GeriGündem Ankara Palas efsanesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ankara Palas efsanesi



Emel ARMUTÇU

Ankara Palas, 1927'de hizmete açıldığında Atatürk'e göre, ‘‘Doğudan batıya açılan pencere’’ydi. Odalarında nice krallar, kraliçeler, cumhurbaşkanları ağırlanmış, salonlarında Atatürk unutulmaz Cumhuriyet Baloları düzenletmişti. Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait mimarinin tipik örneklerindendi. 2. Meclis Binası'nın tam karşısında olduğu için politikanın da merkez noktasıydı. Yıllarca bu ağırlığıyla ayakta durdu; şimdi altyapı eksikliği, eskiliği, parasızlığı ve düğünlerin kalabalığıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Türk siyasi hayatının birçok önemli olayına tanık olan bina, her ay milyarlarca lira zararı ve 61 çalışanıyla mini bir KİT'e benzetiliyor. İhaleye çıkarılmış durumda ve restorasyonu için 1 trilyon gerektiği söyleniyor. Ama, anılardaki görkemini hálá koruyor.

Planları 1924 yılında ünlü mimar Vedat Tek'e ısmarlanmıştı. Ancak Vakıflar mimarlık ücretini ödemeyip Vedat Bey de planları vermeyince, yapımı plansız olarak sürdürüldü. 1960'lara kadar Ankara'nın siyasi ve sosyal hayatının merkezi olan tarihi binanın başına sonradan da gelmedik kalmadı ama ilk talihsizliği, 1927 yılında tamamlandığında giriş merdivenlerinin unutulmuş olmasıydı. Mimar Kemalettin Bey'in, inşaat sürerken şantiyede ölmesi de ayrı bir talihsizlikti.

Palas Otelcilik tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden kiralanıp uzun yıllar otel olarak işletildi. Ancak 1955'de devlet yardımı kesti. Palas Otelcilik iflas edince, otel 1967'de kapandı. Birbirinden değerli tarihi eşyası, icra yoluyla Vakıflar'a geçti. 1972'de oteli devralan Oleyis Sendikası, bir onarımdan geçirerek 1973 yılının Cumhuriyet Bayramı'nda, yani ‘‘50. Yıl’’da hizmete açtı. Bu kez de iktidar ortağı olan Milli Selamet Partisi'ne (MSP) bağlı Vakıflar Genel Müdürü, otelin başına bela olacaktı; otelde içki satılmaması için Oleyis'i ikaz ediyor, Oleyis ise ‘‘Burası bir otel, eğlenmek için gelenlere de içki satılır’’ diyordu doğal olarak. Mücadeleyi, Vakıflar'a olan kira borcu yüzünden Oleyis kaybetti. Hele bir de, dünyaca ünlü White Horse revüsü gece kulübünde şovlara başlayınca, Vakıflar sendikanın kira kontratını feshetti. Otel 1975'te, icra yoluyla bir kez daha boşaltıldı; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı bir devlet dairesi haline getirildi.

MECLİS KULİSİ GİBİYDİ

Oysa bu tarihi mekan, Ankara çiçeği burnunda bir başkent ve henüz kasaba görüntüsündeyken, bir pencere gibi açılmıştı yeni dünyaya. Ankara'da başka bir mekan da yoktu. Meclisten çıkan politikacılar burada tartışır, hatta kimi yasa taslaklarını yazardı. Gazeteciler de neredeyse Ankara Palas mahreçli haberler geçerdi. Günün yorgunluğunu burada gideren Atatürk, ünlü masalarından çoğunu da burada kurmuştu. Ancak binanın tarihteki yeri siyasetle sınırlı değildi. Atatürk'ün toplum hayatına getirmek istediği bazı yenilikler burada başlatıldı. Kadınlar sosyal ortama erkeklerle eşit biçimde girmenin ilk adımını burada attılar. 1930'lu, 1940'lı yıllarda Ankara'nın en gözde lokantası ve en büyük ‘‘kulübü’’ydü. Düzenlenen sosyal etkinliklerin en ünlüsü, Cumhuriyet Baloları'ydı. Bahçesinde ünlü caz orkestralarını çalar, aynı anda bin kişiyi ağırlayabilecek salonlarında dans edilir, ‘Çok Yaşa Gazi Paşa Barı’nda içkiler yudumlanırdı.

Nezihe Araz, o unutulmaz Cumhuriyet Baloları'ndan birine henüz annesinin karnındayken katılmıştı. Mustafa Kemal, annesinin de olduğu Ağaoğlu Ahmet Bey'in masasına gelmiş; Hanımefendi'ye kızlarını sormuş, ‘‘Süreyya (Ağaoğlu) avukat, Tezer de (Taşkıran) İsviçre'de, doktorasını vermek üzere’’ cevabı almış; annesi ise o sırada karnındaki Nezihe'ye şöyle demişti: ‘‘Sen de kız ol, sen de oku. Ama avukat olma, muharrire ol ve bir gün ben de Mustafa Kemal'e böyle seninle ilgili müjdeler vereyim.’’

1926'da mali takvim kabul edilince, yılbaşı eğlenceleri başlamıştı. 1929'da yılbaşına daha zevkli hazırlandı Ankara, çünkü eğlenceler henüz açılmış olan Ankara Palas'ın büyük salonlarında yapılacaktı. Birçok aile daha iki ay evvelinden İstanbul terzilerine taşındı. Ancak çok yıllar sonra, 1966'da, bir yılbaşı kutlaması diplomatik sorun olacaktı. Yılbaşı Ramazan'a rastlamış, Sovyet Başbakanı Aleksi Kosigin Ankara Palas'ta öğle yemeği vermiş, Faruk Sükan, ‘‘Ramazan'da öğle yemeği ne demek’’ diye toplantıyı terketmişti.

Ankara Palas'ın yeniden doğuşu 1982'de oldu. Ancak artık biraz yorgun, fazlasıyla eskiydi; gümüş çatal bıçakları, hatta şeref defteri dahil yükte ve pahada ağır pek çok eşyası çalınmıştı (Mimar Erol Salman'ın yazdığı bir nota göre, otel Oleyis'e verilirken, kesme sarı karyolalar, kıymetli halılar, Viyana damgalı gardıroplar, antika eşya zabıtla tespit edilmiş, MSP iktidara gelip de Ankara Palas devlet dairesi olunca her şey kaybolmuştu). Atatürk zamanından kalma altı koltuk dışında tüm mobilyalar fabrikasyon oluverdi. Altyapısı günün şartlarına uyarlanamadı. Ama Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Devlet Konukevi olarak, 1983'te, bu kez Cumhuriyet'in 60. yılında yeniden açıldı.

PAMELA OLAYI

Kuruluşunudan bu yana yurtdışından gelen tüm resmi konuklar Ankara Palas'ta misafir edilmişti. Yaz akşamları yazarların katıldığı müzikli yemekler de verilir, sanat söyleşileri düzenlenirdi. Hep ünlüler geçidi yaşanırdı. Mesela, Necip Fazıl yukarıdaki, nispeten ucuz odalardan birinde kalırdı. 1. katta bulunan odalardan birinde Nadir Nadi, elindeki meşhur orkestra çubuğunu bacağına vura vura gezer ve yazısını yazardı. Bir başka odada Cumhurbaşkanı Celal Bayar kalır, bazen de gece kulübüne inerdi; Ankara Palas'a dansöz, ilk onların döneminde girmişti. Ancak batının en ünlü dansçılarının da şov yaptığı kulüpte ‘‘Dört motorlu Pamela’’ lakaplı striptizci bir kızla ilgilendiği gazetelere haber olunca kıyamet kopmuştu.

1950'li yıllarda, özellikle salı günleri gazeteciler kamp kurardı Ankara Palas'ta. Çünkü Meclis'te grup toplantısı yapan DP'liler, sonra oraya gelir; gelip gideni Amerikan Bar'da oturup kuşbakışı izleyen gazeteciler onlara yanaşıp bilgi almaya çalışırdı. Yahya Kemal de koca cüssesi ve dillere destan yemek yiyişiyle lokantasında sık sık görülürdü. Muazzez Abacı'ya göreyse müzik hayatı, bir 1947 gecesi Ankara Palas'ta başlamıştı. Henüz beş yaşındayken sahneye çıkarılan Abacı'yı Celal Bayar, Adnan Menderes'le birlikte ayakta alkışlamış, masasına çağırmış ve annesine, ‘‘Bu kızın müziğe büyük istidadı var, sakın peşini bırakmasın’’ demişti. Söylenen o ki, Atatürk'ün de katıldığı bir düğünle Ankara Palas'ta evlenen Fatin Rüştü Zorlu, yine aynı yerde başka bir kadına ilan-ı aşk etmiş; kol düğmelerinden birini koparıp, ‘‘Bana söz ver ve bunu yüzük yaptırıp parmağında taşı’’ diye yalvarmıştı. O kol düğmesi o gün yüzük yapılmıştı.

Ve daha pek çok anıya tanık olan Ankara Palas halen Devlet Konukevi. Ancak artık görkemli tarihinden çok az şey barındırıyor içinde. Hala devletin yabancı konuklarını ağırlıyor ama artık aynı zamanda döner sermayesini döndürebilmek için, düğünlere de açıyor salonlarını. Yenilenmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu özel tarihi mekan özelleştirilmeye çalışılıyor. Bundan sonrası küllerinden doğuşu mu olacak, yoksa mutlak ölümü mü kimse bilmiyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle