GeriDünya ABD, İran ile barışı gerçekten istiyor mu
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ABD, İran ile barışı gerçekten istiyor mu

ABD, İran ile barışı gerçekten istiyor mu
refid:11818119 ilişkili resim dosyası

NATO füze kalkanı projesi Türkiye’yi sadece İran’dan değil, aynı zamanda Suriye ve İsrail gibi başka ülkelerin gelecekte teşkil edebileceği olası tehditlerden de koruyacaktır. Ama bu konuda silah lobilerinin propagandasına kanmadan, ulusal çıkarlar temelinde bir karar almak gerekiyor. Çünkü ABD hâlâ bölgedeki savaşları bitirmekten değil, onları uzatmaktan ve yaymaktan çıkar sağlıyor. Bu durumu değiştirecek dinamikleri yaratmak şart.

ABD, İran ile barışı gerçekten istiyor mu

Reagan Yönetimi’nin ilk kez ortaya attığı ve SSCB’nin yıkılışı sonrasındaki yıllar içerisinde tedricen şekillendirilen ABD’nin füze kalkanı projesi olgunlaşarak artık bir “NATO projesi” haline geldi.

 

Bazı unsurlarına Türkiye’nin de evsahipliği yapması istenen proje yakında somutlaşacak ve kurulumuna başlanacak.

 

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, muhtemelen, “Tam da seçimler öncesinde nereden çıktı bu,” diye düşünüp, “Yok bize gelen bir teklif” diye kestirip attığı proje için daha gerçekçi bir tepki Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan geldi.

 

Davutoğlu, Türkiye’nin artık NATO’da bir “cephe ülkesi” olmadığını, mevcut projenin de ancak uzun vadeli olarak ve tüm bölgeyi kapsayacak şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

 

Rusya’yı ürkütünce ağırlık merkezi Avrupa’nın göbeğinden uzaklaştırılıp, Doğu Akdeniz ve çevresine kaydırılan füze savunma sisteminin bâriz hedefi İran ve çevresindeki ülkelerden gelebilecek tehditler.

 

Peki, İran gerçekten nükleer silah üretme peşinde mi?

 

Tahran, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile yeterli düzeyde işbirliği yapmadığı için niyetlerinden emin olamıyoruz. Fakat İran hükümetinin, uluslararası toplumun güvenlik endişelerini tamamen gidermeksizin nükleer programını “tam gaz” sürdürmekte beis görmediği de açık.

 

Bu açıdan NATO projesinin Türkiye’nin geleceğini teminat altına almak açısından yararlı olabileceği söylenebilir. Çünkü gelecekte İran atom bombası üretmese bile, örneğin İsrail’in hâlihazırda nükleer silah sahibi olduğunu, Suriye dâhil birçok Arap ülkesinin de farklı kanallardan nükleer programlar yürüttüklerini biliyoruz.

 

Daha on yıl önce kanlı-bıçaklı olduğumuz Şam Yönetimi ile bugünkü yakınlığımızı düşündüğümüzde, su ve enerji kaynaklarının hızla tükendiği Ortadoğu’da uluslararası ilişkilerin yakın gelecekte daha da dramatik biçimde, aniden değişebileceğini kestirebiliyoruz.

 

Öyleyse NATO füze kalkanı uzun vâdede Türkiye’ye yarar sağlayacaktır. Bu yarar, ulusal egemenliğimize halel getirmeyecek (örneğin Türkiye’deki radar üslerinde konuşlanacak NATO askerlerinin hukuki statüsü) ve ekonomimize de zarar vermeyecekse (füze sistemine yapılacak maddi katkı ve İran ile ilişkilerin belirsiz bir oranda bozulmasıyla oluşacak ticari kayıp) Ankara’nın buna muhalefet etmesi için neden göremiyorum.

 

Bizim için manzara bu, ama dünya için durum daha karanlık. Çünkü füze sisteminin kurulması aslında “büyük resimde” hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

O sorular yine cevapsız kalacak:

ABD, İran ile krizin bitmesini gerçekten istiyor mu?

ABD, dünyada savaşların bitmesini gerçekten istiyor mu?

* * *

Daha hiçbir şey yapmadan Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen ABD Başkanı Barack Obama, en azından şimdiye dek, “savaş ekonomisini” sonlandıramadı.

 

Amerikan kamuoyu, “meleklerin cinsiyeti” kadar aptalca tartışmalarla (New York’taki cami projesi,vs.) meşgul edilirken, ABD Yönetimleri –ister Demokrat, ister Cumhuriyetçi olsunlar- önceliği halkı değil, silah şirketlerini kalkındırmakta görmeyi sürdürüyor.

 

Tarihin en derin ekonomik krizlerinden birisinde bile ABD’nin denizaşırı savaşları sürdürmesinin (Irak, Afganistan, Pakistan ve Yemen), dahası İran’a askeri operasyon tehdidini devam ettirmesinin başka bir açıklaması olamaz.

 

İran’ın etrafı bir değil, bin füze kalkanıyla çevrilse de; İran ekonomisini çökerten bir değil, bin ek BM yaptırımı getirilse de ABD’nin bu tutumu, Amerikan doları tamamen dibe vurmadan değişmeyecek gibi görünüyor.

 

Bu denklemde, ABD’nin İran’ın çevresindeki ülkelere silah satışlarını hatırlamak gerekiyor. ABD’nin son dönemde Körfez ülkelerine yaptığı veya önümüzdeki yapmayı taahhüt ettiği silah satışlarının tutarı 120 MİLYAR DOLAR. Ayrıca Suudi Arabistan’a 60.5 MİLYAR DOLAR, Irak’a 4.2 MİLYAR DOLAR tutarında silah satışı yapıyor ABD. Türkiye’yi saymıyorum...

 

Sonuçta dünyanın bir numaralı silah satıcısı olan ABD, küresel pazarın yüzde 40’ını kontrol ediyor. Bu durumun sürmesi için sürekli yeni düşmanların yaratılması, yeni hükümetlerin “şeytanlaştırılması” gerekiyor.

 

Bu nedenle dünyanın en yozlaşmış, en adaletsiz rejimlerinden biri olan Suudi Arabistan ABD tarafından desteklenirken, “adaletli” diyemesek de en azından “o kadar da adaletsiz” olmayan İran hedef seçiliyor.

 

İki buçuk yıl önce yazdığım bir yazıda, Obama’nın küresel militarist düzeni yıkmayacağını, aksine o düzenin liderliğine soyunduğunu yazmıştım (Bkz. http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9118314.asp?gid=200&sz=3789 ) Bu açıdan Obama’nın silah ihracatı ve silah tüketimine dayanan mevcut ABD ekonomipolitiğini zorlaması, ancak başkanlığının ikinci döneminde seçimleri kaybedeceğinden emin olursa mümkün hale gelebilir. O halde Obama en azından, zamanında Jimmy Carter’ın kısa bir süre için yarattığı kısıtlı etkiyi dünyada yaratabilir.

 

O güne dek Türkiye, bölgeye barış ve istikrar ihraç etmeyi amaç olarak açıklayan mevcut dış politikasını –yeri geldiğinde ABD’ye karşı çıkarak- sürdürmeli. Ama bu politikaya, reel politikanın ötesine geçen ve insaniyeti esas alan bir ilkeliliği de eklemeli.

 

Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı artık Suudi Arabistan Kralı gibi tiranlardan hediyeler kabul etmek bir yana, onu tüm dünyanın önünde adalete davet edebilmeli. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Sudanlı diktatörlere kucak açmamalı. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ise insan haklarını hiçe sayan İran liderleriyle arasına gerekli mesafeyi koyabilmeli.

 

İşte o zaman tüm dünyanın “silahlara veda” etmesi için üstümüze düşeni yapmış oluruz.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle