İngilizlere saray müziği çaldırıyor

Güncelleme Tarihi:

İngilizlere saray müziği çaldırıyor
Oluşturulma Tarihi: Ocak 05, 1999 00:00

Haberin Devamı

Besteci, orkestra şefi, araştırmacı, arşivci. Henüz 29 yaşında. Fiziği ve giyim tarzı, yüzyıl başındaki İngiliz aristokratlarını andırıyor. Üç yıllık Londra ve yedi yıllık Edinburg deneyiminden sonra şimdi Cambrige'de yaşıyor ve müzik dersleri veriyor. Yedi yıldır kendi orkestrasını yönetiyor. 19 yaşında elini kolunu sallayarak gittiği İngiltere'de aldığı eğitimin onu bugünlere getirdiğini düşünüyor. Ama bir anlamda yanılıyor. Çünkü korkunç inatçı ve sebatkar. Kısa süre önce en önemli projelerinden birini gerçekleştirerek Osmanlı Saray Müziği üzerine İngilizler'den oluşan bir araştırma grubu kuran Emre Aracı'nın Adnan Saygun üzerine yaptığı doktora tezi de kitap olarak bu yıl yayınlanacak.

Müzik eğitimine geç başlamışsınız ama, müziğe ilginiz herhalde çok öncelere dayanıyor.

-Evet, çok küçük yaşımdan itibaren düzenli olarak klasik müzik konserlerine, operalara giderdim. Zaten evde piyano dersleri alıyordum. Bir de Askeri Müze'ye gidip mehter takımını dinlemeyi çok severdim.

Ortaokul, lise dönemindeki gençler arasında bu özellikleriniz nedeniyle dışlanmıyor muydunuz? Sonuç olarak kendilerine benzemeyen, farklı müzikler dinleyen sıkıcı bir çocuk olarak görmüyorlar mıydı sizi?

-Hayır, inanın tam aksi oldu. Ben hiç yalnız kalmadım. Belki ilginç geliyordum onlara kimbilir? Ayrıca birkaç arkadışımı da ikna edip, operalara götürdüğüm oldu. Çok da memnun kaldılar.

Highschool'dan sonra, artık zamanı geldi dediniz...

-Evet, bavulumu alıp Londra'ya gittim. Hiç kimseyi tanımıyordum. Tek bağlantım, Cem Mansur'un görüşme imkanı sağladığı piyanist bir hanımdı. Onun çok yardımını gördüm ve bir müzik kolejine kaydoldum. Viyola çalmaya başladım ama üç yıllık eğitim boyunca müzikle ilgili her şeyi okudum. Kolejden sonra üniversite sınavlarına girdim ve Edinburg Üniversitesi'ni kazandım. Bu üniversitenin Müzik Fakültesi çok çok eskidir, Mendhelson'a profesörlük teklif etmiş bir fakültedir. Böylece hayatımda yeni bir sayfa açılmış oldu. Geçen Ağustos ayına kadar, yani sekiz sene Edinburg'da kaldım. Çok geniş bir yelpazede öğrenim gördük. Kompozisyon, müzik tarihi, teori dersleri. En önemlisi, araştırma zorunluluğu. Hiçbir hoca bize ne yapacağımızı söylemedi, konular şunlar, kitaplar bunlar, gerisini siz araştıracaksınız, dediler.

Peki uzmanlık olarak orkestra şefliğini mi seçtiniz?

-Eğitim sistemi çok farklı orada. Üçüncü yıla kadar genel okuyorsunuz, ardından uzmanlık alanı başlıyor. Ama ben şefliğe zaten eskiden beri çok ilgi duyuyordum. İstanbul'da Romen şef İonescu Galati'den ders almıştım bir yıl. Londra'da kolejdeyken de ders almıştım. Bunların çok yararı oldu. Kesinlikle şeflik yapmak istiyordum. Ve daha ikinci yılımda bir orkestra kurdum.

BAĞIŞ YOLUYLA KONSER

Sen kim oluyorsun, demediler mi?

-Hayır, en büyük fark burada işte. Ben Türkiye'den gelmiş bir öğrenci olarak Edinburg Üniversitesi'ne ‘ben bir orkestra kurmak istiyorum’ diyorum. Kimse de bana, ‘burada bu kadar hoca varken, sana mı düşer,’ demiyor. Bilakis, çok teşvik ettiler. Konser salonu bedava verildi, provalar sağlandı.

Nasıl oldu kuruluş aşaması?

-Üniversitede bir senfoni orkestrası vardı ama yaylı çalgılar orkestrası yoktu. Sonuç mükemmel oldu, her fakülteden insan katıldı. İlk konserimizi şubat ayında Edinburg'da verdik. Bir yıl İskoçya turnesi yaptık, dağlardaki kalelerde konserler verdik. Zamanla repertuara Türk bestecileri de kattık, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun çaldık, benim bestelerimi de çaldık. Bu iş öyle gelişti ki Paris'te bile konser verdik. Ve inanın tamamen halkın desteğiyle. Üniversite bize destek oldu ama maddi yardım yapmadı. Bilet satışı yapıyorduk ve o günkü konser programının arkasına ilan veriyorduk, ‘Paris’te konser vereceğiz, bin beş yüz pound'a ihtiyacımız var, acaba yardım eder misiniz, diye.

Doktora tezinizi Adnan Saygun üzerine yapmışsınız. Saygun'da sizi çeken ne oldu? Diyelim niye İlhan Usmanbaş değil de Saygun?

-Esasında ben Saygun'u hiç tanımıyordum. Üniversitedeki son yılımda Bartok ve Saygun üzerine kısa bir araştırma yazısı yazmam gerekiyordu. Bu yazım için Saygun'un evini ziyaret ettim. Eşiyle görüştük, beni bir odaya soktu, orada Adnan beyin elyazması notaları, mektupları, anı defterleri, çok etkilendim. Dönüşümde Adnan Saygun üzerine bir doktora yapmak istediğimi söyledim, kimse yine bana, kimmiş Adnan Saygun, demedi. Tabii Saygun'un eserlerini bizim konserlerimizde dinlemişlerdi, ayrıca İngiliz müzik ansiklopedilerinde adı geçiyor.

Tevfik Fikret'in bir şiirini de bestelemişsiniz. Adnan Saygun üzerine doktora, Osmanlı saray müziği... Bunlar Avrupa'da yaşayan bir müzik sanatçısının kariyeri için doğru seçimler mi?

-Ben hayatta neden zevk alıyorum? Ne yapmak istiyorum? Hayata ne katabilirim? Bunları düşündüm ve kararlarımı hiçbir zaman, bu bana uzun vadede ne kazandırır diye bakarak almadım. Adnan Saygun karlı bir iş değildi belki. Ya da Tevfik Fikret'in şiirini bestelemek hiç de ticari değil kariyer açısından. Ama bakarsınız belki belli bir kesimin bunlara ilgi duymasını da sağlayabilirim günün birinde.

OSMANLI TEMALI REPERTUAR

Şimdi size bir Adnan Saygun uzmanı diyebiliriz artık...

-Adnan Saygun'un hayat hikayesini yazdım tez olarak. Ben uzmanlıktan hazzetmiyorum. Hoşuma giden çok yönlülük. Ben her zaman öğrenciyim. 60 yaşıma geldiğimde de böyle olacak. Çünkü böyle insanlar tanıdım. Çok önemli bir Oxford profesörü, kitabına bulunduğum küçücük bir katkıdan dolayı teşekkür ediyor mesela. Bu tür mütevazı insanların varlığı insanı çok teşvik ediyor. Kimse Saygun'dan, Türk müziğinden bize ne, demiyor. Sonuçta hepimiz bir zincirin parçasıyız.

Peki Osmanlı Saray Müziği'ne ilginiz nasıl başladı?

-Ben gerek İngiltere'de, gerek Türkiye'de aynı zamanda arşiv tarıyorum. Günün birinde de elime Ömer Paşa'nın karısının bestelediği bir marş notası geçti. Bunu başkaları izledi. Bulduğum notalar var, yüz yıldır bir yerlerde kalmış Türk besteleri. Bunları alıp koleksiyon yapmıyorum, hemen hayata geçiriyorum. Geçen sene bir İskoçyalı olan İskoçya fahri konsolosumuzdan konser teklifi geldi. Londra büyükelçimizi de davet ettik. Konser programını düşün ürken aklıma bir fikir geldi. Hazır elimde Ömer Paşa'nın karısının ve İngiliz bir bestecinin Ömer Paşa için yazdığı besteler var, böyle bir repertuar yapalım, dedim. Donizetti Paşa'nın Mecidiye Marşı'yla başlayıp, benim Beyoğlu'nun bir arka sokağında bulduğum, Halim diye birinin Fetva adlı eski bir el yazması parçayla bitirdik konseri. İnsanlar çok şaşırdılar. Üstelik bunlar hep piyano içindi, ben orkestraya tek tek uyarladım. Ve ‘‘Osmanlı’’ temalı bir konser çıktı ortaya. Konseri 1794'de bir İngiliz tarafından dönemin Osmanlı büyükelçisi için yazılmış merasim marşıyla başlattık. Onun notasını da British Museum'da bulmuştum.

Osmanlı Saray Müziği'ne ulaşmak çok zor, eserler kayıp, kaynak az. Nasıl bir yöntemle araştıracaksınız?

-En önemli projelerimden biri bu. Şimdi Londra'da İngilizler'den oluşan profesyonel bir grup kurdum. Tamamen Osmanlı Saray Müziği'ne yoğunlaşacak. Bu grup British Library'deki notaları değerlendirecek. Burada Yıldız Sarayı arşivi var, benim orada çalışmalarım oldu ve olacak. Düşünün ki 1867 yılında Sultan Abdülaziz Avrupa'ya gidiyor, İngilizler bir konser organize ediyorlar, 1600 kişilik bir koro Türkçe dilinde bir kaside söylüyor. Bunları yaşatmak lazım, 8 kişilik bir koroyla bile olsa.

Avrupa'ya ‘‘En büyük Türkiye’’ dedirtmek gibi bir misyonunuz var mı?

-Hayır. Bu işin propaganda yönüne çok dikkat etmek lazım. Kendimize ilişkin övünmelerimiz Avrupalı'ya hiçbir şey ifade etmiyor. Ama objektif bir icraata farklı bir gözle bakıyorlar. Osmanlı'da besteciler var, Ermeni, Rum. Onların da eserlerini çalıyoruz biz. Bu yüzden altını çizmek istiyorum. Mesele Türkiye propagandası değil. Bugün Avrupa'da muazzam bir merak var Doğu'ya. Ben bizdeki mozayiği katmak istiyorum bu kültürün içine. Bizim çaldığımız parçalar müzik değeri açısından muazzam besteler değiller, dönemin hafif müziği hepsi. Ama biz bunları nasıl değerlendiririz de, arayış içindeki müzik dünyasına sokarız, buna gayret etmek gerekiyor. Yoksa, 'biz bunları başardık, bunları yaptık' diye gösterdiğinizde katiyen ilgilenmiyorlar.

Şef, besteci, araştırmacı, arşivci, özel hayata zaman kalıyor mu?

-Dediğim gibi, ben kariyer peşinde değilim, benim istediğim bir şeyleri ortaya çıkarmak, kendimi tatmin etmek, seçimlerde özgür olmak. Bence bir sanatçı bu rahatlığı hissetmeli. Ben çok sık gelip ailemle uzun vakit geçiriyorum. Şu gördüğünüz gemi maketini iki ayda ben yaptım. Özel hayatım bu işte.

Ömer Paşa'nın ruhu dolaşıyor

Emre Aracı, Ömer Paşa'nın karısına ait notaları bulmasıyla başlayan esrarengiz olaylar zincirini şöyle anlatıyor:

‘‘Ömer Lütfi Paşa Kırım savaşında başkumandan. Daha sonra çok yüksek mevkilere de geliyor. Ben Londra'da öğrenciyken, Ömer Paşa'nın karısının bestelemiş olduğu bir marş notası buldum. Cumhuriyet Gazetesi'ne bir yazı yazdım bununla ilgili. Derken bir hanım Bodrum'dan Edinburg'a telefon etti, yazımı okumuş, Ömer Paşa'nın ailesinden olduğunu söyledi. İşin ilginç tarafı ben bu hanımla meğerse on yıl önce kolejdeyken bir öğle yemeği yemişim. Telefonda konuşurken aynı kişiler olduğumuzu anladık. <üstelik daha="" da="" tuhafı="" çok="" çok="" uzaktan="" da="" olsa="" bu="" hanımla="" bir="" akrabalık="" bağımız="" da="" çıktı="" ortaya.="" derken="" bir="" başka="" hanımdan="" faks="" aldım.="" bir="" yazarın="" ömer="" paşa'yı="" ve="" karısı="" İda'yı="" konu="" ettiği="" bir="" romanından="" söz="" etti.="" İstanbul'dan="" faks="" çeken="" bu="" hanımın="" edinburg'da="" evi="" varmış,="" tesadüfe="" bakın.="" sonra="" geldi="" edinburg'a,="" ben="" marşı="" ona="" piyanoda="" çaldım,="" o="" bana="" kitabı="" ödünç="" verdi.="" ardından="" bir="" İngiliz="" bestecinin="" ömer="" paşa="" için="" yazdığı="" vals="" notalarını="" da="" buldum="" londra'da.="" notaların="" kapağında="" ömer="" paşa'nın="" resmi="" var.="" ve="" yine="" tuhaf="" bir="" tesadüf="" oldu:="" valslerin="" ithaf="" edildiği="" kişi="" de="" edinburg'luymuş="" ve="" 1855'de="" benim="" sokağımda,="" birkaç="" ev="" ötede="" oturuyormuş.="" bütün="" bunlar="" tesadüf="" olamaz="" diye="" düşündüm.’’="">



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!