Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

F klavyenin babası

Medyanın gündemine oturan F klavye Q klavye tartışması, vurdumduymaz tutumların kültür hazinemize nasıl büyük zararlar verebileceğinin bir simgesi, ders alınması gereken tarihi bir belgeseli.

Türkçe bilinçsizce kullanılan teknolojinin tehdidi altında. Bu tehdit görünürde en çok klavyelerimizi ve İnternet'teki e.posta yazışmalarımızı etkiledi. Ama çok daha büyük tehlikeler de kapıda. Yardımcı editörüm Hüseyin Gönüllü'nün F klavyenin babası İhsan Yener'le yaptığı söyleşi, hepimiz için bir ibret öyküsü olmalı.

Hüseyin Gönüllü: Klavyede bir dünya standardı var mıdır?

İhsan Yener: Türkiye'de, Amerikan ASCII kodlu klavyeler dünya standardı zannediliyor. İcadı 1714'te Henry Mille adlı bir İngiliz mühendisin körler için yaptığı bir makineye dayanır. İlk olarak 1873'te Amerikalı daktilo imalatçıları bir araya gelmişler ve İngilizce dili için bir standart klavye yapalım, bütün fabrikalar da bu standartta üretim yapsın diye karar almışlar. Ama bu klavye tüm dünyada aynen kullanılmıyor. Latin alfabesini kullanan ülkeler kendi dilinin özelliklerine göre yeniden düzenlemişler. Çince, Japonca, Rusça gibi farklı alfabeler kullananlar da var tabii. Yani klavyede tek bir dünya standardı yok.

F klavye nasıl ortaya çıktı?

İ.Y.:
Arap harfleri ile yazan daktilolar varmış Türkiye'de. Harf inkılabından sonra, üzerinde Türkçe harflerin de bulunduğu daktilolar ithal edilmeye başlanmış. Ancak, her fabrikanın klavyesinde Türkçe harflerin yerleri farklı farklı. Belki 70 farklı klavye dizilişi var. 1928'de resmi dairelerin alacakları klavyelerin aynı dizilişte olmasına karar verilmiş ama o karar başarılı olmamış. 1946'dan itibaren Türk dilinin özelliklerine uygun, standart bir klavye geliştirilmesi için resmi makamlara yazılar yazdım. Demokrat Parti'nin yeni seçildiği dönemde, Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'den randevu alabildim. Onunla birlikte Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a gittik. 'Bilimsel bir klavye yapın, sizin yaptığınızı kabul edelim' dediler. Yabancı uzmanların da bulunduğu bir komisyon kuruldu. Türkçe'de kullanılmakta olan tüm kelimelerin istatistiğini Türk Dil Kurumu'nun kılavuzundan yararlanarak çıkardık. 29.934 kelime içinde hangi harften kaçar adet bulunduğunu tespit ettikten sonra, parmakların fiziksel güçleri ve hareket özelliklerini de esas alarak harfleri yerleştirdik. Ellerin kullanım yüzdesini de hesaba katarak yaptığımız klavyede sol el yaklaşık yüzde 49, sağ el de yüzde 51 oranında kullanılacak şekilde harfler yerleştirilmiştir. Türkçe'nin fonetik özelliğine uygunluk açısından sesli harfleri sol elde topladık.

Yeni klavye ne zaman resmi olarak kabul edildi?

İ.Y.:
20 Ekim 1955'te standart Türkçe klavye olarak kabul edildi. Gümrük mevzuatına eklenen bir madde ile de ithal edilecek tüm daktiloların bu standarda uyması zorunlu hale getirildi. 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından da zorunlu standart olarak kabul edildi. TSE'nin 1978 ve 79'daki düzenlemeleri bilgisayarları da içine alacak niteliktedir. 'İki elle kullanılan alfanümerik klavyelerin temel düzeni' başlıklı bu standartta önemli bir de bölüm vardır. 'Klavyedeki tuş sayısı ne olursa olsun, şekildeki Türk Alfabesi harflerinin ve rakamlarının yerleri değiştirilemez. Diğer tuşların yerleri ve üzerindeki bilgiler önceden belirtilmek ve şekildeki yerleştirime uygun olmak kaydıyla düzenlenebilir' demektedir.

Direnen olmadı mı? Maliyeti nasıl karşıladık?

İ.Y.:
Türkiye'de o zaman 40 bin kadar yazı makinesi vardı. Biz, 40 bin yazı makinesini bırakalım dedik. Biz, geleceği kurtaralım dedik, tıpkı Atatürk'ün yaptığı gibi. Daktilografi eğitimi veren sanat okulları ile ticaret liseleri vardı sadece. Önce bu okulların yazı makinelerini değiştirmemiz gerektiğine karar verdik. Mesleki Teknik Öğretim Genel Müdürü Ferit Saner liderliğinde bir sömestr içinde, seferberlik gibi çalışarak, eğitim verecek bütün daktilo makineleri değiştirildi, yeni klavyeye uyduruldu. 28 okulun öğretmenleri Ankara'da toplandı, 5 ders gününde 25 saatlik bir seminer verildi. Makineler ithalatla geliyor hep. Gümrük kanunlarına 'bundan sonraki ithalat standart Türk klavyesine uygun olacak' diye bir madde kondu.

Bundan sonrası için ne yapılmalı?

İ.Y.:
Bu soruyu 20 Ekim 1955'te sorsaydınız 'geleceği kurtaralım' derdim, bugün de aynısını derim.

F klavye nasıl yararlar sağladı?

İ.Y.:
1955'ten itibaren uluslararası daktilografi ve steno yarışmaları başlamıştı. Hemen biz de başvurduk ve 1956'da dahil olduk. Öğrencilerim bu şampiyonalarda 28 defa Dünya Birincisi oldular. Bu birinciliklerin 14'ünde Dünya Rekoru kırıldı. Hatta Fransızlar itiraz etmişlerdi ilkinde, 'Türkler yarışma için özel olarak tertip edilmiş bir klavye kullanıyorlar' diye. 6 saat süren tartışmalardan sonra, Fransızlara 'siz de yapın o halde özel bir klavye' dediler.

10 parmakla yazmanın yazmayı yavaşlattığı tezine ne diyorsunuz?

İ.Y.:
10 parmakla, klavyeye bakmadan yazan bir kişi hangi parmağım hangi tuşa basacak diye düşünmez. Aksine, parmaklar zaten nereye gideceklerine alışık olduğundan yazı yazan kişiler düşüncelerine yoğunlaşabilirler. Yavaşlatacağı görüşünü savunan bazı yazarlarımız, bakmadan 10 parmakla yazma yöntemini kullansalar belki 6 saatte yazdıkları bir yazıyı sadece 1 saatte yazabilirler.


İhsan Sıtkı Yener Kimdir?

1925 Afyon doğumlu olan İhsan Sıtkı Yener, (bugünkü ismi ile) Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde öğrenimini 1946'da tamamladıktan sonra 1957'de ABD New York Üniversitesi İşletme bölümünde Ölçme ve Değerlendirme konularında lisansüstü eğitimi almış. Doktorasını da 1958'de yapan Yener, pek çok okulda daktilo ve steno dersleri vermiş. 1956'da Türkiye'nin de temsil edilmesini sağladığı Intersteno Uluslararası Bilgi İşlem Federasyonu'nun Onursal Başkanı olan Yener; kuruculuğunu yaptığı Şampiyon Kursları'nın yönetiminin yanı sıra, on parmak yöntemi ile klavye kullanımını öğrettiği yetenekli öğrencilerini dünya şampiyonalarına hazırlıyor.

sampiyon@superonline.com


F klavyenin öyküsü

Bilimsel temellere dayalı standart bir Türk klavyesi geliştirilmesinin zorunluluğuna inanan İhsan Yener, bu konuda 1946'dan itibaren daktilo öğretmeni sıfatı ile sürdürdüğü çalışmalarının dikkate alınmasını ancak 1955'te başarabilmiş. 'Yabancı uzmanlarla da pekiştirilmiş İhtisas Komisyonu'nca oluşturulan 'On parmak yöntemi ile Türkçe için ideal Klávye'yi 20 Ekim 1955'te 'Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi'ne 'Standart Türk Klavyesi' olarak kabul ettirmiş. Türkiye'deki tüm daktilo makinelerinin Millî Klavyeye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler Kanunu'na eklenmesi ve 1974 yılında 'Türk Standartları Enstitüsü' tarafından 'Zorunlu Standart' olarak kabul edilmesiyle kesinleşmiş. 25 yıllık bir mücadelenin sonunda kendisine inananların da yardımları ile o günlerde 'Klavye İnkılabı' olarak anılan bu standardizasyonu gerçekleştiren İhsan Sıtkı Yener, bu sebeple 'F Klavyenin Babası' olarak da anılıyor.


Bilgisayar Türkçesi istemiyoruz

Türkçe F klavyenin yaşatılması için medyatava.net/turkce adresinde açtığımız kampanyaya katılımınızı bekliyoruz. Kampanyaya gelen görüşlerden seçmeleri de yayınlamaya devam ediyorum...

Türkçe karakterler ölmesin

Yeni çıkan aletlerin Türkçe alfabeyi tanımaması gerçekten çok düşündürücü. Ama benzer olay Almancadaki ö, ü, „, § gibi harfler için de geçerli. Gerçi sanıyorum Almanya'da satılan Tablet PC ve avuçiçi bilgisayarların hepsi bu karakterleri tanıyor. Ben, maalesef Almaya'da bu konuda bir yasa olup olmadığını bilmiyorum ancak tüketici duyarlı ve pazar Türkiye'ye göre oldukça büyük. Burada satış yapan bütün firmalar tüketici isteklerini dikkate almak zorunda kalıyorlar.

Kampanyanızı canı gönülden destekliyorum. Gönlümden geçen bu kampanyanın F-Q klavye ile sınırlı kalmaması. Asıl amacının Türkçe karakterlerin genel kullanımı ve tanınması olduğunun vurgulanması.

Evren Aydın


Irak barış harekátı


SAP Türkiye firması geçen hafta Teknoloji Günleri 2003 isimli bir konferans dizisi düzenledi. Konferansın son panelinin konusu ''Türkçe'yi teknolojiden nasıl koruruz'' idi. Yöneticiliğini yaptığım panele konuşmacı olarak Sabah yazarı Emre Aköz, SAP Türkiye Genel Müdürü Safa Haktanır, HP Türkiye Genel Müdürü Şahin Tulga ve onur konuğu olarak da F klavyenin babası İhsan Yener katıldı.

Toplantıda Türkçe'nin teknoloji tarafından nasıl tehdit edildiğinin tarihi bir örneği olan Q ve F klavye sorunundan başlayarak, günümüzdeki mevcut ve gelecekteki olası sorunlara değindik. Panel sırasında Emre Aköz bir ara, farklı bir boyuta farklı bir pencere açtı. Paneli izleyenlerden bazıları bu yeni boyutu konuyla bağdaştırmakta güçlük çektiler ama Aköz'ün değindiği nokta Türkçe-teknoloji ilişkisinin tam da temeliyle ilgiliydi. Bilişim teknolojileri devrim yaratıyor propagandası yapan ancak bu devrimi sadece bilişim teknolojileri üretimine dayayan bazı bilişimcilerin tutumunu eleştiriyordu Aköz. Ve bunları ''kaba Marksistler''e benzetiyordu. Yani üretimi yücelten, üretim toplum ilişkisini gözardı eden ''kaba Marksistler''le pek farkı yoktu ''kaba bilişimciler''in.

Eski DSP milletvekili, Meclis’in bilişim hocası Ziya Aktaş, ehaber.net sitesinde yayınlanan ''Güneş doğudan doğar'' başlıklı yazısında ''kaba Marksist''liğin bilişim sektörümüze nasıl nüfuz ettiğini gösteren bir örnek veriyordu: ''O zaman siz de kimi zekailerin, gereken bazı standartları koyup, bunların uygulamasını izleyip uygulayacak, Türkiye'de Bilgi Toplumu oluşumundaki gelişmeyi bir Güney Kore'nin, bir Hindistan'ın yaptığı gibi planlayıp koordine edecek, ülke kaynaklarının etkin kullanımı için gerekli hatta zorunlu olan Bilgi Toplumu Bakanlığı’nın kurulmasını ellerinden geldiğince neden engellediklerini daha iyi sorgulayabileceksiz. Konuyu saptırıp topu taca attıklarını, sonra da daha fazla engelleyemeyince yine zekaice kimi çıkarlar için bakanlığın adına bu sefer de 'Bilişim' Bakanlığı demeye çalıştıklarını yine acı dolu gözlerle izleyeceksiniz''...

Bu ''Bilişim Bakanlığı'', ''Bilgi Toplumu Bakanlığı'' meselesine de, F-Q meselesi gibi sık sık değinmişimdir yazılarımda. Bazı okurlarım yakınır... Basit bir isim meselesine niye bu kadar takılıyorsun, diye sorarlar. F-Q, Bilişim Bakanlığı-Bilgi Bakanlığı tartışmalarını lüzumsuz, hatta komik bulurlar.

Bence de komik. Ama bu komikliğin nedeni başkaları. Yeni bir bakanlık kurulup kurulmaması, bakanlık kurulmasının faydadan çok bürokrasi getireceği gibi tartışmalar ayrı bir konu, ayrıca tartışılması gerekir. Ama kurulması gündeme gelen Bilgi Toplumu Bakanlığı'nın adını Bilişim Toplumu Bakanlığı olarak değiştirmeye çalışanların asıl niyetini görmedikçe, bu tartışmayı komik olarak bulmak da çok doğal.

Bu art niyet, Emre Aköz'ün üstüne bastığı ''kaba Marksist'' ideoloji ile çok bağlantılı. Bakanlığın adının Bilişim Bakanlığı olmasını savunanlar ''kaba bilişimciler'' olarak sadece üretimle ilgileniyorlar. Toplumsal devrim, yeni bir çağ diye sayıklamalarına bakmayın. Bunların tek derdi teknolojinin kendisi, toplumla olan ilişkisi değil. İyi niyetli olanları, kötü niyetli olanlarından farklı olarak bilişim teknolojilerini ithal etmekle yetinmeyip bu teknolojileri üreten bir ülke olmamızı da savunuyorlar o kadar...

Bilgi teknolojileri üreterek Bilgi Toplumu olunmaz. Bunu artık idrak edin. Önemli olan üretim değil, üretim ilişkileridir. Bilgi teknolojisi üreten bir ülke olmakla, olsa olsa artık geride bırakmakta olduğumuz Sanayi Çağı'nın son yıllarının gözdesi bilişim teknolojisi ürünlerini üreten bir ülke oluruz. Bilgi Çağı'nın ileri bir ülkesi olmak için çok daha farklı bir şey gerekiyor. O da bilgi teknolojilerinden verimlilik, tasarruf ve rekabet avantajı sağlayacak üretim ilişkilerini kurmaktan geçer. Yani eğer bu ilişkileri iyi kurarsak, hela sektörüyle dahi uluslararası rekabet gücüne sahip olabiliriz. Yeni ekonomi bilgi teknolojileri üretmek değil, bilginin gücünden yararlanmasını bilmektir.

''Kaba bilişimciler''in Bilişim Bakanlığı istemesinin nedeni, devlet içinde bilişim sektörünü kayıracak bir kurumsallaşma arzulamalarıdır. İşte o zaman Q klavye gibi, Türkçe karakterleri desteklemeyen tablet bilgisayarlar gibi özürlü ürünleri bilinçsiz tüketiciye ve hatta e.devlet diye şimdiden pompalamaya başladıkları devlete çok daha kolay kakalayabileceklerdir. Bilgi Toplumu Bakanlığı gibi Türkçe standartların peşinde koşacak bir ayakbağı ile uğraşmak zorunda kalmayacaklardır.

İsimler önemlidir, ardındaki ideolojiyi anlatır. Bakanlığın adını ''Bilgi Toplumu Bakanlığı'' ya da ''Bilişim Bakanlığı'' koymak arasında, Irak'a yapılacak askeri müdahaleyi ''Irak savaşı'' ya da ''Irak barış harekatı'' olarak adlandırmak kadar önemli bir fark vardır.
X