Okur Temsilcisi'ne Mektuplar

Güncelleme Tarihi:

Okur Temsilcisine Mektuplar
Oluşturulma Tarihi: Nisan 17, 2006 00:00

Haberlerin 2 başlığı ve seçilen kelimelerin önemi

HÜRRİYET’e gelen okur tepkileri açısından bakıldığında, geçen haftaya iki haber damgasını vurdu: Yarbay Alim Yılmaz’ın Ankara Kocatepe Camii’nde yapılan cenaze töreni ve Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Ayrımcılık Komitesi’nin türban konusunda Türkiye’den yapılan bir başvuruyu "kabul edilebilir" bulmaması. Yoğunluğu aynı, nitelikleri farklı tepkileri ayrı ayrı ele almak istiyorum:

Ava giderken avlanmak

YARBAY Yılmaz’ın cenaze töreniyle ilgili haberler özellikle Hürriyet’in internet sitesinde büyük trafik yarattı. Gönderilen yüzlerce mesaj içerisinden ancak 214 tanesine yer verilebildi. Bu mesajların çoğu, tırmanan terörün ve can kayıplarının acısını paylaşma amaçlıydı.

Yavuz Toklu’nun Okur Temsilcisi’ne gönderdiği mesaj, 12 Nisan tarihli Hürriyet’te cenazeyle bağlantılı bir haberle ilgiliydi:

"Bir arkadaşı, şehit edilen yarbayımızın ne kadar cesur ve iyi bir asker olduğunu anlatıyor. Bölümün başlığında ’Yarım saatte 17 PKK’lı avladı’ deniyor. Ancak, aşağıda yer alan asıl ifade ise ’Yarım saatte 17 teröristi etkisiz hale getirdi’ şeklinde. Ben, Hürriyet Gazetesi’nden, asıl ifade ’avladı’ şeklinde olsaydı bile, haberi daha yumuşak bir ifadeyle vermesini beklerdim. Oysa tam tersi olmuş. Güneydoğu’daki tüm mücadele, teröristleri etkisiz hale getirmeye çalışırken, halkı mümkün mertebe kendi yanına çekmek, halkın hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak için değil midir?"

Yavuz Toklu’
nun, Yarbay Yılmaz’ın cenaze törenine ilişkin haberler konusundaki mektubunda dile getirdiği, "avladı", "etkisiz hale getirdi" duyarlılığına katılıyorum. Haberde, Yarbay Yılmaz’ın silah arkadaşının, "öldürdü" yerine "etkisiz hale getirdi" dediğini okuyoruz; bunun bilinçli bir kelime seçimi olduğunu kabul etmek durumundayız. O halde, çatışma deneyimi olduğunu anladığımız bir subayın dahi ağzına almadığı "öldürme" fiilinin de ötesine geçen "avladı" sözcüğü, bence de moda deyimle maksadını aşmıştır.

Türban darbeder oldu

11 Nisan 2006 günü Hürriyet’in birinci sayfasında yer alan "Türbana Bir Darbe de BM’den" başlıklı haber de çok sayıda okur tepkisi yarattı. Bu haber konusunda, örgütlü olduğu söylenemeyecek ölçüde çok sesli ama özleri birbirine çok benzeyen olumsuz tepkiler söz konusuydu. Birleşmiş Milletler’in kararının bir darbe olmadığı söyleniyordu. Hürriyet de, bu okurlara göre, haberi sevinerek verdiği için ağır şekilde eleştiriliyordu.

Verda Özlem ise gönderdiği mektupta, eleştirilere farklı bir cenahtan katılıyordu: "Bu ne duyarsız bir başlıktır öyle. Türbanı din sembolü haline biz getirdik, şimdi boyutları değişti. Farkında mıyız? İşte bu tür başlıklar yüzünden."

Başlığın tonu konusunda tabii ki söylenecek bir şey yok. Her gazetenin bir siyasi duruşu var. Hürriyet’in duruşu böyle.

Benim ilgilendiğim soru şu: Bu başlık, BM Komitesi’nin kararını Hürriyet okurlarına olduğu gibi sunuyor mu?

İlk kez Hürriyet’te yer alan bu haberi yazan Ankara Temsilcisi Nur Batur ve haberde adı geçen Profesör Feride Acar ile görüştüm. Sorum şuydu: BM Kadına Karşı Ayrımcılık Komitesi’nin yapılan türban başvurusunu reddetmesi bir darbe midir, değil midir?

Nur Batur’un yanıtı şöyle oldu: "Rahime Kayhan’ın yeniden başvuru yapabilmesi için tek bir yol var. Türk mahkemelerinde ’kadına karşı ayrımcılık yapıldığı’ iddiasıyla dava açacak ve kaybedecek. Kayhan, ancak ondan sonra, BM Komitesi’ne ’kadına karşı ayrımcılık yapılıyor’ gerekçesiyle yeniden başvurabilir. Hürriyet, BM Komitesi’nin kararını ’nihai darbe’ olarak yorumlamamıştır. Başlık doğrudur."

Prof. Feride Acar söz konusu komitenin eski başkanı ve konuyu çok iyi biliyor. O da, komitenin kararının, en azından önümüzdeki 3-4 yıl için bir darbe olduğunu telefon görüşmemizde vurguladı. Ben de onlar gibi düşünüyorum.

Konuşması neden yok?

HÜRRİYET gibi çok sayfalı gazetelerde bazen büyük kullanılan haberler dahi okurun dikkatinden kaçabiliyor. İrfan Sarp, aradığı bir habere rastlayamamış örneğin: "Cumhurbaşkanımız Sezer, 12 Nisan Çarşamba günü Harp Akademileri’nde çok önemli konulara değinen bir konferans verdi. Konferansı takip eden saatlerde tüm radyo ve televizyonlarda bu konferansla ilgili haberler verildi, yorumlar yapıldı. 13 Nisan Perşembe günü çıkan gazetelerin hepsinde bu konuşmayla ilgili yorumlar vardı; ancak Hürriyet bu konuya yer vermedi. Biz Hürriyet okurları, Cumhurbaşkanımızın yaptığı bu konuşmaya neden yer verilmediğini anlayamadık."

Haber Hürriyet’te ayrıntılı biçimde yer aldı. Farklı bölgelere giden gazetelerde farklı sayfalarda haber, unsurlarıyla işlendi.

Hastalık, sağlık ölüm, yaşam...

OKURLARIMIZDAN Can Şen Kozer, "8 Nisan Cumartesi günü birinci ve yedinci sayfada ayrıntılarıyla verdiğiniz kanserli bir hastanın ölüm haberiyle gazetemin neyi hedeflediğini anlayamadım. Kanser hastaları, yakınları, ölen hastanın gülen fotoğrafını görüp mücadelesini yitirişini, ayrıntılarıyla öğrenmiş oldular. Bu haberle kanserli hastalar ve yakınlarının mücadelesine zarar verdiğinizi düşünüyor ve görevinizi duyarsız bir şeklide yaptığınızdan dolayı sizleri kınıyorum" diyor. Can Şen Kozer kendisinin de kanserli bir hasta yakını olduğunu belirterek, konuya olan özel ilgisini vurguluyor.

Hürriyet’in bu haberi kullanmasından bir gün önce, yayımlanan yarım sayfalık ölüm ilanı benim de ilgimi çekmişti. "Benim için de yaşayın olur mu? Hoşçakalın. Duygu Emre" diye biten ölüm ilanı alıştığımız "Vefat" ilanlarından farklıydı. Ve belli ki, ilanın şekline, ailesi değil, Duygu Emre ölümünden önce kendisi karar vermişti. Ölen kişi tarafından tasarlanmış bir ölüm sonrası. Hiç kuşkusuz sıradışıydı, ilginçti ve değerliydi.

Hürriyet Yazı İşleri Müdürü Emre İskeçeli’ye haberi nasıl ve neden yaptıklarını sordum. İşte yanıtı: "Duygu Emre’nin ailesi tarafından verilen ve gazetemizde yayımlanan vefat ilanı üzerine, muhabirlerimiz yakınlarıyla görüştü. Emre’nin milyonda bir görülen hem meme hem de bağırsak kanseri hastası olduğunu öğrendiğimizde bunun haber değeri taşıdığına karar verdik. Hürriyet Gazetesi olarak, okuyucularımızla hayatın tatlı yönleri kadar acı taraflarını da paylaşıyoruz."

Ben de Emre İskeçeli’nin değerlendirmesine katılıyorum.

Okurlara gözdağı

GEÇEN hafta "Oyunun Kuralları" başlığıyla yayımlanan ilk yazıma bazı olumsuz tepkiler aldım. Ben daha fazla tepki gelebileceğini düşünüyordum aslında; o nedenle sevinçliyim. Olumsuz görüş bildiren iki mektubu kısaca aktarmak istiyorum:

"Maşallah daha ilk merhabanızda terör estirmişsiniz. Okur Temsilcisi okura karşı saygılı, sevecen, müşfik ve hoşgörülü olmalı. Toplumca kabul görmeyen hitap ve ifade şekillerine karşı tavrınızı belirtmeye gerek yoktu.

Teoman Sipaher"

"Bugünkü ilk yazınız doğrusu beni şaşırttı ve irkiltti. Maşallah okura karşı ne kadar önyargılısınız? Bu kadar önyargıyla, okura bu kadar karşı durarak bu göreve nasıl geldiniz?

Ayten Tunk"

İki okuru kızdıran o yazıyı yazmadan evvel, benden önce bu görevi sürdüren arkadaşım Doğan Satmış’a gönderilen ve değerlendirilememiş 900 kadar mesajı okudum.

Okuduklarımdan şunu anladım: Hakaret eden, örgütlenip burayı mesaj bombardımanına tutanlar, yukarıda aktardığım görüşler gibi "anlamlı" tepkilerin değerlendirilmelerini engelleyebilirdi. Bunun önüne geçmenin tek yolu ise değerlendirilebilir tepkileri olan okurlarımızın mesajlarının boğulmayacağı bir ortam yaratabilmekti. O yazı o nedenle yazıldı. Yazının tonunun ve içeriğinin yanlış olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.

10 Nisan tarihine iki düzeltme

"GAZETEMİZ Hürriyet, Çukurova-GAP ekini çıkardı. Baş sayfada bu bölgelerdeki 20 ilin fotoğrafı yayımlandı. Bu fotoğraflarda Elazığ’ı aradım, bulamadım. Bundan sonraki yayınlarda, gazetemiz Hürriyet’in daha dikkatli olacağını umut ediyorum."

Zafer Kalınca


Sayın Kalınca’nın uyarı ve sitemine teşekkür ediyorum. Elazığ’ın olmayışı, tümüyle teknik bir hatadan kaynaklanmıştır. Elazığlı okurlarımız, önümüzdeki günlerde, hem Elazığ fotoğrafı görecek hem de bol bol Elazığ haberleri okuyacaklardır.Nejat SEÇEN

Bölge Yayınları Koordinatörü

"Hürriyet’in 41. sayfasında sol üst köşedeki tribün fotoğrafının bilgisi yanlış. Üniformalı görevliler jandarma değil kamuflaj giymiş polis. Zaten dikkatli bakıldığında üniformaların üzerindeki polis armaları da görülebiliyor."

Ertuğrul Erbaş


Okurumuz haklı. Kayseri’deki olaylara Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Özel Harekát birimleri müdahale etmiş. Hata bizden kaynaklanıyor. Okuyucularımızdan özür diliyoruz.

Esat Yılmaer

Spor Sorumlu Müdürü
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!