl kalarak irşad faaliyetinde bulunurlar.

Mevlâna Celâleddin; 1225 yılında Karaman’da Gevher Hatun ile evlenir. Mevlâna’nın yaptığı bu evlilikten Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi isimli iki oğlu dünyaya gelir. Gevher Hatun’un vefatı üzerine yapmış olduğu ikinci evliliğinden de, Emir Âlim Çelebi isimli bir oğlu ile Melike Hatun isimli kızı doğar.

Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın ısrarlı daveti üzerine Sultânü’l-Ulemâ ve yakınları, Karaman’dan Selçuklu Devleti’nin başkenti olan Konya’ya göç ederler (3 Mayıs 1228).

Mevlâna ve ailesi ilk zamanlar Altunaba (İplikçi) Medresesi’ne yerleşirler. Va’z ve irşad faaliyetleriyle meşgul olan Sultânü’l-Ulemâ kısa zamanda Selçuklu Devleti içerisinde şöhreti ile ma’ruf olur ve 12 Ocak 1231 yılında, 85 yaşında iken Konya’da vefat eder.

Babasının vefatı üzerine, O’nun yerine geçen Hz. Mevlâna, şimdi İplikçi Camii diye bilinen yerdeki medresede uzun yıllar dersler ve vaazlar vermiştir. Bu ders ve sohbetlere zaman zaman farklı din mensupları da iştirak etmişlerdir.

Mevlâna Celâleddin, Şekerciler Hanı’nın önünden geçerken (15 Kasım 1244) Şems-i Tebrizî ile karşılaşır. Genç bir âlim olan Mevlâna, Şems’in kendisine sorduğu tasavvuf muhtevalı sorulara verdiği cevaplar sayesinde tanırlar. İki engin insan arasındaki bu tanışma ile tesis edilen büyük dostluk ve yakınlık, Şems’in kayboluşu yahut ölümü sebebiyle fazla sürmemiştir.

Herkesin birbirini anlamasını ve birbirine hoşgörü ile bakmasını, engin anlayışının temeli sayan ve kendisinin hayat görüşünün de Kur’an-ı Kerîm ile Hz. Muhammed (a.s)’ın çizgisi üzere olduğunu sık sık vurgulayan Mevlâna Celâleddin, 17 Aralık 1273 Pazar günü, 66 yaşında iken Konya’da vefat etti.

Mevlâna Celâleddin, vefat gününü, en büyük sevgili olarak bildiği Allah’a kavuşma anı olarak belirttiği için, o gece “Şeb-i Arûs” yani “Düğün Gecesi” olarak kabul eder. Allah’ın rahmeti, mağfireti ve bereketi onun üzerine olsun.

Hz. Mevlâna’nın 25.618 beyitten oluşan Mesnevî’sinin dışında Divan-ı Kebir, Mektubât, Fihi Mâ Fih ve Mecâlis-i Seb’a eserleri de dünyanın dört bir yanında ilgi ile takip edilmektedir.

Mevlâna Celâleddin Rûmî eserlerini esas itibariyle zamanın edebiyat dili olan Farsça ile kaleme almasının yanında, Arapça ile birlikte az da olsa Türkçe ve Rumca beyit ve ifadelere de yer verdiği görülmektedir.

Hz. Mevlâna eserlerinde, aynı ana fikir ve bakış açısının (ilâhî aşkın ve vecdin) yer aldığı din, tasavvuf ve sosyal hayat başta olmak üzere her konuda bilginin ve bilgi sahibi olmanın önemine her vesileyle işaret etmektedir.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle