GeriGündem Ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana gövdesi Atatürkçü ve laiktir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana gövdesi Atatürkçü ve laiktir

Ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana gövdesi Atatürkçü ve laiktir

Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy ve Askeri Casusluk davaları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında 2008 ile 2012 yılları arasında açılan 20’ye yakın kumpas davasında yüzlerce subay tutuklandı, binlerce subay ve astsubay ordudan tasfiye edildi. FETÖ üyelerinin sahte delil üreterek ve gizli tanıklar yaratarak açtıkları bu hukuk dışı davalar sonucunda tutuklanıp cezaevine konanlar, yıllarca cezaevinde kaldıktan sonra beraat etti, ancak bu süreçte askerlerin ve ailelerinin yanı sıra TSK da büyük zarar gördü. Şimdi onları tutuklayıp cezaevine koyan polis, savcı ve hâkimler, ‘kumpas kurmak’tan dolayı yargılanıyor. Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Öznal, “Şanlı Ordudan Zanlı Orduya- Büyük Kumpas’tan 15 Temmuz’a” adlı kitabında, bu davalarda yer alan aktörleri, ilişkileri, gizli tanıkları, sahte belgeleri ve hukuk ihlallerini gözler önüne sererek hasar tespitinde bulunuyor. Öznal’la Ankara’daki evinde konuştuk.

Kitabınızda TSK mensuplarına karşı kurgulanan Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi kumpas davalarının hepsini ele alıp buralardaki hukuk dışı uygulamaları tek tek anlatıyorsunuz. TSK’ya karşı kurulan bu kumpasın kurgulayıcıları kimlerdi?

-  TSK’ya bu kumpası hem iç dinamikler hem de dış dinamikler kurdu. İç dinamikler dediğimiz Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ). Akıl almaz bir örgüt bu. Örgütlenmesine baktığınızda, sadece Türk ordusuna değil, devletin bütün kurum ve kuruluşlarına virüs gibi işlemiş. Dış dinamiklerden derken de Türkiye’nin gelişmesini, zenginleşmesini, bölgede siyasal ve ekonomik bir aktör olmasını istemeyen güçleri kastediyorum. Örneğin İlker Başbuğ “Bunu ABD’deki Neo-Con’lar (Yeni muhafazakârlar) kurguladı, Cemaat de operasyonu yaptı” diyor.

Ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana gövdesi Atatürkçü ve laiktir
TSK’YA EN ÇOK BALYOZ ZARAR VERDİ

 Kumpas davaları deyince toplam kaç tane dava akla geliyor?

- İrili ufaklı 20’ye yakın dava var. Bunların içinde en önemlisi Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk, Poyrazköy davalarıdır. Ancak TSK’ya en çok zarar veren dava Balyoz’dur. Balyoz’da 958 subay resmen ordudan ihraç edildi. Örneğin Askeri Casusluk Davası’nda 300’den fazla kişi yargılandı, düşünün, 300 kişi aynı anda casusluk yapacak, bundan MİT’in, Emniyet İstihbarat’ın, Genelkurmay’ın haberi olmayacak, bu mümkün mü?

TSK’YI PASİFİZE ETMEK İSTEDİLER

 Kumpas davalarının temel amacı neydi?

- Türk Savunma Sanayii son yıllarda çok yol kat etti. Bu durum tüm dünyanın dikkatini çekiyor. Türkiye artık kendi tankını, muharebe aracını, topunu, gemisini, denizaltısını yapıyor. Daha da önemlisi, bu silahların yazılımını da kendisi yapıyor. Kazanmış olduğumuz bu ekonomik ve askeri yetenekler, Türkiye’ye dünya meselelerinde daha bağımsız ve milli menfaatlerine göre hareket etme yeteneği kazandırdı. Bu durum ABD’de birtakım güç odaklarını ve bazı Batılı devletleri rahatsız etti. TSK’nın etkisizleştirilmesi, pasifize edilmesi gerekiyordu. TSK, kumpas davalarından ve 15 Temmuz’dan önce 700 bin kişilik ordusuyla, ABD’den sonra NATO’nun en büyük ordusuydu. Türkiye’nin ağırlık merkezi TSK’dır, bu ağırlık merkezini devreden çıkarmak, güçsüzleştirmek istediler.

 Kumpas davalarında dolaylı ve dolaysız yollarla toplam kaç subay TSK’dan tasfiye edildi?

- Kesin bir rakam vermek zor, ama bu şekilde binlerce yetişmiş subay tasfiye edildi diyebiliriz. Sadece Balyoz’da 325 kişi haksız yere cezaevine konuldu. Üstelik cezaevi koşulları da çok kötüydü.

DELİLLERİN TAMAMINA YAKINI SAHTEYDİ

 Kitabınızda bu davaların iddianamelerindeki tutarsızlıkları da kayda geçiyorsunuz, o dönemde işlenen hukuk cinayetlerinden bahsediyorsunuz...

- Bu davalarda ‘Masumiyet Karinesi’ ayaklar altına alındı. ‘Doğal hakim’ ilkesi ihlal edildi. Balyoz’da mahkeme başlamadan iki gün önce mahkeme başkanı değişti. Düşünebiliyor musunuz, bir hâkim iki günde on binlerce sayfalık belgeleri nasıl okusun? Delillerin tamamına yakını sahteydi. Savunma tarafının çok az tanığı dinlendi. Örneğin savunma, darbeyi önlediği iddia edilen eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün mahkemeye çağrılmasını istiyor, ama Hilmi Özkök mahkemeye çağrılmıyor! Yargılamada tutuklu yargılama istisnadır, asıl olan tutuksuz yargılamadır. Balyoz’da bu tamamen tersine çevrildi. Tutukluluk bir cezaya, mahkûmiyete dönüştürüldü. 

 Kitabınızda kumpas davalarındaki ‘ilk’lerden ve trajikomik olaylardan bahsediyorsunuz. Birkaç çarpıcı örnek verebilir misiniz?

- Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, Ergenekon Davası’nda ‘irticayla mücadele eylem planı’ hazırladığı iddiasıyla tutuklandı, yıllarca hapis yattı. Ergenekon Davası’nda Türkiye’de ilk kez gizli tanıklar kullanıldı. Ancak bunların hiçbiri ‘gizli tanık’ olma vasfına sahip değildi, kimi hırsız, kimi tecavüzcü, kimi gaspçıydı. Bu gizli tanıklardan biri mahkemede Dursun Çiçek’e diyor ki: “Ben seni Erzincan Orduevi’nde gördüm. Sen orada (Dönemin Erzincan Başsavcısı) İlhan Cihaner ile birlikte darbe planları hazırlıyordun.” Dursun Çiçek bunun üzerine “Ben Erzincan’a hiç gitmedim ki!” diye cevap veriyor. Gizli tanık “Yok, sen oradaydın” diye ısrar ediyor. Dursun Çiçek de bunun üzerine “Peki o zaman benim üzerimde ne renk elbise vardı?” diye soruyor. Gizli tanık “Haki” diye cevap veriyor. Dursun Çiçek “Ben denizciyim, denizci haki elbise giymez” diyor. Bunun üzerine gizli tanık “Beyaz” diyor. Dursun Çiçek bu sefer “Aralık ayı diyorsun, biz kışın beyaz elbise giymeyiz, bunu herkes bilir” diyor. Salonda herkes gülüyor tabii! 

Kitabınızda “Türk Deniz Kuvvetleri özellikle hedef olarak seçildi” diyorsunuz, neden  özellikle Deniz Kuvvetleri?

- Kumpas davalarında en çok yara alan kuvvet Deniz Kuvvetleri’dir. Yüzlerce kıymetli subay tasfiye edildi. Çünkü kumpas davalarına kadar Türk Deniz Kuvvetleri  çok gelişme gösterdi, Akdeniz’in 4’üncü, dünyanın 12’nci en güçlü deniz kuvvetleri arasına girdi. Kendi gemisini yapmaya başladı, böylece dışarıya bağımlılığı azaldı, bu yüzden hedef alındı. Şu anda maalesef halihazırda firkateynlere muharip komutan bulunamıyor.

 Peki dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasındaki asıl amaç neydi, nasıl bir mesaj verilmeye çalışıldı?

- İlker Başbuğ şundan hapse girdi: Havacıları, denizcileri kumpas davalarına dahil ettiler, ama Balyoz Davası İstanbul’da 1. Ordu seviyesinde kaldı. Bunun gerçek bir darbe planı olabilmesi için, yani inandırıcı olabilmesi için bu işe Genelkurmay Karargâhı’nın da dahil edilmesi gerekiyordu. O yüzden ‘internet andıcı’ diye bir dava uydurdular. İlker Başbuğ’u tutuklamaktaki amaç bütün orduyu korkutmaktı. Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve Türk halkı üzerinde baskı, korku ve sindirme yaratmaktı. FETÖ, “Ben çok güçlüyüm, Genelkurmay Başkanı’nı bile gözü kapalı tutuklarım, kimse bana mani olamaz” mesajı verdi.

 Kitabınızın adı ‘Şanlı Ordudan Zanlı Orduya.’ ‘Zanlı ordu’dan kastettiğiniz nedir?

- O dönemde Türk ordusuna, subaylara o kadar ağır hakaretler yapıldı ki... ‘Hayvan, hırsız, tecavüzcü, pornocu, Sırp ordusu’ gibi aşağılayıcı, itibarsızlaştırıcı, onur kırıcı şeyler söylendi, suçsuz insanlar hapse atıldı. Orduya karşı çok yoğun psikolojik harekât yürütüldü. Bu şekilde geçmişte büyük başarılara imza atmış şanlı bir ordu zanlı ordu oldu. Halbuki TSK, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvencesidir. TSK çökerse Türkiye çöker. Büyük devletler sırtını askere dayarlar. TSK olmazsa bu coğrafyada bizi yaşatmazlar.

Ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana gövdesi Atatürkçü ve laiktir
ASKERİ OKULLAR YENİDEN AÇILMALI

 15 Temmuz’a gelelim, kitapta, “Kumpas davaları bilinmeden 15 Temmuz anlaşılamaz” diyorsunuz, bunu biraz açar mısınız?

- Evet, eğer kumpas davaları yaşanmasaydı çok büyük ihtimalle 15 Temmuz olmazdı. Çünkü bu davalarda TSK’nın en elit subayları, generalleri, amiralleri tasfiye edildi, ordudan ihraç edildi. Binlerce subay orduyu terk etti. Peki bunların yerine kimler geldi? O rütbeye layık olmayan, terfide, sicilde hep gerilerde olan, FETÖ’ye gönül vermiş askeri personel geldi. Bir de bu kumpas davaları Fethullah Gülen’e çok büyük bir özgüven verdi! “Ben koskoca TSK’yı üç-beş kumpas davasıyla etkisizleştiriyorum, iktidarı niye ele geçirmeyeyim?” dedi. Ancak ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana  gövdesi millidir. Yani ana gövde Atatürkçü, laik, cumhuriyetçidir ve sağlamdır.

 15 Temmuz darbe girişiminin başarıya ulaşmamasında ordudaki Atatürkçü, cumhuriyetçi subayların rolü neydi?

- Bu darbenin başarısızlığa uğramasında halkın kahramanlığının yanı sıra en önemli aktörlerden biri ordudaki Kemalist, demokrasiye ve laik cumhuriyetin değerlerine bağlı subaylardır. Bazı siyasetçiler hâlâ konuşmalarında “Darbeyi Silahlı Kuvvetler yaptı” diyor. Darbeyi Silahlı Kuvvetler yapmadı, TSK’nın içine nüfuz etmiş, üniforma giymiş FETÖ’cüler yaptı.

 15 Temmuz’dan sonra alınan kararların arasında askeri okulların kapatılması da vardı. Bu karar, TSK’nın geleceğini nasıl etkiler?

- Askeri liseler, harp okulları, harp akademileri, ‘darbeci yetiştiriliyor’ düşüncesiyle kapatıldı. Ancak bana göre buralarda darbeci yetişmiyor. Ben Kuleli Askeri Lisesi’nde, Hava Harp Okulu’nda ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nde okudum, ayrıca hocalık yaptım. Buraların müfredatında darbenin d’si yoktur. Peki nasıl oldu bu darbe? Bu çocuklar ders dışı zamanlarda, ders dışı mekânlarda, ders dışı öğretmenler tarafından zehirlendi. Kuleli’nin, Hava Harp Okulu’nun eğitim-öğretim programlarından zehirlenmediler. O bakımdan bu okullar masum. Eğer gelecekte daha kötü şeylerle karşılaşmak istemiyorsak, daha güçlü bir ordu istiyorsak, askeri lise ve harp okullarının yeni esaslara göre yeniden açılması lazım. 

Ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana gövdesi Atatürkçü ve laiktir

Balyoz’dan tutuklanan kurmay albaylar, tahliye kararının ardından 31 Mart 2015’te Maltepe Askeri Cezaevi’nden üniformalarıyla asker selamı vererek çıkmışlardı.

DAVALARDA KİMLER TASFİYE EDİLDİ?

Erdoğan Öznal’a göre bir döneme damgasını vuran kumpas davalarında ordudaki şu kesimler hedef alındı:

1- TSK’daki her sınıftan, (Kara, Deniz, Hava, Jandarma, Sahil Güvenlik) ve teğmenden orgenerale kadar her rütbeden, istikbali parlak, ileride komuta kademesine gelmesi muhtemel Atatürkçü, cumhuriyetçi, laik subaylar.

2- Türkiye’nin ve TSK’nın dışa bağımlılığını azaltacak milli projelerde çalışan subaylar. Örneğin Deniz Kuvvetleri’nin milli gemi projesi olan MİLGEM’de çalışanlar, ASELSAN, HAVELSAN gibi milli elektronik projelerde çalışan subaylar.

3-Alevi subaylar.

4- Eski Hava Kuvvetleri Komutanlığı Başsavcısı emekli Albay Zeki Üçok gibi TSK’daki FETÖ yapılanmasını ortaya çıkaran
subaylar.

5- Türkiye’nin en prestijli askerlerinden SAT ve SAS komandoları. 

ERDOĞAN ÖZNAL KİMDİR?

Erdoğan Öznal, 1938 yılında Tekirdağ’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Tekirdağ’da, lise öğrenimini Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladı. 1957 yılında İzmir Hava Harp Okulu’ndan asteğmen rütbesiyle mezun olan Öznal, TSK’nın çeşitli birlik ve karargâhlarında savaş pilotu, nükleer pilot, şube müdürü, daire başkanı, başkan ve komutanlık görevlerinde bulundu. Belçika’daki NATO karargâhında da görev yapan Erdoğan Öznal, 1996’da Hava Korgeneral rütbesiyle emekli oldu. Öznal ayrıca1997-2004 yılları arasında YÖK Yürütme Kurulu üyeliği yaptı.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle