GeriGündem Cinnah fısıltıları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cinnah fısıltıları

Hoca'nın otobüsünden Meclis'e giden yol

28 Şubat sürecinde merkeze alınan valiler arasında en çok dikkat çeken isimlerden biri Konya Valisi Ziyaeddin Akbulut olmuştu.

Akbulut'un ismi kamuoyuna ilk kez, Şanlıurfa Valiliği yaptığı dönemde bir dini cemaatin yönettiği vakfa belediye arazisini düşük ücretle kiraladığı yolundaki iddiaları içeren haberlerle gündeme gelmişti. Ancak Türk kamuoyunun Akbulut'u asıl yakından tanıması, 1996 yılında Konya Valisi olduğu dönemde Prof. Necmettin Erbakan'la birlikte Refah Partisi'nin seçim otobüsünün üstüne çıkıp, bir de nutuk atmasıyla oldu. Akbulut'la ilgili tartışmaya sonradan iki haber daha eklendi. Eşi türban takıyordu. Ayrıca, üzerinde tuğra bulunan ve bir hattat tarafından Osmanlıca olarak ‘‘Vali-i Şanlıurfa’’ yazılı bir kartvizit bastırdığı da söyleniyordu.

3 Kasım seçimlerinin AKP saflarında TBMM'ye taşıdığı isimlerden biri de Ziyaeddin Akbulut oldu. Üstelik Akbulut, TBMM İçişleri Komisyonu Başkanlığı'na seçilerek oldukça önemli bir görev de üstlendi.

İçişleri Bakanlığı'na ilişkin tüm yasal düzenlemeler artık Akbulut'un önünden geçecek. Gelgelelim, Akbulut, komisyon başkanlığına seçilmesiyle birlikte eski dosyaların yeniden ortalığa dökülmesinden oldukça rahatsız.

Geçenlerde arkadaşımız Nuray Babacan ile yaptığı sohbette, hakkında ortaya atılan iddiaların hepsinin asılsız olduğunu öne sürdü.

Örneğin 28 Şubat sürecinde merkeze alınmasını ‘‘28 Subat'la alakası yok. Her dönem yapılan atamalardan biriydi’’ şeklinde değerlendiriyor.

Refah Partisi'nin seçim otobüsünün üzerinde konuşma yapmasını ise‘‘Erbakan, Konya'ya başbakan olarak gelmişti. Ben de vali olarak başbakanı karşıladım. Partiyle alakası yoktu’’ diye savunuyor.

Osmanlıca kartvizit konusuna gelince, Akbulut, ‘‘O kartvizit Suriye'de bastırıldı. O zamanlar sıkça Suriye'ye geçerek Haseki Valisi ile görüşürdük. Onun bir hediyesiydi’’ savunmasını yapıyor.

Akbulut, kartvizitin üzerindeki tuğrayı ise şöyle açıklıyor:

‘‘Tamamen sanatsal bir amaçla yapılmıştı...’’ Akbulut'un yeni dönemde Meclis'in en renkli şahsiyetlerinden biri olacağına şüphe yok.


Erbakan'ın ‘aradığı’ vali


12 Temmuz 1996'da dönemin başbakanı Necmettin Erbakan'ın Konya'ya yaptığı ziyaret sırasında Vali Ziyaeddin Akbulut'un parti otobüsüne çıkması büyük yankı yaratmıştı. Akbulut, parti otobüsünün üzerinde yaptığı konuşmada, ‘‘Erbakan'ın başbakanlığı ile Konya tarihi bir gün yaşıyor’’ demişti. Vali ile birlikte halkı selamlayan Erbakan da, ‘‘İşte aradığımız valiyi bulduk’’ sözleriyle Akbulut'a övgü yağdırmıştı.


Kopenhag'da gece yarısı diplomasisi


12 Aralık'ı 13 Aralık'a bağlayan geceyarısı Kopenhag'da Hilton Oteli'nde Türk delegasyonunun bulunduğu katta tam bir karamsarlık havası hákim olmuştu.

Gerek AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan, gerek Başbakan Abdullah Gül'ün ağzını bıçak açmıyordu. Geç saatlerde yapılan ilk kısa açıklamada, alınan kararın kabul edilemez olduğu duyurulmuştu.

Gazetecilere yansıyan hava, işin bir kopma noktasına kadar gidebileceği yolundaydı.

Ve devreye iki büyükelçi girdi. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ve AB Genel Sekreteri Volkan Vural, uzun seanslarda kararın pekala olumlu değerlendirilebileceğini vurgulayarak, AB ile bir kopmanın olmaması için yoğun çaba sarf ettiler. Sonunda Erdoğan ve Gül'ün ikna olmasıyla pekala başka yönlere savrulma potansiyeli taşıyan AB süreci yeniden rayına oturmuş oldu.


Tarikat karşıtı müsteşar...


BAŞBAKAN Abdullah Gül'ün yaptığı ilk atama büyük dikkat çekti. Gül, devlet bürokrasisinin en tepe noktası olan Başbakanlık Müsteşarlığı'na Kültür Bakanlığı Müsteşarı Fikret Üçcan'ı getirdi.

Bu atama, AKP grubunda ciddi bir rahatsızlık yarattı. Üçcan, AKP'ye yakınlığıyla tanınan bir şahsiyet değildi. Üstelik DSP'li eski Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın en yakın mesai arkadaşıydı. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığı kökenliydi. Dahası, Mülkiyeli'ydi.

Gül, Üçcan'la 1990'lı yılların ortalarında Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi toplantılarına katılmak üzere gittiği Strasbourg'da tanışmıştı. Aralarında kurulan hukuk, sonradan Üçcan'a Başbakanlık Müsteşarlığı'nın kapısını açacaktı.

Gül Üçcan'ı müsteşar yaparak, hem Başbakanlık bürokrasisini devlet tecrübesi olan birine teslim etmiş oluyor, hem de atamalarda parti yakınlığından çok liyakati ve devlet tecrübesini esas alacağını gösteriyordu. Özetle, ‘‘Biz, bizden olmayanlarla da yakın bir şekilde çalışacağız’’ mesajını vererek, devlet mekanizmasına ve topluma güven aşılamaya çalışıyordu.

Üçcan'ın‘‘Kültür Mirasımız’’ adlı önemli bir kitabı da bulunuyor. Bu kitabında Türkiye'nin kültür mirasını, Anadolu tarihi ekseninde alarak ve Hititlerden başlatarak bugünlere kadar getiriyor.

Üçcan, kitabın sonunda yazdığı Sonsöz'de geleceğe şöyle bakıyor:

‘‘Medeniyet yolunu tarikatlara tercih etmenin doğru olduğuna ve Türkiye'nin, dünya milletleri arasında layık olduğu yeri almak için yapmamız gereken işleri çağın gereklerine uygun olarak en doğru biçimde yapmak zorunda olduğumuza göre, son sözü yine Atatürk'e bırakıyoruz:

‘‘Artık duramayız, kesinlikle ileri gideceğiz. Geriye ise hiç gidemeyiz. Çünkü ileri gitmeye mecburuz. Millet açıkça bilmelidir: Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona ilgisiz kalanları yakar ve yok eder.’’

AKP grubunda yarattığı rahatsızlığın gerisinde herhalde Fikret Üçcan'ın bu görüşleri de rol oynuyor olsa gerek.

Bakalım AKP Lideri Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlık koltuğuna oturduğunda Üçcan'la çalışacak mı?


Eski MGK'lar bir başkaydı


VECDİ Gönül, 29 Kasım tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu'na (MGK) Milli Savunma Bakanı sıfatıyla katıldı.

Bu, katıldığı ilk MGK değildi Gönül'ün. Bu kurula ilk kez bundan tam 25 yıl önce Emniyet Genel Müdürü sıfatıyla girmişti. Bunu, daha sonra İçişleri Bakanlığı Müsteşarı sıfatıyla katıldığı MGK'lar izlemişti.

Gönül, geçenlerde 25 yıl önceki MGK'yı şöyle anlattı:

‘‘İlk katılışım 1977'dir MGK'ya, Emniyet Genel Müdürü olarak. Sayın Korutürk, Reis-i Cumhur'du. Bütün kuvvet komutanları vardı, ama katılanların adedi daha azdı. Sonra başbakan yardımcıları katılmıyordu. Ufacık bir odada küçük bir masanın etrafında toplanmıştık. Çok samimi bir toplantıydı. Biz mikrofon bile kullanmıyorduk takdimimizi yaparken; dosyamızı açıp okuyorduk, herkes de dinliyordu.’’

‘‘25 yıl sonra aradaki fark ne?’’ diye
sorulduğunda Gönül, tebessüm ederek ‘‘Teknoloji çok ileride’’ diye yanıtladı ve ekledi:

‘‘Hava da güzeldi. Çalışma ortamı gayet düzgün. Fevkalade düzgün, hizmet amaçlı bir toplantıydı.’’

Gönül,
şakayla karışık bir ekleme daha yaptı:

‘‘İkram da daha iyiydi...’’

Yorumları Göster
Yorumları Gizle