GeriGündem Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sında kendimi okudum, oradaki karakterle birebir uyuyordum, bir tek ismim değişikti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sında kendimi okudum, oradaki karakterle birebir uyuyordum, bir tek ismim değişikti

Mehmet Bal (27), askerlik yapmayı reddeden bir ‘‘vicdani redci’’ olarak karşımıza çıktı. Portresi oldukça ilginçti. Uşak'ta doğup büyümüş ‘‘sıkı’’ bir ülkücüydü. Bir ülkücünün askerliği reddetmesi ise olacak şey değildi.

20 yaşında işlediği bir cinayet yüzünden cezaevine girmesi, o ana kadar inandığı tüm değerlerinin tepetaklak olmasının da miládıydı. Sıkı sıkıya bağlı olduğu tüm değerlerini tekrar sorgulama zamanı buldu cezaevinde. Dostoyevski'nin ‘‘Suç ve Ceza’’sını başucu kitabı yaptı. Müebbet hapis cezasına çarptırılmışken, af çıkınca 7 yıl yattığı cezaevinden tahliye olduğu gün, kendisine bir gün yol izni verildi ve askeri birliğe teslim olması söylendi. Dört ay askerlik yaptıktan sonra ‘‘Askerlik dünya görüşüme ters düşüyor’’ dedi ve vicdani reddini açıkladı. Tüm eşyalarını birliğe teslim etti, elini kolunu sallayarak birlikten çıkması beklenemezdi ve gözaltına alındı. Hakkında, emre itaatsizlik, emre itaatsizlikte ısrar suçlarından dava ve halkı askerlikten soğutmak sebebiyle soruşturma açıldı. Emre itaatsizlik ve itaatsizlikte ısrar davaları halen sürüyor. Halkı askerlikten soğutmak sebebiyle açılan soruşturmada ise Ankara Askeri Savcılığı, Mehmet Bal hakkında ‘‘askerlikten soğutmak suçu oluşmadığı’’ gerekçesiyle dava açmadı ve serbest bıraktı. İlginç olan Bal'ın serbest kalması değil, askeri savcının gerekçesi. Özetle şöyle diyor: Vicdani reddi savunmak bir haktır. Türkiye Cumhuriyeti 1954 yılında Avrupa İnsan Hakları Beyannamesine imza atmıştır ve bu nedenle vicdani reddi açıklamak suç olmaz. Halkı askerlikten soğutmanın unsurları oluşmadığından dava açılmasına gerek yoktur.

Siz 22 yaşınıza kadar ülkücüydünüz, ama şimdi karşımızda askerlik yapmayı bile reddeden biri var...

- Uşaklı’yım ben. Anadolu'da ülkücü olmak bir klasiktir. İçine doğduğum ailem, çevrem, toplum bana başka biri olma şansı tanımadı. 22 yaşıma kadar hep muhafazakar bir yapının içindeydim. 20 yaşımda cezaevine girmemle her şey değişti.

Cezaevine girdiniz, çünkü kasten adam öldürdünüz. Neyin hesaplaşmasıydı?

- Uşak'taki bir soygun ve cinayetti. Bu konuyu fazla konuşmak istemiyorum.

Ama sizi bugün askerliği bile reddedecek konuma getiren bir olayın başlangıcından söz ediyoruz. Konuşulmayacak bir ayrıntı değil bu.

- 1995'te üç arkadaşımla birlikte soygun amaçlı bir cinayet işledik. Bir kişi öldü. O zaman 20 yaşımdaydım. Olaydan 4 ay sonra askere gittim. Askerliğimin dördüncü ayında arkadaşlarım yakalandı. Onlar olayı itiraf edince beni de askerde yakaladılar ve tutukladılar. Yargılama süreci 5 yıl sürdü ve bu sürecin sonunda müebbet hapis cezasına çarptırıldım. Bu 5 yılı Eskişehir Askeri Cezaevi’nde geçirdim. Suçum sabit görülünce askeri mahkemeden alınıp, sivil cezaevine nakledildim. İki yıl da orada yattıktan sonra 23 Mayıs 2002'de afla tahliye edildim.

FARKLI BAKIŞ AÇISI

Cezaevinde yattığınız 7 yıl boyunca kendinizle hesaplaştınız mı?

- İlk 2 yıl kaderdir, alınyazısıdır diye kendimi rahatlatmaya çalıştım. Sürekli olarak kendimi ve yaşadıklarımı inkar ediyordum. Daha çok dinsel yöne ağırlık veriyor, okuyor, araştırıyordum. Ama dinsel açıklamalar kafamdaki sorulara cevap vermiyordu. Sonra felsefe ve tarih okumaya başladım.

Kimleri okuyordunuz?

- Ne bulursam okumaya başladım. Balzac, Rus klasikleri, hepsi. Okuduklarım yaşadığım olayı daha somut ve mantıksal bir zemine oturtmama yardımcı oluyordu. Müthiş bir vicdan azabı çekiyordum. Nedeni her ne olursa olsun, insan öldürmenin mantıksal ve haklı gerekçesi olamayacağı kanaatine vardım. Ailemden başlayarak, kendimi, hayatı sorgulamaya devam ediyordum.

Askeri cezaevinde, aynı koğuşu paylaştığınız arkadaşlarınız hangi suçlardan içerdeydi? Karşılıklı bunları tartışıyor muydunuz?

- 12 kişilik küçük bir koğuştu. Vicdanı redci, iki Yehova şahidi ve firariler vardı. Yehova Şahitleri askerliği değil ama silahı reddettikleri için oradalardı. Bunlar bana farklı bakış açıları getirdi.

Kendi kendinizi sorgulamanızın başlangıcı sayabileceğiniz kitap hangisi?

- Tabii ki Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sı. Ben orada kendimi okudum. Oradaki karakterle birebir uyuyordum. Bir tek ismim değişikti. Şimdi de Canetti'nin Kitle ve İktidar kitabını ikinci kez okuyorum.

Afla serbest bırakıldığınızda askere gitme zorunluluğunuz ortaya çıktı. Ve siz artık bir vicdani redci olarak karşımızdaydınız. Neler yaşandı?

- Tahliye olunca 1 günlük yol süresi verdiler ve daha önce askerlik yaptığım Mersin'deki birliğime teslim olmamı söylediler. Askerliğe karşı çıkmak istiyordum ama içerden yeni çıkmış olmamın verdiği psikolojik baskı, ailemin etkisi sonucu birliğime teslim oldum. Ama sadece 4 ay tahammül edebildim. Anladım ki, bir adım daha ötesi yoktu benim için. 4. ayın sonunda hastane sevki için birlikten çıktım ve reddimi açıklamaya karar verdim. Sadece askerlik ve militarizme karşı olan bir red değildi. Hayatın her alanındaki şiddete karşıydım. Bugün askerlik olur, yarın iş hayatı.

Silah tutamam

Dört aylık askerlik döneminizde tüm emirlere itaat ettiniz mi?

- Birliğe gittikten bir hafta sonra silahla atış yapmam emredildi. Silahı elime almayı reddettim. Silah tutamam, kendimi iyi hissetmiyorum dedim. Ölüm ve öldürmekle alakalı hiçbir şeye dokunamayacağımı söyledim. Psikiyatrik gerekçeler olduğu için, bu birlik içinde halledildi ve bana başka görevler verildi.

Siz cinayetinizi neyle işlemiştiniz?

- Sopayla.

Başlangıçta, ‘‘ne olursa olsun buna katlanıp, askerlik yapacağım’’ dediniz. Ama cini şişede sadece dört ay tutabildiniz. Ne oldu?

- Askerliğin müeyyideleri beni eziyordu. 18 Ekim 2002'de birlikten hastane sevki için çıktım ve birliğe dönmemeye karar verdim. 24 Ekim'de bir basın açıklaması yazdım ve ajanslara geçtim. Bir gün sonra da kimlik ve diğer eşyalarımı teslim etmek üzere birliğe gittim.

‘‘Buyrun eşyaları askerlik yapmayacağım’’ dediğinizde ne oldu?

- Önce şaşırdılar tabii. Birlik komutanı ‘‘Sana kesinlikle katılmıyorum, bence bu yaptığın yanlış ama düşüncene saygı duyuyorum‘‘ dedi. Ama ona göre ben bir askerdim ve onun da yapması gerekenler vardı. Hakkımda yasal işlemleri başlattı. Askeri elbiseleri giymemi emrettiler ama giymeyeceğimi söyledim. Bu nedenden dolayı, ‘‘emre itaatsizlik’’ ve ‘‘emre itaatsizlikte ısrar’’dan yargılanmaya başladım. O gece gözaltında kaldım, sabah mahkemeye çıktım, tutuklandım ve Adana Askeri Cezavi'ne götürüldüm. Tek tip elbise giymeye zorlanmak bir şiddet olduğundan, cezaevindeki tek tip elbiseyi de giymeyi reddettim. Ama zorla elbiselerimi çıkardılar ve giydirdiler. Saç tıraşını da kabul etmedim, yine zorla yere yatırıp tıraş ettiler. Ve iki kişilik bir hücreye koydular. Bunu protesto ettiğim için hemen açlık grevine başladığımı bir dilekçeyle cezaevi müdürüne ilettim.

Kilom 43’e düştü

Ne kadar sürdü açlık greviniz? Aileniz ya da avukatlarınızın haberi oldu mu açlık grevinden?

- Askerlik yapmayacağımı basına açıkladıktan sonra, bunu okuyan Adana Barosu’ndan birkaç avukat beni cezaevine ziyarete geldi, öylece öğrendiler. Tutuklandıktan 15 gün sonra, 12 Kasım'da mahkemem vardı ve ben açlık grevime devam ediyordum. 43 kiloya düşmüştüm. 12 Kasım'daki mahkemede tutukluluk halimin devamına karar verildi. 13 gün sonra tekrar mahkemeye çıktım ve emre itaatsizlikten tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildim. Cezaevinden tahliye olduğum akşam, ‘‘halkı askerlikten soğutmak’’ suçlamasıyla ilgili olarak yetkili mahkeme Ankara'da olduğu için ifade vermek üzere Ankara'ya götürüldüm. Bir gece Mamak Askeri Cezaevi'nde kaldım. Ertesi sabah askeri savcı, suçun unsurları oluşmadığı için kovuşturmaya gerek olmadığına karar verdi ve serbest bırakıldım. Ankara Askerlik Şubesi'ne götürüldüm. Birliğime teslim olmam için bir gün yol hakkı verdiler. 27 Kasım'da Mersin'deki birliğime teslim olmam gerekiyordu. Ben de 27 Kasım'da bir basın açıklaması yaptım ve hiçbir şekilde kendi isteğimle şube ya da birliğe teslim olmayacağımı açıkladım.

Şu anda (20 Aralık) Mersin'deki birliğinizde değil İzmir'desiniz ve röportaj veriyorsunuz...

- Ben kendi rızamla teslim olmayacağımı söyledim, hayatımı devam ettiriyorum. Beni askere almak istiyorlarsa onların sorunu. Onlara göre şu an firardayım. Ailem Manisa'da yaşıyor ve ben de onlarla beraberim. Oranın adresi tüm askeri kayıtlarda var. İzmir'e de açlık grevinden dolayı midemde olan rahatsızlığı tedavi ettirmek için geldim zaten. Birkaç gün sonra evde olacağım.

Suç ve Ceza'nın Raskolnikov'u

19'uncu yüzyıl Rus romancısı Fyodor Dostoyevski'nin ‘‘Suç ve Ceza’’ adlı romanında Raskolnikov, borçlandığı yaşlı bir tefeci kadını öldürür. Gerçi öldürdüğü kadın, insanların kanını emen bir sülükten farksızdır. Ama Raskolnikov'un vicdanı rahat etmez: Kim olursa olsun bir başka insanı öldürme hakkını ona kim vermiştir? Kendini ne hakla Tanrı yerine koymuştur? Bunalıma giren Raskolnikov çareyi suçunu itiraf etmekte bulur.

VİCDANİ RED NEDİR?

Askerlik yapmayı tamamen reddetmekle alakalı bir tavırdır. Herhangi bir fiziksel sakatlığın ya da başka bir engelin olmamasına rağmen, sadece militarist mantığa karşı olduğu ya da dünya görüşüne ters düştüğü için askerlik yapmayı reddetmektir. Manifestoları da vardır. Manifestoyu imzalayanlar arasında şu ünlü isimler de var: Albert Einstein, M.K. Gandhi, Bertrand Russel, Tagore, Sigmund Freud, Thomas Mann
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle