Merhaba
Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

Hürriyet'i Takip Et

Hürriyet'i Takip Et!
Hürriyet Facebook
Hürriyet Twitter

Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının tam metni

A.A
26 Temmuz 2012

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye olarak bizim PKK terör örgütüyle PYD'nin oradaki (Suriye'nin kuzeyi) işbirliğine tabii ki sıcak bakmamız mümkün değil. Buradaki yapılanma, oradaki Kürtlerin bir yapılanması olarak değerlendirilemez. PKK terör örgütüyle PYD'nin bir yapılanmasıdır ki bu tabii hassas dengelerimiz arasında yer alacaktır ve şu anda da yer almaktadır. Bunun değerlendirmesini yapmak durumundayız. Burada kalkıp da bu oluşuma 'eyvallah' edecek halimiz yok” dedi.

Başbakan Erdoğan, Kanal 24 televizyonunda “Sansürsüz Özel” isimli  programa konuk oldu.

Canlı yayında gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını  cevaplayan Erdoğan, Suriye'deki son gelişmelere ilişkin bir soru üzerine, Beşşar  Esed'le yakın zamana kadar yakın ilişki içinde olduklarını hatırlattı. Esed  yönetimini, “Göreve geldiğimiz andan itibaren ailece hukuk geliştirdiğimiz bir  yönetim” olarak nitelendiren Erdoğan, Arap Baharı sürecinin başlamasıyla  birlikte Beşşar Esed'e uyarılarda bulunduğunu kaydetti. Asi Nehri üzerindeki  dostluk barajının temel atma töreninde kendisine Arap Baharı'nın Suriye'ye olası  yansımaları üzerine uyarılarda bulunduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, “2011'in  yılbaşında. Kendileriyle üç-üç buçuk saatlik baş başa görüşmemiz oldu ki bu  gelişmeleri orada zaten görüyorduk yani Suriye için de olumsuz bir gelişmenin  başı olabilir diye. Kendileri de buna hak vermiyor değildiler, hak veriyorlardı.  Ne yapabiliriz bunları da kendileriyle konuştuk” diye konuştu.

Esed'e, “Bakın siz ön alın. Baas rejimiyle Suriye'yi yönetme gayreti  içinde olmayın bunu bir defa ne yapın edin değiştirin ve halk kendi iradesini  ortaya koyabileceği partileri kursun” uyarısı yaptığını söyleyen Başbakan  Erdoğan, halkın kendisine ilgi gösterdiğini, kendisinin Nusayri eşinin de Sünni  olmasının da bir avantaj olduğunu Esed'e anlattığını kaydeden Erdoğan, “O da  kabul ediyordu bunu ama gel gör ki bu adımı atmakta çok çok gecikti. Fas bu  yanlışa düşmedi. Fas bu adımı attı ve bir rahatlama için girdi. Tabii Suriye bunu  yapamayınca gaz sıkışması oldu” ifadesini kullandı.
         
“Bu oluşuma 'eyvallah' edecek halimiz yok”
         
“Şu anda gelinen nokta itibariyle Esed artık bu işin hakimiyetini,  yönetimini tamamen kaybetmiş durumda” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Şu anda muhalif güçler duruma hakim. Türkiye'de de ne yazık ki malum  medya özellikle Esed'in oradaki Kürtlere bırakarak terk ettiği yerleri, adeta  'orada da bir Kürdistan devleti kuruldu ve kuzeyde bir Kürt devleti' filan gibi  yazmaya başladılar, hemen böyle bir adım atıyorlar. Yapıya baktığımız zaman orada  çok ilginç bir durum söz konusu. Özellikle de Afrin'e kadar bölge Kamışlı'dan o  bölgede... Kobani bölgesi falan tabii buralar hassas fakat Türkiye olarak bizim  PKK terör örgütüyle PYD'nin oradaki işbirliğine tabii ki sıcak bakmamız mümkün  değil. Buradaki yapılanma, oradaki Kürtlerin bir yapılanması olarak  değerlendirilemez. PKK terör örgütüyle PYD'nin bir yapılanmasıdır ki bu tabii  hassas dengelerimiz arasında yer alacaktır ve şu anda da yer almaktadır. Bunun  değerlendirmesini yapmak durumundayız. Burada kalkıp da bu oluşuma 'eyvallah'  edecek halimiz yok.”
         
“Suriye'nin bölünmesini gerçekten arzu etmiyoruz”
         
Bu konuyu daha önce Kuzey Irak'taki Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesut  Barzani'yle de konuştuklarını söyleyen Başbakan Erdoğan, hassasiyetlerin  kendisine hatırlatıldığını belirterek, Suriye Ulusal Konseyi'ne Kürtlerin de  dahil edildiğine dikkati çekti. Erdoğan, “Suriye Ulusal Konseyi'nin başında bir  Kürt kardeşimiz var ama öbür tarafta Suriye Ulusal Kürt Konseyi oluşturmak  suretiyle bir yeni adım atıldı” dedi.

Erdoğan, daha önce söylediği “Suriye'de bir kadastro çalışması  yaptırmayız” sözünün hatırlatılması ve Suriye'nin bölünmesine yönelik  senaryoların sık sık gündeme gelmeye başladığının anımsatılması üzerine, şöyle  konuştu :

“Bizim bu konudaki hassasiyetimiz; Suriye'nin bölünmesini gerçekten arzu  etmiyoruz. Böyle bir şeyi istemiyoruz. Bunu Irak için de söyledik. Eğer Suriye  bir bölünmeye giderse bu yarın orada bir mezhepler çatışmasını getirebilir. Bu  mezhepler arasında hangisi daha güçlüdür o ayrı bir konu ama böyle bir mezhepler  çatışması yarın etnik çatışmadan farklı bir şekilde gelişir ki Suriye'nin  geleceği açısından şu anda ifade edilemeyecek zorlukları ortaya koyar böyle bir  şeyi de arzu etmeyiz.”

Başbakan Erdoğan, “Kuzey'de oluşacak bir yapılanma bizim için bir terör  yapılanmasıdır. Böyle bir terör yapılanmasına da sıcak bakmamız mümkün değildir”  dedi. Erdoğan, “sıcak bakmamak ne demek, yani ne yapılabilir?” sorusu üzerine,  “Bu konuyla ilgili olarak şu anda bizde 45 bine yakın göçmen var. Bu konuda  atılacak adımlarda değerlendirmelerde, şu anda muhalif güçler Kuzey'de bir  yapılanmaya sıcak bakmadıkları gibi biz orada muhalif güçlerin bu yaklaşımını  destekleriz. Olacak olan budur” karşılığını verdi.
        
"Kürt halkı da Türk halkıyla kardeştir”
         
Başbakan Erdoğan, İran, Suriye, Irak'taki Kürt varlığının hatırlatılması  ve “Bu üç ülkedeki Kürt varlığı bizim için can sıkıcı bir hal alabilir mi?”  sorusunun yönetilmesi üzerine şu değerlendirmeyi yaptı :

“Türkiye'nin patronajında ifadesini paylaşamam. Böyle bir patronaj  derdimiz yok ama Türkiye'nin şu anda kendi bünyesinde sıkıntı oluşturacak bir  terör eyleminin eğer bir yeri kaşıyan yapısı bir yerde oluşuyorsa oraya da tabii  ki müdahale etmek bizim en tabi en doğal hakkımızdır. Çünkü sonunda kendi iç  bünyemizi, iç huzurumuzu tehdit eden bir adım olur ki böyle bir adıma bizim  'eyvallah' dememiz mümkün değil. Şu anda attığımız ve atmakta olduğumuz adımlar  buna yöneliktir. Örneğin ben önümüzdeki hafta Dışişleri Bakanımı Kuzey Irak'a  gönderiyorum. Gidip orada bu durumları onlarla en üst düzeyde görüşmek suretiyle  bu hassasiyeti kendileriyle daha önce de görüştük ancak durum şu anda çok farklı  bir noktaya gelmiştir. Bu konudaki hassasiyetler, verilen sözler veyahut da yol  haritası istikametinde yürümesinin gereğini onlarla paylaşmak... Eğer bu böyle  paylaşılırsa bölge o zaman bir huzur bölgesi olur ama aksi takdirde 'Kürt varlığı  yok edilsin, Kürt varlığına tahammül edemiyoruz' Türkiye olarak asla bizim böyle  bir endişemiz, sorunumuz yok. Kürt halkı da Türk halkıyla kardeştir. Şu ana kadar  iç bünyemizde olan bu kadar benim Kürt kardeşim var vatandaşım var. Bunlarla  bizim aramızda yaşanan bir sıkıntı yok ki terör örgütünün dışında. Terör örgütü  de zaten bunu iyi bildiği için sürekli dikkat ederseniz, terör örgütünü  sahiplenemediği için terör örgütünün temsilcisi konumunda olan parti Kürtlerin  temsilcisi olduğunu söylemek gibi bir adımla ortaya çıkıyor. Veya terör örgütü  bunlar ortaya çıkıyor.”

Değerlendirmesinin devamında “Suriyeli teröristler” konusuna değinen  Erdoğan, şunları kaydetti:

“Suriyeli teröristler, işte şu anda ortada. Şu anda Suriye'ye gönderilen  teröristler, ağırlıklı olarak Suriyeli teröristler ve bu Suriyeli teröristler de  Kuzey Suriye'ye gelmiş durumda. Son olarak söylenen şu ifade çok daha çirkin;  'Biz Kuzey Irak'ta bunlara eğitim verdik ve bu eğitim neticesinde şimdi onları  geri gönderiyoruz' yaklaşımları bu işin çok daha farklı boyutlara doğru gittiğini  gösteriyor. Buraya da seyirci kalmak mümkün değil.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 18 Temmuz'da  gerçekleştirdiği Rusya seyahatine atıfta bulunarak, “Putin'e 'Zaman zaman bize  takılıyorsun. AB'de ne işin var diyorsun. O zaman ben de şimdi size takılayım.  Hadi gelin bizi Şangay Beşlisi'ne dahil edin, biz de AB'yi gözden çıkaralım'  şeklinde bir latife yaptım” dedi.

Başbakan Erdoğan, Kanal 24 televizyonunda “Sansürsüz Özel” isimli  programa konuk oldu.

 Canlı yayında gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını  cevaplayan Erdoğan, “Hükümetinize yönelik devamlı olarak eleştiriler var.  Bunlardan bir tanesi, 'AK Parti kurulduğu yıllarda AB hedefine kilitlenmişti ama  son dönemde bu hedefi biraz boşlar gibi oldu' eleştirisi. Siz bu  değerlendirmelere ne diyorsunuz” sorusunu, “Bu mümkün mü? Bunun en güzel örneği  ilk defa bizim hükümetimizde salt görevi AB olan bir bakanlık kuruldu ve bu  bakanımın tek görevi var, AB üyesi ülkeleri fellik fellik dolaşacak ve bu işin  sürekli propagandasını yapacak” diye yanıtladı.

Erdoğan, şöyle devam etti:

“Türkiye'de de biz bunu çalışırken, özellikle isim vereceğim burada,  Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Almanya'dan Merkel bu süreci baltalayan iki lider  olmuştur ve bunu acımasız yapmışlardır. Sarkozy ve Merkel gelene kadar ben  Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak liderler zirvesine AB'ye katılıyordum ve  onlar geldikten sonra, kalktılar bunlar 10 yeni ülke aldılar ve bu ülkelerin  alınışı tamamen siyasidir. AB müktesebatına uygun oldukları için değil ama  Türkiye'yi bunlar yine kapıda bekletmeye devam etmişlerdir ve Sarkozy ile Merkel  geldikten sonra zirveye bizim ve Hırvatistan'ın katılmaması kararı aldılar.  Oradaki müzakerelerde dahlimiz olur ya da olmaz, bu endişeyle aldılar.

Müktesebatta olmadığı halde fasılları açma ve kapama söz konusu. Kapamayı  kaldırdılar, sadece açmaya müsaade ettiler. Burada da bize hendek atlatıyorlar.  Bütün bunlar ortada, konuşuyorsun hiçbir cevapları yok. Bize cevap veremiyorlar,  savunamıyorlar kendilerini. Ama kalkıyor, diyor ki 'boşladılar'. Neyi  boşlamayacağız kardeşim ya? Şu anda bütün fasılların hepsi bizde hazır,  kurumsallaşmamızı biz hep buna göre yapmışız ve şu anda AB üyesi olan ülkelerin  müktesebata uygun olmayan birçok yönleri var ki bunların en önemlisi Kıbrıs'tır.  Bir defa sen Kıbrıs diye Güney Kıbrıs'ı alamazsın. Çünkü ortada yeşil hat var.  Kuzey Kıbrıs'ta Güney Kıbrıs'ın herhangi bir tasarrufu yok ki. Buna karşı sizin  de duruşunuz önemli. Biz de bu duruşumuzu sergiliyoruz. Niye? Bu millete yakışan  duruş budur da onun için. Biz ezilemeyiz. Ama şu anda AB ile ilgili bakanlığımız  çok güzel çalışıyor. Bütün kurumsal yapısını kurmuş vaziyette ve bütün ülkeleri  devamlı dolaşıyor ve anlatıyor. Biz de anlatıyoruz ama buna rağmen Türkiye'deki  iç muhalefet kalkıp, 'AB'yi dışladık' diyor. Hiçbir şeyi dışlamadık.”

“2023'e Avrupa kalır mı sizce” sorusu yöneltilen Erdoğan, “Kalır,  kalmaz ama AB'nin hali ortada şu anda” yanıtını verdi.

“Ekonomik anlamda AB'nin Türkiye'ye katılması söz konusu olabilir mi”  yönündeki soruyu yanıtlayan Başbakan Erdoğan, “İnşallah, rakamlar biraz daha  büyüsün de...” yanıtını verdi.

Erdoğan, şunları söyledi:

“Geçenlerde Rusya seyahatimde Putin'e şöyle bir latife yaptım. Dedim ki  'Zaman zaman bize takılıyorsun. AB'de ne işin var diyorsun. O zaman ben de şimdi  size takılayım. Hadi gelin bizi Şangay Beşlisi'ne dahil edin, biz de AB'yi gözden  çıkaralım...

Mesajı ben devamlı veriyorum oraya. 'Başka arayışlara bizi  götüreceksiniz' diyorum.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'nin  kuzeyindeki gelişmelere ilişkin, “Bizim burada bazı şeylere sıcak yaklaşımımız  asla mümkün değildir. O da nedir? Biz buradaki bu terör yapılanmasını, burada  PKK, PYD yapılanmasına asla sıcak bakamayız” dedi.

Erdoğan, Kanal 24'te katıldığı “Sansürsüz Özel” programında  gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Esed yönetiminin bu kadar direnebileceğini, sürecin bu kadar  uzayabileceğini düşünüp düşünmediğinin ve bundan sonraki takvime yönelik  düşüncelerinin sorulması üzerine Erdoğan, “Şu anda da yine Suriye ile ilgili  olarak 'Şu kadar zamanda bu iş biter' diye bir takvim belirlememiz mümkün değil.  Sosyal hadiselerde kalkıp da böyle bir takvim ortaya koyamazsınız. Kaldı ki siz  bu işin direkt olarak içinde değilsiniz. Nasıl olacak da böyle bir takvim  koyacaksınız” cevabını verdi.

“Bizim bütün arzumuz, çok açık, net söylüyorum; bir an önce oradaki  zulüm bitmeli. Bu bir gün, bir hafta ne kadar kısa zamanda olursa şüphesiz ki  Suriye'deki kardeşlerimiz de o kadar kısa zamanda huzura, refaha kavuşacaktır”  diyen Başbakan Erdoğan, Suriye'de yaşananların televizyonlardan izlendiğini, tüm  ülkenin “neredeyse yerle yeksan olduğuna” dikkati çekti.

Ülkede 20 bini aşan ölümün olduğunu, yaralıların bulunduğunu ifade eden  Erdoğan, “Göçe baktığımız zaman şu anda Türkiye, Lübnan, Ürdün sadece bu üç  ülkede olan 200 binin üzerinde, 250 bine varan bir göç olayı var. Bizim şu andaki  planlarımız, mesela biz 100 bine göre hazırlık yapıyoruz daha da bize gelebilir  diye” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bütün bunların ne kadar kısa zamanda bitmesi mümkün olursa, inanıyorum  ki şu anda muhalif güçler artık kendileri de finalin adımlarını atıyorlar.  Halep'ten gelen başkonsolosumuzun da ifadesiyle 'Halep'ten Türkiye'ye yol boyu  tamamıyla muhalif güçlerin hakim olduğunu gördük' diyor. Kırsal kesimde filan  tamamen. Şu anda Esed yönetimi Şam merkeze toplanma noktasında, oraya sıkışmış  vaziyette, kısmen de Lazkiye tarafına böyle bir durumu söz konusu. Diğer yerlerde  muhalif güçlerin artık görünen bir hakimiyeti var. Zaten kuzeyde de 5 tane ili  orada Kürtlere teslim etmiş, terör örgütüne teslim etmiş. Onlar da bölücü terör  örgütünün malum başının resimlerini koymak suretiyle orada kendilerine göre şu  anda bir durum ortaya koymaya çalışıyorlar. Böyle bir yapı var. Dolayısıyla bu  yapı içerisinde bu ne kadar sürer, ne kadar burada daha can kaybı olur bunu tabii  kestirmek mümkün değil. Ama en kısa zamanda bunun bitmesi bizim temennimizdir,  duamızdır.”

"Onu zaten konuşmaya bile gerek yok”
         
“Terör örgütünü konuşlandığı illerden Türkiye'ye herhangi bir taciz  olursa sıcak takip gündeme gelebilir mi?” sorusuna Erdoğan, “Onu zaten  konuşmaya bile gerek yok, tabii ki. O zaten görevdir, yapılması gerekendir”  yanıtını vererek, şunları söyledi:

“Kaldı ki bizim zaten değişen angajman kuralları içinde bunlar. Böyle  bir şey olduğu zaman bu şundan gelmiştir, bundan gelmiştir böyle bir şeye zaten  bakmak söz konusu değil. Zaten sizin en doğal en tabi hakkınızdır. Nitekim bunu  Irak'ta da aynı şekilde yaptık, hala da yapıyoruz. Eğer bizim bugün zaman zaman  Kuzey Irak'ta malum o terör bölgelerine hava saldırılarımız, oralara gidişimiz  bir savunmanın gereği olarak atılan adımlardır. Buna da bugüne kadar Irak  yönetimi herhangi bir şey söyleyemediği gibi Kuzey Irak'taki yerel yönetim de  bunu doğal karşılamaktadır. Çünkü terör örgütü buralara farklı yerlerden giriş  yapıyor. Son zamanda olan olaylarda yine maalesef yine bunlar var.”
        
"Türkiye olarak bu tahrikin başından itibaren farkındayız” 
         
Esed yönetiminin tahrik edici çıkışlarının olduğu, rejimin Türkiye'nin  sıcak çatışma içine girmesini ister gibi davrandığını belirterek,  değerlendirmesinin sorulmasına Erdoğan, “Türkiye olarak bu tahrikin başından  itibaren farkındayız” ifadesini kullandı.

Amanoslar'da yaşanan son gelişmelerde Suriye'nin tahriklerinin olduğunu  bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“O zaman bu işi lokal yapıyordu, mevziydi ama şimdi bu yerleri onlara  terk etmek suretiyle işi genellemeye ve tamamıyla kuzeyi onlara terk ederek  çekilme yoluna gittiler. Şöyle bir durumda yarın için söz konusu olabilir; bu  aynı zamanda Kuzey Irak'taki yapılanmanın Akdeniz'e açılımı noktasında  kendilerine göre bir plan da olabilir. Fakat bizim burada tabii bazı şeylere  sıcak yaklaşımımız asla mümkün değildir. O da nedir, biz buradaki bu terör  yapılanmasını, burada PKK, PYD yapılanmasına asla sıcak bakamayız. Buradaki bu  gelişmelerde bize yönelik ki bunu biz böyle kabul ediyoruz bir uygulama  karşılığını bizden kesinlikle bulacaktır. Aksi takdirde bizim Suriye rejiminden  öte halka karşı muhabbetimiz var. Onlar bizim kardeşlerimiz ama rejim şu anda  bizim için adeta düşman noktasındadır. Çünkü zalim bir rejim orada söz konusu ve  bu 7'den 70'e herkese zulüm ediyor. Türkiye bu konuda, terör örgütüyle olan bu  yapılanmadaki hassasiyetimiz zaten bellidir. Bu hassasiyetimizi kimse göz ardı  etmemelidir. Kamışlı bölgesi ile yani Afrin, bu bölgeyi kuşatan bir yapılanma  Türkiye'yi rahatsız edecektir. Orada da Halep ciddi manada Türklerin, Arapların  da olduğu, Sünnilerin olduğu bir bölge. Kürtlerin de zaten ciddi bir kısmı burada  tamamıyla Sünni. Dolayısıyla bu yapılanma eğer terörle tehdit altına alınırsa  orada tabii ki bize düşen de bir görev olacaktır. Çünkü ülkemiz bir yerde bir  tehdit altına giriyor. Buna karşı da tabii seyirci kalmak mümkün değil.”
         
“İran bile ümidini kesmiş vaziyette” 
         
“Esed'i düşündüğünüzde sonunu daha hafifletmekle ilgili bir öneriniz  oluyor mu' sorusu üzerine Erdoğan, “Şu anda o süreç tamamıyla bitti. İran bile  ümidini kesmiş vaziyette. Ruslar da verdikleri mesajlarda aslında farklı mesajlar  vermiyorlar. Kaldı ki bugün yaptıkları açıklamada 'Bir kimyasal silah kullanma  yoluna giderlerse asla tasvip etmeyiz' diye bugün Rusya'nın resmi açıklaması  var” diye konuştu.

Bu sorunun çözümü için uluslararası camianın ne gibi bir formül  üretebileceğinin sorulması üzerine ise Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Şu çok hassas ele alınmalı, böyle bir çözümde, gelişmeler de biraz da  bunu belirleyecek ama İslam İşbirliği Teşkilatı ile Arap Ligi'ne çok büyük görev  düşmekte. Burada özellikle Suriye halkı İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Ligi  buraların yaklaşımını, aynı şekilde bu yaklaşımda Esed'den sonraki süreci de  hesap ederek yapılan bir yaklaşımdır. Çünkü yıkılmış bir adeta Suriye var.  Buranın imarına kim el atar? Atsa atsa yine Arap Ligi atacaktır, İslam İşbirliği  Teşkilatı üyesi ülkeler atacaktır ve bu şekilde Suriye tekrar ayağa  kaldırılacaktır. Bunu bildikleri için birinci derecede bunların rolü çok  önemli.”
        
"Türkiye olarak üzerimize düşeni yapacağız”
         
İslam İşbirliği Teşkilatı'nın devlet başkanları zirvesi çağrısı olduğunun  hatırlatılması üzerine Erdoğan, Mekke'de yapılacak zirveye Cumhurbaşkanı Abdullah  Gül'ün katılacağını belirtti. Erdoğan, “Bu sürecin içerisinde de tabii ki biz  Türkiye olarak üzerimize düşeni yapacağız. Fakat Batı şu anda yaklaşımda bazı  şeyler ortaya sürüyor. Mesela BM Güvenlik Konseyi'nde bu 7. maddenin 41'i  uygulansın dendi. Orada Rusya ve Çin, daha önce Çin'in söylediklerinden farklı  bir adım atıldı. Mesela 'Biz bir daha veto kullanmayacağız Suriye'yle ilgili' Çin  bunu söylemişti bize maalesef tekrar orada vetoyu kullandı. Halbuki yapılan  neydi? Sadece Suriye'ye bazı yaptırımların uygulanmasıydı. Bir dış müdahale  değildi. Buna bile tahammül edemediler. Böyle bir durum var. Bu süreç içindeki  gelişmeler de bazı şeylerin belirlenmesine etki yapacak ama benim ilk el olarak  İslam İşbirliği Teşkilatı ile Arap Ligi'nin burada çok hazırlıklı olmasının  gerektiğini, onlar vasıtasıyla bunlar yapılmalı diye düşünüyorum.”

Erdoğan, Esad yönetimine yaklaşımının mezhepten kaynaklandığı  iddialarının hatırlatılması üzerine ise, şöyle konuştu:

“Böyle bir şey kabul etmemiz mümkün değil. Biz bir defa mezhep öncelikli  dünyayı kabul etmemişiz ki biz insan öncelikli bir dünyayı kabul etmişiz. Bir  defa bizim mensubu olduğumuz dinimizin bir defa mezhep öncelikli tavsiyesi bize  yok. İnsanı öne çıkarıyor bizim dinimiz. Bizim dinimiz insan katlinin ne kadar  ağır olduğunu, 'bir insanın ölümü insanlığın ölümü gibi' diyen bir dinin  mensubuyuz biz. Orada bir Müslüman'ın ölümü demiyor, bir insanın ölümü diyor.  Dolayısıyla böyle bir şeye nasıl eyvallah deriz? Olur mu böyle bir şey. Biz  oradaki zulmün karşısındayız, zalim bir rejimin karşısındayız. Yoksa o halk,  onlar bizim kardeşlerimiz. Bugüne kadar oraya verdiğimiz bütün destekleri, burası  Nusayri'dir, burası Müslümandır, burası Hristiyandır, burada Dürzi vardır... Asla  böyle bir şey düşünmedik. Mesela Velid Canbolat ile görüşmemiz oldu, “Asla biz  Esed ile beraber olamayız” dedi. Onlar Dürzi'dir ama şu anda müşterek hareket  ediyorlar. Niye? Bir zulüm var orada.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bir taraftan  demokratik haklardan bahsediyorlar, şahsımla ilgili olduğu için söylemek zor ama  söylemek zorundayım; 'Tayyip Erdoğan aday olmasın' diyorlar. Sen kimsin ki Tayyip  Erdoğan aday olsun veya olmasın diye kanaat belirtiyorsun? Olur veya olmaz. Sen  daha siyasette yokken biz siyasetin içindeydik” dedi.

Kanal 24'te “Sansürsüz Özel” isimli programa katılarak soruları  yanıtlayan Başbakan Erdoğan, kamuoyunda bira tartışmasının sürekli gündeme  geldiğinin hatırlatılması üzerine, yaşanan son tartışmanın içinde yer alan medya  mensuplarının işin gerçeğini bilmediklerini söyledi.

Müzik festivali yapılacak üniversitenin içinde bulunan restoranların  Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'ndan alkollü içki satışına yönelik izin  aldıklarını kaydeden Erdoğan, “Bir üniversitenin içinde, restoranlarında alkollü  içki satılmasına müsaade edilebilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Biz bunu  Bakanlar Kurulu'nda da görüştük. Üniversitenin içinde böyle bir şey nasıl olur?  Öğrenci oraya gelip de alkolü alıp kafayı mı bulacak yoksa ilmi alıp kendini mi  bulacak? Üniversitenin dışında malum yerlerde gider alkolünü alır ki biz bu  noktada meyhane falan kapattığımız yok, hepsi ortada. Burada bazı uyarılar  kendilerine geldi. Ben de ilgili arkadaşlarımı, oranın yönetiminde olanları  aradım; 'Nedir bu hal, biz buna üzülüyoruz' dedik. Sağolsun onlar da o ana kadar  işin farkında olmadığını söylediler” diye konuştu.

Anayasa'nın “Gençliğin korunması” başlıklı 58. maddesinde “Devlet,  istiklal ve cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müspet ilmin ışığında,  Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve devletin ülkesi ve milletiyle  bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve  gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır. Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden,  uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve  cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır” ifadelerinin yer aldığını  hatırlatan Erdoğan, bu düzenlemeyi kendilerinin yapmadığını, iktidarlarından önce  bunun yapıldığını vurguladı.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu ortada dururken, ben anlamıyorum bu köşe yazarları nasıl oluyor da  hala bu işi savunuyor? Bizim gençliğimizin bunlar tamamen alkolik olmasını  istiyorlar. Biz de muhafazakar demokrat bir parti olarak Anayasa'nın gereği neyse  bunun gereğini talep ediyoruz, yaptığımız budur. İlla içecekse onun da yerleri  var ki ben onu da teşvik eden birisi değilim, ondan da rahatsızım, onu da  söyleyeyim. Çünkü ben gencimin bu noktada alkolik bir genç olarak yetişmesinden  yana değilim.

Sezaryen, kürtaj olayı olsun, bizim bunları sağlığın esasları neyse buna  göre tedbirlerimiz var. Biz şimdi kürtajı yasaklamıyoruz ki. Kürtajı belli  esaslara bağlıyoruz. Diyoruz ki 'Kürtaj şu, şu şartlar dışında yapılamaz'. Bunu  getiriyoruz. Niçin? İnsanımıza olan saygımız için. Bugün ABD, Vatikan bunu  yapıyorsa batı yapıyorsa bunu biz de yapacağız. Ama kalkıp da insan haklarına  saygıdan bahsederken ikinci bir can olarak, annenin evladı durumunda olanı  kalkacaksın, ki cenin diyoruz, onu katledeceksin. Bunu savunmak mümkün değil.”
        
"Milleti bu şekilde bitirmeye çalıştılar”
         
Özel hastanelerdeki sezaryenle doğum oranının yüzde 90 olduğuna, devlet  hastanelerindeki oranlar göz önüne alındığında ortalama rakamın yüzde 50'ye  indiğine işaret eden Erdoğan, kolaycılık ve parasal imkanlar gibi nedenlerle  sezaryenle doğumun arttığını ifade etti. Sezaryenle doğumun bir nüfus planlaması  adımı olduğunu da söyleyen Erdoğan, “Uzun yıllar 'sezaryen 1-2 kez olur' diye  propaganda yapıldı. Halbuki sezaryenle doğum 4 de olur, 5 de olur. Bunu hep  sakladılar. Çünkü nüfus planlaması mantığının gereği de buydu. Bu milletin  nüfusunu yaşlandırarak çökertmeye ve bu milleti bu şekilde bitirmeye çalıştılar”  diye konuştu.

Zenginliğin genç nüfusta olduğunu vurgulayan Erdoğan, çoğalmanın bugünkü  gibi devam etmesi halinde 2037-2038'de nüfusun yüzde 60-65'inin 60 yaşın üzerinde  olacağını söyledi. Erdoğan, emeklilik yaşının 40'a indirilmesinin de büyük bir  yanlış olduğunu dile getirdi.
        
"Türkiye'nin demokrasi tarihinde olan bir şey miydi”
         
Başbakan Erdoğan, “2014 cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili yeni  ittifak arayışına girdiği” yönündeki yorumların hatırlatılması üzerine de, en  büyük ittifakı milletle yaptıklarını kaydetti.

Osman Gazi gibi beylikleri toplayarak hareketlerini çok daha büyük bir  güç haline getirebileceklerini bildiklerini söyleyen Erdoğan, kamuoyu  araştırmalarında Ak Parti'nin konumunun yüzde 50-55 arasında değiştiğini,  muhalefet partilerinin durumlarının da seçim neticelerinin aynısı gibi  göründüğünü belirtti.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“AK Parti hizmetleriyle, teşkilatıyla, halkıyla iç içe. Ama bizim  muhafazakar demokrat anlayışı paylaşabilecek kim olursa olsun hepsiyle beraber  yola devam etmeye ahdimiz var, gayretliyiz. Çünkü bölmek veya bölünmek, bunlar  bizim ilkelerimizin arasında yer almıyor. Biz isteriz ki sağın da solun da  merkeze yakın olanlar bizimle yola devam edebilir. Bu konuda kapımız herkese  açık, kimseye kapımızı kapamadık.

Fakat bizim, cumhurbaşkanlığı, 2014 Ağustosu... Buna yönelik bir  hesabımız asla söz konusu değildir. Kaldı ki daha süre ortada. Geldiğinde zaten  şartlar bellidir, bu şartlar içerisinde partiler artık adaylarını çıkaracağına  göre, bizim partimiz de kendi adayını çıkaracaktır. Bu, şu olur, bu olur, bunlar  önemli değil. Düşünün Abdullah Bey Dışişleri Bakanımızdı, ben de Başbakandım. Ne  oldu? Dışişleri Bakanımızı biz kalktık, cumhurbaşkanı adayı olarak ileri sürdük.  Bu Türkiye'nin demokrasi tarihinde olan bir şey miydi? Biz bunu yapmış bir  partiyiz. Bazı partilerin bundan ders alması lazım. Burada kalkıp da ana  muhalefetin 'Şu olmalı veya olmamalı'... Sen bizimkini belirleyemezsin ki bunu  partimiz belirler. Senin adayın varsa sen de adayını çıkartırsın. Bayan  olacakmış, o senin sorunun, Ak Parti'nin sorunu değil. Biz bütün adaylara saygı  duyarız, Ak Parti de adayıyla çıkar ortaya, yarışır, halkın teveccühü kimeyse ona  da saygı duyarız. Şu anda yaklaşım tarzımız bu.

Bunlar daha demokrasiyi öğrenemediler, bunlar bir seçim sistemi  içerisinde nasıl yaklaşılır bunu öğrenemediler. Bir taraftan demokratik haklardan  bahsediyorlar, şahsımla ilgili olduğu için söylemek zor ama söylemek zorundayım;  “Tayyip Erdoğan aday olmasın' diyorlar. Sen kimsin ki Tayyip Erdoğan aday olsun  veya olmasın diye kanaat belirtiyorsun. Olur veya olmaz. Sen daha siyasette  yokken biz siyasetin içindeydik. Dur bakalım, dün bir, bugün iki. Şimdi  kalkıyorsun demokrasiyle ilgili süreç belirliyorsun.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversitelerde  harcı kaldırmaya karar verdiklerini belirterek, “Arkadaşlar çalışmalarını  yapıyorlar. Burs, krediyi aynı şekilde devam ettireceğiz, harcı da inşallah  almayacağız ve böylece bunu gündemden tamamen düşüreceğiz” dedi.

Erdoğan, üniversitelerde harç alınmayacağına ilişkin haberin  hatırlatılması üzerine, Türkiye'de kimin ne söylediğine çok dikkat edildiğini  söyledi.

Konunun Bakanlar Kurulu ve Ak Parti'nin yetkili organlarında gündeme  geldiğini, 1,2 milyar liralık harcın zaten öğrencilere kredi olarak verildiğini  belirten Erdoğan, “Devletten çıkıyor bu. Buna rağmen ideolojik yaklaşımlarla  gösteriler yapılıyordu” dedi.

Üniversite harçlarının tamamen kaldırılması, yükün kabullenilmesini  benimsediklerini anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Harcı kaldırma kararını verdik. Arkadaşlar çalışmalarını yapıyorlar.  İnşallah önümüzdeki dönemde harç almayı düşünmüyorum. Bu benim bütün  arkadaşlarıma teklifim. Onlar da nihai çalışmasını yapıyorlar. Dolayısıyla burs,  krediyi aynı şekilde devam ettireceğiz, harcı da inşallah almayacağız ve böylece  bunu gündemden tamamen düşüreceğiz. Tabii o malum çevreler yine bir başka  pankartı açacaktır o ayrı mesele. Veyahut da üzerine farklı şeyler yazılır,  yumurtaları da atacaklardır, onlar ayrı konu.”

Erdoğan, gösteri yaptığı için cezaevlerinde olan öğrenciler ve  cezaevindeki gazeteciler konusuna yaklaşımının sorulması üzerine, bazı  gerçeklerin iyi görülmesi gerektiğini söyledi.

Üniversite öğrencisinin katil olabileceğini, teröre bulaşabileceğini  ifade eden Erdoğan, “Bunun önünde bir öğrencilik var diye bunları temize  çıkarmaya kalkarsak, üniversitelerde 1980 öncesinde yaşananlar hiçbir zaman  unutulamaz” diye konuştu.
         
“Aylarca okula gidemedim”
         
Üniversite döneminde kendisinin aylarca okula gidemediğini anlatan  Erdoğan, şunları söyledi:

“Gidemeyişimin sebebi, karşıt gruplar silahlarla, satırlarla tehdit  ediyordu. 'Ya bizim yanımızda olacaksın ya yok edeceğiz'. Ben de bir siyasi  partinin gençlik kolları başkanıyım. Biz tabii, 'en iyisi gitmeyelim' diyorduk,  imtihan dönemi gidiyorduk. Bunları yaşadık. Biz şimdi üniversitelerimizin aynı  duruma düşmesini istemiyoruz. Çok açık söylüyorum, bir üniversitemizde bilim  kurulunu topluyoruz TÜBİTAK'ın ağırlıklı olarak başını çektiği. 6 ayda bir bu  toplantıyı yapıyoruz ve bu toplantıda geliyorlar taşlarla, yumurtalarla  toplantının yapıldığı alanda bağırıyorlar, çağırıyorlar, şu oluyor, bu oluyor ve  saire. Şimdi bunlara eyvallah mı edeceksiniz? Bunlara karşı herhangi bir yaptırım  olmayacak mı? Burada yapılan bilim toplantısı. Burada bakanlar var, rektörler  var, çeşitli bakanlıkların en üst düzey yetkilileri var ve burada yapılan  toplantıların hepsi bu ülkenin geleceği için. Ve siz orada toplantının yapıldığı  mahalle taşlarla, yumurtalarla adeta taarruzda bulunuyorsunuz. Ve bunların sıfatı  öğrenci. Bir kısmı o üniversitenin değil, farklı yerlerden gelme. İçlerinde ajan  provokatörler de vardır. Bunlara karşı tabii ki emniyetin alması gereken  tedbirler var. Bunlar yapıldığı zaman güvenlik güçleri seyirci kalırsa, ben bir  Başbakan olarak, bu işin sorumluluğunu taşıyan bir insan olarak güvenlik  güçlerine, 'sen görevini niye yapmıyorsun' derim. Ben inanıyorum ki o tabloyu  yaşayanlar da 'sen görevini niye yapmıyorsun' der.”
        
"Dosyalarından çok şeyler çıkıyor”

Erdoğan, sadece harç protestosunda bulunduğu için tutuklanmış, hüküm  giymiş öğrencilerle ilgili değerlendirme yapılıp yapılmayacağının sorulması  üzerine, bu kişilerin dosyasında, iddianamesinde neler olduğunu bilemeyeceğini  belirtti.

“Sadece harç protestosunda bulunduğu için içeride olduklarına ihtimal  vermiyorum” diyen Erdoğan, bu kişilerin dosyasından çok şeyler çıktığını, bunu  bilemediği için iddialı konuşmayacağını dile getirdi.

Kendisinin önüne gelen şeyleri gördüğünde hayrete düştüğünü vurgulayan  Erdoğan, “Bunu devletin kademelerinde görüyoruz. Bakıyorsun devlette önemli  yerde bir memur ama çok çok farklı ilintiler, bağlantılar içinde olanlar var.  Bunları gördüğünüzde şaşırıyorsunuz, 'nasıl olur bu iş' diyorsunuz” ifadelerini  kulandı.

Başbakan Erdoğan, tutuklu gazetecilerin durumuyla ilgili bilgileri Adalet  Bakanı'ndan istediğini belirterek, basın kartı almanın zor olmadığını, dolaylı  yollardan alındığını, gazete mensubu olmanın da çok zor olmadığını söyledi.

Bu kişilerin terör örgütüyle bağlantıları olduğunun altını çizen Erdoğan,  şöyle devam etti:

“Terör örgütü adına bunlar birçok şey yapıyorlar. Ortada bir terör  örgütü var ve siz bu terör örgütüne yönelik bağlantılarınız ve onların şu veya bu  şekildeki eylemlerinde rol almışsınız ama sıfatınız gazeteciymiş. Girmeyecek mi  içeri? Bunları da görmemiz lazım. Türkiye bunun bedelini bugüne kadar çok ağır  ödedi ve hala ödemeye devam ediyor. Şu anda yine birilerinin çok savunduğu  içeride olan gazeteciler var ki bunların da Türkiye'de hükümet devirme, iktidar  devirme gibi gayretlerin içinde olduğu çok açık, belgelerle ortada. Dosyaları,  iddianameleri gördüğüm zaman ben de şoka girdim.”
        
“Katsayı haksızlık değil miydi?”
         
Başbakan Erdoğan, imam hatip liselerinin önünün açılması, kürtaj ve  sezaryen tartışması anımsatılarak, “Nasıl bir Türkiye tasarımı içindesiniz”  sorusu üzerine, 2023'te dünyanın ilk 10 ülkesi içinde olan Türkiye  hedeflediklerini belirtti. Erdoğan, bu hedefin kapsamında ekonomik  gelişmişlikten, özgürlüklere kadar her alanın bulunduğunu kaydetti.

Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şu anda da özgürlükler demetine baktığımızda bu yazıları yazan köşe  yazarları, bize yaptıkları hakaretleri bugüne kadar kaç tane Başbakan'a,  Cumhurbaşkanı'na, Bakan'a yapmışlar? Ne tür hakaretler var. Yargıda da 'ağır  eleştiri' diye bir şey uyduruldu, 'ağır eleştiri'ye sokulmaya başlandı. 'Bunlar  ağır eleştiriye girer, siz siyasetçisiniz, buna katlanacaksınız'. Verilen karar  bu. Bu karar millet adına veriliyor. O da enteresan.

İmam hatiplerin önünün açılması meselesi... Sadece imam hatipler meselesi  değil, tüm meslek liselerinin önünde böyle bir bariyer vardı. Buralardaki  yavrularımızın katsayı engeliyle önlerinin kesilmesi bir haksızlık değil miydi?  Bunu getirenler hiçbir zaman eleştirilmedi bu yazıları yazanlar tarafından. Biz  böyle bir yanlışlığı 9 sene sabırla ancak düzeltebildik. Niye? Yine bir gerilim  olmasın. Dedik ki 'Bırakın, milletin önünü açın, milletin çocukları nereyi tercih  ediyorsa orada okusun. Niye bundan rahatsız oluyorsunuz?' İmam hatibi tercih  ediyor, bırakın gitsin imam hatipte okusun. Motor meslek, ticaret, nereyi  okuyacaksa okusun, önünü kesmeyin. Düze gidecek, Anadolu'ya, fene, nereye  gidecekse gitsin. Biz hiçbirinin önünü kesmiyoruz. Tam aksine Türkiye  Cumhuriyeti'nin tarihinde 79 senede yapılanlara bakın eğitimde, bir de bizim şu  son 9 senede yaptığımıza bakın. Mukayesesi kabil değil. Bütçemizin yarısını  eğitime ayırıyoruz, öbür tarafta yüzde 50 kadroyu milli eğitime veriyoruz. Artık  sınıflarımızı 30'a ve daha aşağısına indirelim, öğretmen açığımızı minimize  edelim, tamamen yok edelim, buraya doğru yürüyoruz. Ama onlar maalesef hiçbir  zaman görmüyorlar, görmek istemiyorlar. Mesela artık 81 ilimizde üniversite  var.”
        
Cami tartışmaları
         
Erdoğan, siyasi parti olarak ortaya muhafazakar demokrat bir kimlikle  çıktıklarını vurgulayarak, bunun aksini söylemenin mümkün olamayacağını belirtti.  Aldığı rakamlara göre, Konya'da 3 bin, İstanbul'da 3 bin 300 cami olduğunu dile  getiren Erdoğan, geçen hafta açılışını yaptıkları Mimar Sinan Camisi'nin  bulunduğu 100 bine yakın nüfuslu yerde hiç cami olmadığını söyledi.

Mimar Sinan Camisi için kullandığı “selatin cami” ifadesini “cuma  cami” ile eş anlamlı kullandığını kaydeden Erdoğan, cuma camilerinin insanların  haftalık olarak yoğunlaştığı yerler olduğunu anlattı.

Bir köşe yazarının Anadolu yakasında selatin camiler olduğunu belirterek,  padişah ya da sultanlar adına yapılmış camilerin isimlerini verdiğini aktaran  Erdoğan, “Cuma camisini önce öğrenmen lazım. Nerelerdir, nasıldır, bunların  özellikleri nedir? Bu konularda muhafazakarlığımızın da içinde bulunduğumuz  yapının da demokratlığımızın da gereği bu olduğu için bu adımı attık, Mimar Sinan  Camisi'ni inşa ettik. Çevresinde ufak mescitler ayrıca yapılıyor” diye konuştu.

Türkiye'nin nüfusunun yüzde 99'unun Müslüman olduğunu hatırlatan Erdoğan,  sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede 'cami noktasında ihtiyacımız  yoktur' ifadesini paylaşmak mümkün değil. Mimar Sinan Camisi'ni devlet olarak biz  yapmadık, tamamen hayırseverlerimiz yapmıştır. Allah onlardan razı olsun.  Devletten para çıkmadı. Aynı şekilde Çamlıca Camisi ile ilgili 'Benden şu kadar,  benden bu kadar' diye derneği hemen aramaya başlayanlar var. Biz temel atmadan  caminin parası herhalde toplanmış olacak, öyle gözüküyor. Şimdi konuyla ilgili  bir yarışma açıldı. Bu yarışmayla birlikte de inşallah en güzel eseri hangi  mimarımız çizerse o eseri oraya yerleştireceğiz. Fakat o gördüğünüz televizyon  antenleri falan, bunların hiçbirisi orada kalmayacak. TRT'nin televizyon kulesi  de dahil hepsini yıkacağız.”
        
"Vericiler tek kulede toplanacak”
         
Ulaştırma Bakanlığı'nın, bölgede yapılacak ve projesi yarışmayla  belirlenen kulenin yapımı için ihale hazırlığında olduğunu anlatan Erdoğan, bütün  vericilerin tek kulede toplanacağını, kulede restoran, amfitiyatro ve seyir  teraslarının da bulunacağını dile getirdi.

“İnşallah camimiz ve yeni verici kulesiyle birlikte Çamlıca, İstanbul  farklı güzelliğe kavuşacak” diyen Erdoğan, şehirlerin camilerle oluştuğunu  belirtti.

Erdoğan, “Köşe yazısını okumuşsunuz, devamında şöyle bir şey vardı,  padişahlar kendi sağlığında cami yaptırırlar, Sultan Recep Tayyip Erdoğan'ın da  camisi yapıldı gibi... Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise  “Elhamdülillah bizim öyle bir derdimiz falan yok. Biz fakir Tayyip Erdoğan...”  yanıtını verdi.
      

yeniçarşım.com - Yorumlarınızı Yazınız
Bu haber hakkında henüz yorum yok. Yorumlarınızı Yazınız.
 ADnet  
Reklam için
© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding