Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dürüstleri dinleyin

ALMANYA’daki Deniz Feneri isimli derneğin orada yaşayan yurttaşlarımızı dolandırarak "yoksula, felakete uğrayana, yetime yardım" gerekçesiyle topladıkları paraları (ki 17 milyon Euro kadar olduğu sanılıyor) kendilerinin ortak olduğu şirketlere ve Türkiye’de birilerine aktardıkları için mahkûm olmalarıyla mesele kapanmadı.

Yeni gelişmeler olacak, bekleyin:

Nitekim Alman yasalarına göre, bu olayda dolandırılan insanlar eğer paralarını Deniz Feneri Derneği’nden geri alamazlarsa, 30 yıl süreyle bu derneğin suçlu yöneticilerinin yakasına yapışabilirlermiş.

Doğrusu Alman yasalarının mağduru korumadaki duyarlığına şapka çıkartılır.

Peki ama aynı olayın Türkiye’deki uzantılarıyla ilgili durum ne?

Biliyorsunuz, "devlet zoruyla" olsa da nihayet Almanya’dan bu konuyla ilgili bilgi istendi.

O gelinceye ve yargı tarafından ilk değerlendirme yapılıncaya kadar beklemeye mecburuz. Davada adı geçen Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Harun Kapıyoldaş ve Zahid Akman hakkında soruşturma açılıp açılmayacağını o zaman öğreneceğiz.

Ama Deniz Feneri dolandırıcılığının kamuoyuna yansıdığı ilk günlerde ortalıkta görünmeyen Kanal 7 TV sahibi Zekeriya Karaman’ın dili son günlerde çözüldüğü için, yeni bilgiler öğreniyoruz.

Buna göre Deniz Feneri davası, aslında "Alman hükümetinin Türkiye’ye ve oradaki Türklere karşı izlediği yıldırma siyasetinin bir parçası" imiş. Derneğin Frankfurt’taki merkezine 25 Nisan 2007 tarihinde yapılan polis baskınına 240 polisin katılması ve olayın TV kameramanları tarafından izlenmesi bunun kanıtıymış.

Esasen olayda "dolandırıcılık" yokmuş. Yani Deniz Feneri Derneği yöneticilerinin, başkasının (bağışçının) parasıyla aldıkları bina, daire, depo vs.yi kendilerinin ortak olduğu şirketler üzerine tescil ettirmeleri sadece "hukuki hata" imiş. Zaten 5 yıl 10 ay hapse mahkûm olan Mehmet Gürhan da çok dürüst bir arkadaşmış.

Düşünün... Siz birine yardım için para bağışlıyorsunuz, sonra birileri, o parayla bina alıp kendi üstüne kaydettiriyor. Olayın adı da "dolandırıcılık" değil, "hukuk hatası" oluyor.

Dahası... Biliyorsunuz Mehmet Gürhan’ın Almanya’da tutuklanmasından bir ay sonraki tarihle İstanbul’daki bir noterden Zekeriya Karaman’a "Genel Vekáletname" düzenlettirdiği ortaya çıkmıştı da, bu dürüst kardeşin Frankfurt’ta iken İstanbul’da nasıl vekáletname verdiği anlaşılamamıştı.

Yurtdışındaki bir insan Türkiye’deki birine ancak oradaki Konsolosluk’ta düzenlenen vekáletnameyi gönderebilir. Bunun ikinci şıkkı yoktur. Ama Karaman öyle demiyor. Mehmet Gürhan, Almanya’daki bir noter aracılığıyla buradaki notere hitaben yazı göndermişmiş de... O da bu ricaya dayanarak burada vekáletname düzenlemişmiş.

Buna kargalar güler. Ama yalana alışan ağız, sonunun nereye varacağını düşünmeden konuşur. Daha böyle çok var. Şimdilik şu kadarını söyleyelim:

Bunlar sadece Almanya’daki gerçekten saf ve çoğu gerçekten temiz insanları değil bizleri de aptal yerine koyuyorlar. Ama biraz fazla oluyor.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI