Eski gazeteci, gerçek prenses Sara Korle

Güncelleme Tarihi:

Eski gazeteci, gerçek prenses Sara Korle
OluÅŸturulma Tarihi: Mart 21, 2004 00:00

Kıskandım. Bizden önceki neslin, en havalı kadın gazetecilerinden biri. Bir koridoru var, aklınıza gelebilecek bütün dünya çapında ünlüler orada yerini almış, fotoÄŸraf ÅŸeklinde. Hepsinin yanında aynı güzel kadın: Sara Korle.Sadece döneminin parlak bir imzası deÄŸil, aynı zamanda herkesin saygı ve sevgiyle andığı BirleÅŸmiÅŸ Milletler Protokol Müdürü Sinan Korle'nin deÄŸerli eÅŸi. Ufak kelime oyunlarıyla geçiÅŸtirilebilecek bir kadın deÄŸil. Saraylı aslında, anne tarafından. Abdülmecid'in torununun torunu. Köken olarak Osmanlı ama iflah olmaz bir Atatürkçü. Bir insan ‘‘mavi kanlı’’ olsun da bu kadar asalete önem vermesin, pek rastladığım bir ÅŸey deÄŸil. Gördüğüm anda sevdim Sara Korle'yi. Ne isterdim biliyor musunuz, günde bir saat onun evine gideyim, onu yormadan teybi dayayayım, geçmiÅŸ maceralarını dinleyeyim. Anlatacaklarını düşünebiliyor musunuz? Tunç Yalman'lı, Åžirin Devrim'li, Arif Mardin'li öyküler dinleyeceÄŸim. Kim bilir ne tatlı serserilikler anlatacaktır. Bu kadının hayatı, Ä°stanbul-Atina-Tahran ve New York'ta geçiyor. Böyle bir kuÅŸak var bu ülkede. Aslında dünya vatandaşı ama hiçbir zaman Türklüğünden vazgeçmemiÅŸ. Düşünün ki, bu iki insan, rahmetli Sinan Korle ve Sara Korle, uzuuun bir kahve hatırı kadar (40 yıl!) yurtdışında Türkiye'yi temsil ettiler. BaÅŸarıyla dört dörtlük ve mükemmel bir biçimde. Onları tanıyanlar, ‘‘İşte Türkler böyle insanlar!’’ dediler. Ve üstelik Sara Korle hiçbir zaman gazeteciliÄŸinden vazgeçmedi. Sadece Vatan Gazetesi, Hayat, Ses gibi mecmualara yazmakla kalmadı, Ä°ran ve Japonya'da da çeÅŸitli yayınlarda yazıları yayınlandı. Åžu anda biraz rahatsız. Röportajı da oksijen takviyelerinin arasındaki teneffüslerde yaptık. Ä°yileÅŸince, birlikte yemeÄŸe gitmeyi dört gözle bekliyorum...Cezayir’deki darbeyi dünyaya o duyurmuÅŸtuBu kadar imkana sahipken neden gazeteci oldunuz?- EvlendiÄŸim adam gazeteciydi. EniÅŸtesi Ahmet Emin Yalman da Vatan Gazetesi'nin sahibiydi. Ben de zaten kolejdeyken tercümeler filan yapardım, yazıya yakınlığım vardı. Kocam gazeteciliÄŸi bırakıp BirleÅŸmiÅŸ Milletler'de çalışmaya baÅŸlayınca dünyanın her tarafından önce Vatan'a sonra Hayat ve Ses mecmuasına yazılar, röportajlar göndermeye baÅŸladım. Bütün hayatım gazetecilikle geçti.Bu ülkenin ilk kadın gazetecilerinden birisiniz. Bu ne ifade ediyor sizin için?- Kocamın iÅŸi dolayısıyla herkesin kolay kolay tanıyamayacağı ÅŸahsiyetleri tanıma imkanı buldum. Onlardan mülakatlar kopardım. Neredeyse bütün Amerikan reis-i cumhurlarını tanıyordum. Çünkü karılarına eskortluk yapıyordum, ahbap olmuÅŸtuk. Mrs. Roosevelt'le aynı abdesthaneye girip, kadının osuruÄŸunu duyardım mesela, o kadar yakındım. Pek çok Hollywood yıldızı benim arkadaşım oldu. Ä°smim New York Times'ın dedikodu sütunlarında geçerdi: Son Sultan'ın kızı, protokol ÅŸefinin karısı diye. Ben de telefon açıp 'EstaÄŸfurullah, son sultanın kızı olsam, yüz yaşında olmam gerekir' derdim.Cezayir'de ihtilal olduÄŸunda ilk fotoÄŸrafları da siz çekmiÅŸsiniz. DoÄŸru mu?- Evet, Cezayir'de bir sefirin evinde kalıyoruz. Gece, Sinan beni dürtüyor, bir ÅŸey oluyor diyor. Atıyorsun diyorum. MeÄŸer darbe olmuÅŸ. Ertesi sabah da gidecektik biz, uçaÄŸa binmek için hazırlanıyoruz, kapı açıldı müsteÅŸar don paça ‘‘İhtilal oldu’’ dedi. ‘‘Bin Bella'yı yakaladılar’’ dedi. Biz sefaretin arabasına bindik, uçaÄŸa gidiyoruz. Bütün yollarda insanlar, askerler, tanklar. Ben boyuna resim çekiyorum. Sinan uyarıyor: ‘‘Başımızı belaya sokacaksın!’’ Nice'e indiÄŸimizde bütün gazeteciler etrafımızı sardı. Cezayir'den çıkan ilk uçak bizimkiymiÅŸ. Haber var mı diye soruyorlar. Ben de salağım, çok baÄŸlıyım ya gazeteme, hiç ses çıkarmadım, fotoÄŸraflardan da söz etmedim. Türkiye'ye yolladım fotoÄŸrafları. Hayat Mecmuası benim için özel sayı yaptı.Siz ne kadar itibarlı bir gazeteciydiniz?- Bir kere New York'tan geldık. Gümrükte Sinan pasaportları verdi. Oradaki memur, Sinan'a baktı: ‘‘Aaa siz Sara Korle'nin kocası mısınız?’’ dedi. Bizimki fena bozuldu. Evet tanınıyordum. Bir ara Anadalu Ajansı için de çalıştım. Voice of America için de...Åžimdiki kadın gazetecileri nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?- Leyla Umar, Tuna Köprülü filan benim ahbabım. Ama onlara kızıyorum, Tuna'ya bilhassa. Herkes oturup hatıralarını yazıyor. Her ÅŸeyi açığa vuruyor. Ä°yi de sözü geçenlerin hepsi ölmemiÅŸ ki! Bir de hep kendilerini methediyorlar. Onu gördüm de, yok ensesini tuttum da, yok Castro'ya balık götürdüm de. Bunlar hoÅŸuma gitmiyor. Böyle böbürlenmek benim gazetecilik anlayışıma uymuyor.Sara Korle, bugüne kadar Roosevelt'ten Kennedy'ye kadar pekçok siyasiyle ve Tony Curtis, Alfred Hitchcock, Gregory Peck, Burt Lancaster, Frank Sinatra gibi sayısız starla röportaj yaptı. Türkiye, bu yıldızların haberlerini hep ondan aldı.80 küsur yaşında olmak nasıl bir duygu? Ne hissediyorsunuz?- Bu kadar güzel ve uzun bir hayat sürmüş olmanın saadetini yaşıyorum. Kimi ana karnında ölüyor gidiyor, annesi aldırıyor; kimi de 104 yaşına kadar yaşıyor. Benim durumum hiç fena deÄŸil. 65 sene günde iki buçuk paket sigara içtim, herhalde bir vapur dolusu da içki. Ama bak bu yaÅŸa kadar gelebildim. Ä°niÅŸlerden çok çıkışlarım oldu, şükretmek gerekiyor. Ama insan hayatında öyle bir an geliyor ki, makine eskiyor. Kabul etmekten baÅŸka çaren kalmıyor...Kendinizi ihtiyar gibi hissediyor musunuz?- Yok canım! İçin deÄŸil, dışın deÄŸiÅŸiyor. Bu son hastalığa kadar çok faal bir insandım mesela. ‘‘Otomatik ödeme diye bir ÅŸey var. Delirdin mi çıkma sokaÄŸa’’ diyorlardı. Niye ödeyecekmiÅŸ banka benim telefonumu, suyumu, elektriÄŸimi? HoÅŸuma gidiyordu, sokaÄŸa çıkmak için bir vesile oluyordu. Sonra gidip arkadaÅŸlarımla saatlerce briç oynuyordum. Artık yapamıyorum. 24 saat bir hemÅŸireyle yaşıyorum.Bu kadar uzun yaşıyor olmak ve yaÅŸamaya devam etmek hediye mi ceza mı!- Bence hediye. Allah'a bin şükür. Neler gördüm, neler geçirdim. Yaptığım hiçbir ÅŸeyden piÅŸmanlık duymuyorum, yapamadıklarıma üzülüyorum. Ä°nsan tabii hep daha fazla yaÅŸamak istiyor, keÅŸke hayatıma daha çok ÅŸey sığdırabilseydim diyor. Ben fena da sığdırmadım gerçi!Peki, belli bir yaÅŸtan sonra insanın endiÅŸelerinde bir deÄŸiÅŸiklik oluyor mu? Hani bir dönem insan kendini etrafına beÄŸendirme endiÅŸesi taşıyor. Hangi yaÅŸtan sonra, bu baÅŸka bir ÅŸeye dönüşüyor?- Valla, bende baÅŸka bir ÅŸeye dönüşmedi. Bakın, siz geliyorsunuz diye makyaj yaptım. Hep bakımlı olmaya çalışan biriydim. Ama 80 küsur yaşında yüzümü filan çektirmeyi düşünmem. Onu da yapanlar var. Ä°nsan aktrist olur yapar. Ya da Mefküre Åžerbet gibi meraklıdır, yapar. Yapsınlar canım, bana ne. Ama ben yapmam.YaÅŸ ilerleyince saÄŸlık endiÅŸeleri mi baÅŸlıyor?- Elbette. Gençken gayet soÄŸukkanlıydım. Hiçbir ÅŸeye aldırmazdım. EÅŸim son yıllarını çok kötü geçirdi. Onun hastalığı beni mahvetti. Korkak oldum. Öyle bir hale geldim ki, kaldırıma çıkamıyordum, sokaktan geçen birine ‘‘Evladım ÅŸu kolumu tut da çıkayım’’ diyordum. Onu yendim. Åžimdi tekrar rahatsızlandım. Vücut eskiyor. Kaslar, kemikler direncini kaybediyor. Ne yapalım hayat böyle.Ä°nsan üzüm gibi sevdiÄŸine baka baka yaÅŸlanmak ister ya, kaç yıl önce eÅŸiniz Sinan Bey'i kaybettiniz? - 7 yıl oldu.Peki yaÅŸlılığın yalnızlık bölümü nasıl bir ÅŸey? Nasıl üstesinden geliyorsunuz?- Sinan'ı kaybetmek beni çok sarstı. Ama toparladım. Ahbaplarım arkadaÅŸlarım var, haftada iki üç kere onlarla buluÅŸuyordum. Bir de 40 yıl New York'ta yaÅŸadım ben. Ä°kinci evim gibiydi orası, senede iki kez New York'a gidiyordum. Ama artık gitmeyeceÄŸim. Yol uzun geliyor, beni yoruyor. Bir de eÅŸim dostumun kimi öldü, kimi hicret etti. Kala kala parmakla sayılacak kadar az insan kaldı. Bir de oradaki yaÅŸam zor, kapıcına kolaysa telefon et ‘‘Bir kilo soÄŸan getir’’ de!Biraz tuhaf bir soru olacak. Ama hepimiz için geçerli. Hayal ettiÄŸiniz özel bir son, bitiÅŸ karesi var mı?- Ä°stediÄŸim yere gömülmek. Annemin babamın koynuna. O kadar.Annem yemek piÅŸiremezdi ama üç günlüğüne domuz avına giderdiSaraylı olmak nasıl bir ÅŸey?- Anne tarafından Osmanlılar'a aitim. Sultan Mecid'in torununun torunuyum. Ama hiçbir zaman bununla övünmedim. Zaten muayyen bir yaÅŸa kadar annem bana bunları hiç anlatmazdı. NesliÅŸah Sultan ve diÄŸerleri benim canım ciÄŸerim, akrabalarım, onları inkar edemem. Ama ‘‘Ben saray mensubuyum, prensesim’’ diye hava atmadım, atmam. Herkesin bir ailesi var, benimki de onlar. GereÄŸinden fazla gururlu deÄŸilim.Nasıl anlaşılır ‘‘mavi kan’’? Ä°nsanların yaÅŸadığı ÅŸaÅŸaalı hayatlardan mı?- Hayır efendim, duruÅŸlarından! Ama bir sokak çocuÄŸu bile asil olabilir, saraylı olması gerekmiyor yani. Ve en asil olması gereken saraydan çıkmış biri de, hiç asil olmayabilir. Bizden farkınız yok yani!- Nerem farklı olsun? Gerçi ilginçtir bu saraylılar! Ben teyzem hakkında kitap yazmıştım. Teyzem, Prenses Mevhibe diye tanınırdı. Epey bir ÅŸaÅŸaa ve debdebe içinde yaÅŸamış, har vurup harman savurmuÅŸ, sonunda da Osmanlı Bankası'nda telefon memuresi olmak zorunda kalmış. Bir gün Fransız sefiri telefon ediyor, sinirli bir biçimde müdürle konuÅŸmak istediÄŸini söylüyor. Bizimki de telefon memuresi ya, ‘‘KonuÅŸamazsınız ÅŸu an meÅŸgul’’ diyor. ‘‘Ne demek! Ben Fransız sefiriyim’’ diye üsteleyince, teyzem, ‘‘E n'apalım siz Fransız sefiriyseniz ben de Saba kraliçesiyim!’’ diyor. Sefir kızıyor bankanın müdürünü arıyor: ‘‘Sizde terbiyesiz bir kadın var. Kendini bana Saba kraliçesi olarak tanıttı.’’ Müdür cevap veriyor: ‘‘Valla bizde kraliçe yok ama bir prenses var...’’Sizin böyle ÅŸaÅŸaalı bir hayatınız olmadı mı?- Yok canım. Babam bahriyeliydi benim. Öyle bakıcılarla filan büyümedim. Ama bana çok iyi bir tahsil verdiler.Nasıl bir çocukluk sizinki?- Annem, Osmanlı olduÄŸu için hiçbir ÅŸey bilmez. Yemek piÅŸiremez, elinden hiçbir iÅŸ gelmez. Öyle bir kadındı. Ama avcılık merakı vardı mesela. ÇocukluÄŸumun bir kısmı Gölcük'te geçti. Eve gelirim. Annem nerede? Köylülerle domuz avına gitti, üç gün yok! Bana iyi bir tahsil vermek için 6.5 yaşındayken Avusturya mektebine leyli yazdırdılar. Sonra bir Ankara dönemim oldu. Ve tekrar Ä°stanbul. Koleji bitirdim. Diyebilirim ki, hayatta ne öğrendiysem Robert Kolej'de öğrendim.Annenizin farklı olmasını küçükken tuhaf karşılıyor muydunuz?- Yok. Alışıyorsun. Gerçek saray mensupları öyledir. Para idare etmesini bilmezler, zaten bizim ailenin bir çoÄŸu Fransa'da filan beÅŸ parasız öldüler. Annem de onlar gibiydi. Kandilli'deki Cemile Sultan Köşkü, büyük babamınmış mesela. Öldükten sonra dayım, annem, teyzem orayı satıyorlar. Taa tepeden aÅŸaÄŸa kadar. Sahilde de saray var. O bahçelerdeki meyveleri satsalardı geçinirlerdi, ama kafaları ermiyor o iÅŸlere. Ben çocukken tutturdum: ‘‘Ata bineceÄŸim.’’ Babam derdi ki ‘‘Kızım seni DaÄŸcılık Kulübü'ne yazdıramam. Ä°mkanım yok.’’ Ama annem ne yapar eder, borç mu alır, bir ÅŸey mi satar, bana kıyafet yapar, DaÄŸcılık Kulübü'ne yazdırırdı.ÇocukluÄŸunuzdan hatırladığınız daha sonraki hayatınıza damgasını vuran bir koleksiyon merakınız var mı?- Annem her ÅŸeyi satıp savurduÄŸu için, gençliÄŸimde Osmanlı eserlerini topladım. 5 yıl Atina'da, 2 yıl Ä°ran'da ve neredeyse 40 yıl New York'ta yaÅŸadım. Enfiye kutuları, ibrikler, yıllar içinde biriktirdim. Ä°yi bir koleksiyonum vardı. Buraya göç ederken hepsini müzayedeye verdim. Çünkü bu ev küçük, nereme sığdırayım? Bir de fikrimce insanlar mallarının esiri olmamalı. Ä°yi bir gelir elde ettim. Nasıl ben zırt pırt seyahate çıkabiliyordum, Kuzey Kutbu'na bile gidebiliyordum? O parayla. New York'a ilk gittiÄŸimde Universal Film Stüdyoları'na gazeteci olarak baÅŸvurdum. Tyrone Powell'la bir öğle yemeÄŸi ayarladılar. Heyecandan ölmek üzereyim. O benim yıllardır aşık olduÄŸum aktör. Sinan'a söyledim. Hiç oralı olmadı. Hatta 'Ben de akÅŸam Marilyn Monroe'yla yemeÄŸe çıkarım' dedi. 'Ne yapacaksın o aptal kadını?' dedim. Cevap verdi: Akıllı kadını kim ne yapsın?Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!