GeriGündem Dünyanın ilk sadist ve mazoşist gruplarını hiç farkında olmadan Osmanlılar finanse etmişti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    5
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dünyanın ilk sadist ve mazoşist gruplarını hiç farkında olmadan Osmanlılar finanse etmişti

Dünyanın ilk sadist ve mazoşist gruplarını hiç farkında olmadan Osmanlılar finanse etmişti
refid:5482456 ilişkili resim dosyası

İnternet vasıtasıyla hızla yayılan ve sadomazoşizmi de içeren "BDSM" kültürünün temelleri, bundan 250 yıl önce Osmanlı altınıyla atılmıştı. Toplu halde ilk sadomazoşist fantazilerin yaşandığı Cehennem Ateşi Kulübü’nü Londra’da kuran kişi, babasının Osmanlı ile yaptığı ticaret sayesinde edindiği servete konan İngiliz mirasyedi Francis Dashwood idi. İngiliz Kralı’nın postacıbaşı olan oğul Dashwood’un kendisi de, Osmanlı hayranıydı.

İnternetin en çok tercih edilen arama motoru Google, geçtiğimiz hafta yayınladığı bir araştırmada, son dönemde dünya çapında en çok aranan kelimeleri açıkladı. Zeitgeist (zamanın ruhu) adı verilen ve günümüzde en çok merak edilen, en fazla ilgi çeken kişi, nesne ve kavramları gözler önüne seren listede bir kelime grubunun hızlı yükselişi dikkat çekti. Buna göre "BDSM" kelimesi, "USA" (ABD) veya "NBA" (Amerikan Basketbol Ligi) gibi geçmişin en çok aranan kısaltmalarının önüne geçti. Peki nedir bu BDSM?

Açılımı Bondage-Discipline-Sadism-Masochism (Bağlanma-Disiplin-Sadizm-Mazoşizm) olan BDSM, genellikle cinsel ve çoğunluğa göre sapkın- bir davranış tarzıyla özdeşleştirilse de, uzmanlar bir hayat tarzı olarak görülmesi gereken bu altkültürün mutlaka seks ile bağlantılı olmayabileceğini vurguluyor. BDSM’nin öngördüğü acı, fiziksel zorlama ve kölelik, her iki tarafın rızasıyla ve iki tarafın da zevk alma isteğiyle gerçekleştiği için, muhtemel uygulamalar suç teşkil etmemek zorunda.

Sadizm ve mazoşizmi son yıllara kadar psikiyatrik bir hastalık olarak gören tıp uzmanları da, son yıllarda tavır değiştirdiler. Akıl Hastalıkları Teşhis ve İstatistik El Kitabı’na (DSM-IV) göre de "fantaziler, cinsel arzular ve davranışların; ancak klinik anlamda belirgin bir strese yol açması, sosyal, mesleki veya diğer önemli alanlarda kişiye zararlı olması halinde" sadizm ve mazoşizmin ruhsal bir bozukluk olarak kabul edileceğini belirtiyor.
/images/100/0x0/55ea8eebf018fbb8f887d5e9


ÇOK PARA KAZANDI

Kimi uzmanlar ise, BDSM’nin, son yıllarda dünya çapında ilginin arttığı bir başka fenomen olan rol yapma oyunlarından çok farkı olmadığını savunuyor. Bilgisayarlar üzerinden veya masaüstü setleri vasıtasıyla oynanan bu oyunlarda katılımcıların şövalye veya büyücü gibi belli kahramanları canlandırdığını vurgulayan uzmanlar, BDSM’de ise efendi-köle ikilisinden biri gibi davrandığını belirtiyor. Elbette BDSM, sadomazoşist fantaziler çerçevesinde gerçekten acı veren deneyimleri içerdiği için çok daha ciddi. Zira bu fantaziler arasında kırbaçlama, sopayla dövme, gözlerini bağlama, kulaklarını tıkama, bir yere asma, bir süre nefessiz bırakma gibi pratikler bulunuyor.

Yüzyıllardır yeraltında hapsedilen BDSM kavramının bugünlerde niye bu kadar popüler olduğu sorusunun cevabını sosyologlara bırakıp, bu kültürün kökeni konusundaki ilginç bir gerçeği açıklayalım: İngiliz asilzade Francis Dashwood’un kendisiyle aynı ismi taşıyan babası, 18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ve Çin ile yaptığı ticaret sayesinde çok büyük paralar kazanmıştı. O dönemde sapkın addedilen her türlü faaliyette bulunmaya başlayan mirasyedi oğul Dashwood’un bu paralarla kurduğu Cehennem Ateşi Kulübü’nde sadece BDSM’nin değil, satanizmin de temelleri atıldı.

1708 yılının aralık ayında Londra’da dünyaya gelen Le Despencer’in 15. Baron’u Francis Dashwood, aristokrat bir ailenin tek oğlu olarak son derece rahat bir ortamda bulundu. İngiltere’nin bugünkü başbakanı Tony Blair’in çocuklarının da gittiği Eton College’da okudu. Burada ileride başbakan olacak olan William Pitt gibi önemli isimlerle tanıştı. 16 yaşında babasını kaybettikten sonra, 1726 yılında Avrupa’yı dolaştı.

O dönemde, özellikle İngiliz soylularının genç erkekleri, "Grand Tour" adı verilen ve Avrupa’nın önemli şehirlerini kapsayan bir geziye çıkarak hayat tecrübesi kazanırlardı. Grand Tour geleneği, 1660’lı yıllardan, Avrupa’nın demiryolu ağlarıyla örüldüğü 1820’lere kadar sürdü. Francis Dashwood da, Paris ve Cenevre üzerinden Floransa’ya, oradan da Roma’ya geçti. Roma’da ve Güney İtalya’da gördüğü son arkeolojik buluşlar onu çok etkiledi. Yıllar sonra kurduğu marjinal kulüplerde topladığı paralarla, Osmanlı topraklarına gelip Ege’deki antik kentlerde kazılar yaptırmasının ve özellikle İyon sanatıyla ilgilenmesinin nedeni de budur.

BOHEMLERLE UYUŞAMADI

Dashwood, Avrupa turunu tamamlayıp Londra’ya döndüğünde, çalışmak zorunda olmadığını gördü. Osmanlı Devleti ve Çin ile yaptığı ticaretle büyük bir servet kazanan babası ölünce, tüm miras ailenin tek oğlu olan Francis Dashwood’a kalmıştı. Dashwood, İngiltere’ye döndükten hemen sonra, Avrupa’yı gezerken gördüğü ve gülünç bulduğu dini gelenekleri tiye alacak bir vakıf kurmaya karar verdi. Avrupa’nın dört bir yanındaki Hıristiyan evliyanın kanaatkar hayat tarzlarını, hoşgörülü, fakat hazin mizaçlarını gülünç buluyor, tüm bunların daha mutlu, şenlikli, bohem bir toplumla uyuşmadığını seziyordu. Bu yüzden Avrupa’nın birçok kasabasında rastladığı Hristiyan türbelerine nazire yaparcasına kurduğu isimsiz kulüp, dini inançlara bir taşlama mahiyetindeydi.

ASİLLER KULÜBÜ

İngiltere o dönemde tüm kurumlarıyla bir yeniden yapılanma sürecinden geçiyor, devletle birlikte toplum da köklü bir değişim yaşıyordu. Ekonomik canlanmayla birlikte özellikle soylular, giderek daha rindane bir hayatın esiri oluyorlardı. Bu ortamda özellikle Londra’da mantar gibi çoğalan kulüpler, barlar, dans salonları ve genelevler, her geçen gün daha çok müşteri çekiyor, rekabet kızıştıkça bu mekanlarda sunulan hizmetler de çeşitleniyor, aşırılaşıyordu.

Dashwood’un isimsiz kulübü, önceleri sadece bir dernekti ve çok fazla ilgi çekmemişti. Nitekim mirasyedi asilzade, kendisini bir süre için siyasete vermişti. Bu dönemde İngiltere Kralı’nın postacıbaşılığına kadar yükseldi. Bu vesileyle Krallık’ın Kuzey Amerika’daki kolonilerinde yaşayan devlet adamı ve mucit Benjamin Franklin ile tanıştı. Dashwood ve Franklin, beraber çalışarak yazdıkları "Ortak Dua Kitabı Özeti"ni 1773 yılında anonim olarak yayınladılar. Bu sayede, çok uzun süren kilise ayinlerinin kısaltılmasını amaçlıyorlardı. Dashwood bir yandan da, 1773 yılından ölümüne kadar sürdüreceği Foundling Hastanesi fahri başkanlığını yürütüyordu.

Hazcı hayat tarzından ise hiç vazgeçmemişti. Buckinghamshire’da 1740 yılında inşasına başladığını West Wycombe Park adlı kır evini görenler, bu gerçeği daha iyi anlayabilir. Saray yavrusu evin bir duvarında, Dashwood’un Osmanlı sultanları gibi giyindiği neşeli bir portresi mevcuttur. 18. yüzyıl İngiliz mimarisinde paladyen ve neoklasik etkilerin ilk kez görüldüğü yapının kendisi ise, bir tapınak gibidir. Evin çevresinde de, bölgeye bir külliye havası veren ve küçük tapınakları andıran diğer unsurlar bulunur. Kısacası hem iç, hem de dış süslemeleriyle epiküryen bir hayat tarzını haber veren ev, Dashwood’un din takıntısını bir kez daha gözler önüne serer.

Günlük hayatından sıkıldıkça kendini kulüplere veren Sir Dashwood, bu evin yapımından birkaç yıl önce, 1734 yılında kurduğu Dilettanti Derneği ile yeniden ilgilenmeye başladı. Antik Yunan ve Roma sanatı çalışmalarını destekleyen dernek, daha önce Grand Tour’a katılmış bir grup İngiliz asilzadesi tarafından kurulmuştu. Dashwood’un liderliğini yaptığı dernekte birçok önemli dük ve düşes vardı. Bir dernek üyesi, kendisine ek servet getirecek bir hadise vuku bulduğunda, mesela zengin biriyle evlendiğinde, servetinin yüzde 4’ünü derneğe bağışlamak zorundaydı. Dernek bu sayede kısa sürede önemli bir ekonomik güce kavuştu.

OPERAYA DESTEK

Derneğin amacı, İngiltere kamuoyunun zevkini şekillendirmek, inceltmekti. 1740’lardan itibaren İtalyan operasını desteklemeye başladılar, 1750’lerde İngiliz Kraliyet Akademisi’nin kurulmasına önayak oldular. Burs verdikleri gençler Avrupa’da Grand Tour’a katıldı veya Richard Chandler, William Pars, Nicholas Revett gibi ünlü arkeologlar kazıları için bu dernekten finansman sağladı.

Dilettanti’nin masum bir sanat hamisi olmadığını, dernek içinde türlü sapık ilişkilerin yaşandığını savunanlar olsa da, tüm bunlar yine Dashwood’un kurduğu Cehennem Ateşi Kulübü’nün ispatlanmış sapkınlıkları tarafından gölgelenip unutuldu. Dashwood’un yıllar önce Avrupa’nın koyu Hristiyan azizlerine taşlama amacıyla kurduğu isimsiz dernek, kısa bir süre sonra ün kazanmıştı.

Aslında Cehennem Ateşi Kulübü, kurucuları tarafından asla bu isimle anılmadı. Sir Francis Dashwood, 1746 yılında kurduğu kulübünü, "Wycombe’li Aziz Francis Şövalyeleri" yahut "Medmenham Keşişleri" diye anıyor, dernek binası bir Protestan azizinin sözde mezarıymış gibi davranarak esrarlı bir merak yaratıyordu. Fakat kulüp, halk arasında "Cehennem Ateşi Kulübü" diye anılmaya başlayınca, Dashwood buna itiraz etmedi; zira bu isim orijinal isimden bile daha çok ilgi çekiyordu. Bunun nedeni, daha önce aynı isimde birkaç kulübün kurulup zorla kapattırılmış olmasıydı. Bu kulüplerde satanist ayinler yapıldığı söylenir, en uç seks fantazilerinin pervasızca yaşandığı anlatılırdı.

Bazı uzmanlar ise, Avrupa turu sırasında İtalya’da mason localarıyla tanışan Dashwood’un bu tür bir organizasyon kurmaya niyetlendiğini ifade ediyor. Gerçekten de Dashwood, 1739 yılında İtalya’ya bir kez daha gitmiş, mason localarıyla irtibata geçmişti. Yeni seçilen Papa’nın 1738 yılında Hür Masonları yasaklamasının ardından Floransa locasının İngiliz Büyük Üstadı Lord Raynard, Engizisyon tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı. Tüm bunlara şahit olan Dashwood ülkesine döndüğünde, babası İngiltere’de başsavcı olan Lord Raynard’ın yardımıyla örgütlenme girişimlerine başladı.

İngiltere’de, daha 20 Şubat 1720 gibi erken bir tarihte yayımlanan bir muhaberede şöyle deniyor: "Cehennem Ateşi kulüpleri, sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, dini küçük bir şey gibi görüp aşağılayan, daha şeffaf bir habisliği amaçlıyor. Bunu da güya Şeytan’ın tepesinde ilahi aleme uçacakları doğal bir tekamül vesilesiyle yapmak istiyorlar. Teslis inancında özellikle Kutsal Ruh’a saldırıyorlar. Ama Tanrı’nın adaleti, onların üstün eğitimine rağmen tecelli edecektir. Genelde müşfik ebeveynler tarafından, sanat konusunda eğitilip akademiye gönderilmişlerdir.

PAZAR GÜNÜ KUMAR

Fakat okuldan saygın bir akademisyen değil, dine küfreden, her türlü utanmazlığı yapabilecek kişiler olarak çıkarlar. Sonraları bir araya geldikleri meclisler de, mesela savcılık makamına kadar yükselmiş bir hovardanın her tür küfrü işlediği, pazar günleri de kart oynayıp zart attığı adi yerlerdir."

Muhaberede "küfür işlemek" diye kestirip atılan aykırı faaliyetler arasında, sadece dine hakaret değil, cinsel marjinalizmin en uç boyutları da vardı. İrlanda’da sadece kadın peşinde koşan kart zamparaların toplándığı sıradan çöpçatanlık meclisleri olan cehennem ateşi kulüpleri, İngiltere’de Dashwood’un kurduğu dernek çatısı altında birleştikten sonra zıvanadan çıktı. Dashwood’un Cehennem Ateşi Kulübü’nün seçkin temsilcilerden oluşan 13 kişilik bir çekirdek meclisi vardı. Meclis başkanı, elbette, gerçek hayatta da milletvekili olan Dashwood’du. "Havari" olarak anılan ve bu sayede Dashwood’a bir tür "Hz. İsa’lık" payesi veren diğer üyeler arasında, bir dönem Kraliyet Donanması’na kumanda eden Lord Sandwich, ünlü siyasetçi John Wilkes, ressam William Hogarth ve şairler Charles Churchill, Paul Whitehead ve Robert Lloyd vardı. Benjamin Franklin de bu dönemde Dashwood’u evinde ziyaret etmiş, fakat dernek aktivitelerine katılmamıştı.

Dashwood, 1751 yılında Thames Nehri kıyısındaki Medmenham Manastırı’nı dernek faaliyetleri için kiraladı. Manastır, West Wycombe’deki kır evine çok yakındı. 12. yüzyılda yapılmış manastır, Katolik mezhebine mensup "Beyaz Keşişler" tarafından kullanılmış, reform döneminde "laikleştirilip" Tudor malikanesi yapılmıştı. Dashwood, 18. yüzyılda yeniden moda olan gotik üsluba göre manastırı yeniden düzenledi. Artık bir "loca" olarak gördüğü derneğinin karargahı haline getirdiği manastırın girişine sonraları Aleister Crowley’nin ismiyle anılacak olan "Do as thou wilt" (Dilediğin gibi yaşa’ vecizesini yazdırdı. Manastırın içi de, dışı gibi, Roma ve Mısır tanrı ve tanrıçalarının heykelleriyle dolduruldu. Mesela yemek salonunda, Mısır’ın sessizlik tanrısı Harpokrat ile Roma’nın sessizlik tanrıçası Angerona’nın heykelleri vardı ve ziyaretçilere, "İçeride görüp duyduklarınızı dışarıda anlatmayın" mesajını veriyorlardı.

Dashwood’un pagan tanrılarına karşı ilgisi bununla da sınırlı değildi. Manastır dahilinde Bakkhos şerefine inşa edilen bir "tapınak," satirler, deniz kızları ve santurlar gibi giyinmiş oyuncuların animasyonu eşliğinde açılmıuştı. Dashwood, 1750 yılında da, manastırın altındaki mağaraları 10 kilometre uzaklıktaki evine bağlayan tünel ve mağaralar kazdırdı. Girişi porsuk ağaçlarıyla kaplı mağaralara alçak bir geçitten giriliyor, devasa bir sistem oluşturan onlarca mağara, bir süre sonra tek tek her bir "keşiş" için hücrelere dönüşüyordu. Bir tür yeraltı oteli olan bu mağaralarda keşişler, kadın konukları "eğlendiriyordu." Tüm mağaralar, tam ortada genişçe bir yeraltı salonuna açılıyordu. Çoğu tarihçi bu yeraltının salonunun grup seks için kullanılan bir holden başka bir şey olmadığını söylerken Gerald Gardner’a göre cevap bu kadar basit değil. Gardner, bu salonun ana rahmini temsil ettiğini, buradan "doğan" bir kimsenin tıpkı rahim ağzı gibi inşa edilmiş sistemi geçerek akan nehre girebildiğini, yani doğum sürecinin burada canlandırıldığını savunuyor.

ŞARABIN KEYFİ
/images/100/0x0/55ea8eebf018fbb8f887d5eb


İngiliz kamuoyu ve ardından tüm Avrupa sosyetesi, Cehennem Ateşi Kulübü’nü bu masonik ve ezoterik göndermelerden ziyade, satanizm ve seksi içeren kahvehane dedikoduları vesilesiyle tanıdılar. Mesela rahibe kılığındaki fahişeler Londra’dan mavnalara bindiriliyor ve manastır yakınlarında iniyorlardı. Sözde "inzivaya" çekilmek veya keşişlere yardım etmek bahanesiyle mağaralara girdikten sonra rahibe kostümlerini bir kenara atıp seçkin konuklar huzurunda "sanatlarını" icra etmeye başlıyorlardı. Katolik kilisesinin cenaze törenleri ayininin satanistler tarafından yapılan bir parodisi olan "Black Mass" de, çırılçıplak soyunmış soylu kadınları üzerinde icra edilirdi. Özel inşa edilmiş mağaralar, BDSM kavramının ilk nüvelerini veren bağlama-asma-zorlama fantazileri için birebirdi. Roma tanrıçası Venüs’e tapan Dashwood, grup seks ayinlerinin "başrahibi" sayılıyordu. Daniel P. Mannix, Cehennem Ateşi Kulübü’nü anlattığı kitabında, "Burada grup seks bir meslekti, siyaset ise bir hobi" diyerek durumu özetlerken, Dashwood’un kireçtaşına oydurttuğu esrarengiz mağaraları da, "18. yüzyılın şehvet Disneyland’ı" olarak niteliyor.

Tüm bu söylentilerin ne kadarı gerçek, ne kadarı zengin bir hayalgücünün ürünü belirsiz. Fakat bizzat Sir Francis Dashwood, John Wilkes’ın sözlerini aktararak kulübü şöyle tanımlıyor: "Kadınların ve şarabın keyfini çıkarmak, şölensi toplántılara biraz daha çeşni katmak için sık sık bir araya gelen, Venüs ve Bakkhos’un mutlu müritleri olan bir dizi değerli, şen dost..."

Dashwood’un Cehennem Ateşi Kulübü bir yana bırakılsa bile, BDSM kavramının ilk örneklerinin yine 18. yüzyılda görüldüğü gerçeği değişmez. BDSM’nin tarihi daha geriye götürülecek olursa Kızılderililerin bir takım dini ritüellerine ve daha sonra da Ortaçağ’da iyileştirme amaçlı kırbaçlama uygulamalarına rastlanır. Fakat modern anlamda efendi-köle temelli fantaziler, ilk kez 18. yüzyılda yaygın olarak toplumsal bir gerçeklik kazanır. Batı tıbbının cinsel davranışı kategorize ettiği bu dönemde BDSM hakkında ipuçları veren en önemli eser, John Cleland’ın romanı Fanny Hill’dir. Cleland, borcu yüzünden hapis cezasını çekerken yazdığı romanda, genelevde çalışmak zorunda kalan Fanny adlı bir kadının hayatını anlatır. Erotik edebiyatın ilk ve en güçlü eseri olan bu romanda, bir kırbaçlama sahnesi de mevcuttur. 1769 tarihli bazı belgeler de Avrupa’da birkaç genelevde "kırbaçlama hizmeti" sunulduğunu haber verir.

Öte yandan BDSM, içinde geçen "sadizm" ve "mazoşizm" kelimeleri nedeniyle, elbette Marquis de Sade ve Leopold von Sacher-Masoch’dan soyutlanamaz. İkilinin görüşleri, gönüllülük ilişkisine dayanan modern BDSM kavramıyla ne kadar örtüşür bilinmez. Ama 18. yüzyılda zindanında kanıyla yazdığı eserlerle sadizmi kurarken "Acısız seks, tatsız yemek gibidir" diyen De Sade ve 19. yüzyılda "Beni öldüresiye kırbaçlayınız" sloganıyla piyasaya çıkan "Kürklü Madonna"nın yazarı Von Sacher-Masoch, BDSM tarihinin olmazsa olmaz isimlerindendir.

Robert Bienvenu’ya göre, Viktorya döneminin katı ahlakçı tutumunun silinmesiyle birlikte 20. yüzyılda tekrar doğan BDSM kültürü üç ana koldan ilerledi. 1928 yılında başlayan Avrupa fetiş akımını, 1934’te Yeni Dünya izledi. Son olarak 1950’lerden itibaren "gay fetiş" denen akım hakim oldu. Genelevlerde oynanan seks oyunlarına bakacak olursak, modern anlamda BDSM’nin kökenini en azından 19. yüzyıla kadar belgelere dayandırarak götürebiliriz. Irving Klaw, 1950’lerde ve 1960’larda, BDSM’yi ilk kez ticari film ve fotoğraf alanına taşıdı. John Willie ve Eric Stanton gibi "bondage" sanatçıları da, bu temayı çizgiromanlarda kullandılar.

DERİ ADAMIN KİTABI

İkinci Dünya Savaşı ertesinde cepheden dönen bir grup askerin başlattığı deri akımı ise, eşcinsel erkek altkültürün ana malzemesi oldu. Larry Townsend’in Leatherman’s Handbook (Deri adamın el kitabı) adlı eseri, bu akımın ana hatlarını oluşturuyor. Samois tarafından 1982 yılında yazılan Coming to Power (İktidara Gelmek) adlı eser ise, lezbiyenlerin de BDSM kültürüyle tanışmasına vesile oldu. Elbette tüm tarihi kökleri sayesinde BDSM, toplum tarafından uzun süre bastırıldıktan sonra, günümüzde internetin dünyada her noktaya ulaşmasıyla birlikte bir anda altkültür olmaktan çıkıp, geniş kitlelere nüfuz etti.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle