Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Bunlar daha iyi günlerimiz!

    HİLMİ HACALOĞLU
    13.10.2017 - 11:32 | Son Güncelleme:

    Google, Facebook, Twitter, Instagram, ‘bulut’lar... Dijital devrime ne kadar ayak uydurabiliyoruz? Akademisyen Dr. Okan Tanşu, ‘Digicrimination-Dijitalleşmeyle Gelen Yeni Bir Ayrımcılık’ta bu ve benzeri sorulara sarsıcı bir yanıt veriyor: “Onlara kötü bir haberim var. Ya adapte olacaklar ya da yok olacaklar.”

    Bugün hayatımız Twitter, Facebook, Netflix, Airbnb, Booking.com, Instagram ve benzerlerinin işgali altında. Ucundan köşesinden bulaştığımız dijital devrim öyle hızlı mevzi kazanıyor ki bu değişimin hızına ayak uydurabilene aşkolsun. İyi de bu değişim daha ne kadar sürecek? Değişimin hızına ayak uyduramayanlar ne olacak?
    Dr. Okan Tanşu’nun Literatürk Yayınları’ndan çıkan çalışması ‘Digicrimination-Dijitalleşmeyle Gelen Yeni Bir Ayrımcılık’ kafamdaki sorulara net olduğu kadar sarsıcı bir yanıt veriyor: “Onlara kötü bir haberim var. Ya adapte olacaklar ya da yok olacaklar.”
    Bu modern doğal seleksiyon, aslında kitabın isminde kendini bulan ayrımcılığı da beraberinde getiriyor. “Tüm bunlar fırsat eşitsizliğinin ötesinde bana göre yeni bir ayrımcılık türüne işaret ediyor. Bu ayrımcılığı hayatın, yeni yaşam ekolojisinin kendisi yapıyor. Diğer yandan bu yeni ekoloji, eski ayrımcılığı da yok etmeye yönelik bir atmosfere sahip.”

    Çoğumuz WhatsApp, Telegram gibi sohbet odalarında çene çalıyor, o veya bu şekilde, dijital devrimin mahsullerinden faydalanıyoruz. Ama sürekli bir dönüşüm içinde olmak ve buna uyum sağlamak kolay değil. Dr. Tanşu’nun “Hepimiz bu dijital devrime hazırlıksız yakalandık, günlük hayatlarımızı tahminlerimizin ötesinde etkileyecek devrimi öngöremedik” şeklindeki sözleri içime su serpiyor.
    En başlarda sosyal medya mecralarının birbirinden uzak kesimler arasında iletişimi ve dolayısıyla empatiyi artıracağını düşünürdüm. Yanılmışım. Bugün sosyal medya linçleri yalnız rakip düşünceyi değil belki fazlasıyla ‘kendi dijital getto’sunu hedef alıyor. Tanşu, bu durumu da yorumluyor: “Kişi, üyesi olduğu Dijital Getto’da öne sürülen fikirlerin aksine bir düşünce taşıyorsa, grup üyelerinden çekindiği için bu fikrini paylaşamıyor ya da saklıyor. Cyber Bullying adı verilen sanal dünyadaki sözel tacizden korkanlar, gettodan gelecek olan eleştirileri göze almak istemiyorlar.”

    DİJİTAL ŞİZOFRENİ, DİGNORANT
    Kelime dağarcığıma eklediğim yeni kavramlar dijital ayrımcılık, dijital getto, cyber bulling’le sınırlı değil. Sanal vatandaşlık, eye tracking (göz izleme), dijital göçebe, nöro marketing, ICTIQ (Bilgi ve İletişim teknolojileri IQ’su), post-truth, dijital cahil de enine boyuna anlatılıyor. Ama açık söylemek gerekirse Tanşu’nun “Sanal gerçeklik adı verilen platformlarda kendi avatarlarını yaratanların maruz kaldıkları kimlik bunalımı” olarak tanımladığı ‘dijital şizofreni’, ilgimi hepsinden fazla çekti.
    Eğitim meselesinin “TEOG kalksın”, “Açık uçlu sınav yapılacak” gibi zamanın ruhuna aykırı şekilde tartışıldığı memlekette Tanşu, Rabelais’nin Theleme Manastırı ütopyasından yola çıkarak dijital devrim çağında eğitimin ve eğitmenin nasıl olması gerektiğine de kafa yoruyor. Önerilerinden benim için en ilginci, “Nasıl müzik, resim gibi sanat derslerine yer veriliyorsa, 3 Boyutlu Yazıcı ile üretim konusu da müfredata alınmalı” oldu.
    Bilgi Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliği sırasındaki birikiminin bir sentezi olarak kitabı tarihe not düşen yazar, “Ben bir sosyolog, psikolog ya da fütürist değilim” dese de mesela “Ticari kullanımın yaygınlaşmasından sonra Drone-İnsansız Hava Araçları’nın kişisel ulaşım aracı olarak kullanılmaması için hiçbir neden yok. Belki de birkaç yıl sonra, İstanbul Boğazı’nı geçmek için köprüye, vapura, gemiye, metroya gereksinim duymayacağız” gibi kehanetlerde de bulunuyor.
    Ayrıca “Kaçınılmaz bir gerçek var, o da geleceğimize robotların, kendi kendine analiz yapıp karar verebilen sistemlerin damga vuracağı. İddiam o ki, şu ana kadar tanımladığımız ve devrim diye adlandırdığımız her şey bahsettiğim bu yeni gelişmelerin yanında devede kulak kalacak” diyor.
    Anlayacağınız, “bunlar daha iyi günlerimiz”.

    Bunlar daha iyi günlerimiz
    DIGICRIMINATION/
    DİJİTALLEŞMEYLE GELEN YENİ BİR AYRIMCILIK
    BUNLAR İYİ GÜNLERİMİZ
    Dr. Okan Tanşu
    Literatürk Yayınları, 2017
    196 sayfa, 27 TL.

    Etiketler: Kitapsanat
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı