Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkü'nde medya temsilcileri ile bir araya geldi (3)

Güncelleme Tarihi:

Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkünde medya temsilcileri ile bir araya geldi (3)
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 13, 2016 16:42

Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkü'nde medya temsilcileri ile bir araya geldi (3)

Haberin Devamı

"DARBEYE KARŞI CUMHURBAŞKANIMIZIN KOYDUĞU NET DİRAYET"

Başbakan Binali Yıldırım, FETÖ'nün darbe girişiminden sonra yaşanan sürece ilişkin, "Bundan sonra kamuoyunu ne bekliyor? Bürokrasideki operasyonları görüyoruz. Bir taraftan mağduriyet dillendirmeleri var. Süreç bundan sonra nasıl ilerleyecek" şeklindeki soru üzerine, şunları söyledi: "Şu hakkı teslim etmemiz gerekir, bu darbe teşebbüsü ile beraber medyamız herhangi bir telkin olmadan, durumdan vazife çıkararak, karşı darbe yapmıştır. Bunu bir kere söylememiz gerekir. Bihakkı teslim etmemiz gerekir. Darbeye karşı, Sayın Cumhurbaşkanımızın koyduğu net dirayet, hükümetimizin, bizlerin bu konudaki kararlılığı ‘asla öyle bir şeye izin vermeyeceğiz ve de sorumluları da hesap verecek’ tarzındaki duruşumuz ve milletin işe sahip çıkması, belki işin sihirli tarafı bu. Darbecilerin, veya darbeye kalkışanların hesaplamadığı tek alan bu ve medya diye düşünüyorum. Burada hesapları tutmadı. Dolayısıyla hem millet olarak hem medya olarak hem hükümet olarak hem Cumhurbaşkanımız hep beraber olduk, kenetlendik ve dünya darbeler tarihinde belki de emsali hiç görülmeyecek bir işi gerçekleştirdik."

BATI DÜNYASINDAKİ GAZETECİLERİN YORUMLARI

Darbe girişiminden sonra bazı Batılıların, Batı dünyasındaki gazetecilerin, yorumcuların, 'darbeciler nerede hata yaptı' diye programlar yaptığına dikkati çeken Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti: "Darbeyi Türkiye def etti, demokrasi kazandı diyecek yerde, ‘şu şu hataları yapmasalardı başarılı olacaklardı’, onları tenkit eden, nerede hata yaptıklarını anlatan haberlere yer verdi. Bundan sonra daha dikkatli olmaları gerektiğini telkin ettiler. Şaka gibi ama değil. Maalesef bunu yaşadık. Zaten hemen darbe sonundaki şaşkınlıkları suç üstü yakalandıklarını ortaya koydu. Büyük bir şaşkınlık geçirdiler. ‘Bize böyle dememiştiler, ne oldu, hesaplarda terslik mi var’ dercesine tutum içine girdiler. Bunları biz direk suçlama, ispat etmeden kimseye suçlama yapmayız ama bu tutum demokrasiden yana tutum değildir. Bu bizde çok büyük hayal kırıklığı yaşattı."

"BURASI MISIR DEĞİL"

Batının da 7 Ağustos Yenikapı fotoğrafından sonra yavaş yavaş gerçekleri görmeye başladığını ve duruşlarını düzeltmek mecburiyetinde kaldığını vurgulayan Yıldırım, "Bunu bir Mısır gibi görmek istediler başlangıçta, Türkiye’deki bu girişimi. Mısır gibi değerlendirmek istediler ama olmadı. Burası Mısır değil, burası Türkiye. O farkı hesap edemediler. Şimdi artık işler onlar açısından da normale döndü" dedi.

"Bizim en azından öngörümüz, vatandaş artık bu darbe teşebbüsü, darbe ile yatıp kalkmak istemiyor. Vatandaş işine gücüne bakmak istiyor, geleceğin planlamak istiyor, ülkesinin hem içeride hem dışarıda daha güzel şeylerle anılmasını istiyor" diyen Yıldırım, şöyle konuştu: "En azından izim kabulümüz bu, bizim olmasını istediğimiz şey bu. Bunu sağlayacak olan kim? Biz yapacağız. Vatandaşa hangi gündemi verirsek vatandaş o gündemle meşgul oluyor. Eğer ilgisini çekiyorsa. İlgisini nasıl çekecek? insanların gerçekten hissettiği, düşündüğü beklediği konuları siz öncelikli olarak ele alırsanız o zaman vatandaş da bütünleşmiş olursunuz. Dolayısıyla da her şey rahatlamış olur. Biz buna dikkat edeceğiz. Ne yapacağız? Önümüzde bir sorumuzu var. Sorunun en acıtıcı tarafını hallettik ama arkasında bir temizlik tamir bakım işi var, bir de yani toplumsal birlikteliği muhafaza etme işi var. Bunu bu darbeyle başardık. Siyasi partiler de başta Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere burada çok net duruş ortaya koydular darbeden, tanktan tüfekten yana değil demokrasiden yana bir dayanışma içine girdiler bizi hemen aradılar, görüştük, desteklerini verdiler hatta bu süreç darbe girişiminden sonra da devam etti. Yenikapı’dan sonra da biz bunu, bu birlikteliği gözümüz gibi koruyacağız diye milyonlara taahhüdümüz var. Hakikaten bunu korumak zorundayız. Buna ihtiyacımız var. Çünkü toplumun kenetlenmesi, bir beraber olması, hem içeride hem dışarıda ülkemiz hakkında iyi düşünmeyenlere çok önemli cevap niteliği taşıyor."

"Burada en önemli konu, bu suç örgütüne irtibatı olana ilişkisi olan, kişilerin tespit edilip cezalandırılması" diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunların bir kısmı zaten suç üstü yapıldı ve adalete teslim edildi. Onlar da sorun yok. Ama bu darbe girişiminde bir fiil, görev almamış, fakat arka planında görev almış veya yıllardan beri bu altyapının hazırlanmasında aktif katkısı olmuş bütün herkesin çok titiz bir çalışmayla belirlenmesi lazım ve adalete teslim edilmesi lazım. Bunlar nerede var? Bürokraside var, bürokrasi deyince asker yargı sivil bürokrasi, bütün bakanlıklar, bütün yerel yönetimler, yani devletin 3 milyonu aşan memur çalışan bunların içerisinde var, iş aleminde var, üniversite camiasında var, toplumun bütün kesimlerinde var bunlar. Bu bir sır değil. Burada tabii bunları nasıl tespit edeceğiz. Burada hatasız nasıl iş yapacağız, herkesin kafasındaki soru bu. Yani kolay bir iş olduğunu söylemiyorum."

"BİZİM İÇİN ÖLÇÜ 17-25 ARALIK SONRASIDIR"

FETÖ’nün kapalı bir örgüt yapısı bulunduğuna dikkati çeken Yıldırım, dolayısıyla üyelerinin tespit noktasında da zorlukların olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: "Peki ne yapacağız? Biz belirli kriterleri ortaya koyduk. Bu örgütle irtibatı, kendi isteğiyle, kendi azmiyle olanlarla hasbelkader buraya ilişki içinde olmuş olanları birbirinden ayırmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada da ölçüyü ya 1973’ten beri alamayız, bizim için ölçü 17-25 Aralık sonrasıdır. 17-25 Aralık sonrasındaki örgütle ilişkilerde eğer bilerek ve isteyerek bizatihi örgütün, bizatihi ekonomik faaliyetlerine, sosyal faaliyetlerine, siyasi faaliyetlerine katılmışsa bunları tespit edecek araçlarımız var. Bu bir ölçü. Buna bakıyoruz. Bunların kendi kurdukları iletişim ağları var. Özel. Yani hiç kimsenin kullanmadığı bir iletişim altyapısı kurmuşlar, o iletişim altyapısında 50 binin üzerinde isim var. Bunlar üzerinde gidiliyor."

Örgütün elemanlarının belirlenmesinde emniyet istihbarat biriminin kayıtlarının da dikkate alındığını belirten Yıldırım, "Buradaki kayıtlar da tabi 17-25 Aralık öncesine de var, sonrasına da var. Burada milat 17-25 Aralık olarak belirlediğimiz için önceki kayıtları dikkate almayacağız. Bir başka konu, MİT’in tespitleri var. Devlet Denetleme Kurulu’nun tespitleri var. Bir de Bakanlıkların kendi tespitleri var. Yani bilinen herkesin ortak kanaati şu şu isimler, örgütle doğrudan temaslı, bunlar biliniyor. Yani ne denir, kuvvetli şüphe böyle bir şey var, kanaat var. Eskiden beri biliniyor ama örgüt masum kabul edildiği için darbe girişimine kadar veya 17-25 Aralık, o da değil 7 Şubat 2012 bir adım, örgütün hükümete karşı ilk yönelmesi odur. Ondan önce Balyoz, Ergenekon gibi davalarda etkin oldu, hükümete karşı orada başlıyor. Dershanelerin kapatılması, MİT Başkanının alınmaya çalışılması, Gezi olayları sonrası tutumları ve 17-25 Aralık ve sonrasında gelişen olaylar" şeklinde konuştu.

"FETÖ’YE ÜYE OLAN VE OLMAYANLARIN AYNI AİLEDE OLMASI KRİTERİ"

Örgüte üye olan ve olmayanların aynı ailede olması durumunda esas aldıkları kritere değinen Yıldırım, şunları söyledi: "Aynı ailede bireyler var, birisi hakikaten örgütün aktif içinde, birisi değil. Ya bu kan bağına şeyine bakmak lazım, neticede, bu bir diyelim ki kocası kamuda üst bir düzey yönetici, hanımı abla. İşte burada nasıl davranacağız önemli. Burada da 17-25 Aralık sonraki faaliyetlerde acaba örgütle devam ediyor, eşine rağmen devam ediyor ve ilişkilerinde herhangi bir sorun yok. Bir müdahale yok, orada risk var. Tabi suçların şahsiliği esas olmak itibarıyla bir de o suça iştirak etme, etmeme gibi durumları da dikkate almak lazım. İşin bu kısmı bizim işimiz değildir. Bu kısmı yargının işi. Burada bize çok soru geliyor. İşte ailede şu var, bu var. Siz bütün herkesi sorumlu tutuyorsunuz. Bu doğru değil, bunu yapmamamız lazım. Her şeye rağmen, biz birinin suçundan dolayı başkasını sorumlu tutarsak, bu hukuk devletinde olan bir şey değil, doğru yapmamış oluruz. Bunun da sürekli gündemde kalmasını istemiyoruz. Yani kamuoyunun bu işle sürekle meşgul edilmesi, ülkemizin hayrına değil. Milletin de hayrına değildir. Biz bir yandan bir şey sağlamaya çalışıyoruz, birliktelik. Ayrışmayı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Yapacağımız çalışmaların da bir ayrışma konusu olmamasına dikkat etmemiz lazım. Bizim için kritik konu bu. O yüzden de bunu bir an önce minimum hata ile, hatasız çok iddialı bir şey, hatasız yaparız dersek bu inandırıcı değil ve mümkün de değil. Elimizdeki veriler, sınırlı. Örgütle ilgili yapı çok kapalı. Hiç, eğer öyle olmasa yıllardır yanında taşıdığı adam, koluna kelepçe takıyor, kuvvet komutanın, Genelkurmay Başkanının. İşin vahametini anlamak için başka örneğe gerek yok. O yüzden burada titiz davranmamız lazım."

"CEZALANDIRMAYI KURAMA DEĞİL KİŞİLERE YAPACAĞIZ"

Başbakan Binali Yıldırım, “Normalleşme esas, normalleşme millet için çok önemli. Hele hele ekonomi tarafı, iş dünyası tarafı daha da önemliö vurgusunu yaparak şunları söyledi: "Nasıl önemli? Şimdi burada diyelim ki bir hakikaten örgütün finans kaynağının sağlayan firmalar var. Artık kamuoyu tarafından bilinen, gizli saklı olmayan, bunlarla ilgili bir tereddüt yok. Bir de bazı firmalar da var. Bunlarla hakikaten iç içe girmiş yöneticileri, sahipleri bunlarla isteyerek, yahut istemeyerek hareket ediyor fakat firma da ülkenin bir değeri olmuş. Binlerce çalışanı var. Burada da ölçümüz şu; kurumları değil kişileri esas alacağız. Cezalandırmayı kuruma değil kişiye yapacağız. Tıpkı bizim parti kapatma konusundaki bakışımız gibi. Partinin bir mensubu yanlış yaptı diye partiyi kapatma fikri ne kadar demokratik değilse veya hukuki değilse burada da durum aynı. Orada kişiler hedef alınacak, onlar ayıklanacak. Kurum çalışmaya, üretmeye devam edecek. Aksi halde ekonomide olumsuz etkiliyor. Şimdi bizi arayan var, ben vaktiyle buraya mal vermiştim, ben şimdi FETÖCÜ müyüm, ne yapacağım’ diye endişe ediyor. Bankalar, FETÖ’cülere kredi verdim diye sorgu sual olur mu, bu tehlikeli bir şey. Böyle yola girdiğimiz zaman maazallah FETÖ darbesinden daha çok sıkıntılar yaşarız. Ekonomik olarak yani istihdamın azalması ekonomide durgunluk, büyüme oranının ayağı düşmesi gibi risklere karış biz tedbirli olmalıyız."

"DOLAYLI İLİŞKİLER TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUBU GİBİ MUAMELE GÖRMEYECEK"

Başbakan Yıldırım, terörün finanse edilmesinin uluslararası bir suç olduğunu kaydederek, sözlerine şöyle devam etti: "Dolayısıyla bu suça bilerek, isteyerek katılanlar affedilmeyecek. Bunlar cezalandırılacak ancak bunlarla iş yapmış, mal vermiş, mal almış, ticaret yapmış, bunları sorumlu tutamayız. Burada da ölçümüz 17-25 Aralık. iş yapmaya devam etmiş, ilişkilerini geliştirmiş. Bunu da masum sayamayız sadece basit bir ticari münasebet dışında 17-25 Aralık’tan sonra bu bilinen terörün finansmanını sağlayan şirketlerle çok derin ilişkileri devam ettirenler varsa onlar da sorumlu olacak ancak orada şirketin kendisi değil bu işin içinde olan yöneticileri veya ortakları sorgulanacak veya onlardan hesap soracak. Burayı da kim yapıyor, bu işi, MASAK yapacak. Mali işlerle ilgili konuların takipçisi MASAK olacak. MASAK’ın vereceği raporlara göre işlem yapılacak. Dolaylı ilişkiler aslında terör örgütü mensubu gibi bir muamele görmeyecek."

FOTOĞRAFLI 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!