Dünya Haberleri

DÜNYA

    PYD tehdit olursa ABD’den PKK muamelesi görür

    Cansu ÇAMLIBEL
    19.10.2015 - 01:36 | Son Güncelleme:

    Amerika Birleşik Devletleri’nin bir önceki Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, 2014 yazında sadece Türkiye’ye değil aktif diplomatlık kariyerine de veda etti. Bir yılı aşkın bir süredir ülkesinin önde gelen düşünce kuruluşlarından Atlantik Konseyi’nin başkan yardımcılığını yürütüyor. Başkanlık yarışında Hillary Clinton’ın ipi göğüslemesi durumunda Ricciardone’nin kuvvetli bir pozisyonda Amerikan yönetimine dönebileceği konuşuluyor. Harvard Üniversitesi’nde bir konuşma için geldiği Cambridge’te buluştuk. Korumasız gezmeye, stressiz hayata çok alışmış. Yeni doğan torunu Zia ile dilediğince vakit geçirmenin keyfini sürüyor. Siyasete girmesiyle ilgili dedikoduları hatırlatınca ‘Görev çağırırsa gereği yerine getirilir’ demekle yetindi. Ankara-Washington hattındaki Suriye gerilimini bizzat yaşamış bir Amerikalı yetkili olarak ülkesinin politikasını açık açık eleştirmekten kaçınmadı.

    ‘BÜTÜN DÜNYA BİZE KARŞI’ KOMPLOCULUĞU
    TÜRKİYE’YE ZARAR VERİYOR

    - Ankara’da patlatılan bombalara dair kanaatiniz nedir?

    Türkiye’nin Amerika’daki dostları olarak şok olduk ve üzüldük. Korkunç bir olay. Türkiye’ye başsağlığı diliyorum. Önemli olan bu tür olaylarda dayanışma içinde olmak. Bu hepimize yapılmış bir saldırı, bu saldırının medeniyet karşıtı boyutu var. Bunu planlayan insanların başarmak istedikleri şeyin kabul edilebilir tarafı yok. Aslında bu teröristler her ne hedefledilerse tam tersini gerçekleştirdiler. ABD için 11 Eylül neyse bu olay da daha küçük bir ölçekte Türkiye için öyle gibi. Umarım bu olay Türkiye içinde ulusal bir dayanışmaya neden olur. Öte yandan umarım Türkler dünyada dostları olduğunu da anlarlar. Bunun garantisi yok ama umarım anlarlar. Türkiye’de hâkim olan ‘dünya bize karşı’ ve ‘her kötü şeyin arkasında ABD var’ şeklindeki komplocu yaklaşımlar size zarar veriyor. Teröristlerin Türkiye’nin inanmasını istediği şey tam da bu.

    - ABD de dahil Batı’yı tamamen düşman görme eğiliminin son yıllarda Türk hükümetinin genel çizgisi haline geldiğini düşünenlerden misiniz?

    Aslında bu, yıllardır Türkiye’de çeşitli çevrelerin dışarıya bakışında hâkim olan bir yaklaşım. Sol düşünceden sağ düşünceye komplocu akıl hep bu görüşe tutundu. Milliyetçilik ve ulusalcılığın yükselmesi de dış dünyaya kuşkulu ve olumsuz bakışı körükledi. Heyecan verici olan 2011’de Türkiye’ye büyükelçi olarak döndüğümde ülkenizin bu konulara daha olgun bir şekilde yaklaşmaya başladığını görmekti. Türkiye dünyadaki önemi ve avantajları konusunda daha özgüvenli ve sofistike bir tavır geliştirmeye başlamıştı. Batı’daki dostlarınızın da doğuda geliştirebileceğiniz yeni dostlukların da farkına varmaya başlamıştınız. O sürece şahit olmak heyecan vericiydi. Çünkü uzun yıllardır tanıdığım Türkiye o döneme kadar fazlasıyla içine kapalı bir ülkeydi. Fakat son birkaç yıldır, özellikle de Gezi’den beri, geçmişteki o popülist korkulara, kuşkulara ve endişelere geri döndünüz. Özgüvenin yerini yeniden komplo teorileri aldı. Yaşadığınız terör olaylarını da bu çerçevede değerlendirmek istiyorum. Eğer Türkiye’deki siyasetçiler terörü ve diğer çatışmaları bir sömürü aracı, dünyaya karşı bir korku dalgası ve husumet yaratmak için kullanırsa Türkiye geri gidecek. Ama bunu yapmak yerine bir krizin de ülkeyi dayanışma için bir araya getirebileceğinin bilinciyle davranırlarsa Türkiye güçlenir. İşte o zaman siz de Batı’daki bizler gibi sadece hayatta kalmanın ötesinde bakarsanız meseleye.

    PYD tehdit olursa ABD’den PKK muamelesi görür

    TERÖRİZME KARŞI ÇIKIŞ YOLU:
    MÜTTEFİKLERİNİZLE DAYANIŞMA VE DAHA ÇOK DEMOKRASİ


    - Meseleye hayatta kalmanın ötesinde bakmak ne demek?

    Londra’da bombalar patladı, Madrid’de bombalar patladı, New York’ta keza. Bizler yaşananlardan sonra sistemlerimizi güçlendirmeye çalıştık, demokrasimizi de. Bu kolay değil ve epey bir mücadele gerektiriyor ama umarım Türkiye de bu yolu seçer. Elbette terörizme karşı savunma sistemlerinizi güçlendirmeniz gerekecek ama aynı zamanda hem müttefiklerinizle dayanışma içinde olmanız, hem de demokrasinizi güçlendirmeniz gerekiyor. Tek çıkış yolu bu.

    ANKARA SALDIRISINDA TÜRKİYE’YE
    KARŞI KOALİSYON TEZİNE İNANMIYORUM


    - Türk hükümetinden yetkili ağızlar Ankara saldırısını PKK-IŞİD-DHKP-C ile Esad rejiminin birlikte gerçekleştirdiği tezini ortaya attı. Bahsi geçen aktörlerin hepsini tanıyorsunuz. Böyle geniş bir koalisyonun Türkiye’ye karşı işbirliği sizce akla yatkın mı?

    Ben kesinlikle onları böyle bir koalisyon içinde görmüyorum. Farklı motivasyonları olan farklı gruplar. Tek bir ortak paydaları var; hepsi Türk devletini ve Türk toplumunu hedef alıyorlar. O nedenle de mağlup edilmeleri, yok edilmeleri şart.

    - İçlerinden bazıları Türkiye’ye zarar verme hedefinde ortaklaşmış ve Ankara katliamını birlikte planlamış olamazlar mı?

    Ben buna inanmıyorum. Bu tür bir plan içinde olsalardı tespit edilmeleri kolay olurdu. Ayrıca ortaklaşma noktasında DHKP-C’nin Suriye rejimiyle bağlantıları dışında bir kanıt göremiyorum. Öte yandan PYD ile PKK’nın yakın bir ilişki içinde olduğu konusunda benim hiçbir şüphem yok. Bu gerçeği inkâr etmiyoruz da. Ama şunu hatırlatmam gerek; PYD Türk devleti ile çatışma içinde olmayacaklarını deklare ederek önemli bir fark ortaya koydu. Şu ana kadar da Türkiye ile barış içinde yaşama ilkesini zedeleyecek bir şey yapmadılar. Eğer PKK’nın çizgisi de bu olsaydı, farklı bir dünya olurdu. PYD’nin bu çizgiyi koruması önemli. Aksi takdirde onlarla çalışmamız mümkün olmaz. Türk devletiyle bir sorunları olmadığını ve Türkiye ile barış içinde yaşayacak yeni bir Suriye’nin parçası olmak istediklerini net bir şekilde kanıtlamaları gerekiyor. Ben bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu konuda ABD ile Türkiye’nin birlikte çalışabilmesi de eşit ölçüde önemli. ABD nasıl PKK’yı terör örgütü olarak görüyorsa, Türkiye de Suriye Kürtleri konusunda ABD ile birlikte çalışabilmeli. Tüm bu noktalarda aynı sayfada olmamız lazım.

    - ABD yönetiminin Ankara’nın endişelerine rağmen PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamama noktasında çok kararlı olduğuna tanık olduk.

    Kesinlikle.

    PYD/YPG’NİN İHLALLERİ DENKLEMİ DEĞİŞTİREBİLİR 

    - Geçen hafta Uluslararası Af Örgütü yeni bir rapor yayınladı. Raporda YPG/YPJ güçlerinin Kuzey Suriye’de savaş suçları işlediğini öne süren tespitler var. ABD yönetimi rapordaki iddiaların farkında mı? Bu tür bir tablo ABD ordusuyla YPG güçleri arasındaki işbirliğinin bozulmasına neden olur mu?

    Unutmayın, ben şu anda ABD yönetiminde değilim. Dolayısıyla da onlar adına konuşamam. Ama kendi deneyimlerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim; sivil halka yönelik bu tür insan hakları ihlalleri, PYD’nin Suriye muhalefetinin diğer unsurlarıyla işbirliğine ayak diremesi ya da NATO müttefikimiz Türkiye ile ortak çalışmaya yanaşmaması gibi durumlar elbette ki ilişkilerimizi etkiler. Bu tür tavırlar sergilemeleri halinde IŞİD’e karşı daha derin ve yakın işbirliği içinde olmamız zorlaşır. Ne kadar çok ortak değer ve hedefimiz olursa yakın işbirliği içinde olmamız o kadar kolay olur. Bu ABD açısından bir politika olduğu kadar operasyonel bir gerçeklik. Zira eğer PYD Arap ve Türkmen bölgelerinde ihlal yaparsa IŞİD’e karşı ittifakı zayıflatmış olur. ABD’nin önem verdiği operasyonel gerçeklik budur. Bu çerçevede Uluslararası Af Örgütü’nün gizli kalmaması gereken bazı önemli noktaları gün ışığına çıkardığını düşünüyorum.

    PYD TÜRKİYE İÇİN TEHDİT HALİNE GELİRSE
    ABD ONLARA DA AYNI PKK GİBİ MUAMELE EDER


    - Sizin de vurguladığınız gibi PYD bugüne kadar Türkiye’ye karşı herhangi bir eylem içinde olmadı. Ancak Başbakan Davutoğlu, ABD’nin geçen hafta PYD’ye yaptığı son silah yardımının ardından ‘Silah yardımı Türkiye’yi tehdit halini alırsa tereddüt etmeden PYD’yi vururuz’ açıklaması yaptı. Bu senaryonun gerçekleşmesi ABD’nin Suriye planlarını nasıl etkiler?

    Benim açımdan ABD ile Türkiye’nin düşmanlara karşı ittifakı –özellikle de PKK’ya karşı ittifakı- açık, net ve sarsılmaz temeller üzerine kurulu. ABD Büyükelçisi olarak bu ittifak çerçevesinde neler yapıldığına bizzat tanık oldum. Türkiye’ye istihbarat desteği noktasında neler yaptığımızı bizzat biliyorum. Elbette bunların detaylarına girmeyeceğim. Ama bunları şunun için hatırlatıyorum; eğer PYD Türkiye’ye karşı PKK ile birlikte iş tutacak olursa, Türkiye için bir tehdit haline gelecek olursa onlara da aynı PKK’ya davrandığımız gibi davranırız. Öyle bir durum olursa onları PKK’dan ayrı tutma durumumuz ortadan kalkar. Bu arada son yaşanan gelişmelerin ardından PKK’nın en azından ateşkes ilan etmiş olmasını memnuniyetle karşılıyorum. Umarım bu yakın zamanda gerçek bir ateşkese dönüşür ve çatışmasızlık ortamına hızlıca geri dönülür. Şiddet kimsenin çıkarlarına hizmet etmiyor. Terörizmin mutlaka ezilip yok edilmesi gerekiyor. Ancak barış sürecine olabildiğince hızla dönülmesi Türkiye’nin demokrasisi ve güçlenmesi açısından hayati önemde.

    TÜRKİYE’NİN PKK TERÖRÜNE KARŞI
    KENDİSİNİ KORUMASIYLA İLGİLİ SORUNUMUZ YOK


    - Türkiye temmuzda IŞİD’e karşı uluslararası koalisyona aktif olarak katıldıktan sonra IŞİD mevzilerine birkaç hava operasyonu düzenledi. Ancak o günden beri vurulan mevzilerin çoğu PKK hedefleri. Sizin çizdiğiniz çerçeveye bakınca bunun ABD açısından bir sorun olmadığını anlıyoruz, doğru mu?

    Bizim bugüne kadar Türkiye’nin kendisini Kuzey Irak’ta ya da başka bir yerde PKK terörüne karşı korumasıyla ilgili ne bir çekincemiz ne de bir sorunumuz oldu. Ancak PKK’nın Suriye’yi Türkiye’ye karşı saldırılarında bir üs olarak kullanıp kullanmadığını bilemiyorum. Eğer böyle bir durum varsa, bu PYD’yi işaret eder ve daha önce belirttiğim gibi bu PYD için çok kötü olur. PYD’nin bugüne kadar böyle bir duruma göz yummadığını sanıyorum. Ama elbette PKK’lıların Suriye’ye gidip gelmesi de belli ölçüde bir soruna işaret ediyor.

    TÜRKİYE BATI DEVLET SİSTEMİNİN
    GÜNEYDOĞU SINIRI


    - Türkiye’de pek çok kimse kritik noktalarda ABD’nin İncirlik Üssü’nün kullanımı için onay aldıktan sonra gerisini önemsemediğini düşünüyor. İncirlik meselesinin ABD açısından taşıdığı önemi nasıl tanımlarsınız?

    İncirlik, Kuzey Suriye’deki hava operasyonlarının desteklenmesi açısından şüphesiz çok kullanışlı. Ancak Türkiye ile ilişkilerimiz ülkenizdeki bir hava üssüne indirgenemeyecek kadar çok boyutlu. İncirlik içinden geçtiğimize benzer dönemlerde dahi ilişkilerin sadece tek bir boyutunu teşkil ediyor. İlişkiyi yönlendiren tek şeyin bu olduğunu düşünmek son derece yanlış. Mesela ben oradayken öne çıkan konuların başında karşılıklı ticaret ve yatırımların arttırılması meselesi geliyordu. ABD bugün Pasifik ülkeleri ve Avrupa ile bir serbest ticaret anlaşması üzerinde çalışıyor. Türkiye’nin de bunun bir parçası olmasını, Batı’daki ticaret sistemine tam entegre olmasını çok istiyoruz. Yani ABD için önemli olan sadece Türkiye’yle askeri ilişkiler değil. Ortak refah ve ortak değerleri paylaşmak bizim için çok önemli. Ben Türkiye’yi Batılı anlamdaki devlet ve hukukun üstünlüğü kavramlarının güneydoğu köşesi olarak görüyorum. Türkiye’den sonra başlayan coğrafyada devletler yurttaşların hizmetkârı değil, mesele hep ulusal çıkar adı altında bir diktatörün ya da bir partinin desteklenmesiyle ilgili. Ama Türkiye Atlantik camiasının hâlâ bir parçası ve daima öyle kalacağını umuyorum.

    ABD OLARAK
    SURİYE KONUSUNDA NET BİR STRATEJİK VİZYON
    ORTAYA KOYAMADIK


    - Geçen sene Ankara’daki görevinizden emekli olduktan kısa bir süre sonra yaptığınız ‘Türkiye’ bizim aksi yöndeki telkinlerimize karşın Suriye’de El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi ve aşırılıkçı Ahrar El Şam gruplarını destekledi’ şeklindeki açıklamanız çok tartışılmıştı. Türkiye içinde Ankara’nın sizin de eleştirdiğiniz bu çizgisinin Suruç ve Ankara katliamlarına davetiye çıkarttığını düşünenler var. Katılır mısınız?

    Bence gelinen noktada yaşananlardan tüm tarafları sorumlu tutacak çok şey var. Benim bu süreçte gözlemlediğim şey ABD ile Türkiye’nin bu konularda etkin bir iletişim kurmayı başaramaması oldu. Bunun başlıca sebebi, iki ülkenin de Suriye’deki bataklıkla mücadeledeki kötü ya da en kötü opsiyonları seçme noktasında kendi iç demokratik süreçleriyle cebelleşmeleriydi. Biz ABD olarak hiçbir zaman Suriye konusunda net bir stratejik vizyon ortaya koyamadık, bu da Türk tarafını hayal kırıklığına uğrattı. Suriye içinde yaşananlara kızdıkça birbirimize de kızdık. Bu soruların kolay yanıtları yok. Bana kalırsa artık birbirimizi suçlama meselesini geride bırakıp iki ülkenin de karşı karşıya kaldığı stratejik delikleri açık bir şekilde görmemiz şart. Türkiye için olay bir ulusal güvenlik meselesi. ABD için de siyasi ve insani bir sorun. Ama bizim açımızdan sorun fiziksel olarak uzakta. Oysa bu korkunç savaş sizin hemen yanı başınızda.

    - Yaklaşım farkının normal olduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz ancak radikal grupların desteklenmemesi ABD açısından çok hayati bir prensip değil mi? 

    Tüm bunlar Esad’ın nasıl gönderilmesi gerektiğine ilişkin tartışmadan doğdu. ABD tarafında pek çoğumuz başından beri Türkiye’nin ‘kendi halkını öldüren bu diktatörün durdurulması gerekiyor’ şeklindeki görüşüne sempatiyle baktık. Ancak Türkiye bu hedefin gerçekleşmesi için bütün Suriyelilerle birlikte çalışmaya hazırdı. Biz de Suriye halkını Esad’a karşı koruması için muhalefetin desteklenmesinden yana olduk ama şiddet yanlısı fanatiklerle birlikte çalışmayı hiçbir zaman istemedik. 

    TÜRKİYE ESAD’A KARŞI HERKESLE ÇALIŞMAYA HAZIRDI, BİZ DEĞİLDİK

    - Türkiye’nin ise şiddet yanlısı fanatiklerle çalışma noktasında bir sorunu olmadığını söylüyorsunuz, doğru mu?

    Türkiye’nin Suriye içindeki muhalif gruplara yönelik daha sofistike bir yaklaşımı oldu. Coğrafyası ve tarihi bağları sebebiyle Türkiye’nin bölgede iyi istihbaratı vardı. Bütün gruplarla zaten iletişim içindeydi. PYD ile bile başından beri daha sık ve derinlikli temas içindeydi. Oysa bizim uzun süre PYD ile neredeyse hiç temasımız olmadı. Bu parametreler üzerinden bakınca Türkiye’nin bölgedeki grupları bize göre daha rahat ayırt etmesi doğaldı. Bize göre ise o gruplar eğer şiddet yanlısı ya da İslami aşırılıkçı ise hep kırmızı çizgi oldu. Kendilerine has ayrılıkçı ya da radikal İslamcı gündemi olan hiçbir grupla çalışmak istemeyiz. Bunun içinde IŞİD de var, EL Nusra da var. Öte yandan, bizim yeni Suriye için işbirliği içinde olmayı arzuladığımız muhalifler arasında elbette ki dinin siyasetteki rolünü tartışabilecek İslamcılara da yer var.

    - Ama bahsettiğiniz model İslamcılar şu aşamada artık Suriye içinde azınlık durumundalar.

    Öyle görünüyor. Neyse. Başa dönüp bu meseleyi özetlemek gerekirse, Türkiye Esad dışında herkesle çalışmaya hazırdı. Biz değildik, hâlâ da değiliz. Neyse ki Türkiye de mart ayından beri IŞİD’e karşı net bir tavır içine girdi. Günün sonunda IŞİD 40 küsur Türk hükümet yetkilisini uzun süre rehin tutmuş bir örgüt. Türk hükümetinde IŞİD konusunda herhangi bir romantik eğilimi olduğunu sanmıyorum.

    BALYOZ VE ERGENEKON DAVALARINDA
    TANIDIĞIM İSİMLER İÇİN
    KİŞİSEL GİRİŞİMLERİM OLDU


    - Sizin de kişisel olarak tanıdığınız eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ geçenlerde yargılandıkları davalarla ilgili bir çıkış yaptı. ‘Bize karşı işlenen hukuk cinayetlerinin faili Gülen Cemaati’dir. TSK’ya karşı oynanan oyunun arkasında ABD de vardır’ dedi. Beraat eden yüksek rütbeli generaller arasında bu görüşün yaygın olduğunu görüyoruz. İçlerinde görevleri gereği ABD ile yakın ilişkiler yürütmüş olanlar var. Neden aynı Türk generalleri ABD’yi suçlayacak bir noktaya geldi sizce?

    Sayın Başbuğ’un değerlendirmelerinin tamamını görmedim. Ama Türkiye’de görevde olduğum dönemde bu korkunç davalarla ilgili asker içinde yükselen öfke, kırgınlık ve hayal kırıklığını bizzat deneyimledim. Bu davaların geride kalmış olmasından memnunum. Türk ordusuyla uzun yıllardır beraber çalışmış biri olarak bizlerin ordu mensuplarıyla derin ve kişisel dostlukları olduğunu söylemek isterim. Türk askerlerini yakından tanıma imkânı bulan Amerikalılar açısından dünyanın hiçbir yerinde Türk ordusu kadar vatansever ve profesyonel bir ordu yoktur. Dolayısıyla Türk ordusunu tanıyan Amerikalılar için o davalar inanılmazdı. Ama sonuçta başka bir ülkenin işleyen hukuk sisteminden bahsediyoruz. Ne bireyler ne de ülke olarak bir başka NATO ülkesinin iç hukukuna müdahale anlamına gelecek bir yaklaşımımız olamazdı. Ben kişisel olarak da resmi olarak uygun gördüğüm noktalarda bazı girişimler yapmaya çalıştım.

    - Kişisel girişim derken neyi kastediyorsunuz?

    Frank Ricciardone olarak vatanseverliğiyle tanıdığım Türk dostlarımla ilgili endişelerimi yüksek düzeyli yetkililerle paylaştım. Davaların hızla bir sonuca ulaştırılması yönünde çağrılar yaptım. ABD Büyükelçisi sıfatıyla da Washington’ın resmi görüşlerini ilettim. Tam bir özgüvenle söyleyebilirim ki ABD yönetiminin Gülenciler ya da başkaları lehine bir komplo içinde olabileceğini düşünmek saçmalık. Böyle bir motivasyonumuz olsaydı bile –ki hiçbir zaman olmadı– böyle bir kapasitemiz yoktu. ABD nasıl olacak da Türk hukuk sistemine o şekilde sızacak? Müttefik bir ülkenin ordusunu neden zayıflatmak isteyelim? Bunlara inanılıyor olması Amerikalılar için çok tuhaf bir durum.

    TÜRKİYE’DE SEÇİME MÜDAHALE ETMEYE
    KALKIŞAN HEMEN DEŞİFRE OLUR
    KAMUOYU KABUL ETMEZ


    - 1 Kasım’daki seçimlerden beklentiniz nedir?

    Türkiye siyaseti uzun zamandır korkunç bir kutuplaşma içinde. PKK’nın şiddete dönmesi, Ankara saldırısı hep bu kutuplaşmaya hizmet etti. Ancak tüm yaşananlara rağmen Türkiye’de hâlâ güçlü bir sivil toplum ve hukuk devleti var. Türk dostlarımın aynı 7 Haziran seçiminde olduğu gibi bu defa da seçimlerden büyük beklenti içinde olduğunu biliyorum. O nedenle de her ne olursa olsun bu seçim yapılmalı. Adil ve özgür bir seçim olmalı. Seçime herhangi bir müdahale ya da hukuk dışı yöntemler çok kötü sonuçlar doğurabilir.

    - Bu vurguyu neden yapma ihtiyacı duyuyorsunuz, şüpheleriniz mi var?

    Türkiye’deki dostlarımın eğer rakamlar iktidar partisinin aleyhine olursa iktidarın sonuçlara müdahale eğiliminde olabileceği yönünde tedirginlikleri var. Ben Türkiye’nin seçim sisteminde yeterli düzeyde koruma mekanizmasının olduğunu ve olası müdahale girişimlerinin hemen deşifre olacağını düşünüyorum. Müdahale edenin yanına kalmaz. Kamuoyu da reddeder zaten. O nedenle de Türkiye’nin serbest ve adil bir seçim gerçekleştireceğine güvenmeyi tercih ediyorum.

    Öte yandan seçim sonucu ne olursa olsun Türkiye bir an önce içinden geçtiği büyük sorunların icabına bakacak bir hükümeti kurmalı. 1 Kasım seçimlerinin Türkiye’de hükümeti ve genel olarak siyaseti yeniden rayına oturtmasını diliyorum. Ama bunun hemen olmayacağını da görüyorum. Hükümetin kurulması uzun zaman alabilir. Yine de sonuçta Türkiye’nin evini düzene sokmayı başaracağına inancım tam, seçimler de bunun önemli bir parçası olacak.

     




     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı