ANKARA HABERLERİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan : Hak ettikleri cezayı en ideal şekilde alacaklardır 

DHA
09.11.2017 - 17:21Son Güncelleme :
DHA

ANKARA, (DHA) - CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, "Gaziliğin ne demek olduğunu, şehitliğin ne demek olduğunu, ezanın, bayrağın, vatanın, milletin, devletin ne anlama geldiğini anasınıfı çağından başlayarak tüm çocuklarımıza en güzel şekilde öğretmeliyiz. Aksi takdirde bu tür vandallıkların, bu tür cehaletlerin, bu tür ayıpların önüne geçemeyiz. Bu, hukuk meselesinden ziyade bir kültür meselesidir. Elbette Ankara'daki olayın failleri hakkında gereken işlemler yapılıyor yapılacak. Hak ettikleri cezayı da en ideal şekilde alacaklardır. Ama biz çocuklarımıza, gençlerimize, tüm topluma bu bilinci aşılamazsak benzer ayıpların önüne geçemeyiz. Saldırıya uğrayan gazilerimize ve yakınlarına ben tekrar geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum. Her fırsatta şehit yakınlarımızla ve gazilerimizle beraber olan bir Cumhurbaşkanı olarak, bir daha benzer hadiselerin tekerrür etmemesi için her elimden geleni yapacağımı özellikle belirtmek istiyorum." dedi. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Muhtarlar Toplantımızın 41’incisinde sizlerle birlikteyiz, 41 kere maşallah. 2015 yılı 27 Ocak’ında başlattığımız buluşmalarımızda geldiğimiz bu seviyeye ben bir kez daha 41 kere maşallah geliyorum. Tüm muhtarlarımıza ulaşana kadar inşallah bu programlarımızı sürdüreceğiz. Bugün de Ardahan, Bayburt, Bolu, Bursa, Erzurum, Gaziantep, Kayseri, Niğde, Osmaniye, Sinop, Şırnak, Trabzon, Uşak, Yozgat ve Zonguldak illerimizle biraradayız. Siz kıymetli misafirlerimize tekrar hoş geldiniz diyorum." dedi. 
"2019 YILINDAKİ SEÇİMLERE YENİ BİR HEYECANLA, YENİ BİR ANLAYIŞLA GİRECEĞİMİZE İNANIYORUM"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ülkemize mahsus bir yönetim birimi olan muhtarlar 1830’lu yıllardan beri seçimle göreve gelirler, atanarak değil. Ülkemizde gerçek anlamda demokrasi, işte bu muhtarlık seçimleriyle boy vermeye başlamıştır. Diğer düzeylerdeki seçimler çok sonraları yapılmıştır. Zaten kelime kökeni olarak muhtar da seçme, tercih etme sözcüğünün ismi mefulüdür Arapçadan tevarüs ederek söylüyorum, yani seçilmiş, tercih edilmiş demektir. Hatta bu kavrama daha eski kaynaklarda 1360 yılında yazılmış Dânişmendnâme’de rastlamak mümkündür. Dolayısıyla ülkemizde muhtarlıkları ve muhtarları görmezden gelerek hiçbir işi hakkıyla başarmak, hiçbir reformu güçlü bir şekilde hayata geçirmek mümkün değildir. Biliyorsunuz Türkiye 2019 yılında yeni bir yönetim sistemine geçiyor, buna hazır mıyız? 16 Nisan’da kabul edilen Anayasa değişikliğiyle milletimiz cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini onayladı, şimdi bu sistemin uygulamada nasıl işleyeceği konusundaki hazırlıkları yürütüyoruz. Yeni yönetim sisteminde muhtarlarımızın yine çok önemli bir görev üstleneceklerine inanıyorum. Artık çoğunluğu köy statüsünden çıkıp mahalle statüsüne geçmiş olan yerleşim birimlerimizde muhtarlarımızdan beklentimiz, sorumluluk alanlarındaki yerleşim birimlerine her anlamda sahip çıkmalarıdır. Mahalli idareler ve merkezi yönetim organlarıyla mahalle arasındaki ilişki, hiç şüphesiz yine muhtarlarımız üzerinden yürüyecektir. Eksik olan kaldırım taşının takibinden, susuzluktan kuruyan ağacın yeşertilmesine, kalemi-defteri olmayan öğrencinin ihtiyacının karşılanmasından yüreği yanan ananın-babanın tesellisine kadar hayatın her alanında muhtarlarımızı görmemiz lazımdır. Köyden mahalle haline dönüşmek, bu tür görevleri ortadan kaldırmaz, tam tersine daha fazla emek vermeyi, daha fazla gayret göstermeyi gerektirir. Tabii bu süreçte ülkemizin yaşadığı gelişmeler, şehirlerimizdeki yerleşim birimlerimizde meydana gelen değişimlere uygun şekilde mahalle kavramını da yeniden tarif etmemiz gerekiyor. Öyle 20 nüfuslu, 50 nüfuslu, 100 nüfuslu muhtarlıklar bizim hayalimizdeki hizmet birimleri olarak görev yapamaz. Belki mahallelerin teşkili için bir alt ve üst nüfus sınırı getirilebilir, bunu yapmamız lazım. Maliyetleri artırıyoruz, 50 nüfuslu muhtarlık maliyeti artırır, 100 artırır, öyle mi? Bizim nüfus itibariyle sınırı yükseltip ve buralarda muhtarın da hizmet verirken hem gücünü artırmak, hem de oradaki hizmette kaliteyi artırmasına imkan hazırlamamız lazım. Böylece kimi yerlerde olduğu gibi muhtarlıklarımızı sadece bir mühürden ibaret yerler olmaktan çıkartıp etkin ve işlevsel yönetim birimlerine dönüştürebiliriz. Tüm bu meselelerin önümüzdeki süreçte ele alınacağına ve 2019 yılındaki seçimlere yeni bir heyecanla, yeni bir anlayışla gireceğimize inanıyorum." diye konuştu. 
"ÜLKEMİZİ 2023 HEDEFLERİNE ULAŞTIRACAĞIZ" 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Meclisimizden, Başbakanlığımızdan, İçişleri Bakanlığımızdan ve diğer ilgili birimlerimizden bu çalışmaları süratle başlatıp neticelendirmelerini bekliyorum. Türkiye’nin kaybedecek tek bir dakikası, tek bir günü yoktur. Geçmişte kimi zaman hantallıktan, kimi zaman çekişmelerden, kimi zaman iş bilmezlikten çok zaman kaybettik. Son 15 yılda ülkemiz her alanda ciddi bir derlenme, toparlanma, büyüme, gelişme kaydetti. Şimdi bunu çok daha büyük reformlarla taçlandırma zamanıdır. Muhtarlıklarımızı da bu sürecin dışında görmüyoruz, bırakmıyoruz. İnşallah elbirliğiyle bu meselelerin de üstesinden gelecek, ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştıracağız. Kardeşlerim; nadide güzelliklerin çoğunu bağrında toplayan bir vatana sahibiz. Her vilayetimiz bir başka güzelliğe sahip. Binlerce yıldır herkesin sahip olmak için can attığı, can verdiği bir coğrafyada kurduğumuz son devletimizin 94. yıldönümünü geçtiğimiz haftalarda geride bıraktık. Tabii böyle kıymetli bir mücevhere sahip olmanın bir bedeli var. Biz bu bedeli ecdadımızın ayak bastığı ilk günden beri hep ödedik, ödüyoruz. Bugün de vatanımızın birliğini, milletimizin beraberliğini korumak için hep birlikte çalışıyor, mücadele veriyoruz." dedi. 
"SİLAHLARI MİLLETE ÇEVİREN BU HAİNLER TÜRKİYE'Yİ TESLİM ALACAKLARINI SANDILAR" 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün aramızda Ardahan’dan Uşak’a, Sinop’tan Osmaniye’ye kadar ülkemizin dört bir yanından muhtarlarımız var. Türkiye’yi sevmek demek, 81 vilayetin ve 80 milyon vatandaşımızın tamamını şu yüreğe sığdırmak demektir, bunu yapacağız. Rahmetli Turgut Uyar bakın ülkemizi ne güzel tarif ediyor: "Seni boydan boya sevmişim, Ta Kars'a kadar Edirne'den. Toprağını, taşını, dağlarını, Fırsat buldukça öpmüşüm. Sen vatanimsin, ekmeğimsin benim." Sadece bu kadar da değil, Türk milletin ferdi olmak demek, umudunu ve gözlerini bize dikmiş yüzmilyonlarca kardeşimizi, dünyanın tüm mağdurlarını ve mazlumlarını aynı yürekte buluşturmak demektir. Bunun için şair şöyle seslenir milletimizin gençlerine: "Delikanlım, işaret aldığın gün atandan, Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkadan, Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan. Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın, Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın." Evet, ecdadımızdan devraldığımız mirası korumak ve daha ileriye taşımak için verdiğimiz mücadelede karşımıza kimin çıkacağını bilmez olduk. Yeri geldi darbeci, cuntacı kılığında karşımıza çıktılar; öyle mi? Yeri geldi vesayet, yeri geldi uluslararası kuruluş kisvesine büründüler, yeri geldi silahlı terörist, yeri geldi ekonomik tetikçi olarak görüntüler. Aslında hepsi de aynı prizmanın birbirinin eşi olan farklı yüzleriydi. Amaç, bu ülkeye ve bu millete diz çöktürtmekti. 15 Temmuz ihaneti bu sinsi ihanetin, bu sinsi niyetin artık gizlenemez, saklanamaz, üzeri örtülemez, tevil edilemez hali olarak karşımıza çıktı. Atalarımız bak ne güzel söylüyor; hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz. Bu alçak işgal girişiminde kullanılan kuklalar maalesef içeridendi. Dışarından olanı halletmek kolay, ama içeriden olunca iş berbat. Devletin namuslarına emanet ettiği silahları millete çeviren bu hainler Türkiye’yi teslim alacaklarını sandılar. Ama milletimiz daha tanklar köprüye çıktığı, uçaklar alçaktan uçmaya başladığı anda meseleyi çözdü, hainleri teşhis etti, aynı anda da istiklaline ve istikbaline sahip çıkmak için harekete geçti. Yıllardır ülkemize yönelik adı konmamış işgal teşebbüslerini terörle mücadele adı altında takip eden milletimiz için bu ihanet adeta bardağı taşıran son damla oldu. FETÖ ihanet çetesine ve arkasındaki güçlere karşı başlatılan kıyam, milletimizin ayaklarına vurulmak istenen prangalara karşı isyanın adıdır. Ben bu milletle iftihar ediyorum, bu milletin bir ferdi, bir evladı olmakla gurur duyuyorum. Bir asır önce Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları’nda gördüğümüz ruhun o gece bir kez daha tüm Türkiye’yi sardığına şahit olduk. Bilhassa sıcak çatışmaların yaşandığı Ankara ve İstanbul’da tankların, uçakların, helikopterlerin, tüfeklerin karşısında aslanlar misali dimdik duran vatandaşlarımızın kahramanlığını anlatmaya kelimeler kifayet etmez. Akif ne diyor: "Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz, Bu yol ki Hakk yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz. Düşer mi tek taşı sandın harimi namusun? Meğerki harbe giden son nefer şehit olsun. Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa, Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa, Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar Taşıp da kaplasa afakı bir kızıl sarsa, Değil mi cephemizin sinesinde iman bir; Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine birdir vuran yürek yılmaz, Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz." dedi. 
"PKK'YI NASIL İNİNE KADAR SÜRÜYORSAK İZİNİ, BUNLARIN DA İZİNİ İNİNE KADAR SÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ" 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Evet, 15 Temmuz gecesi tüm Türkiye kendilerine dökülün caddelere, meydanlara dediğimiz zaman hiç tereddüt etmediler, genci-yaşlısı hep beraber meydanlara döküldüler ve onlarla meydanlarda buluştuk. F-16 yukarıdan bomba yağdırıyordu, helikopterler bomba yağdırıyordu, tanklar benim halkımın üzerine geliyordu, ama halkım bunların hiçbirinden yılmadı, kaçmadı. 250 şehidimiz oldu, 2193 gazimiz oldu, ama onlar geri adım atmadılar, üzerine üzerine gittiler, ölümüne ölümüne gittiler, çünkü onlar biliyordu ki biz yokluğa gitmiyoruz, biz yok olmaya gitmiyoruz, onlar biliyorlardı ki biz şahadete gidiyoruz ve onlar şahadete gülerek gittiler. Ne mutlu bu millete, ne mutlu bu milletin annelerine, babalarına. Hamdolsun, ertesi gün akşam olmadan bu ihanet girişimi bastırıldı, Türkiye geleceğine çok daha güvenle bakan, eskisinden çok daha güçlü, çok daha azimli bir ülke olarak yoluna devam ediyor. Peki, FETÖ denilen alçağın arkasından giden kulları, onlar neredeler? İşte bir kısmı şu anda cezaevinde, bir kısmı yurt dışına kaçtı öyle veya böyle, ama Pensilvanya’daki oradan ayrılamıyor. O nereye sığındı? O da Amerika’ya sığındı. Ta 99 yılından beri kendisine ayrılmış olan bir yerde, 400 dönümlük arazide orada kendi adeta köleleriyle beraber orada yaşıyor. Nereye kadar yaşayacaksın, nereye kadar? Er veya geç hak yerini bulacaktır, çünkü çok mazlumun ahını aldın. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste, bu çıkacak. Seninle beraber bu zulme ortak olanlar da bunun hesabını verecekler. Onun için de biz PKK’yı nasıl inine kadar sürüyorsak izini, bunların da izini inine kadar sürmeye devam edeceğiz." diye konuştu. 
"BU, HUKUK MESELESİNDEN ZİYADE BİR KÜLTÜR MESELESİDİR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ülkemize diz çöktürmek için başlatılan bir saldırı, ülkemizi şaha kaldıran bir dirilişe ne oldu? Vesile oldu. Böyle bir milletin evladı olmak hakikaten bir iftihar vesilesidir, Rabbime hamd ediyorum. Terörle mücadelede ve 15 Temmuz’da hayatlarını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum. Bu vesileyle, geçtiğimiz hafta Ankara’da gazilerimize ve ailelerine yapılan saldırıyla ilgili üzüntülerimi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Şehit yakınlarımız ve gazilerimiz, 80 milyon vatandaşımızın tamamının namusuna emanet edilmiş yadigarlardır. Ülkesinin ve milletinin özgürlüğü, geleceği, korunması için gözünü kırpmadan ölümün üzerine giden kimi şehit, kimi gazi olarak bu mücadeleden çıkan insanları başımızın üzerinde taşısak yeridir. Gazisine saldıran, şehit yakınına terbiyesizlik eden bu şehir magandaları, bu teröristler bu zihniyetin bu ülkede nasıl barınabildiğini ellerimizi başımızın arasına alıp düşünmemiz, sorgulamamız lazım. Çünkü tek tük de olsa benzer hadiselerin daha önce yaşandığını biliyoruz. Demek ki bir yerlerde eksiğimiz var, hatta belki yanlışımız var. Gaziliğin ne demek olduğunu, şehitliğin ne demek olduğunu, ezanın, bayrağın, vatanın, milletin, devletin ne anlama geldiğini anasınıfı çağından başlayarak tüm çocuklarımıza en güzel şekilde öğretmeliyiz. Aksi takdirde bu tür vandallıkların, bu tür cehaletlerin, bu tür ayıpların önüne geçemeyiz. Bu, hukuk meselesinden ziyade bir kültür meselesidir. Elbette Ankara’daki olayın failleri hakkında gereken işlemler yapılıyor yapılacak. Hak ettikleri cezayı da en ideal şekilde alacaklardır. Ama biz çocuklarımıza, gençlerimize, tüm topluma bu bilinci aşılamazsak benzer ayıpların önüne geçemeyiz. Saldırıya uğrayan gazilerimize ve yakınlarına ben tekrar geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum. Her fırsatta şehit yakınlarımızla ve gazilerimizle beraber olan bir Cumhurbaşkanı olarak, bir daha benzer hadiselerin tekerrür etmemesi için her elimden geleni yapacağımı özellikle belirtmek istiyorum." dedi. 
"FETÖ İHANET ÇETESİYLE BİRLİKTE HAREKET EDENLER, ELBETTE BUNUN HESABINI VERMEK DURUMUNDADIR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kardeşlerim, insanlar terör örgütleri için sadece bir sarf malzemesidir. Terör örgütleri de, kendilerini kullanan güçler için birer sarf malzemesinden ibarettir. Raf ömürlerini tamamlayınca hemen çöpe atılırlar. FETÖ’nün durumu da aynıdır, onun da kimin sarf malzemesi olduğunu ben açıklamayacağım, benim milletim zaten aklıselimiyle onların kimin sarf malzemesi olduğunu bilirler. Bu örgüt 40 yıl boyunca eğitim diyerek, hizmet diyerek, himmet diyerek devşirdiği insan kaynağını kendi amaçları, daha doğrusu kendisine verilen görevler için birer araç, birer malzeme olarak görmüş ve kullanmıştır. Darbe girişiminden çok önce bu yapı için ne diyorlardı, hep söyledim bunu; tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet teşhisinde bulunmuştum. Ve FETÖ’nün bir illegal örgüt olduğunu ilan etmiştim. Hatta 2010’dan itibaren meydanlarda hep söyledim, hep söyledim, kimse bahane uydurmasın; çocuklarınızı bunların okullarından alın, bunların bankasında-bankalarında paralarınız varsa paralarınızı alın. Sanki biz bunları dememişiz gibi, arabasını satıp o bankaya yatıran, evini satıp o bankaya yatıran, elinde, yastığının altında ne var ne yok oraya götürüp yatıranlar vardı. Şimdi gelip, e bilmiyorduk… Ya bunca zaman bunları söyledik, bilsen ne olur-bilmesen ne olur artık. Bu kadar söyledikten sonra sen bunu yaparsan, hukukta bir kaide var biliyorsunuz, aslında onların bunu da bilmesi gerekir, yani onu bilmemek mazeret değil, ama biz meydanlarda söyledik ya, meydanlarda bunları bağırdık haykırdık. Bunların ne olduğunu meydanlarda anlattık. Her fırsatta örgütün karanlık ve kalleş yüzünü anlattım, devlet içinde yuvalanan paralel bir çete olduklarını da dile getirdim. Bununla kalmadık, hangi sebeple olursa olsun bu örgüte sempati besleyen, yapılarında yer alan, destek veren herkesi derhal ilişkilerini kesmeleri yönünde de açıkça da ikaz ettik. Biz bu ikazla hem insani, hem ahlaki görevimizi yerine getirmiştik. Tabii bu çağrımıza uyarak örgütle iltisak ve irtibatını kesenler bugün hayatlarını sıkıntısız bir şekilde sürdürüyorlar. Ancak ikazımıza ve yaşanan onca hadiseye rağmen FETÖ ihanet çetesiyle birlikte hareket edenler, elbette bunun hesabını vermek durumundadır. Bazıları ısrarla bu meseleyi bizim şahsi hesaplaşmamız gibi gösteriyor. Peki, soruyorum; şayet 15 Temmuz başarılı olsaydı ve Türkiye 81 vilayeti ve 80 milyon vatandaşıyla FETÖ’nün eline geçseydi halimiz nice olurdu? Öyle mi? Çanakkale’de başaramadıklarını, Sevr’de başaramadıklarını, Kurtuluş Savaşında başaramadıklarını 15 Temmuz’da başarmış olmayacaklar mıydı? Ah değerli kardeşlerim, o gece sevincinden çığlık çığlığa birbirlerini arayanları biz biliyoruz. Ama biz bunları şimdilik televizyonlarda, şurada-burada paylaşmıyoruz. Ama uluslararası toplantılarda biz bunları birileriyle özel paylaşıyoruz. Kimse kimseyi aldatmasın, biz kimin ne olduğunu gayet iyi biliriz. Ve bundan dolayıdır ki Türkiye’de de bundan sonra çeşitli ülkelerin bazı insanlarının burada rahatlıkla cirit atmalarına biz de fırsat vermeyeceğiz. Ne gerekiyorsa onu da yapacağız. Bu gerçekler bu kadar açıkça ortadayken biz nasıl ülkemizin ve milletimizin bekasını tehdit eden böyle bir saldırı karşısında sessiz kalabilirdik, tepkisiz durabilirdik? Hiç kimse kusura bakmasın, tüm ikazlara rağmen ısrarla bir terör örgütünün yanında yer alan, örgüte destek veren, bunun bedelini ödemeyi göze alıyor demektir. Aynı durum PKK için de geçerlidir, DHKP-C için de geçerlidir, aynı durum DEAŞ için de geçerlidir, diğer terör örgütleri için de geçerlidir. Biz bu ülkeyi, bu milleti 1 dolara satan, çukur eylemleriyle bölmeye çalışan şerefsizlerin emir aldıkları yerlere boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Çünkü biz İstiklal Marşımızı sadece bir şiir olarak görmüyor, her kelimesini, her satırını kanımız pahasına uymamız gereken bir emir telakki ediyoruz. Ne diyor orada Akif: Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın, Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın, Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın."  Evet, yurdumuzu alçaklara uğratmadık, uğratmayacağız. Bu alçakların yanlarında yer alanları da affetmedik, affetmeyeceğiz. FETÖ’süyle, PKK’sıyla, diğer terör örgütleriyle bu ülkenin, bu milletin geleceğine göz diken hiç kimseye acıyamayız. Biliyoruz ki aksi takdirde kendimiz acınacak duruma düşeriz. Biliyoruz ki o şehadet makamında olanlar bizi affetmez. Şöyle kafamızı kaldırıp çevremize bir bakalım, özgürlüğünü kaybedip de izzetini, onurunu, haysiyetini muhafaza etmiş hangi millet var? Hiç kimse Türk milletini böyle bir duruma Allah’ın izniyle düşüremeyecek." diye konuştu. 
"DİKTATÖRLÜĞÜN OLDUĞU BİR YERDE SEN ÖYLE KONUŞAMAZSIN" 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bizim milletimize sözümüz var ya; gerekirse baş vereceğiz, ama asla baş eğmeyeceğiz, bu da böyle biline. Kardeşlerim; ülkemizin içinden geçtiği kritik süreçte herkesin siyaset ve partiler üstü hareket etmesi, milli bir duruş sergilemesi gerekiyor. Türkiye böylesine büyük badirelerle boğuşurken yanımızda yer alan, desteğini bizden esirgemeyen herkese teşekkür ediyorum. Özellikle MHP’nin ülkemiz ve milletimiz için hayati önem taşıyan konularda yanımızda yer almasını takdirle ve memnuniyetle karşılıyorum. Buna karşılık Ana Muhalefet Partisi’nin tutarsız, temelsiz, fırsatçı, her türlü kavramı ve değeri istismar eden, bunlarla kalmayıp FETÖ’den PKK’ya tüm terör örgütlerinin borazanlığını yapan tavrı karşısında üzüntümü de ifade etmek isterim. Daha da öte kalkıp şahsımı faşist ve diktatörlükle tavsif eden bu zihniyeti ben halkıma özellikle havale ediyorum. Eğer bu ülkede şahsım veya bir diktatörlük olsaydı, sen kalkıp da ne Tekirdağ’ın meydanında öyle konuşabilirdin, adamı alır götürürlerdi, hiç şakası yok. Diktatörlüğün olduğu bir yerde sen öyle konuşamazsın. Ne senin Genel Başkanın öyle konuşabilir, ne de sen öyle konuşabilirdin. Faşist bir sistemin içerisinde bunlara yer yok. Bunlar özgürlük zemininde bunları bu kadar rahat konuşabiliyorlar. Gerçek manada bir demokrasinin olduğu Türkiye’de bunları bu kadar rahat konuşabiliyorlar. Ama bunlara bu demek ki bu gömlek çok geniş geldi. Onun için 2019 büyük bir imtihan. Ben inanıyorum ki 2019’da Mart ve arkasından da Kasım seçimlerinde halkım bunlara gereken dersi gerektiği şekilde verecektir. Daha düne kadar FETÖ yapılanması konusunda ağızlarına geleni söyleyenler, bugün başımıza FETÖ’nün en büyük yol arkadaşı kesildi. Niçin biliyor musunuz? Çünkü onlar 17-25 Aralık Emniyet-yargı darbe girişimine kadar FETÖ’yü dini bir yapı, milletimizin değerlerinin savunucusu bir cemaat sanıyorlar ve onun için karşı çıkıyorlardı. Sonra gördüler ki FETÖ’nün dinle, imanla, ezanla, bayrakla bir ilişkisi yok, tam tersine bu yapı değerlerimize savaş açanların kullandığı bir araç, işte o zaman 180 derece çark ettiler. Hemen gidip gazetesine sahip çıktılar, televizyonuna sahip çıktılar. Meclis kürsüsünde grup toplantılarındaki söz haklarını FETÖ’nün emrine sundular. 15 Temmuz’dan beri de FETÖ’nün uluslararası alanda kendini ibra etmek için ihtiyacı olan hangi argüman, hangi söz, hangi iddia, hangi iftira, hangi senaryo varsa şimdi onu anlatıyorlar." dedi. 
"HANİ DARBE OLDUĞU ZAMAN TANKIN ÜZERİNE İLK ÇIKACAK OLAN SENDİN?" 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "En son 15 Temmuz’a ne dediler? Kontrollü darbe girişimi diyecek, tiyatro diyecek, senaryo diyecek kadar alçaldılar. Bu nasıl kontrollü darbe? Madem kontrollü darbeydi, niye o zaman Yeşilköy’de orada gidip de oturuverdin. Tankın oradan beklemesini niye bekledin, onlarla niye gidip anlaştın? Onlarla anlaştıktan sonra Bakırköy Belediyesi’ne gidip Belediye Başkanının kahvesini niye yudumladın? Eğer bir kontrollü darbe varsa, kontrollü darbenin, o senaryonun aktrislerinden birisi veya artistlerinden birisi sensin. Niye? O tankın başındakiler sana yol verdiler, onlar çekildiler ve sen ondan sonra Bakırköy’e arabanla gittin. Hani darbe olduğu zaman tankın üzerine ilk çıkacak olan sendin? Televizyon programı var, radyo programı var. Hani sen çıkardın, ne oldu? Sana kaçmak yakışır, kaçmak, sen çıkamazsın. O gün de sana yakışanı yaptın. Bu yiğit işidir, er işidir, sende o yürek yok. Kürekçibaşı olmak başka şey, yürek sahibi olmak başka şey. Şaşırmadık, ama üzüldük. 7 Ağustos’a davet ettim, önce gelmeyeceğini bildirdi Yenikapı’ya. Sonra baskı baskı baskı yaptılar, baskı yapınca Yenikapı Meydanına geldi ve Yenikapı’dan sonra o gün orada bir başka konuştu, ama ardından hemen malum çarkçıya, yine çark etti. Ana Muhalefet sıfatını taşıyan bu partinin içine düştüğü durum bu kadarla da kalmıyor. Milletimizin değerleriyle bağları öylesine kopmuş durumda ki şu anda aramızdaki temsilcilerinin de bulunduğu bir büyükşehrimizde CHP’li ilçe belediyesi mahalle komiteleri için yapılacak seçimde beşte 1 oranında, düşünün ya, eşcinsel kotası koyabiliyor, Allah şaşırtmasın, şu hale bak ya. Bir partide ölçü kalmayınca, muvazene kaybolunca işte böyle nereye savrulacağı belli olmuyor. Varsın bunlar böyle devam etsin, biz evvel Allah işte… Şimdi biz bu partinin hangi söylediğini dikkate alalım, oturup konuşma değer bulalım. Bizim terör örgütlerine yoldaşlık yapanlarla, milletimizin değerlerine savaş açanlarla, ne söylediğinden, ne yaptığından habersiz bulunanlarla işimiz olmaz. Ahlaki değerlere varıncaya kadar biz biz olacağız. “Ahlakın izmihlali en müthiş bir izmihlal; Ne millet kurtulur, zira ne milliyet, ne istiklal.ö Ahlak o kadar önemli. Onları her zaman olduğu gibi milletimize havale ediyoruz. En büyük er meydanı olan seçim sandığında milletimiz kendilerine hak ettikleri dersi ben inanıyorum bir kez daha verecektir. Bizim biliyorsunuz Rabia’mız var. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Tek millet, 80 milyon Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla, Boşnak’ıyla, Roman’ıyla vesaire, biz tek milletiz öyle mi? Biz yaratılanı Yaratandan ötürü seviyoruz, öyle mi? Ve tek bayrak, bizim bayrağımız belli, şehidimizin kanından rengini alan, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehidimizin ta kendisi ve bundan başka biz asla bayrak tanımadık, tanımıyoruz. Öyle sağda-solda paçavralar falan… Bak artık Türkiye’de barınamıyorlar, şimdi gidip Berlin’in caddelerinde dolaşıyorlar, Paris’te, Avusturya’da, oralarda dolaşıyorlar. Avrupa Birliği’nde de güya malum örgüt terör örgütü olduğu için kabullenilmiyor. Nasıl geziyorlar? Polisin nezaretinde nasıl dolaşıyorlar? Devletin binalarına bölücü örgütün başının posterlerini asıyorlar, nasıl asıyorlar? Bunlar birbiriyle danışıklı dövüş içerisindeler; hepsi hikaye. Biz bunların ne olduğunu, kim olduğunu gayet iyi biliyoruz ve gereğini de gerektiği gibi yapıyoruz, yapacağız. Üç; bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Evet, bizim toprağımızın uğrunda ölenler oldu, onun için 780 bin kilometrekareyi biz ne yaptık? Vatan yaptık, bizim vatanımız bu. Bu vatanda kimse operasyon yapamaz, yapmaya kalkanların da başına başına ineriz. Ve dört; o da tek devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devletimiz yok. Öyle birileri yok paralel devletmiş, yok şu devletmiş, yok bu devletmiş, geç o işi geç. İşte bak, kimin hangi devletten yana olduğu belli. Neredesiniz?" dedi. 
"KENDİ GÜCÜMÜZÜN BÜYÜKLÜĞÜNE BAKARAK 2023'E DOĞRU KARARLILIKLA İNŞALLAH İLERLEYECEĞİZ"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Onun için, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Hiç endişe etmeyin, biz bugüne kadar hiçbir gücün karşısında eğilmedik, Allah’ın huzurunda rükuda eğilmekten başka hiçbir gücün karşısında eğilmedik, böyle geldik, böyle gidiyoruz. Rabbim son nefesimize kadar inşallah kendisinin huzurunda eğilmekten başka hiçbir güce eğilmeyi bizlere nasip etmesin. Karşımızdaki meselelerin büyüklüğüne değil kendi yüreğimizin büyüklüğüne, karşımızdaki düşmanların gücüne değil kendi gücümüzün büyüklüğüne bakarak 2023’e doğru kararlılıkla inşallah ilerleyeceğiz. 2019 seçimleri bu bakımdan büyük önem taşıyor. Muhtarlarımızdan ve tüm milletimizden bu seçimlerin gelecek çeyrek asrımızı, yarım asrımızı belirleyecek önemde olduğunun bilinciyle ben tercihlerinizi yapmanızı sizlerden özellikle istirham ediyorum. Bunların önüne inanın 3 koyun katsanız kaybedip gelirler. Bunlara bu ülke emanet edilir mi? İşte onun için 15 senede bizim neler yaptığımızı ülkemizde biliyorsunuz. Eğitimde neler yaptık, sağlıkta neler yaptık, adalette neler yaptık, emniyette neler yaptık, ulaşımda neler yaptık, tarımda neler yaptık, enerjide neler yaptık, dış politikada neler yapıyoruz, bunların hepsini biliyorsunuz, daha neler yapacağız. İnşallah işte denizlerin altından tünelleri yaptık mı, üstünden elhamdülillah köprüleri yaptık mı? Viyadüklerle yollarımızı birbirine bağladık mı? Metrolarla birbirine bağladık mı? Bağlamaya devam ediyoruz. 25 tane havalimanı 57 oldu be, ama bunlar ona da karşı çıkıyorlar. Şimdi Taksim’e Atatürk Kültür Merkezini, eskisi zaten harabeydi, depreme dayanaklığı şusu-busu kalmadı, onu yıkıyoruz, onun yerine modern bir kültür merkezi yapıyoruz. Hemen o bir tane Mimar Mühendisler Odası mı var, öyle bir şey, ona karşı çıkmış. Ya ne yaparsan yap, durdurmazsın. Siz buraya da karşı çıktınız, biz yaptık mı burayı? Yaptık. Ağababalarınız bile buraya geldi mi? Geldi. Bak biz burada şimdi bu milletin gerçek evlatlarıyla beraber bu toplantıları yapıyoruz. Biz bu milletin gerçek sahipleriyle beraber burada toplanıyoruz. İşte geçen hafta biliyorsunuz 94. Kuruluş Yıldönümünü kutladık elhamdülillah, burası bile almadı, o akşam 3 bine yakın değişik milletimizin temsil grupları burada toplandı, sanatçısından ilim adamlarına, vatandaşımız, şehidi, gazisi hepsi sporcular hepsi, sanatçılar hepsi burada toplandılar. Niye? Nerede toplanacaklarını biliyorlar da onun için. Onların nasibi yok, nasip meselesi. Onun için bak şimdi hemen karşımızda caminin kıble tarafında şu anda orada çok amaçlı dev bir sergi alanı yapılıyor. İnşallah orada aynı anda 450 muhtar toplanmayacak, ayın anda 2 bin muhtar toplanacak. Hemen bana göre sağ tarafta Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesini yapıyoruz, çok fazla sürmeyecek, yakın bir zamanda inşallah orası da bitiyor, 5 milyon kitap hacminde bir kütüphane, hem dijital, hem klasik ve 24 saat tüm gençliğimize, halkımıza açık bir kütüphane yapıyoruz. Niye? Biz millet için varız. Bu milletin efendisi değil, bu milletin hizmetkarıyız biz, bunları yapıyoruz. Bunlar ülkemizde yok, böyle bir kütüphane yok, bugüne kadar gelenlerin hiçbirisi bunları yapmadı, şu anda biz yapıyoruz, ki bunlar basit şeyler ha. Dünyada 150 milyon cilt kitabı olan kütüphaneler var. Biz nerede kalmışız görüyorsunuz değil mi? Ama bunları aşacağız, bunları da aşacağız, biz şu anda yol açıyoruz, inşallah arkamızdan gelenler de evvel Allah bizi aşıp geçecekler. Evet, ben bu duygularla bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, bu gazi mekanı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Mahallelerinizdeki, köylerinizdeki kardeşlerime en kalbi muhabbetlerimi, selamlarımı iletmenizi sizlerden rica ediyorum. " dedi. 

FOTOĞRAFLI 

Etiketler:

Yasal Bilgilendirme

Hurriyet.com.tr’nin Ankara haberleri bölümünde, DHA’nın abonelerine gönderdiği Ankara haberleri otomatik olarak derlenmektedir. hurriyet.com.tr editörleri otomatik akış içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan : Hak ettikleri cezayı en ideal şekilde alacaklardır  haberine editoryal müdahalede bulunmamıştır. Haber içeriklerinden hukuken ilgili ajanslar sorumludur.

ANKARA NAMAZ VAKİTLERİ

13 Aralık 2017, Çarşamba
  • İmsak
    06:08
  • Guneş
    07:55
  • Öğle
    12:54
  • İkindi
    15:17
  • Akşam
    17:32
  • Yatsı
    19:07
Sayfa Başı