Merhaba
Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.
Hürriyet'i Takip Et
Hürriyet'i Takip Et!
Hürriyet Facebook
Hürriyet Twitter

2014 yılında özel okullara giriş

Cem GÜLAN - Türkiye Özel Okullar Birliği Başkanı
10 Mart 2013
    Cem GÜLAN

    Türk Milli Eğitimi’nin son 50 yılına damgasını vuran en önemli konu kademeler arası geçişlerde uygulanan öğrenci seçme ve yerleştirme sistemleridir.

    Ortaöğretime geçiş ve yüksek öğrenime geçişte uygulanan bu sistemler, eğitimin kalitesini bozmak, çocuklara çocukluğunu, gençlere gençliğini yaşatmamak vb. pek çok eleştiri ve şikayete neden oluyor. Bu eleştirilere katılamamak mümkün değil. Gençlerimiz üretkenlik ve yaratıcılıktan uzaklaşıyor. Sadece seçenekler üzerinde karar verme rahatçılığına alışıyorlar. İnsan insana iletişim zayıflıyor, lisans öğrenimini bitirmiş gençler bile iki kelime ile kendilerini ve duygularını ifade etmekten aciz kalıyorlar. Çocukların gerçek yeteneklerini ortaya çıkarmak için yeterince zaman ayrılamıyor ya da yetenek keşfedilse bile parlatmak için yeterli zaman harcanamıyor.
    Okullar ve öğretmenler, öğrencilere gerçek yaşamda ihtiyacı olacak becerileri kazandırmak yerine sınav başarısını kazandırmaya yönelik bilgi ve eğitim yüklüyorlar. Çünkü girilecek sınav öğrencinin istikbalini belirlemenin yanı sıra onu yetiştiren okul ve öğretmenin de başarı göstergesi oluyor. Bu sınavlardan kurtulmak mümkün mü? Tamamen sınavlar devre dışı bırakılmalı mı?

    Tüm talepleri karşılamak mümkün değil

    Öncelikle, yüksek öğrenime geçiş gençlerin doğrudan meslek seçimleri ve yaşamlarının geri kalanı ile ilgili olduğundan bu alanda gençlerden gelen tüm talepleri karşılamak mümkün değil. Örneğin pek çok kişi doktor, hukukçu, mimar, ressam ya da müzisyen olmak isteyebilir. Bu beklentilerin tümünü karşılamak mümkün olmadığı gibi doğru da olamayacağından, piyasanın beklentilerine ve kişilerin yetenek ya da yönelimlerine göre iyi bir planlama ve yönlendirme ile seçme ve yerleştirme yapılmalıdır. Ülke olarak imkanlarımız geliştikçe gençlerin belli bir olgunluk derecelendirmesi ile yüksek öğrenimin ilk yılına kabulü ve burada kendi yollarını kendilerinin belirlemeleri en ideal durum olur.

    Yüksek öğrenimle ilgili olarak asıl üzerinde düşünülmesi gereken konu katsayı ve ortaöğretim başarı puanı olması gerekir. Bilindiği gibi katsayı farklılıkları kaldırıldı ki, bu dernek olarak da desteklediğimiz bir karar. Ancak geçen sene son kez Torba Kanun’la uygulanan Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP) uygulamasının kaldırılmış olması ciddi bir haksızlık. Bir açıdan bakıldığında AOBP az sonra üzerinde daha önemle duracağımız, okullar arasındaki kalite farkını arttırıyor ve iyi öğrenciler ile diğerleri arasındaki uçurumu açıyor.
    Ancak diğer yandan yüksek öğrenime geçişte adalet sağlanacaksa standart veya adil olmayan başarı puanlarının kullanılması da büyük haksızlıklar yaratır. Bu nedenle belki de en iyi çare zaman içinde notlama sisteminde ulusal standartlara ulaşılma çalışmaları yapmak ve bu standartlara ulaşana kadar kademeler arası geçişte okul başarı puanlarını kullanmamaktır. Sadece özel okullardan oluşan bir derneğin, okul başarı puanlarının kullanılmamasını istemesi garip gelebilir ancak ne yazık ki şu an notlama sisteminin adil ve dürüst kullanılmadığı gerçek.

    Okullar arasındaki kalite farkı

    Ortaöğretime geçişin, yüksek öğretime geçişten farklı değerlendirilmesi gerekir. Hiç şüphesiz ortaöğretime geçişte sağlıklı rehberlik yapılmalı, aileler ve öğrenciler yetenek ve kapasitelerine göre meslek veya akademik eğitime yönlendirilmeli. Ancak ortaöğretime geçiş için amansız bir yarışın yaşanmasının gerçek sebebi okullarımız arasında inanılmaz bir kalite farkının bulunmasıdır. Her anne baba çocuğunun geleceği için en iyisini istediğinden, ortaöğretimde de çocuğunu en iyi okula yerleştirmek istiyor. Tüm ortaöğretim kurumlarımız birbirine yakın standartta olsa her veli çocuğunu evine en yakın okula yerleştirirdi. Böylece çocuklar daha çok uyumuş, daha az yorulmuş, her sabah ve akşam kilometrelerce yol gitmemiş, servis masrafları, dershane ve özel ders masrafları ortadan kalkmış eğitim daha gerçek hayatla örtüşür hale gelmiş olurdu.
    Ne yazık ki şu an için tüm okullarımızı kaliteli hale getirmek, derslik ve öğrenci açığını kapatmak ekonomik olarak mümkün değil. En iyi öğretmenlerin puanlamaya dayalı olarak en iyi okullara gitmesi ve en iyi öğrencilerin seçilerek en iyi okullara yerleştirilmesi de kalite makasının açılmasına katkıda bulunuyor.
    Ortaöğretime geçiş sistemlerine baktığımızda son 10 yılda, OKS, üç aşamalı SBS ve OYP, tek sınavlı SBS ve OYP ile son günlerde konuşulan sınavsız geçiş gibi 4 farklı sistem yaşanmış veya gündemde.

    Adrese dayalı sistem göç dalgasına neden olabilir

    Artık bu gidişata kesin olarak DUR denilmesi gerekiyor!
    Her hükümetin, her bakanın sınav ve yerleştirme sistemlerine el atmasına son verilmeli. Toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile en az 20 yıla yayılacak bir planlama yapılmalı. Her ne olursa olsun yapılacak plandan vazgeçilmemeli. Bu planlama çerçevesinde önce toplum ikna edilmeli ve her vatandaş ülkesinin ve gençlerimizin geleceği için elini taşın altına koymalı. Hiçbir benzer ülkenin genel bütçesinden ayrılan paylar ile altından kalkamayacağı böylesi bir reform için 3 yılda ek vergiler ve çeşitli kesintiler ile kaynak yaratılmalı.
    Bu büyük kaynak ile okullaşma, derslik ve öğretmen ihtiyaçları tüm bölgelerde eşit kalite imkanları sağlanacak şekilde tamamlanmalı öğretmen eğitimi geliştirilmeli. Doğru personel yönetimi ile fiziki imkanlar, eğitim içeriği, araç-gerecin yanında öğretmen alanında da kalite farkı giderilip vatandaşlar bu konuda bilinçlendirildikten sonra sınavlardan tamamen kurtulmak mümkün olacak ve öğrenci seçimlerinden kaynaklanan eşitsizlikler de giderilecektir.

    Bu süreçte 20 yıl boyunca ilk yıllarda büyük ağırlıkla merkezi sınava dayalı seçme ve yerleştirme yapılıp diğer seçim kriterlerine çok az yer ayrılırken toplum bilinçlendirilerek her geçen yıl sınavın etkisi azaltılıp diğer sağlıklı seçim kriterlerinin etkisi arttırılması gerikiyor. En son noktada dahi etkisi yüzde 20 veya yüzde 25 seviyesinde olacak bir sınav bulunmasında yarar olabilir.
    Durum böyleyken, 2014 yılında tüm okulların eşit seviyeye çekilmesi ve sınavsız ya da sınav dışı kriterlerle öğrenci alınması planı daha büyük sorunlar yaratacak bir yaklaşım olur.

    Adrese dayalı kayıt yapmak, öğrencilerin ve velilerin hayallerindeki bazı okullara veya şehirlere gitmesine engel olacağı gibi göç dalgasına veya şehir içinde pek çok taşınmaya neden olabilir.
    Okul başarı puanları daha önce de belirttiğimiz gibi Türkiye’nin dört bir köşesinde standart olmadığı gibi aynı semtteki okullarda bile farklı. Aynı mahallede yer alan bir okulun 90 puanı, mahalledeki diğer okulun 70 puanından bile düşük olabiliyor. Okul başarı puanları hatırla, çıkar karşılığı veya korkuyla yükseltilebiliyor.

    Çift karne vakaları

    Pek çok okul, özel okullar da dahil olmak üzere başarılarını yükseltmek için notlarını yüksek tutuyor. Çift karne vakaları sahte doktor raporları kadar çok konuşulmaya başladı. Bu durumda iyileştirme yapılmadan okul başarı puanlarını kullanmak doğru değil. Türkiye’nin daha önce yaşadığı süper liseler tecrübesi unutulmamalı.
    Benzer nedenlerle ortam düzelene kadar öğretmen veya öğretmenler kurulu ya da okul tavsiyeleri ile öğrenci yerleştirmek de öğretmen ve okulları zorda bırakır. Pek çok yerde kayırmadan veya haksızlıklardan söz edilir hale gelinir.
    Öğrencilerin toplum yararına yaptığı çalışmalar, sanat ve spor alanındaki etkinlikleri ve benzeri sosyal yönlerdeki faaliyetlerinin değerlendirilmesi son derece önemli. Yabancı dil veya dillerle ilgili kazanımlar ülke geleceği açısından son derece değerlidir. Ancak bu kriterler göz önüne alınmadan önce tüm çocuklarımızın eşit imkanlara kavuşması için çalışmaların tamamlanması gerekir.
    Örneğin, Van, Hakkari, Artvin, Kırklareli, Tokat veya Nevşehir gibi illerimizde yaşayan son derece zeki ve başarılı bir çocuğa sunulmayan imkanlar seçme kriteri olarak uygulanmamalı.

    Öğrenciler 1 yerine 20 sınava girer

    Tarihi geçmişi olan, çok tercih edilen bazı okullarımızın kendi sınavlarını yapması fikri de son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Örneğin İstanbul’da sadece Galatasaray veya İstanbul Lisesi için yapılacak sınavlara en az 30 bin öğrenci başvurabilir. Her okul ayrı sınav yaparsa pek çok sınav türü ve bu sınav türlerine göre öğrenci yetiştirmek, kayırma ve yolsuzluk iddiaları, en az 1 milyon TL’ye yapılabilecek böylesi sınavların veli ve okullara maliyeti, pek çok okulun sınav yapması durumunda öğrencinin yine İstanbul’da bir yerine 20 sınava girmesi, aynı güne sınavı rastlayan okullardan dolayı yaşanacak problemler veya öğrencilerin 8’inci sınıfın ikinci yarısının nerdeyse tüm hafta sonlarını sınavdan sınava gezerek geçirecek olması ilk anda akla gelen temel problemlerdir.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın henüz üzerinde çalıştığı proje ile ilgili olarak saydığımız çekinceleri ve sunduğumuz önerileri dikkate alması en büyük dileğimiz. Ancak yine de son karar Bakanlığındır.
    Özel okullarımız açısından duruma bakıldığında, 2014 yılında sınavın kaldırılması halinde özel okullar kendi Özel Okullar Sınavı’nı yapacak.
    Hatta daha az sayıda öğrenciye daha kaliteli ölçme değerlendirme teknikleri ile hazırlanmış bir sınav uygulamak ve öğrencilerin sadece İstanbul’da 20 özel okulun sınavı yerine tek bir özel okullar sınavına girmesini sağlamak amacıyla da özel okullar kendi tek ve merkezi sınavlarını yapmayı düşünüyorlar.

    Her türlü hakkı saklıdır.

    Bigpara.com - Yorumlarınızı Yazınız
    Bu haber hakkında henüz yorum yok. Yorumlarınızı Yazınız.
     ADnet  
    Reklam için
    Diğer Haberler
    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding