GeriGündem PKK’da ‘Oyuna mı geliyoruz’ korkusu var
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

PKK’da ‘Oyuna mı geliyoruz’ korkusu var

Aliza Marcus, hem Türkiye’de hem de dünyada PKK’yı en iyi bilen ve yorumlayan isimlerden biri. 90’ların başında Türkiye’de gazetecilik yaparken Kürt sorunu üzerine yoğunlaşmaya başlayan Marcus’un 2007’de yayımlanan ‘Kan ve İnanç’ isimli kitabı PKK üzerine yapılan belki de en derinlikli çalışma.

PKK’da ‘Oyuna mı geliyoruz’ korkusu var
refid:24458717 ilişkili resim dosyası

Marcus barış sürecini geçen ay Washington’da bir paneli paylaştığı Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’dan dinlemiş. Sonra da kalkıp Türkiye’ye gelmiş. ‘Yarı tatil, yarı iş’ diyor. Diyarbakır, Hakkâri, Cizre’yi dolaşıp, yıllardır tanıdığı aktörlerle yaptığı görüşmelerde edindiği izlenimleri konuştuk.

-Barış süreci nasıl gidiyor sizce?

Erdoğan, BDP’yi gerçek bir siyasi aktör gibi kullanmıyor. BDP posta servisi ya da bir nevi ulak olmaktan öteye geçemiyor. Erdoğan, Kandil’le de müzakere etmek istemiyor, her şeyi Öcalan ile bağlamak istiyor. Oysa Öcalan bir tutuklu, 15 senedir hapiste. Dışarıda olanları en fazla ne kadar biliyor ya da anlıyor olabilir ki? Sahada olanlarla yüz yüze konuşmuşluğu yok ki. BDP heyetleri İmralı’ya gittiklerinde yalnız değiller, özel görüşme yapamıyorlar. MİT her şeyi dinlerken bunun çok açık ve samimi bir görüşme şekli olduğunu kimse söyleyemez. Ben sürecin, başarısızlığını neredeyse garantileyecek bir biçimde yürütüldüğünü düşünüyorum. AKP ‘Süreç başladı işte, herkes bekleyip görecek’ demekten başka şey yapmıyor. Türk hükümetinin niyeti net değil.

-Öcalan’ın mesajları konusunda Kandil’de soru işaretleri var mı?

Hiç şüphe yok ki bütün bu süreçte en önemli aktör Öcalan. O olmadan hiçbir şey olmaz. Otoritesi Kürtler ve PKK tarafından sorgulanan bir şey değil. Ancak aynı zamanda hapiste ve baskı altında olan bir adamdan bahsediyoruz. Böyle bir durumda devletin size söylediği şeylerden etkilenmeye açık olmanız çok doğaldır. Size ulaşan her bilgi, devletin ulaşmasına izin verdiği bilgi. Gerçekten aklınızdan geçenleri özgürce konuşmanız da söz konusu değil haliyle. Bunları insanlar Öcalan’a güvenmiyor demek için değil, şu koşullarda tek başına bir anlaşmaya varmasının ne kadar güç olduğunu vurgulamak için anlatıyorum. Zaten Öcalan da kendisi dışındaki aktörlerin öneminin son derece farkında. Asıl sorun AKP’nin gerçek niyetini Öcalan da dahil kimseye açık seçik anlatmamış olmasında. Biz bu denklemde zaten Kandil’in ne istediğini biliyoruz. Bilmediğimiz hükümetin ne istediği.

-Kandil ne istiyor?

Bir çeşit özerklik istiyorlar. Ama Erdoğan’ın ne istediği konusunda şüphe içindeler. ‘Acaba Oslo’da olduğu gibi yine bize oyun mu oynanıyor’ diye sorguluyorlar. PKK’ya göre Oslo, hükümetin seçimler öncesinde çatışmayı durdurmak için kurguladığı bir oyundu. Zaten oradan bir şey çıkmayacağını görünce de PKK savaşa geri döndü.

-15 yıldır İmralı’da olan Öcalan ile o sürenin büyük bölümünü savaşarak geçiren PKK’nın ilişkisi bugün nasıl bir ilişkidir?

PKK olmadan Öcalan hiç kimsedir. Öcalan’ın kendi meşruiyeti için Kandil’e ihtiyacı var. Kandil’in de Öcalan’a ihtiyacı var, çünkü herkesin saygı duyduğu adam o. İki tarafın da birbirine ihtiyacı olması bir denge yaratıyor. Öcalan çıkıp yarın ‘PKK savaşı tamamen durdursun. Bugüne kadarki kazanımlarımızla mutlu olalım’ dese bunun bir karşılığı olmayacağını biliyor. İki taraf da birbirinin sınırlarını çok iyi biliyor.

-Devlet de bu sınırları bilerek strateji kurmuyor mudur zaten?

Ben AKP’nin sadece Öcalan ile bir çözüme ulaşamayacaklarını tam olarak anladığı kanaatinde değilim. Bugün kim kiminle müzakere ediyor belli değil. AKP, PKK ile mi müzakere ediyor, yoksa Öcalan Kandil’le mi? Çözüm için Kandil’e ihtiyaçları var. Eğer çözüm istiyorlarsa Kandil’le de doğrudan görüşmeleri gerekiyor, BDP’yi işin gerçek bir parçası haline getirmeleri gerekiyor. PKK’ya göre bugün ortada henüz barış da yok, bir süreç de yok. Ama kimse çıkıp bunları söylemiyor, çünkü işin ciddiyetinin farkındalar ve bozan taraf olmak istemiyorlar.

PKK’da ‘Oyuna mı geliyoruz’ korkusu var

YEREL SEÇİMLERE KADAR VAKİT VAR

-Eğer dediğiniz gibi PKK cephesinde bu kadar çok soru işareti varsa, bu çatışmasızlık hali ne kadar sürdürülebilir?

Bana kalırsa önümüzdeki yerel seçimlerin sonuna kadar vaktimiz var. Bugün PKK hem işi bozan taraf olmamak adına hem de Rojava ile meşgul olduğu için savaşmak istemiyor. Bir süre sonra kış gelecek, zaten savaşamayacaklar. Yerel seçimlere kadar böyle gider. Ama eğer yerel seçimlerin sonunda da Türkiye hâlâ demokratikleşme, genel af, bir tür yerel özerklik gibi meselelerde açılım sağlamamış olursa PKK savaşa dönmeyi düşünebilir. Bu oyundaki tek joker Rojava’daki Kürtlerin özerklik ilanı olabilir ki bu sandığının aksine aslında Türkiye’ye zaman kazandırabilir. Ama bu resimde beni en çok korkutan TAK gibi bir grubun çıkıp savaşmaya başlaması, PKK’nın bir noktada TAK’ı kullanmaya başlaması. İşte o nedenle de Türkiye’nin 2014 ilkbaharına kadar bir karar vermesi gerektiğini düşünüyorum. Erdoğan gibi güçlü ve halkın desteğine sahip bir lider bunu yapabilir.

Rojava meşruiyet zemini sağladı

-Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin Nusra Cephesi’ne karşı kazandığı sınır mücadelesi Türkiye’deki süreci nasıl etkileyecek?

Rojova her şeyi değiştirdi. Her şeyden önce PKK için yeni bir meşruiyet zemini sağladı. Evet PYD resmen PKK’nın bir parçası değil ama çok yakın bir ilişkileri var. Savaşçıların çoğu aynı. PKK, ta 80’lerden 90’lardan beri Rojava için çok çalıştı. Ama bugün bütün dünya Suriye’deki Kürtlerle çok ilgili, çünkü Esad’a ve El Kaide’ye karşı savaş kazanan bir PYD var. PYD’nin bu anlamda kazandığı uluslararası saygı PKK’ya da yazıyor. İşte bu Erdoğan açısından çok hassas bir nokta, çünkü bugüne kadar bütün dünyayı PKK’nın bir terör örgütü olduğuna ikna etmişti. Ancak bugün bazı çevreler PYD’ye bakarak, ‘Belki PKK da terör listelerinden çıkarılmalı’ demeye başladı.

-Bu, Washington’da cidden tartışılıyor mu?

Henüz cidden tartışıldığını düşünmüyorum ama yavaş yavaş böyle bir tartışma başlıyor. Benzer bir eğilim Avrupa’da da var. Bir de şu taraftan bakın; Rojava aslında PKK’nın ilk kez gerçekten kontrol edip yönettiği bir alan. PKK bugün Suriye’nin kuzeyinde özerk bir bölgenin nasıl yönetileceği konusunda pratik yapıyor ve deneyim kazanıyor. Suriyeli Kürtler özerklik alacak ve bunu PYD altında alacaklar. Suriye içindeki diğer bütün güçler birleşip PYD’ye karşı savaş kararı almadığı takdirde bunun engellenmesi zor. Türkiye açısından bir çıkmaz sokak. Türkiye daha önce Irak’ta bir federasyon için kırmızı çizgi diyordu, bugün Suriye’de aynı şeyi söylüyor da ne oluyor? Bugün Suriye ile sınırınızda Kürt bayrakları dalgalanıyor. AKP hâlâ bu eski kırmızı çizgi retoriğini kullanarak bir yere varamaz. Sahadaki dengeler değişirken Türkiye politika değiştirmezse kaybeder. İran’ı özel koşullarından dolayı bir kenara koyarsak Türkiye, Kürtlerin hâlâ aktif olarak özerklik ve meşruiyet arayışında olduğu tek ülke olarak kalacak. Zaten bugün Türkiye’nin güneydoğusunda devletin görünürlüğü çok azalmış durumda. PKK gerillaları dağlarda özgürce geziyor.

Erdoğan’ın önündeki 2 seçenek

-PKK’lıların şu anda Türkiye’nin dağlarında gezmek yerine sınırın öte tarafına çekiliyor olmaları gerekmiyor mu?

Evet çekiliyorlar ama yavaş yavaş çekiliyorlar. Erdoğan’ın tam olarak hesaplayamadığı şu; PKK tamamen çekilirse geriye ne kalacak? Geriye bir nevi bir otorite boşluğu kalacak. Bu boşluğu herhangi bir silahlı grup doldurmak isteyebilir. Bu hem Türkler hem de Kürtler açısından çok tehlikeli bir durum. PKK hem geride böyle bir boşluk bırakmak istemediği için hem de Türkiye’ye güvenmediği için çok yavaş çekiliyor. Tamamen çekilseler bile geride KCK kalacak. Her halükârda bölgede PKK’nın en baskın aktör olarak kalması sağlanır. Bu bölge insanı açısından da makul bir şey. Bugün artık PKK’yı aynı AKP ve CHP gibi bir siyasi parti olarak gören çok insanla konuştum son ziyaretim sırasında. Bu bakış değişmez. Gezi olayları, Erdoğan’ın Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik adımları atmaya hazır olmadığını ortaya çıkardı. Bugün soru şudur; demokrasi olmadan Kürt sorununu nasıl çözersiniz? Erdoğan’ın önünde iki seçenek var; ya demokratikleşme yoluyla bu meseleyi çözecek ya da Güneydoğu’yu Kürtlere bırakacak.

Öcalan en fazla ev hapsi umabilir

-Öcalan’ın Türkiye siyasetinde meşru bir aktör olma hevesi var mı sizce?

Bugün önemli olan Öcalan’ın kendi siyasi geleceği ya da özgürlüğü için ne istediği değil. Elbette Kürtler en azından koşullarının iyileştirilmesini, ev hapsini çözümün bir parçası olarak isteyecek. Ancak asıl mesele Kürtlerin kendilerini yönetme meselesidir. Erdoğan’ın üzerinde düşünmesi gereken budur. Ayrıca Öcalan’ın tamamen özgür kalacağını düşünmüyorum. Zaten özgür bırakılsa, biri çıkar sokakta öldürür. Bence umabileceğinin en iyisi ev hapsi. Ayrıca Türklerden kabul etmelerini isteyeceğiniz şeylerin de bir sınırı var.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle