GeriGündem Çileli bülbül sustu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çileli bülbül sustu

Türk Müziği'nin ekol sanatçılarında Safiye Ayla, tedavi görmekte olduğu Amerikan Hastanesi'nde dün akşam üzeri saat 17.00'da vefat etti. Aralık ayının ilk günlerinde şuur bozukluğu ve hayati fonksiyonlarında yavaşlama nedeniyle Amerikan Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi altına alınan Ayla, Doktor Sinto Levi başkanlığındaki heyet tarafından tedavi ediliyordu. Kontrol altında tutulduğu acil klinikten sağlık durumunda görülen düzelme nedeniyle bir süre önce takip ve tedavi için yoğun bakım ünitesine yatırılan sanatçının sağlık durumu yeniden bozuldu ve Türk Müziği'nin ‘‘Çileli Bülbül’’ü dün yaşama veda etti.

Ayla geçtiğimiz şubat ayında Vakıf Gureba Hastanesi'nde romatizma ve kalp ağrıları nedeniyle tedavi görmüştü. Sevilen sanatçı, yaz aylarında tekrar sağlığına kavuşmuş, Atatürk'ün ölüm yıldönümünde de televizyona çıkıp şarkı söylemişti. Ayla'nın Atatürk'le başlayan ve bugünlere kadar varan anıları, Milliyet Yayınları tarafından kitap haline getirilmişti. Resmi kayıtlara göre 1917 doğumlu olan Safiye Ayla, Etiler'de oturduğu evi, Florya'daki arsasını, Suadiye, İzmir ve Edremit'teki evlerini de Türk Eğitim Vakfı'na bağışlamıştı.

Bir tarih, bir insan, bir ses, bir sanatçı. 1917'den 1998'e. Bin ömrün yaşanmışlığını bir ömre sığdıran kadın. Türkiye Cumhuriyeti'nden önce doğan ama onunla büyüyen, gelişen bir yaşam. Sesiyle ünlenen şarkılar, duygularını işlediği besteleri...

Yenilikçi, özgürlüğüne düşkün, kompleksiz, cesur. Sanatına aşık ve aşka ve yaşama ve insanlara... Belki insanlar ölür ama sanatçılar asla. O da ölmedi. Cızırtılı bir taş plaktaki sesi kadar, bir televizyon stüdyosunda şarkı söylerken ya da 65 yaşında bikinisiyle poz verdiği fotoğraftaki kadar canlı... Aşklar, sevgiler, arzularla yüklü şarkıların en güzel söyleyeni... Bir devrin tanığı, müziğin ve aşkın kadını... Uzun bir şarkı bitti...

ÖKSÜZLER YURDUNDA BÜYÜDÜ

Babasını daha doğmadan kaybeden Safiye Ayla, 1917 yılında İstanbul'da doğdu. Üç yaşındayken annesi vefat eden ve yapayalnız kalan Ayla'yı Çerkez dadısı Eladil Kalfa, Bebek'teki Çağlayan Öksüzler Yurdu'na vermek zorunda kaldı. İlkokulu burada bitiren küçük Safiye, dokuz yaşında Bursa Muallim Mektebi'ne gönderildi. Hastalandığı için, 13 yaşındayken diploma alamadan okuldan ayrıldı. Kimsesizliği gözönünde tutularak, 1931 yılında Beyoğlu 1'inci Mektebi'ne öğretmen yardımcısı olarak atanan sanatçı, sesinin güzelliği ve piyano çalarken gösterdiği üstün yetenek ile dikkatleri çekti.

Arkadaşıyla birlikte katıldığı bir müzik toplantısında söylediği şarkı, orada bulunanlarca çok beğenildi ve İstanbul Radyosu'na davet edildi. Aynı yıl, Colombia Plakları hesabına Yesari Asım Arsoy'un ‘‘Sevda Yaratan Gözlerini Her Zaman Öpsem’’ adlı şarkısını plağa okudu. Bu plakla ve radyodan halka ulaşan sesinin güzelliğiyle, bütün Türkiye'de ün kazandı.

Bu arada, giyecek başka elbisesi olmadığı için, siyah önlükle ilk kez Darültalim-i Musiki'de sahneye çıktı. Bunu gören Maarif müfettişlerinden biri çok büyük tepki gösterdi ve kendisine, okuldan istifa etmesi gerektiği bildirildi. Okuldan ayrılan Safiye Ayla, aralarında Kemani Cevdet, Tamburi İzzettin, Udi Fahri Bey ve Kanuni Naime Batanay Hanımlar'ın bulunduğu bir heyette, 48 lira maaşla işe girerek, profesyonel müzik hayatına başladı.

ATATÜRK ONA ŞARKI ÖĞRETTİ

İlk plağının kazandığı başarının ardından halkın yakından tanıdığı ve sevdiği sanatçılardan biri haline gelen Ayla, gazinolardan teklifler almaya başladı. Küçükçiftlik Parkı'nda ve Mulen Ruj Gazinosu'nda sahneye çıkan Safiye Ayla, kazandığı başarının ve kendisine gösterilen ilginin doğal sonucu olarak, assolistliğe yükseldi. Ve kendi deyimiyle de Türkiye'de assolistlik bu şekilde doğmuş oldu. Türkiye'nin en büyük kadın sesi olarak kabul edilen Ayla, 1932 yılında İstanbul Vali Muavini Nuri Bey'in Şişli'deki evinde verilen bir davette, Atatürk'ün huzurunda ilk kez şarkı söyledi. Bundan sonra birçok defa Atatürk'ün davetlerinde yer alan ve şarkı söyleyen Ayla'ya Atatürk de bizzat şarkı öğretti. Bu şarkılardan ilki, ‘‘Mani Oluyor Halimi Takrire Hicabım’’... Türkiye'de ve yurt dışında sayısız konserler veren, plakları yıllarca listebaşı olan Safiye Ayla'nın, ‘‘Gönül Şarkıları’’ diye tanınan besteleri de var. ‘‘Bu Akşam Ay Işığında Buluşalım’’ adlı sevilen şarkı da yine sanatçının bestelerinden.

1942 yılında, Rey kardeşlerin ‘‘Alabanda’’ revüsünde ‘‘Kraliçe Mimoza’’ rolünü başarıyla oynayan Ayla, ses sanatçılığının yanısıra, yetenekli bir oyuncu olduğunu da kanıtladı. 1950 yılında Hz. Muhammed'in son torunlarından büyük üstad, uluslararası sanatçı Prens Şerif Muhittin Targan ile evlenerek sahneyi bırakan sanatçı, 17 yıl boyunca eşiyle mutlu bir yaşam sürdü. 1967 yılında eşini kaybeden Ayla, tekrar evlenmedi.

İNÖNÜ'NÜN PİJAMALARIYLA YATTI

Atatürk'le tanıştıktan sonra hayatının akışı değişen Safiye Ayla, başarısını, Ata'nın kendisine verdiği öğüde borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı, Atatürk'ün ‘‘Sana yönelmiş olan teveccühü daima etrafındakilerle bölüştür. Böylelikle, kıskançlığın önüne geçersin. Hem de haklı bir iş yapmış olursun. Zira, okuduğun şarkıda ses güzelliği seninse, bestekarın ve çalanların da bunda hissesi vardır. Ve bu, her işte böyledir. Benim arkadaşlarım olmasaydı, ben kendimi görevlendirdiğim problemleri tek başıma çözemezdim’’ sözlerinde, kendisinin ve Ata'nın başarısının sırrının çözümlenebileceğini belirtmişti.

Atatürk'ün aradığı, izlediği, hayatında yer almasına izin verdiği bir sanatçı olan Ayla, böylece zamanın tüm üst düzey yöneticilerini de tanıma imkanını buldu. Devrin Başbakanı İsmet İnönü'yü, Florya Köşkü'ndeki odasında kaldığı akşam, tanıma sözcüğünün taşıdığı bütün anlamlar içinde bulduğunu anlatan Ayla'yı, bu geceden sonra Atatürk bir daha sofrasına çağırmamıştı. Safiye Ayla o geceyi, ‘‘Atatürk, bir isteği olup olmadığını öğrenmem için beni İnönü'nün odasına gönderdi. Paşa beni büyük bir nezaket ve arzuyla karşıladı. ‘Karakız çok yorgunsun. Yanımda kal' dedi ve bana pijamalarını verdi. Sabah uykudan uyandığım zaman, İnönü'yü tamamen giyinmiş olarak karşımda gördüm. Telaşlandım ve odasında uyuyakaldığım için özür diledim. Beni telaşlı ve üzüntülü durumdan kurtarmak için, ‘Ben her zaman erken kalkarım. Ne yapalım, istikbali düşünmek zorundayız' dedi’’ sözleriyle anlatıyordu.

‘‘Büyük Osmanlı Şairi’’ diye tanımladığı Yahya Kemal ve ünlü ressam Çallı İbrahim'le de birçok anısı bulunan sanatçı, Çallı'nın kendisine pek çok kez, ‘‘Kız bir gün senin çıplak bir resmini yapayım’’ dediğini anlatmıştı. Biraz çapkın olan Çallı'nın bu isteğini o zaman yerine getirmeyen Ayla, daha sonra bundan pişmanlık duymuştu.

Ömer Rıza Doğrul, Kemal Tahir ve Naci Sadullah'la olan yakın dostluğunun kendisine çok şeyler kazandırdığını söyleyen ünlü sanatçı, 1938 yılında Harp Okulu olayından sonra hapse giren Nazım Hikmet'in hapisten çıktığı gün Ömer Rıza Doğrul ve Naci Sadullah'la aralarında para toplayarak kendisine pabuç aldıkları günü unutamıyordu.

Çirkin olduğu için, Atatürk'ün kendisini perde arkasından dinlediği söylentilerine gülüp geçen Safile Ayla, bu söylentileri, Atatürk'ün yakınında olduğu için kendisini çekemeyen, Ata'ya yakın olmak isteyen diğer kadınların çıkardığını düşünüyordu.

Ve o, Ürdün Kralı Abdullah'ın haremine katmak istediği, Mısır Kralı Faruk'un altın işlemeli, üzeri yakut taşlarla süslü kemer hediye ederek beğeni ve arzusunu ilan ettiği kadındı.







Yorumları Göster
Yorumları Gizle