GeriGündem Medyadan - Haftanın çeşitli alıntıları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Medyadan - Haftanın çeşitli alıntıları

Medyadan - Haftanın çeşitli alıntıları

/images/100/0x0/55eb6608f018fbb8f8be9428
ABD'NİN BAN Kİ-MOON'A GÜVENİ TAM... ABD Dışişleri Bakanlığı, BM’nin yeni Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un, Kıbrıs’ta çözüm için ne yapmak istediğine ilişkin fikirleri olduğunu ve Washington’un kendisini destekleyeceğini bildirdi...” www.acikgazete.com

adresindeki AÇIK GAZETE'dendi...



*

 

MEHMET Y.YILMAZ’IN YAZISI ÇOK GÜZELDİ:

 

Ağlarken düşünmeye çalışalım

“Hrant Dink bir şeyler anlatmaya çalışan ama gürültüden ne dediğini bir türlü duyuramayan bir gazeteciydi.
Cenazesinde slogan atılmamasını vasiyet ettiğini duyuruyordu Agos Gazetesi.
Kim bilir, belki de cenazesinin arkasından yürürken sessizce düşünmemizi istiyordu.
Mesela Hrant adının pasaportunda neden Fırat diye yazıldığını düşünebiliriz.
Kardeşlerinden birinin adı dünkü gazetelerden birinde “Orhan” diye geçiyordu. Hangisi “Orhan”dı acaba, Hosrof mu, Yervant mı?
Bunu da düşünmekte yarar var.
Yılmaz Erdoğan'ın yönetiminde yayımlanan dünkü Radikal'de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ermeni fotoğrafçı G.M. şöyle diyordu: “Çocukken parkta oynarken annem beni Türkçe ismimle çağırırdı.”
Neden acaba?
Gazeteler, Hrant Dink'in askerlik yıllarında sınavda tam puan almasına rağmen “çavuş” yapılmadığını da yazdı.
Hrant Dink'in bu nedenle asker ocağında ağladığı da gazetelerden aldığım notlar arasında.
Neden, ne oldu da Hrant'a “bir çift pırpır” çok görüldü?
Gazeteler, televizyonlar Hrant Dink'in çocukluğunu bir Ermeni yetim yurdunda geçirdiğini, eşiyle de orada tanıştığını, sonra yine bir Ermeni yetim yurdunda görev aldığını anlatıyor.
Birçoğumuz gözlerimiz yaşararak okuduk, dinledik bu hayat öyküsünü.
Ama eminim ki o sırada hiçbirimiz, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vakitler bu yetim yurtlarının tek gelir kaynağı miras bağışlarına el koyduğunu, bu yurtları parasızlıktan kapanmaya zorladığını bile hatırlamadık.
Bu durumu düzeltecek kanunun hálá TBMM'de, davaların AİHM'de olduğunu da hatırlayalım, hep birlikte.
Bir yandan ağlarken, bir yandan düşünmemiz gereken o kadar çok şey var ki!”

 

Hürriyet, 22 ocak

 

Not: Aynı Mehmet Y.Yılmaz bir sonraki yazısında ‘Emniyet Müdürü görevden alınmalı’ da diyordu ama... burası Türkiye, boşa konuşmayalım.

 


*

 

ÖZERK TRT...

 

Vatan’ın haberiydi: “AKP’nin Kızılcahamam kampının ilk günü Erdoğan’ın konuşmasını 8 dakika ekrana getiren TRT, parti yönetimince uyarıldı. Bunun üzerine TRT dün 1 saat 20 dakika boyunca Erdoğan’ın konuşmasını yayınladı”. (Vatan, 23 ocak)

 


*

 

DEMEDİM Mİ AH DEMEDİM Mİ?

/images/100/0x0/55eb6609f018fbb8f8be942a

 

Ben ‘Türkiye’de, içinde devlet memuru (polis, jandarma, gümrükçü vs) olmayan suç örgütü, çete olmaz. Çeteleri çökertmek istiyorsanız polisi dinlemeye alın’ demekten bıktım, gazete haberlerinden okuyalım:

 

ÇETEDEN POLİS ÇIKTI

 

“İzmir’de polisin kontrolü sırasında her türlü resmi evrakın sahtesini yapıp satan şebeke ortaya çıkarıldı. Sipariş üzerine para da basan çetede biri emekli iki polis memudurur olduğu belirlendi.”

 

Star, 23 ocak

 


*

 

ALLAH İÇİN MÜKEMMEL BİR ‘KOMPLE’ TEORİSİ...

 

Bir Türkmen sitesinin iddiası: Saklandığı (iddia edilen) bir çukurdan çıkarılan Saddam Hüseyin de, yargılanan Saddam Hüseyin de, boynuna ilmik atılıp asılan Saddam Hüseyin de aslında... Saddam Hüseyin değildi, dublörüydü. Çünkü zaten 15 senedir ‘Gerçek Saddam’ın bir fotoğrafı gazetelerde yayımlanmadı.

 

Hürriyet, 23 ocak

 

Not: The Sun gazetesi bu konuyu manşet yaptı. Saddam’ın ‘en benzeyen dublorü’ Zamin’in asıldığını, gerçek Saddam’ın Cidde’de yaşadığını iddia etti. Olur mu olur!

 


*

 

MAKTÛL DE BİR MÜTEVEFFADIR NETİCEDE

 

Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Hrant Dink’ten ‘müteveffa’ diye bahsetmiş. Oray Eğin buna ‘müthiş bir gaf’ diyordu. “Vefat etmiş, eceliyle ölmüş kişi gibi. ‘Maktul’ yani öldürülmüş, öldürülen’ diyeceğine müteveffa kelimesini seçiyor; basit bir hata değil sanki, bir Freudyen dil sürçmesi gibi daha çok.” (Akşam, 23 ocak)

 

Oray abartmış. Muktûl (katledilmiş kimse) de bir müteveffâdır neticede. Müteveffâ (vefat etmiş, ölmüş kimse) illa eceliyle ölmüş demek değil. Bu ince farktan yola çıkarak Cemil Çiçek’in şuur altında aslında Hırant Dink’in katlini tasvip ettiğini düşünmek... Freudyen bir tepki olmasın sakın! J



*

 

BAŞBAKAN’A AÇILIŞ OYUNU, diyordu Akşam.

 

Konya’da büyük yağcılık. Konya Büyükşehir Belediyesi ve sanayi odası ‘111 yeni tesis’ diye Erdoğan’a 23 yıllık fabrikalarının kurdelesini kestirdi.” (25 ocak)

 

Erdoğan rahatsız olmamıştır bence. Ne de olsa aynı tesisi üç kere açan Necmettin Molla’nın talebesidir.

 

 

*

KURTULALIM ŞU KOMPLEKSTEN

 

Dünya medyası (ve Ermeni diasporası) Hırant Dink’in cenazesinde yüz binden fazla insanın Hepimiz Ermeniyiz - Hepimiz Hrant’ız diye pankart taşımasına çok şaşırdı. Şaşırmalarının sebebi Türkler’i faşist, ırkçı ve Ermeni (azınlık) düşmanı bilmeleri. (Ki çok da yanlış değil, kimi siyasetçilerin ve köşe yazarlarının tepkisi bunu gösterdi.)

Posta ‘
Suikasta öfkeyi dünya takdir etti’ diyor. (25 ocak)

 

Bu ‘beğenilmek’ kompleksinden kurtulamayacağız anlaşılan.

 

 

*

 

MUHSİN YAZICIOĞLU HEM HAKLI HEM HAKSIZ

/images/100/0x0/55eb6609f018fbb8f8be942c

 

Hrant Dinç cinayetinin ‘büyük abisi’ Erhan Tuncel’in Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile çekilmiş bir fotoğrafı gazetelere düştü. (Yanda)

 

Yazıcıoğlu “Arkamda kim durduğuna bakmam. Görürsem tanıyabilirim. Her fotoğraftan suçlu mu ihdas edeceğiz” dedi.

 

Hem haklı, hem haksız.

 

Haklı, çünkü Erhan Tuncel’in fotoğraf çekilirken gelip kareye girmiş olması ihtimali de var. Bir parti başkanı açılışlarda, toplantılarda, şurda burda insanlarla fotoğraf çektirir. Bu Yazıcıoğlu’nun Erhan Tuncel’i tanıdığı ve tasvip ettiği anlamına gelmez.

 

Haksız, çünkü Erhan Tuncel niye gidip Deniz Baykal’la, yahut Zeki Sezer’le fotoğraf çektirmiyor. Çünkü kendini Yazıcıoğlu’na yakın hissediyor…

 

Gazeteler, 25 ocak

 


*

 

ASIL 301 BU...

 

Yapmayın Allah aşkına, bu kadar komplekse, kendimizi bu kadar aşağılamaya ne gerek var!

 

ABD’lilere elektrik satan Türk’ diyor başlık.

 

İlkokul mezunu Turan Ateş evinde ürettiği elektriğin fazlasını satıyor.

 

Adam evinde güneş enerjisiyle elektrik üretiyormuş, ihtiyaç fazlasını da New York elektrik dağıtım şirketine satıyormuş.

 

Batıda böyle milyonlarca oto-üretici var ve hepsi, başvurursa, elektrik dağıtım şirketlerine ihtiyaç fazlasını pazarlıyor.

 

Bu bir milyon kişiden biri Türk olunca, bizim övünmemiz mi gerekiyor?

 

Hürriyet, 24 ocak

 


*

BEKİR COŞKUN YANILIYOR

 

Bekir Abi (Coşkun) ‘İnsan olamamak’ başlıklı yazısında “Her şey onu insan yapmak içindi... Ama o devlete takıldı insan olamadı” diyor; özetle Devlet’in, Bayrak’ın, Din’in (aslında) insanı insan yapmak için var olduğunu söylüyordu. (Hürriyet, 24 ocak)

 

Oysa devlet, bayrak, din... insanın birey olmasını engellemek, en azından ‘bireyleri törpüleyip, toplum kalıbına dökmek’ için insanlar tarafından icat edilmiş (hadi ‘superstructure’ deyip marksist ‘damgası’ yemeyelim) kavramlar ve kurumlardır.



*

 

VATAN GAZETESİ İYİ GAZETECİLİK YAPTI!

 

Hrant Dink’in cenaze haberini ‘MİLLET BURADA SİZ NEREDESİNİZ’ manşetiyle verdi (24 ocak) :

 

Yüzbinlerin katıldığı, milyonların TV’den izlediği cenazede 4 büyük partinin lideri yoktu...

 

Üç gün sonra, İsmail Cem’in cenazesindeyse Meclis Başkanı Bülent Arınç, Başbakan RTE, eskilerden Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller, anamuhalefet partisi başkanı Deniz Baykal, DYP başkanı Mehmet Ağar, DSP başkanı Zeki Sezer, SP başkanı Recai Kutan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Başesgioğlu, İstanbul Valisi, Belediye Başkanı, üç dandik partinin genel başkanı, işadamları, gazeteciler… yanyana saf tutmuşlardı. (Hürriyet, 27 ocak)

 

İsmail Cem gibi saygıdeğer bir insana vefa göstermeleri güzel. Programlarını ayarlayıp, vakit bulup (!) cenaze törenine katılabilmeleri de güzel.

 

Tabii İsmail Cem, Hrant Dink gibi Ermeni değildi, ‘milliyetçi oyları / okurları / müşterileri kaybederiz’ diye bir endişe duymalarına da gerek yoktu…

 

Politikacılar başta, insanoğlu böyle iğrenç…

 

 

*


HEPİMİZ ERMENİYİZ’E TEPKİ VERENLER

Dikkat ettim, tamamen ‘sembolik’ bir anlam içeren ‘Hepimiz Hrant’ın, hepimiz Ermeni’yiz’ sloganlarına üç buçuk cepheden itiraz geldi.

 

(1) Bir ‘gavûra’ sahip çıkılmasına içerleyen ‘dinciler’ (Mesela Vakit gazetesi)
(2) Bir ‘Ermeniye’ sahip çıkılmasına içerleyen ‘milliyetçiler’ (Mesela çok güzel bir faşist tat yakalayan Tercüman, mesela Devlet Bahçeli, Deniz Baykal…)
(3) Bir ‘AB yanlısına’ sahip çıkılmasına bozulan ‘ulusalcılar’ (Mesela ‘Niye bir Atatürkçü yurtseverin cenazesinde hepimiz Türk’üz diye slogan atılmadı’ diyen Emin Çölaşan)
(3 ½) Bir de ‘Hepimiz Ermeniyiz’ şeklindeki sembolik bir tepkiyi ‘ırkçılık’ zanneden Fatih Altaylı


Gazeteler, 24 ocak


*

POLİS ÜNİFORMASIYLA KAÇIRMAK


Eski eşini sevgilisine öldürttüğü iddiasıyla Manavgat’ta tutuklanan genç kadın Kocaeli’ne (linç girişinden korumak için) polis kıyafeti giydirilerek getirilmiş. (Hürriyet, 25 ocak – yanda)

 

Bu, sık yapılan bir uygulama. Linç tehlikesine karşı, katiller, sapıklar, tacizciler ‘polis üniforması’ giydirilerek (kolunda üç dört sivil veya üniformalı polis) bir yerden bir yere götürülüyor.

 

İyi de... bu sık yapıldığı ve bunun böyle yapıldığı televizyonlarda, gazetelerde haber yapıldığı için, herkes suçlulara polis üniforması giydirildiğini biliyor. Yakında... üniformalı bir polis linç edilirse, kimse şaşmasın!

 


*

 

Ahmet Hakan, Diyanet’in saçmalığına isyan etti:

 

HRANT'A FATİHA

“DİYANET İşleri Başkanlığı'na açık soru:
Bir Müslüman, bir “gayrimüslim” için “Allah rahmet etsin” derse...

O Müslüman “günah batağı”na mı batmış olur?
O Müslüman çok büyük bir günah mı işlemiş olur?
Allah'ın geniş rahmetinden bir katrenin, bir Ermeni kardeşimizin ruhuna ulaşmasını dilemek gerçekten günah mıdır?
Hadi günahı geçtik...
Yakışıksız mıdır?
Hangi kitapta yazmaktadır gayrimüslimler için mutlaka ama mutlaka “Toprağı bol olsun” denileceği?
Hangi kitapta yazmaktadır bir Ermeni kardeşimize rahmet dilemenin dine hiç mi hiç uygun düşmeyeceği...
Evet, açık sorum bu...
Soruyu sordum, ancak cevabı beklemiyorum...
Çünkü ben tercihimi yapmış durumdayım.
Ben inat ve ısrarla...
Hrant Dink'in ardından “Toprağı bol olsun” demiyorum.
Bunun yerine...
“Hrant'a Allah rahmet etsin...” diyorum.
“Allah'ın rahmeti ve bereketi Hrant'ın üzerine olsun...” diyorum.
“Ruhuna Fatiha...” diyorum.
Hatta ve hatta şair Seyhan Erözçelik'in önerisiyle Hrant için Mevlit okutmayı bile düşünüyorum.
Ve bu yaptıklarım eğer günah ise...
Bundan doğacak günahlarımın tüm sorumluluğunu üstlenmeye hazırım.”

 

Hürriyet, 25 ocak


*

 

AL SANA BİR TANE, MESELA…

 

Hürriyet-internetin anketi de ‘Hrant Dink’e Fatiha okunur mu?’ diye soruyordu. Vatandaş evet-hayır diye cevap veriyor. İçlerinden biri de yorum yapıyor:

 

Yanlış anket. Yanlış soru. Fatiha suresi müslümana okunur ve faydası olur. Müslüman olmayan bir kişiye okunan fatiha suresinin bir faydası olmayacağı için okunmaya değmez. Yani hem okunan bir kişiye faydası olmaz. Dolayısı ilede okuyanda boşuna nefesini tüketmiş,yorulmuş olur.” (Hürriyet, 26 ocak)

 

Bir konuyu bu kadar iyi bilmek, bildiğinden emin olmak, cinayet kurbanı bir aydının ardından okunacak bir duayı bile ‘okunan kişiye faydası olur mu olmaz mı?’ ve daha da güzeli ‘duayı okuyana bir faydası olur mu?’ diye değerlendirmek... Bu ‘inananlara’ gıpta ediyorum inanın...



*

 

DEMİREL VE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

 

9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bir sonu üzerine “Hukuki bakımdan (4 yıllık geleneksel ömrünü doldurmuş bir Meclis’in cumhurbaşkanı seçmesinde) bir şey yok ama siyaset hukukla bitmiyor. İnsanların da içine sinmesi lazım. Halkın “Benim Cumhurbaşkanım” diyebilmesi lazım. Ama 4 kişiden 1 kişiyi temsil eden bir siyasi iktidarın, ki yüzde 26 odur, seçtiği Cumhurbaşkanı'na bu çeşit ithamlar yönetilecektir. Böyle bir Cumhurbaşkanı seçilirse halk memnun olmaz” diyordu. (Takvim, 26 ocak)

 

Hafızama güvenmeyip arşivlere baktım. Şartlar farklıydı elbet ama…

 

Demirel’i 16 mayıs 1993’te cumhurbaşkanı seçen Meclis 20 ekim 1991’de seçilmişti, yani daha iki yaşında bile yoktu. Bu Meclis’te DYP birinci partiydi. Aldığı oy % 27…

Not: Bu arada, internette Süleyman Demirel’in biyografisini ararken, Azerice Wikipedia geldi karşıma:

Süleyman D?mir?l

Vikipediya, açıq ensiklopediya

Jump to: naviqasiya, axtar

Süleyman Demirel (1924 - ), Türkiy? Respublikasının 9. prezidenti.

1924-nci il 1 Noyabr-da Isparta ş?h?rind? anadan olmuşdur.


*

SİNAN AYGÜN YİNE İYİ SUSTU ÜÇ GÜN…

 

“Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganlarına kimlerden tepki geldiğini yukarıda özetledim. Birisi daha vardı ki, onun bir yerlerden çıkıp bir şeyler dememesi mümkün değildi. Sonunda ATO Başkanı Sinan Aygün de konuştu:

 

Hepimiz Hrant değiliz, benim adım Sinan!(Tercüman, 26 ocak)

 

 

*

 

KÜÇÜK BİR NOT:

 

Maalesef Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, göreve geldiğinden beri 253.892 yeni personel alımı yapmış. Ayrıca, Başbakanlık’ın tahsis ettiği 144.000 kadronun 89.209’unu da kullanmış. (Bugün, 26 ocak)

 

İmam olmak varmış anasını satiim!

 


*

 

BURASI TÜRKİYE!

 

(1) Duvara yazı yazan veya gösteri yapan örgüt mensupları ‘terörist’ sayılırken, Hırant Dink’i öldüren ve öldürtenler ‘çete’ suçlamasından tutuklandı…

(2) Azınlıklar Raporu’nu hazırladığı için ölümle tehdit edilen Prof.Baskın Oran savcılığa başvurdu. Savcılık herhangi bir tedbir almadı, Baskın’a koruma verilmedi. Ama işin komiği, Oran’a ‘
belli bir para karşılığında kendisini ölümle tehdit edenlerle uzlaşması
’ önerildi.

Hakikaten traji-komik bir memlekette yaşıyoruz.

Vatan, 26 ocak


*

MUSTAFA MUTLU’NUN KÖŞESİNDE BİR KÜÇÜK ANKET VARDI:


Gebze’de oturan Burhan Özkan adlı vatandaşımızın motosikleti çalındı. Kendisi hemen polise koştu ve olayı bildirdi.

Sizce polis memurları, Burhan Bey’e ne yanıt vermiş olabilir:

a) Aracınızı en kısa sürede bulacağız.
b) Böyle olaylara asla göz yummayız.
c) Hırsızlar adalete teslim edilecek.
d) Bekleyin... Hırsızlar para istemek için sizi arar!

Mutlu “Doğru yanıtı bulabildiniz mi?” diyor, doğru cevabı verme ihtiyacı bile duymuyordu. (Vatan, 26 ocak)


*

 

ÇOK ÜZÜCÜ BİR HABERİN ARKASINDAKİ ÇOK DAHA ÜZÜCÜ BİR UNSURun altını çizeceğim.

 

Son 4 ayda, Türkiye’de şofben ve soba zehirlenmesinden 54 kişi ölmüş, 392 kişi da ölümden dönmüş. (Hürriyet, 27 ocak)

 

Çok üzücü bir istatistik… uzmanların bin kere uyarmasına rağmen, gazetelerin televizyonların her gün haber yapmasına rağmen, şofbenden ve sobadan zehirlenmeye devam etmemiz, toplum zekâsı açısından gerçekten çok üzücü.

 

Bunların aynı zamanda seçmen oluşu da bir felaket tabii ki…

 

 

*

BİR ANKET DE BENDEN…

 

İsmail Cem kanserdi, vefat etti. Sevmeyeni yok gibiydi, herkes bu zarif, fazlasıyla nazik aydının arkasından üzüntülerini belli etti.

 

Bir köşe yazarı ise, Kemal Derviş’in cenaze için niye New York’tan İstanbul’a gelmediğini eleştirirken şöyle diyordu:

 

“İsmail Cem’e hayatının kazığını atıp sonra çekip giden Kemal Derviş’i… Belki de Cem’in kanser olmasında payı olan Kemal Derviş’i…”

 

Kimdi bu zarif köşe yazarı?

(a) Fatih Altaylı
(b) Fatih Altaylı
(c) Fatih Altaylı
(d) Hepisi

Sabah, 27 ocak


*

SORANIN KONUDAN HABERİ OLMAYINCA…


Daphne Barak - doğruysa - eğer Fransız Sosyalist Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı adayı Ségolène Royal ile röportaj yapmış. Soruyor: “
Segolene, tarih yazıyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koyan ilk kadınsınız. Nasıl karar verdiniz?(Hürriyet, 28 ocak)

 

Gazeteci, böyle bir soru sormadan evvel biraz araştırır…

 

Ségolène Royal, Sosyalist Parti’nin ilk ‘resmî’ cumhurbaşkanlığı adayıdır. Yoksa bu göreve aday olan pek kadın olmuştur. Benim bildiğim, Fransa’nınilk kadın cumhurbaşkanı adayı Lutte Ouvrière adlı troçkist hareketin temsilcisi Arlette Laguillier’dir. 1974’te aday olmuştur. O tarihten beri de düzenli her seçimde aday olmuştur.

 



False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle