Ekonomiden sorumlu imam

Hürriyet Haber
08.04.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

Yavuz GÖKMEN

Allah kabul etsin. Bu bayram namazımı yeni ve görkemli bir camide eda ettim. Sabahın karanlığında kalktım; apdesimi aldım ve elimde pabuçlarımı koymak üzere hazırladığım naylon torbayla birlikte yollara düzüldüm. Camiye giderken açıkçası huşu içindeydim ve hiç olmazsa bir süre Allah'ı, öbür dünyayı hatırlayarak günahlarımla yüzleşmeyi arzuluyordum. Kendi kendime ‘‘Yavuz Efendi’’ diyordum. ‘‘Biraz sonra başın secdeye varacak ve ne kadar günahkâr bir yaratık olduğunu hissederek, tövbe istiğfar edeceksin.’’

Camiye vardığımda neredeyse dolup taştığını gördüm. Ancak pabuçlarımı çıkarıp naylon torbaya koyduktan sonra kalabalığı inatla yardım ve içeride bir yer bulmayı başardım. İmam vaazına başlamıştı ve ben onun bize günahlarımızı hatırlatarak tövbe etmemizi isteyecek bir vaaz vermesini yürekten diliyordum.

Ne var ki, kulaklarıma inanamadım. İmam, Türkiye ekonomisinin durumundan söz ediyor ve kendine göre ilginç bir şekilde irdelemeler yapıyordu. Özetle şöyle diyordu:

‘‘Türkiye kalkındıkça, dış mihraklar bunu engellemeye çalışıyorlar. Bu yüzden Almanya ve Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra izledikleri kalkınma yolunu biz de izlemeliyiz.’’

Burada verdiği öğüt tek kelime ile ‘Tasarruf’tan başka bir şey değildi.

Allah'la yüz yüze gelmeyi düşünürken, ekonomiden sorumlu bir imamla karşılaşmış olmanın garip hayal kırıklığı içinde vaazı sonuna kadar dinledim.

* * *

Vaaz bitince bu kez bir başka imam kalabalığı yararak ön tarafa geçti ve cemaatin büyük çoğunluğunun sadece bayramdan bayrama namaz kıldığını çok iyi bildiğinden olacak, bayram namazını bir güzel tarif etti. Sonra hep beraber ayağa kalktık ve imama uyarak namaza başladık. Birdenbire aklımın hâlâ ekonomide olduğunu ve namaza bir türlü kendimi veremediğimi fark ettim. Acaba namazım sakıt mı olacak diye düşündüm. Ama çok geçmeden başlayan tekbirler beni uhrevi bir sonsuzluğa yöneltti ve kısa süren namaz sonrasında günahlarımla yüzleşmenin sonsuzluğunu yaşadığımı anladım.

Namaz sonrası hep birlikte tekbir getirildi ve imam son duayı da okuyunca cami boşalmaya başladı. Ben de camiden çıktım ve naylon torbadaki pabuçlarımı giyerek, dalgın ve düşünceli yürümeye başladım. Kafama iki soru takılmıştı.

* * *

Birinci soru imamların niçin ekonomiye bu kadar ilgi duyduğu şeklinde özetlenebilirdi ve cevabını uzun uzun düşünmek gerekiyordu. Ancak ikinci soru daha basitti. Namaz kıldıran imam aynen şöyle demişti:

‘‘Kurban derilerinizi istediğiniz yere bağışlayabilirsiniz. Bu dinen serbesttir. İsterseniz bizim camiye de bağışlayabilirsiniz. Memnuniyetle kabul ederiz.’’

İkinci soru buydu. Deriler konusunda dehşetengiz bir tavır takınan devlet, bu derilerin camilere bağışlanması konusunda ne yapacaktı?

Acaba bu iki soru birbirlerinin cevapları mıydılar? Devlet ekonomiden sorumlu imamlar yaratırken, din de derilerden sorumlu devlet adamları mı yaratıyordu?

İşte Türkiye'deki çarpıklık maalesef buydu...













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı