GeriDünya Esad’ın Suriyesi’nden Aliya’nın Bosnası’na
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Esad’ın Suriyesi’nden Aliya’nın Bosnası’na

Esad’ın Suriyesi’nden Aliya’nın Bosnası’na

Saraybosna duvarlarında “Diyaloğun canı cehenneme” yazarken, Ankara Bosna’da “kolaylaştırıcılığa” soyunarak, son dönem dış politikasında ilk kez bu denli yerinde bir “açılıma,” imza atıyor. Peki siz bir Türk vatandaşı olarak Aliya İzzetbegoviç’e mi kulak vermek isterseniz, yoksa Hafız Esad’a mı?

ekizilkaya@hurriyet.com.tr

 

Son birkaç yazımda, Türk dış politikasının son dönemde çizdiği rotayı, kendimce hatalı bulduğum yönlerini vurgulayarak eleştirdim.

 

Temel hata, “bütün çıkarlarımız örtüşüyor” zannıyla, Ermenistan’dan Suriye’ye, Filistin’den Kürt meselesine dek tamamen ABD’nin “dümen suyunda” ilerliyor görünmemizdi.

 

Elbette, bu süreçler en nihayetinde bölgesel barışı getireceği için, birilerinin dümen suyunda da yürütülse, tamamen milli bir temelde de kotarılsa, “hayırlı sonuçlar” doğurabilir.

 

Benim eleştirdiğim nokta, Ankara’nın kendisini, “tek süpergüç” vasfını çoktan yitiren ABD Yönetimi’nin bölgedeki uzantısı haline getirmesinin, böylesine uygun bir küresel konjonktür kapsamında alınabilecek başka tavizleri, yâni ulusal çıkarlar açısından bir takım “katma değerleri” kaçırmamıza neden olmasıydı.

 

Siyasi yorumcular, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun sürpriz Bosna Hersek ziyaretinin de, ABD ve AB’nin ricası üzerine gerçekleştiğini vurguluyorlar. Türkiye bu kez Balkanlar’da ama yine Batı’nın talepleri doğrultusunda “kolaylaştırıcı” rolüne soyunuyor.

 

Ancak “Bosna açılımının” diğer meselelerden farkı, Davutoğlu’nun “proaktivitesinin” bu kez milli çıkarlar açısından mükemmel biçimde yerine oturmuş olması. Şekillenmekte olan son ürünü elimize aldığımızda “kıymık” batmıyor.

 

Çünkü Bosna, örneğin Ermenistan’ın veya Suriye’nin aksine, Washington ile Ankara’nın çıkarlarının gerçekten de tamamen örtüştüğü bir ülke. Üstelik bu kez bu çıkarlar uzun vâdeli stratejilerle de uyumlu. En azından şimdilik.

 

Bir örnek verelim:

 

  • Suriye çok güzel bir ülke ve Suriyeliler birçok açıdan Türk toplumundan daha çağdaş, ama Türk kültürüyle Suriye kültürünün ne kadar ortak noktası var? Eski bir Osmanlı ülkesi diye, din dışında (o da birçok uygulama farkı içeriyor zaten) hemen hiçbir ortak yönümüzün bulunmadığı bu ülkeye yüzümüzü böylesine “iştahla” dönmemiz bize ne kazandıracak?
  • Bosna’da ise durum farklı. Öncelikle burası mimarisinden yemeklerine dek Suriye’ye kıyasla çok daha Anadolu. Ortak paydalar bulmak çok daha kolay. Saraybosna, küçük bir Bursa veya Amasya gibi. Üstelik son dönemde burada Türkiye’nin imajı da hızla iyileşiyor. Vizesiz seyahat edebildiğimiz Bosna’nın olası AB üyeliğinin, Ankara’ya sağlayacağı yararlar da cabası…

 

Türkiye, teklif kimden gelmiş olursa olsun çok doğru ve çabuk bir adım atarak, devleti henüz tam olarak kurumsallaşmamış Bosna Hersek’te şimdi müdahil oluyor. Üstelik bu müdahalesi de, ülkedeki taraflarca (Sırplar hariç) memnuniyetle karşılanıyor.

 

Yine de süreci sona erdirmek için Ankara’nın şartları iyice zorlaması, çözüm yolunda yaratıcı olması şart.

 

Ermenistan’la protokoller imzalanırken, daha sınır açılmadan birçok avantaj elde edilmişti. Bosna’da ise kalıcı barışa ulaşılamazsa tüm çabalar boşa gitmiş olacak ve belki de Bosna yeni bir iç savaşa sürüklenecek.

 

Zira Saraybosna’da “ürkütücü toplumsal şartların” giderek olgunlaştığına şahit oldum. Yukarıdaki resim bunun bir kanıtı. Duvardaki yazıda “Diyaloğun canı cehenneme” deniyor (Aslında sinkaflı, daha ağır bir ifade bu). Hemen yanında, muhtemelen bir Sırp, NATO’yu Nazilerle özdeşleştiren bir çizime imza atıyor.

 

Bu açıdan Davutoğlu’nun son hamlesinin, öncekilere kıyasla milli çıkarlarımız açısından daha az risk içeren, ama çok daha gerekli ve uygun olan bir karar olduğunu düşünüyorum. İdealizm ile gerçekçilik bu kez birbirini tamamlıyor.


Sonuçta Bosna, sırtımızı hiç çevirmemizin gereken Batı’ya açılan kapımız. Suriye ise, iyi komşuluk ilişkilerinden öte bir ortaklık kurmamız gerçekçi görünmese de, kapıyı yüzüne kapatmamamız gereken “otoriter” bir dost.

 

Son söz:

 

Yasal hakkımız olan AB’de vizesiz seyahat özgürlüğünü zorlamayıp Suriye ile sınır kapılarını açan Davutoğlu, kimilerince “aşırı dinci” diye eleştirilen büyük Bosnalı Müslüman Aliya İzzetbegoviç’in kabrini dün ziyaret ederken, acaba onun Avrupa’nın gözü önünde işlenen soykırıma rağmen söyleyebildiği şu sözlerini de hatırlamış mıdır?

 

İslam en iyidir, ama biz Müslümanlar en iyi değiliz. Batı ne yozlaşmış ne de dejeneredir. Güçlü, eğitimli ve örgütlüdür. Okulları bizdekilerden iyi. Şehirleri bizimkilerden temiz. İnsan haklarına saygıları daha fazla, yoksullara ve muhtaçlara yardımı daha iyi örgütlüyorlar. Batılılar genelde sorumlu davranırlar ve sözleri de isabetlidir. Batı’dan nefret edip onunla zıtlaşmak yerine, gelin işbirliğine gidelim.”

 

PKK’nın hâmisi Hafız Esad’dan da bir alıntı yapayım mı?


Yorumları Göster
Yorumları Gizle