Erdoğan: Siyasetin kalitesi yükseldi

Güncelleme Tarihi:

Erdoğan: Siyasetin kalitesi yükseldi
Oluşturulma Tarihi: Ocak 24, 2009 14:28

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye, cesur bir biçimde, kararlı bir biçimde tabularının, korkularının kendisine ayak bağı olan gelişmelerin, çeteleşmelerin özellikle mafyanın da üzerine gidiyor” dedi.

Haberin Devamı

Erdoğan, Rize Valiliği tarafından Yakamoz Restoran'da düzenlenen, ildeki sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile iş adamlarının da bulunduğu yemeğe katıldı.

Konuşmasında, Türkiye'deki değişime işaret eden Erdoğan, ülkenin artık küresel ölçekte dikkati çeken ve takdir toplayan bir konuma geldiğini söyledi. Güçlü ekonomisi, küresel politikaları ve aktif katılımıyla Türkiye'nin 6 yıl öncesine oranla kıyaslanamayacak bir seviyeye geldiğini belirten Erdoğan, demokratikleşme noktasında da atılan adımların Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine taşıyan önemli gelişmeler olduğunu kaydetti. Erdoğan, “Tüm bunlar, Türkiye'yi umutla, güvenle geleceğe bakan bir ülke yapmıştır” diye konuştu.

Son 6 yılda Türkiye'de siyasetin kalitesinin yükseldiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, “Siyasetin kalitesini düşük düzeyde tutmak isteyenler, eski alışkanlıklarını devam ettirmek isteyenlerdir. Onlar bundan vazgeçemiyorlar. Ama gerçekten aklı selim sahibi olanlar da kendilerini sorgulamaya başladılar” dedi.

Haberin Devamı

Siyasetin, bir rant dağıtma mekanizması olmaktan çıktığını ancak bu yeni duruma ayak uyduramayanlar olduğunu kaydeden Erdoğan, “Bu, her devirde olacak. Ancak, Türkiye'nin eğitimli, dinamik nüfusu bu yeni siyaseti benimsemiştir, benimseyecektir. İnanıyorum ki, bu konuda kararlılığımız, tüm anne ve babalar tarafından da artık ülkemize yansıyor” diye konuştu.

ÇETELERLE MÜCADELE

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Yine önemli bir konu, Türkiye, cesur bir biçimde, kararlı bir biçimde tabularının, korkularının kendisine ayak bağı olan gelişmelerin, çeteleşmelerin özellikle mafyanın da üzerine gidiyor” dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:

“Türkiye'de başta siyaset olmak üzere her alan temizleniyor, yenileniyor. Bakın, İtalya'da (Temiz Eller Operasyonu) oldu. Bu operasyon olduğu zaman hatırlayın haftalarca, aylarca bu konuşuldu, yazıldı. Televizyonlar bunları gösterdi. Peki Türkiye'de benzer operasyonlar sürünce niçin bazı odaklar, bazı mahfiller rahatsız oluyor? Bazı siyasi kurumlar bundan rahatsız oluyor? Hatta o kadar, o kadar, o kadar rahatsız oluyorlar ki 'ben avukatıyım' diyecek kadar ileri gidebiliyorlar?

Haberin Devamı

Bakınız, bu anlayış ülkemizin geleceğini... Ben bugünü düşünmüyorum, ben çocuğumun yaşayacağı ya da yaşadığı Türkiye'yi de değil torunlarımızın yaşayacağı o tertemiz Türkiye'yi düşünüyorum. Böyle bir Türkiye bırakmamız lazım ve bu Türkiye'de kimsenin kimsenin cebinde gözü olmamalı, hesabı olmamalı. Maalesef şu anda durum öyle değil. Bakıyorsunuz, birileri adeta birilerinin muhasebe defterini tutuyor. Arkadaş, bırakın da muhasebe defterimi kendim tutayım. Bakıyorsunuz, ummadığınız yerlerde ummadığınız şeyler oluyor. Bunları da sivil toplum örgütleriyle dayanışma içine girerek, eğer yönetimle sivil toplum kuruluşlarının dayanışması olmazsa biz ülkemizi bundan kurtaramayız. Her şeyi yürütmeden beklemeyeceğiz. El ele vereceğiz.”

KÜRESEL KRİZ

Haberin Devamı

Erdoğan, Türkiye'nin hem küresel hem ülkesel ölçekte çok yoğun hatta baş döndürücü bir süreçten geçtiğini söyledi.

Küresel krizin dünyayı etkisi altına aldığını dile getiren Erdoğan, tüm ülkelerin bununla baş edebilmenin mücadelesini verdiğini kaydetti.

Türkiye olarak da bu krizin etkilerini yok farz etmediklerini vurgulayan Erdoğan, “Ama en asgari düzeyde, minimize ederek bunu aşacağımızı iddia ettim. Şunu iddia ediyorum, buna yönelik tedbirlerimizi aldık, almaya da devam ediyoruz” dedi.

Fakat her zaman olduğu gibi felaket tellallarının devamlı konuştuklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bütün bunlara şunu söylüyoruz: Bizim ülkemiz eğer sizin bağırdığınız, seslendiğiniz gibi ise 6 yıl önce göreve geldiğimizde bu ülkenin GSYH'sı 259 milyar dolardı, 2008 sonunda bu rakam 750 milyar dolara yükseldi. Bu gerçeği nereye koyacaksınız. Şöyle Cumhuriyet tarihine baktığınızda 79 senede 259 milyar dolara gelmişiz ama bunun üzerine ilave edilen rakam yaklaşık 500 milyar dolar. Bunu göremiyorsan demek ki bakar körsün. Bu gerçek ortada. Türkiye'nin 79 senede 36 milyar dolar ihracatı vardı, şu anda 127,5 milyar dolar ihracatımız var. Efendim 'reel faiz çok fazla' şu anda reel faiz ortada yüzde 3-4, buralardayız. Hiç hayatında Türkiye, reel faizin bu kadar düşük olduğunu gördü mü? İlk defa bu rakamlarda. Biz görev geldiğimizde devletin borçlanma faizi 163,4'tü, şimdi 14-15'e düştü. Yani parayı bu kadar pahalı alan bir devletten, şimdi bu kadar ucuza satın alan bir devlete geldik. Ama hala karalama kampanyalarını devam ettiriyorlar.

Haberin Devamı

'Efendim Türkiye'nin borcu arttı'. Borç artar, borç yiğidin kamçısıdır. Sen bu kadar yatırımları yaparsan tabi ki borcun da artacak, ama borcun artarken GSYH'ya bu borç oranı nedir, buna bakacaksın. Göreve geldiğimizde GSYH'ya borç oranı yüzde 78 küsurdu. Şimdi buna bakıyoruz 38'lere filan düştü. Bakınız, nereden nereye. Hani (borç yiğidin kamçısı) denir ya bundan dolayı denir. Şimdi işin bu yönüne baktığımız zaman dünyanın en borçlu ülkesi Amerika'dır, 10 trilyon dolar borcu vardır Amerika'nın.”

Dünyanın Japonya, Almanya gibi ileri ülkelerinin de yüksek borcu olduğunu ifade eden Erdoğan, ancak GSYH'nın yüksek olması nedeniyle bu ülkelerin bunu fazla hissetmediğini dile getirdi.

Haberin Devamı

Fakat bazılarının bunu görerek konuşmadığını, sürekli borcun miktarını dillerine aldıklarını kaydeden Erdoğan, “750 milyar doları konuş, bak buradan buraya gelmişiz” dedi.

Sürekli cari açığın eleştirildiğini, şimdi bunun düşmeye başladığını ve artık konuşamadıklarını ifade eden Erdoğan, “Cari açığımızın en önemli sebebi nedir, Türkiye'nin akaryakıt noktasında dışa bağımlı oluşu cari açığımızı ciddi manada artırıyor. Ama onun da bütün hesaplarını yaptık, onun da tedbirlerini alıyoruz” diye konuştu.

ORTADOĞU VE AB İLE İLGİLİ GELİŞMELER

Ortadoğu'da yoğun bir gündem yaşandığını ve bölge barışına yönelik temaslarını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin yılbaşı itibarıyla BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçildiğini anımsattı.

Bu görev sayesinde dünya barışına çok daha fazla katkı sağlamak için yoğun bir gayret içerisinde olacaklarını vurgulayan Erdoğan, geçen hafta Belçika'ya yaptığı ziyaretle ilgili temaslarını da hatırlattı.

AB'nin Türkiye, Türkiye'nin de AB için ne denli önemli olduğunu görüşmelerinde işleme fırsatı bulduğunu anlatan Erdoğan, yapılan ve yapılacak reformları muhataplarıyla görüştüğünü söyledi. Tüm bu gelişmelere rağmen atılan bu adımları hazmedemeyenlerin bulunduğunu ve bunların bildiklerini okuduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Ülke içinde çalışmalarımız kararlılıkla devam ediyor. Bizler asla AB yolundaki kararlılığımızdan taviz vermedik, vermeyeceğiz. Küresel finansal krizin ülkemiz üzerindeki etkilerini en aza indirmek için tüm kurumlarımızla yoğun bir çalışmanın içerisindeyiz. Bunun için de ilgili kurumlarımızla irtibat halindeyiz. Bu kriz son yüzyılın en büyük finansal krizi. 1929 yılından bugüne yaşanan en büyük kriz. Bu krizin etkileri ortaya çıktığı ABD ile sınırlı kalmayacaktır, dedik. Avrupa ve Türkiye'ye de sirayet edecektir ama en zararla bunu atlatacağız, dedik ve ilk günden itibaren de teyakkuz halinde olduk. Bizim bir avantajımız vardı 1990'lı ve 2000'li yıllardaki krizler bize ders olmuştu, onlardan ders aldık, ders almayanlardan olmadık. Ders alarak çalışmalarımızı ona göre yaptık ve hiçbir zaman bankacılık sektöründe bakkal dükkanı açar gibi 'ben de bir banka açacağım' diyenlere geçmiş dönemde olduğu gibi biz banka açtırtmadık bu dönemde.

Bu dönemde bakın banka açılışı yok. Niye yok? Şartları zor da onun için. Ancak gücün, paran varsa finansın varsa koyarsın ortaya, gelirsin bankayı açarsın. Devlet verecek garantiyi sen de banka kuracaksın. O devirler geride kaldı. Şimdi böyle bir şey yok. Öyle geride kaldı ki geçmiş dönemde bankaları kuranlar neye dayanak kuruyordu, devletin mevduat üzerinde sınırsız garantisi vardı. Bu sınırsız garanti sebebiyle mevduatı topluyor kendi işinde gayrimeşru yerlerde kullanıyor, ondan sonra da benim garip zavallı vatandaşım bakıyor ki para yok bitti. Nerede para, banka iflas etti ondan sonra kim ödeyecek, devlet... O zamanki rakamlarla 40 küsur milyar dolar bu devlete bunların mevduatını ödedi. ondan sonra ne oldu bankalar fona devredildi. Yine o dönemin namzet banklarından biri bizim dönemimizde fona kaldı.”

“HENÜZ BU KAPIYI AÇMADIK”

Kendi dönemlerinde mevduata sınır getirildiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, 50 bin TL'ye kadar olan mevduata güvence getirdiklerini belirtti. Finans krizi başlayınca bazı bankaların yine sınırsız mevduat güvencesi istediğini anlatan Erdoğan, “Biz dedik ki 'kusura bakmayın biz böyle bir şeyde yokuz'. Ancak bir yetki talebinde bulunduk parlamentodan gerekirse belli bir miktar güvenceyi artırabiliriz diye” dedi.

“Bu yetkiyi aldık ama bu ne zaman başlar, şartlar oluştuğunda. Henüz bu kapıyı biz açmadık. Niye açmadık? Dedik ki 'ayaklarının üzerinde dursun herkes'. Çünkü biliyoruz ki bu ülkede yastık altında para var, kayıt dışı para var” diyen Erdoğan, bunun için de yurt dışındaki paraları, “nereden buldun” sorusunu yöneltmeden sisteme kazandırmak amacıyla çalışma yaptıklarını hatırlattı.

Esnafa yönelik adımlara da değinen Erdoğan, bu konuda da Meclis'ten sicil affı yasasını çıkardıklarını kaydetti.

Konuşmasında Rize'ye yapılan yatırımları da anlatan Erdoğan, hizmetlerin süreceğini bildirdi. Milletle oluşturdukları sinerjiyle ufukla hızla geleceğe yürüdüklerini dile getiren Erdoğan, ufkun karartılmasına, umudun kırılmasına asla müsaade etmeyeceklerini belirtti. Türkiye'yi kalkınma, ilerleme azminden alıkoyacak hiçbir girişime asla izin verilmeyeceğini ifade eden Erdoğan, sorunların el birliğiyle giderilmesi gerektiğini söyledi.

“DAHA İYİ NOKTALARA DOĞRU GİDECEĞİZ”

“Millete efendi değil hizmetkar” olduklarını ifade eden Erdoğan, “Bizim kimseye afra, tafra, safra yapmaya hakkımız yok. Gurur, kibir bizim işimiz değil. Gururun, kibrin sahibi bellidir” dedi.

Kendilerine tevazunun yakıştığını ve mütevazi olunması gerektiğini söyleyen Erdoğan, valinin, emniyet müdürünün, belediye başkanının da böyle olmasını istediğini ancak bu tevazunun da suistimal edilmemesi gerektiğini kaydetti.

İstismar edilirse bir “hak kaymasının” olacağını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

“Hakkı da sahibine teslim etmemiz lazım. Bakıyorsunuz öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki geliyor benim vatandaşım, 'bana iş'... Beyin ne yapıyor? Çaykur'da mevsimlik çalışıyor. Kardeşim beyin çalışıyor, ikramiyesi şusu, busu ile bir hesaplıyorsun beyinin ortalama maaşı nereden bakarsan bak 750-800 TL'yi bulur. Hesabını yaptırdığım için böyle konuşuyorum. Kardeşim bu parayı bulamayanlar var. Ne yapacağız mevsimin dışında sağda solda beyefendi bir şeyler bulsun. Biz bir dönem yaşıyoruz. Bu dönemi başarıyla atlatmamız lazım. Bu dönemi başarıyla atlatığımız zaman hem bunu zaten bana sormayacaksın. Önümüzde bu imkanlar da olacak. 6 yıl önce Türkiye'deki yoksulluk ile bugünkü yoksulluk arasında 4 milyon oynama var lehte. 17 milyondu, şimdi 13 milyonun altına inmiş vaziyette buralara geldik. Ben TÜİK'in ölçüsüne göre söylüyorum. Daha iyi noktalara doğru gideceğiz. Bu bir süreçtir. Bunu da başaracağız inşallah kimsenin endişesi olmasın.”

“BAŞARILI BABA, BAŞARILI DEDE”

“Baba ocağı” olan Rize'de yıllarca sıkıntıların yaşandığını, pek çok hemşehrisinin il dışına gitmek zorunda kaldığını belirten Erdoğan, kendi babasının da 13 yaşında Rize'yi terk ettiğini anlattı. Babasının İstanbul'un varoşlarında “koşturduğunu”, o dönem “Şirketi Hayriye” denilen bugünkü deniz yıllarında göreve başladığını ve kıyı kaptanlığından emekli olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ve o çilelerin içerisinden geldik. Onlar da oralarda böyle merdiven altlarında odalarda yaşadılar. Bunları bana ağlayarak anlatırdı rahmetli babam. Biz oralardan geldik. Ama oralarda kalamayız. Gelecek kuşaklarımıza da biz oraları örnek olarak veririz ama 'orada kal' diyemeyiz. Bunları yaşadığımıza göre gelecek kuşaklara biz çok daha farklı bir Türkiye bırakmak zorundayız. O yavrularımız çok daha farklı yetişmek durumunda. Eğer ben oğlumu, torunumu bilimde, sanatta her alanda çok daha ileri götürebiliyorsam kendimi çok daha başarılı bir baba ve dede olarak görebilirim. Eğer götüremiyorsam o zaman başarısızım, olaya böyle bakacağız. Onun için bizim bir günümüz diğerine eşit olmamalı. Dün bugünden geri kalmalı. Yarın bugünden çok daha ileri olmalı. Mevlana diyor ya 'Dün dünde kaldı cancağızım yeni bir şeyler yapmak, söylemek lazım'... İşte biz bunu başarmak durumundayız.”

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!