Mühim olan küresel güç olmak değil...

Güncelleme Tarihi:

Mühim olan küresel güç olmak değil...
Oluşturulma Tarihi: Ocak 04, 2013 00:00

Dünyanın en köklü ve en önemli dış politika ve siyaset dergilerinden Foreign Affairs, Ocak/Şubat 2013 sayısında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le yapılmış kapsamlı bir röportaj yayınladı.

Haberin Devamı

İşte Gül’ün Türkiye’deki demokratikleşme sürecinden Suriye’de 21 aydır devam eden çatışmalara, birçok konudaki görüşlerini dile getirdiği, Jonathan Tepperman imzalı “Turkey’s Moment” (Türkiye’nin anı) başlıklı röportajın tam çevirisi:

TÜRKİYE'NİN ANI

/images/100/0x0/55eacdb2f018fbb8f897b3df
Abdullah Gül 2007 yılından beri Türkiye’nin cumhurbaşkanı. En azından yurtdışında bir şekilde uzun zamandır siyasi ortağı olan Adalet ve Kalkınma Partisi lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gölgesinde kalsa da, Gül son zamanlarda çok daha bağımsız bir siyasi kimlik geliştirmeye başladı. Erdoğan 2003’te göreve geldiğinden beri, özellikle AK Parti’nin parlamentodaki çoğunluğu arttıkça daha katı ve otoriter olurken, Gül şahsen sofu ve geleneksel bir insan olsa da (evlendiğinde o 30, eşi 15 yaşındaydı) sessiz sakin daha ılımlı ve ilerlemeci bir yol izledi. Eski bir dışişleri bakanı ve başbakan olan Gül, Türk devlerinin başı ve başkomutanı olarak, prestijini (ve popülerliğini) görünüşte birbiriyle çelişen prensipleri benimseyerek artırdı. Gül, Türkiye’nin Müslüman kimliğini ve çoğulcu değerlerini savunurken kendi hükümetinin demokratik olmayan aşırılıklarını eleştiriyor, hukukun üstünlüğünü savunuyor ve Avrupa’yla entegrasyonun da güçlü bir savunucusu olmaya devam ederken ülkesinin dış politikasının doğuya yönelmesine yardımcı oluyor. Gül’le Ekim ayında Ankara’daki ofisinde görüştük.

Haberin Devamı

Sizce Amerikalılar ve Batı Türkiye’yi ne kadar yanlış anlıyor?
Türkiye, Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Kafkasya arasında bir köprü. Her komşumuzun farklı bir hükümeti ve yönetim tarzı var. Türkiye’de çok büyük çoğunluğu Müslüman bir nüfusumuzun yanı sıra demokrasi, insan hakları ve bir serbest piyasa ekonomisi var ve bu bizi bölgede benzersiz hale getiriyor. Coğrafi ve jeopolitik açıdan bakıldığında, Türkiye bu bölgeye ait ve bütün komşularımızla tarihi ilişkilerimiz var. Ancak değerler açısından bakıldığında Batı’nın yanındayız.
Eğer geleceğe bakarsak, dünyanın ekonomi ve iktidar dengesinin Asya’ya doğru kayacağı neredeyse matematiksel bir kesinlik. Dolayısıyla siyasetin de kayması gerekiyor. ABD ve Avrupa Türkiye’yi ve önemini görmeye başlamalı. Türkiye onlar için daha da önemli olmalı.

Haberin Devamı

Dışarıdan bakan birçok kişi Türkiye’nin son dönemde kendi bölgesine yönelmesinin Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşması anlamına geldiğinden endişe ediyor. Siz geleceğinizi Avrupa’da görüyor musunuz?
Bu adil olmayan bir eleştiri. Bir tarafta Avrupa Birliği’ne tam üyelik için devam eden müzakere sürecimiz var. Tam üyelik yolunda her kapıyı zorluyoruz. Türkiye’nin tüm Avrupa kurum ve organlarında bir rolü, bir yeri var. Dolayısıyla bölgemizde daha aktif hale geldiğimiz, bölgesel meselelerle uğraştığımız gerçeği Türkiye’nin yönünün değiştiği ve Avrupa’dan uzaklaştığı şeklinde yorumlanmamalı. Sürekli olarak Avrupa standartlarını benimsiyoruz. Ben böyle yorumları sığ ve dayanaksız görüyorum ve AB’deki dostlarımızın Türkiye’nin üyeliği konusundaki sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınmak için bunları bir bahane olarak kullanıp kullanmadığını merak ediyorum.

Haberin Devamı

Soğuk tavrı ve ekonomik ve siyasi krizleriyle Avrupa hala katılmak istediğiniz bir kulüp mü?
İnanıyorum ki Avrupa’nın şu an içinde bulunduğu koşullar geçicidir. Eğer tarihte geriye giderseniz hiçbir buhranın sonsuz olmadığını görürsünüz. Geçmişte böyle buhranların her birinin ardından ülkeler ve kıtalar daha da güçlenmişlerdir. Bu Avrupa için de geçerli. Avrupalılar büyük hatalar yaptı ancak bu hatalardan dersler çıkarıp yeni bir çağa girecekler. Eğer Avrupa uzun vadeli stagnasyonu önlemek istiyorsa, Avrupalıların geniş bir stratejik vizyon geliştirmeleri ve topraklarını, sınırlarını kısıtlama çabasında olmamalı.

Elbette genişleme süreci farklı bir yapıda devam edebilir. Şu an AB’nin yapısı sorgulanıyor ve belki de yeni bir yapı tasarlanacak. Örneğin İngiltere parasal birliğin üyesi değil ve diğer birçok sürece de dahil olmuyor. Bugün gelecekte farklı Avrupa şekilleri olabileceği konuşuluyor.

Haberin Devamı

Türkiye’nin Ekim ayı ortasında Rusya’dan Suriye’ye silah taşıyan bir gemiyi indirmesi tansiyonun yükselişinin işareti miydi?
Suriye’deki sorun Türkiye ile Suriye arasındaki bir ikili mesele değil. Türkiye ile Suriye arasında bir çıkar çatışması ya da kapanmamış hesaplar yok. Suriye’deki sorun rejimin meşru talepleri olan halkına karşı ağır insan hakları ihlallerinde bulunması. Bu da meseleyi tüm uluslararası kamuoyunu ilgilendiren bir şey haline getiriyor.

Elbette, Suriye’yle 900 kilometrelik ortak sınırı olan bir komşu olarak durumun Türkiye için sonuçları farklı. Örneğin bu sorun nedeniyle Türkiye’ye gelen 150 bin Suriyeli var. Bu bazı güvenlik sorunlarına ve sınır çatışmalarına neden oldu. Sınırda rejim güçleriyle muhalefet arasındaki çatışmalar da bizi etkiliyor. Krizin başlangıcından beri her zaman Suriye’deki kontrollü ve düzenli bir değişimden yana olduk. Ancak tansiyonun yükselmesinin sonucunda Türkiye olarak özgür dünyanın geri kalanıyla birlikte herkese Suriye halkının taleplerinin yanında olacağımızı belirttik. Ancak başlangıçtan bu yana ben Rusya ve İran’ın Suriye’de daha fazla kan dökülmesini önlemek için geçiş sürecine dahil edilmesi gerektiğini söyledim. Ben özellikle Rusya’ya doğru muamele edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Haberin Devamı

Ama Ruslar Beşar Esad’ı iktidarda tutmak için ellerinden geleni yaparken Rusları nasıl dahil edebilirsiniz?
Rusya [Batı’yı] Libya’da destekledi ancak daha sonra Ruslar geçiş sürecinin dışında bırakıldı. Dolayısıyla Suriye’de Rusya dahil edilmeli, sürecin bir parçası olacağına ve kaygılarının dikkate alınacağına dair garanti verilmeli.

Rusya özgür ve demokratik bir Suriye’nin inşasında işbirliği yapmaya yönlendirilebilir mi?
Bence denemeye değer. Çünkü sonuçta amacımız nihayetinde Suriye’de tüm Suriye halkının temsilcisi olan yeni bir yönetim kurulması.

Yeni Suriye hükümetinin Filistinliler konusunda güçlü bir tavır takınacağını vurguladınız. Neden?
Filistin meselesi uzun bir süre boyunca Suriye rejiminin halkının gözündeki yerini meşrulaştırmak için kullandığı en önemli dayanaktı. Dolayısıyla Suriye’de yeni rejimin Suriye’nin bağımsız, egemen ve kendi halkının talepleri doğrultusunda hareket ettiğini göstermek için Filistin’le bağlarını ortaya koyması gerekiyor. Bu aynı zamanda Rusya, İran ve Çin gibi ülkelere de Suriye’deki yeni rejimin uzaktan kumandalı olmadığı mesajını verecektir.

ABD ve NATO’nun Suriye’de yardım etmek için özellikle askeri açıdan daha fazla şey yapmıyor oluşu sizi hayal kırıklığına uğrattı mı?
Maalesef Suriye’den ateşlenen top mermileri sonucu Türk vatandaşları hayatlarını kaybetti. Ancak biz [3 Ekim’de meydana gelen] olayın ardından ABD ve NATO’nun gösterdiği dayanışmanın samimi olduğuna inanıyoruz. NATO’nun iç yapısı kapsamında, kimyasal silahların ve diğer balistik silahların olası kullanımı konusunda gerekli teknik çabalar hayata geçirildi. Ancak Suriye’yle savaşta değiliz, dolayısıyla [Batı’dan] daha fazlasını beklemiyoruz.

Öte yandan Türkiye ve Suriye’nin askeri güçlerini kıyasladığınızda sonuçlar zaten açıktır.

Peki Türkiye çatışmayı bitirmek için Libya’daki gibi ya da uçuşa kapalı bölge, insani koridor veya tampon bölge gibi daha sınırlı düzeyde çoktaraflı bir operasyon istiyor mu?
Libya’daki gibi açık bir dış müdahaleyi doğru görmeyiz.

Öyle mi?
Öyle. Ancak bir kez daha vurgulamama izin verin: Uluslararası kamuoyunun Suriye konusundaki tavrı basit söylemlerin ötesine geçmeli. Bir buçuk yıl önce, krizin patladığı zamanda düzenli bir değişim için çok çalıştık. Bağlantılar kurduk, rejimi değişime ikna etmek için ilişkimizi sürdürdük. Ve o zamanlar Batı’daki bazı dostlarımızın bize zaman vermeye pek gönüllü olmadığını çok iyi hatırlıyorum. Dolayısıyla ben şimdi onlara daha anlamlı bir tavır sergilemeleri çağrısı yapıyorum.

Türkiye şu an Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte Suriyeli isyancıların silahlandırılmasına yardım ediyor mu?
Hayır. Biz bir komşu ülke olduğumuz için kapılarımız Suriye halkına açık. Onları kucaklıyoruz ve gerekli insani ihtiyaçlarını karşılıyoruz.

İsrail ve Türkiye arasındaki ilişki iyiyken her iki ülke de bundan fayda sağlıyor gibi görünüyordu. Şimdi bu ilişki o kadar da iyi değil ve her iki ülke de bundan zarar görüyor gibi görünüyor. Ancak yine de Türkiye’nin Suriye’yle ilişkilerin düzeltilmesi için koyduğu koşullar, özellikle de Gazze ablukasının kaldırılması çıtayı aşırı yükseğe çekmiş gibi görünüyor. İsrail’le uzlaşma adına gelecekte ne görüyorsunuz?
Birincisi Türkiye ile İsrail arasındaki durum İsrail’in kendi tercihlerinin ve onların yaptığı hataların bir sonucudur. Bunu tüm dünya biliyor. İsrail’in müttefikleri bile bunu doğrudan İsrail’e söyleyemeseler de bize açıkça söylüyorlar. İkincisi Türkiye-İsrail ilişkilerindeki durum bizim askeri seçeneklerimizi ya da silahlı kuvvetlerimizi etkilemedi. Geçmişte onlardan insansız hava araçları aldığımız ve bu araçların bazılarının hala elimizde olduğu doğrudur. Diğerleri ya iptal edildi ya da alınmadı. Ancak ben herkesten Türk Silahlı Kuvvetleri’nin o açıdan, ya da başka açılardan İsrail’e bağımlı olmadığını açıkça bilmesini isterim. İsrail’le ilişkilerin durumu nedeniyle Suriye konusunda zayıflığımız ya da kapasite düşüklüğümüz olmamıştır.

İsrail, Türkiye’ye karşı hatalarını düzeltmek ve tazmin etmek adına birkaç çaba gösterdi ancak bunların hepsi İsrail’in iç siyasetindeki gelişmeler nedeniyle yarım kaldı. Gazze ablukası konusu ise sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir mesele değildir. Bu AB, Birleşmiş Milletler, ABD yani herkesi ilgilendiren bir konu çünkü herkes ambargonun kaldırılması gerektiğini biliyor.

Ancak şunun altını çizmeme izin verin: Ülkemiz, Türkiye, ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak şahsım adına biz İsraillilerle Araplar arasında barış sürecine katkıda bulunmak için çok çalışıyor ve her türlü çabayı gösteriyorduk. Ancak İsrail yönetiminin stratejik duruşu ileriyi göremiyor. Bizim İsraillilerden istediğimiz Türkiye’nin dostluğunun kıymetini bilmeleri.

Ortadoğu’da nükleer silahsızlanma için çağrıda bulundunuz ancak Türkiye İran’ın nükleer programı konusunda bölgedeki diğer ülkeler ve Batılı ülkeler kadar kaygılanıyor gibi görünmüyor. Bunun nedeni nedir?
Türkiye hiçbir komşusunun nükleer silaha sahip olduğunu görmek istemiyor. Türkiye bölgesindeki hiçbir ülkenin kendisinde olmayan silahlara sahip olmasını kabul edemez. Bu durumu hiçbir şekilde küçümsemiyoruz.

Ancak biz daha gerçekçiyiz ve ihtiyacımız olan soruna daha kapsamlı bir çözüm ve yaklaşım getirilmesi. Burada önemli olan İsrail’in bölgedeki güvenliğinin garantilenmesi. Bu garanti verildikten sonra atılacak ilk adım bütün bu silahların bölgeden temizlenmesidir. Bu sadece barışla olabilir.

Arap Barış Girişimi bu noktada mı devreye giriyor?
Elbette. Çünkü bugünlerde barışı tesis etmek için hiç çaba gösterilmiyor.

Peki bu İran’ın nükleer programını nasıl değerlendirecek?
Burada önemli olan kendinizi İran’ın yerine koyup İranlıların dış tehdidi nasıl algıladığını düşünmek.

Dolayısıyla İran’ın nükleer programını durdurmanın anahtarının İsrail’in silahsızlanması olduğunu mu söylüyorsunuz? İmanız bu mudur?
Ben böyle görüyorum çünkü bu yol bize tüm dünyayı etkileyen Ortadoğu’daki temel sorunları çözmekte yardımcı olacaktır.

Dışarıdan ve Türkiye’den bazı gözlemciler Türk hükümetinin demokratik açıdan gerilemekte olduğu konusunda kaygılarını dile getirdi. Gazetecilerin gözaltına alınması ve Kürt milletvekillerinin hapse atılması konusundaki son eleştirileriniz bu kaygıları paylaştığınız anlamına mı geliyor?
Türkiye’nin demokratik açıdan gerilediği doğru değil. Aksine ilerliyoruz ve her gün köklü reformları hayata geçiriyoruz. Elbette bazı yanlış uygulamalar söz konusu ve ben de bu nedenle bu uygulamalara dikkat çektim. Bu yanlış uygulamalar hakkında konuştuk ki tüm reform ve demokratikleşme sürecine gölge düşürmesinler. Yani haklı olarak bu konularda bir soru soruyorsunuz. Türkiye’nin üzerine gölge düşmesinden kastım da bu. Bu beni çok üzüyor dolayısıyla böylesi bir yanlış uygulama görür görmez bir uyarıda bulunuyorum.

Küresel güçlerin ekonomik krizler ve siyasi açmazlar nedeniyle zayıfladığı bir dönemde bile Türkiye’nin ekonomisi ve nüfusu büyüyor. Türkiye yükselmeye devam ettikçe uluslararası rolünde nasıl bir artış bekliyorsunuz?
Mühim olan küresel güç olmak değil. Bir ülke için asıl mühim olan kendi standartlarını olası en yüksek noktaya çekerek, devletin vatandaşlarına refah ve mutluluk sunmasını sağlamaktır. Standartlar derken demokrasi ve insan hakları gibi standartlardan bahsediyorum. Bu Türkiye’deki mutlak amaçtır. Standartlarınızı yükselttiğinizde ekonominiz çok daha güçlü olur ve gerçek bir yumuşak güç olursunuz.

Bu birikime sahip olduğunuzda ve kendi standartlarınızı yükseltip gerçekleştirmekte başarılı olduğunuzda, diğer ülkeler sizi dikkatle takip etmeye başlar, onlar için bir ilham kaynağı haline gelirsiniz. Bu bir kez yaşandıktan sonra asıl önemli olan sert gücünüzle yumuşak gücünüzü birleştirip bunları erdemli güce dönüştürmektir. Yakın çevreniz, bölgeniz ve tüm dünya için…

“Erdemli güç” ifadesini daha önce de kullandınız. Bu ne demek?
Erdemli güç hırslı ya da genişlemeci olmayan güçtür. Bilakis bu gücün önceliği insan haklarının ve tüm insanların çıkarlarının korunmasıdır. Bu durum karşınızdakinden bir şey beklemeden yardım etmeyi de beraberinde getirir. Benim erdemli güçten kastım bu: Yanlışla doğruyu ayırt edebilen ve doğrunun arkasında durabilecek kadar kudretli bir güç.

Şu an Ortadoğu’daki yeni Arap demokrasileri nezdinde oynadığınız rol bu mu?
Biz Arap dünyasında bir rol üstlenmiyoruz. Eğer diğerleri bizi örnek alır ya da bizden ilham alırlarsa bu onların kararıdır. Biz onlarla işbirliği halinde hareket ediyoruz çünkü her ulus zaman içinde yükselişler ve düşüşler yaşar. Önemli olan zayıflıkla mücadele edenle dayanışma göstermek. Bütün ülkeler eşittir ve bütün ulusların kendi onuru vardır ve hiç kimse bir senaryo yazıp diğer ülkelere roller biçemez. Öncelikleri belirleyemezsiniz, patronluk taslayamazsınız.

Ama Türkiye Mısır, Tunus ve Libya gibi ülkeler için iyi bir model değil mi?
Elbette, Müslüman bir ülke, bir demokrasi ve bir ekonomik başarı öyküsü olarak örnek alınmaktan dolayı çok mutluyuz. Onlar da aynı şeyi yapabileceklerine inanıyor. Bir dayanışma işareti olarak biz onlara yardım ediyoruz ve başarımızın ardındaki nedenleri onlarla paylaşıyoruz. Ama kimsenin ağabeyi gibi hareket etme niyetimiz yok.

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!