GeriGündem GÖÇEBELİĞİMİZ DE KENDİMİZE ÖZGÜDÜR
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

GÖÇEBELİĞİMİZ DE KENDİMİZE ÖZGÜDÜR

Türklerin grup davranışında göçebe ruh halinin hala belirleyici bir etkisi olduğunu söylemiştik. Ama yanlış anlaşılmalardan kaçınmak için iki nokta üzerinde durmalıyız. Bunlardan birincisi, söylediklerimizden yerleşikliğin, kentliliğin göçebeliğe göre her bakımdan daha üstün olduğunu düşündüğümüz gibi bir sonuç çıkarılmaması gerektiğidir.

Şüphesiz göçebeliğin kendine özgü bir yaşam tarzı ve değer sistemi vardır ve Türklerin var kalma mücadelesinde daha önce verdiğimiz örnekte olduğu gibi, kimi zaman bu yaşam tarzı ve değer sistemi bırakın üstün olmayı, topluluk için kurtarıcı hale bile gelebilmektedir. Göçebe yaşam tarzı ve değer sistemi, topluma dinamizm, dinçlik, dayanıklılık, eşitlik ve dayanışma ruhu katmaktadır. Bu nedenle atalarımız, yerleşikliği öneren yaşam ve inanç sistemlerine geçip geçmemeleri tartışmalarında hep bu hususları göz önünde bulundurmuşlardır. Öyle ki, göçebelik ile yerleşiklik arasında bir türlü karar kılamamak şeklinde gösterilen tutum da adeta Türklere özgü bir nitelik göstermektedir. Örneğin Doğu Gök-Türk İmparatoru Bilge Kağan'a ünlü veziri Tonyukuk, "Biz Çinlilerin yüzde biri kadarız. Bir şehir kurup oturursak orada düşman bizi yok eder. Halbuki eski hayatımızı sürdürürsek zayıf olduğumuz zamanlarda çekilir, güçlü olduğumuz zamanlarda ilerleriz" demiştir. Yine aynı nedenle 11. yüzyılda Oğuzlar, şehirlerde yaşayanlara yatuk (tembel) demekte, yatukları savaşmayan, mücadele gücünü yitirmiş insanlar olarak görmektedirler. 15. yüzyılda Akkoyunlu Devleti'nin kurucusu Kara Yülük Osman Bey, oğullarına "Sakın oturarak yaşayışa geçmeyiniz, çünkü beylik ve hakimlik, Yörüklük ve Türkmenlik hayatını geçirmekle olur" diye öğüt vermektedir.  Ama teslim etmek gerekir ki, Bilge Kağan'dan bu yana, Türk yönetici kesimlerinde içten içe bir yerleşikliğe geçme arzusu da hep gündemde olmuş, bunun için fırsat kollanmıştır. Şikari'nin anlattığı şu Karaman Beyliği öyküsü bunu çok iyi ortaya koymaktadır: "Bir bahar Türkmenler ve Oğuzlar yaylağa çıktılar. Saadeddin öldü ve yerine Nureddin'i bey yaptılar. Türkmen beyi Hayrettin, Nureddin Bey'e 'A Nureddin Bey, şu göçebelikten usandık, Heraklius'un kalesini kafir ellerden alabilsek de yerleşsek' dedi. Oğuz beyleri bu sözleri onayladı".

Kısacası, Türk grup davranışının ana belirleyenlerden olduğunu söylediğimiz göçebe ruh hali, çok kendine özgüdür ve birçok olumlu yanı vardır; bu nedenle Türkler, her zaman göçebelik-yerleşiklik arasında kararsızlık göstermişlerdir. Türklerin göçebelik-yerleşiklik arasındaki ikircimli tutumları, onların göçebeliklerinden davranışlarına yansıyan en belirgin özelliklerden birisidir. Türk aydınlarının Türkler göçebe mi değil mi diye tartışıp durmaları ve bir türlü karara varamamaları da Türk tarihi boyunca süren bu ikircim yüzündendir.
Üzerinde durmamız gereken diğer nokta da, tam da Türk göçebeliğinin bu kendine özgü niteliği hakkındadır. Göçebelik dendiğinde toptancı bir yaklaşım göstermememiz gerekir. Türk göçebeliği, her ne kadar kimi zaman aralarındaki benzerlikler üzerinde durulsa da insanlık tarihindeki diğer göçebe topluluklarla asla aynileştirilemeyecek kadar birçok kendine özgü niteliğe sahiptir. Türk göçebeliği (ki 'atlı göçebelik' adı verilir), Arap Yarımadası'ndaki gibi horizontal değil, "vertikal" yani yazın yüksek dağlardaki yaylalarda, kışın daha sıcak kışlaklarda oturan göçebelik tipinde ya da "yarı-göçebe" denilen göçebelikle yerleşik yaşam arası bir tipte yer alır. Yarı-göçebelikte, kışın köylerde, evlerde yaşanır, özellikle hububat ziraati yapılır; yazın ise yaylalara çıkılır. Türk göçebeliğinin atlı ve hayvancı niteliklerinin, onlara at arabasını icat etme, kolay devlet kurma gibi özellikler kattığı ileri sürülmektedir. Anadolu'ya gelen Türkler, çok büyük çoğunlukla Orta Asya'da develeriyle uzun yolculuklara çıkan göçebelerden değil, sürüleriyle mevsimine göre göç edenlerdendi. Muhtemelen çiftçilikle ama kesinlikle ormancılıkla da uğraşmışlardı.

Türk göçebeliği, bu kendine özgü nitelikleri nedeniyle asla basitçe "ilkel" diye nitelenemez; araştırmacılar tarafından her zaman uygarlaşmaya, yenileşmeye, yerleşikliğe ve ziraate açık hatta meyilli olduğu vurgulanır. Türk göçebe sisteminin kendine özgü niteliği, hatta uygarlıklardan bazı bakımlardan üstün yanları olduğu konusunda çok sayıda araştırma yapılmış, yazı kaleme alınmış; Türklerin tarihteki uygarlıklar arasındaki arabulucu rolünün önemi üzerinde durulmuştur. Sanki bunları biliyormuşçasına, göçebe Türkler de ruh hali açısından kendilerini hep yerleşik tarım toplumlarından üstün görmüşlerdir.

Yazılarımızı bir süre Türkiye'de halen süren göçebe psikolojisinin (kendine özgü göçebe veya yarı-göçebe denilebilecek ruh halinin) etkilerini ele alarak sürdüreceğiz. Ama bundan sonraki yazımızda bu psikolojinin üzerine yükseldiği maddi anatomiyi net olarak ortaya koyabilmek ve devraldığımız göçebe tarihsel miras hakkındaki endişeleri bertaraf edebilmek açısından, Anadolu'ya gelmelerinden itibaren Anadolu'nun Türkleşmesi süreci içinde, Türklerin de ne ölçüde ve nasıl yerleşik hale geldiklerinin kısa bir hikayesini vereceğiz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle