GeriSpor Araştırma Dünyasından
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Araştırma Dünyasından

Şeker hastasına iğne yerine implant hücre

Almanya
’daki Otto von Guericke (AİF) endüstriyel araştırma birliği, iğnenin yerini alacak ensülin üreten hücre implantının bir prototipini tanıttı. Diabetes mellitus hastaları kan şekerini ayarlamak için günde birkaç kez ensülin iğnesi olmak zorundadır. İğne ihmal edildiği taktirde, inme, böbrek bozukluğu, sinirlerde hasar ve körlük riski ortaya çıkabiliyor. Ne var ki günde birkaç kez iğne olmak hastalar için zor gelir. AİF, In Vitro Systems & Services ve KEK kuruluşlarının projesini destekliyor. İmplant hücre için genetik değişimden geçirilen ve ensülin üretebilen anti-beta hücre dizisi uygun bulunmuş. Diyabetin kaynağı genelde pankreastaki beta-hücrelerinde meydana gelen hasarlardır. Karın bölgesine aktarılacak hücre, hücrelerin hastanın organizmasına ulaşmasını engelleyerek, bağışıklık sisteminin savunmasından koruyor. Fakat besleyici maddeler ve ensülin hücrenin içine girebiliyor. Bu geçit özelliği beden dışında yapılan ilk deneylerde birkaç hafta kalıcılığını korumuş. Bilim adamları şimdi bu süreyi uzatmaya çalışacaklar.

Sivrisineklere karşı tarçın yağı çok etkili

Tayvanlı
araştırmacılar özellikle de geceleri rahatsız eden sivrisineklere karşı tarçın yağının bildik sinek ilaçlarından daha iyi etkidiğini buldular. Bilim adamlarının tahminlerine göre hoş kokulu yağ yetişkin sivri sineklere karşı bile etkili. Taipeh Üniversitesi’nden Peter Shang ve Tzen Shang’ın Journal of Agricultural and Food Chemistry dergisinde yayımlanan araştırması sırasında tarçın yapraklarından elde edilen yağın içindeki on bir maddenin, Aedes aegypti sivri sineğinin larvaları üzerindeki etkisi incelenmiş. Çok etkili olan dört maddeden, tarçın aldehiti en güçlüsü. 24 sivrisinek larvasını öldürmek için 29ppm’lik tarçın aldehit yeterli olmuş.

Oysa bildik sinek ilaçlarıyla aynı etki elde etmek için 50ppm’den daha fazlası gerekiyor. Bilim adamları bundan sonra tarçın yağının diğer böcekler ve diğer sivrisinek türleri üzerindeki etkisini araştıracaklar. Güzel kokulu yağ normalde Çin tarçının (Cinnamomum cassia) kabuğundan elde edilmekte. Shang-Tzen Chang ile çalışan ekip benzer bir yağı Cinnamomum osmophloeum ağacının yapraklarından elde etmiş. Araştırmacılar yapraktan elde edilen yağın hem daha ekonomik hem de çevreye daha duyarlı olduğunu söylüyorlar.

Kas hastalığına karşı yoğun kalorili diyet

Farelerle yapılan deneyler sonucunda zengin kalorili bir diyetle ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz) hastası farelerin diğerlerinden %20 oranında daha uzun yaşadıkları saptandı. Sonuç, konuyla ilgili yazısını PNAS dergisinde yayımlayan Jean-Philippe Loeffler’e (Louis-Pasteur Üniversitesi) ait. Tedavisi bulunmayan ALS hastalığında merkezi sinir sisteminde kasların çalıştırılmasından sorumlu sinir hücreleri hasar görmekte.

Bu şekilde hareketlerde kısıtlama ve zayıflamayla birlikte tüm kaslar körelir. En ünlü ALS hastası fizikçi Stephen Hawking’tir. Bugüne kadar hastalığı durdurmak veya yavaşlatmak için herhangi bir çözüm üretilemedi. Loeffler, ekibiyle birlikte genetik değişime bağlı olarak ALS’ye benzer semptomlar taşıyan farelerin metabolizmasını incelerken, kemirgenlerde ilk semptomlardan önce belli başlı metabolizma değişimleri saptamış. Fareler daha az yağdokusu depolandığı gibi iskelet kasları için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Araştırmacılar yüksek enerji ihtiyacını zengin kalorili bir diyetle telafi ettiklerinde farelerin ömrü %20 oranında yükselmiş. İnsanlar arasındaki ALS hastalarında da benzer metabolizma değişimleri bulunduğundan, uygun beslenme şeklinin kas hastalığı üzerinde etkili olabileceği sanılmakta.

Atom laboratuvarındaki gizli veriler kayıp

Amerika
’nın en önemli silah laboratuvarındaki gizli verilerin kayıp olduğu bildirildi. İlk atom bombasının üretildiği Los Alamos Ulusal Laboratuvarı, haber üzerine gizli proje çalışmalarını durdurdu.

Alarm zilleri aslında 7 Temmuz’da çalmıştı. Bir envanter sırasında Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda iki dosyanın kayıp olduğu ortaya çıkmıştı. Laboratuvarın yöneticisi Pete Nanos, bir basın konferansında iki dosyanın yok olduğunu itiraf ettiyse de kayıp bilgilerin türü hakkında bilgi vermemişti. Ancak Los Alamos’taki tüm gizli projelerin geçici olarak durdurulması olağanüstü bir durum sayılmakta. Ayrıca laboratuvar ulusal güvenlik açısından kayıp dosyalar hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçındı. Yaklaşık 100 kilometrekarelik bir alan üzerine kurulu olan ve 12.000 insanın çalıştığı araştırma tesisinden bir çalışan dosyaların çalınıp çalınmadığını henüz bilmiyoruz diye konuştu.

Sorunu kontrol altına alana deki gizli malzemelere bağlı çalışmalara ara verileceğini söyleyen Kaliforniya Üniversitesi’nden Gerald Parsky, ulusal güvenlik içindeki boşlukların hoş görülmeyeceğini söylerken, Los Alamos sözcüsü Kevin Roark da 20 kadar çalışana laboratuvar girişinin engellendiğini bildirdi. Gerçi geçmişte de benzer envanter hataları ortaya çıkmıştı ama bu sefer güvenlik kurallarının dikkate alınmadığını gösteren kanıtlar söz konusu.

Kayıp dosyalar Los Alamos’ta bugüne kadar meydana gelen utanç verici olaylardan sonra bardağı taşıran son damla oldu. Geçtiğimiz ayda da bir nükleer araştırma bölümüne ait çok sayıda anahtar geçici olarak kaybolmuştu. Dört yıl önce ise Tayvan kökenli Amerikalı bilim adamı Wen Ho Lee, mahkeme önünde nükleer silahlarla ilgili gizli verileri güvenli olmayan bir bilgisayar üzerine yüklediğini itiraf etmişti. Geçtiğimiz Nisan ayında ise nükleer enerjiden sorumlu Amerikan Enerji Bakanlığının bir raporu Amerikan silah laboratuvarındaki kötü güvenlik önlemleri için şiddetli eleştirilere neden oldu. Bakanlıktaki uzmanlara göre bir terör ekibi birkaç dakika içinde nükleer silah laboratuarına girip bir kilotonluk TNT’yi patlatabilirler ki bu birçok laborvatuarın kente yakın konumu nedeniyle on binlerce insanın ölümüne yol açabilir.

Terahertzli kalemle terörist avı

Giysi
altında saklanan silah ve patlayıcı maddeleri görünür kılan yeni nesil güvenlik tarayıcı sistemleri, terahertz teknolojisiyle üretilecek. Ama ne var ki yolcuların röntgen benzeri görüntülerinin elde edilmesinde yararlanılan terahertz ışınımının pratikte uygulanması pek mümkün görünmüyor. Çünkü yolcuları tarayan güvenlik görevlileri onları sanki çıplakmış gibi görüyorlar. TeraView kuruluşu şimdi bu sorunu giderecek yeni bir teknik geliştirdi. İngiliz firma terahertz ışınlarını farklı bir biçimde kullanmak istiyor. Bir detektör sistemi görüntü üretmek yerine, terahertz dalgalarıyla ışınlanmaları halinde patlayıcı madde veya metal objelerden yansıyan veya soğurulan frekansları tanıyacak. Terahertz dalgaları, mikrodalga ve enfraruj arasındaki elektromanyetik tayf içinde neredeyse hiç araştırılmamış bir alanı temsil ediyorlar.

Kısa terahertz dalgası tepilerinin yansıtılması ve yansımaların kaydedilmesi halinde kişilerin üzerinde sakladıkları objeleri görmek mümkün. TeraView, dünyanın en büyük röntgen güvenlik tarayıcılarının üreticisi Simiths Detection kuruluşuyla birlikte taşınabilir terahertzli okuyucu kalem geliştirdi. Sistem ekranda bir görüntü oluşturmak yerine, cisimlerden yansıyan terahertz dalga boylarını saptayacak. Sistemi kullanan kişi tehlikeli bir maddenin bulunmaması halinde yeşil, şüpheli durumlarda ise sadece kırmızı ışık görecek. Yeni teknolojinin iki yıl için hava alanlarında kullanılması bekleniyor.

Plütonyum sanılandan çok daha tehlikeli

Son araştırmalara göre bedenin etkisi altında kaldığı plütonyumla kanser riskinin on misli yüksek olduğu ortaya çıtı. Sonuç, İngiliz hükümetinin isteği doğrultusunda gerçekleştirilen Committee Examing Radiation Risks from Internal Emitters (CERRIE) araştırmasına ait. Bilim adamları New Scientist dergisinde plütonyuma bağlı en düşük ışın dozunun sanılandan çok daha zararlı olduğuna değindiler.

Geçtiğimiz 60 yıl içinde nükleer silah denemeleri ve atom santralleriyle tonlarca plütonyum açığa çıktı. Avrupalı ve Amerikalı bilim adamları ışını zararsız atlatan bebek hücrelerinin daha sonra hasar görebileceğini söylüyorlar. Kalıtımsal istikrarsızlıkla birlikte komşu hücrelerin de zarar göre olasılığı söz konusu. Kuşaktan kuşağa geçen mutasyonların çoğalabileceği ve bu fenomenlerin kanser ve diğer zararlı etkileri doğurabileceğinden endişe edilmekte. CERRİE araştırmasının sonuçları önümüzdeki aylarda yayımlanacak.

Dev sürüngenden Avrupa rekoru

İspanya
’da Avrupa’nın en büyük dinozor kalıntısı gün ışığına çıkarıldı. 35m uzunluğunda ve 40-50 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen sürüngenin kemikleri insan boyunda. Riodeva bölgesindeki çiftçiler birkaç kuşaktan bu yana badem bahçelerindeki iri taşları temizlediklerini sanıyorlardı. Oysa iki paleontologun bölgeye gelip fosil kalıntılarını fark etmeleriyle bir dinozor mezarı bulduklarını anladılar. Ancak 2003 yılında kazıların başlamasından bu yana araştırmacılar beklenilenden daha büyük bir sürprizle karşı karşıya kaldılar. Reuters haber ajansından yapılan bir açıklamaya göre orta İspanya’daki Aragon bölgesi Avrupa’nın en büyük dinozor kalıntısını barındırmakta.

Üst bacak kemik olduğu sanılan bir kemiğin uzunluğu tam 177cm. ‘Çok sayıda kemik bulmak heyecan verici fakat bu kadar büyük bir hayvan bulmak gerçekten de olağanüstü’ diye konuştu Alberto Cobos. Bacak, kaburga ve leğen kemiği dışına, parmak kemikleri hatta kıvrık bir tırnak da bulunmuş. Tırnak bir insan elinden bile büyük. Otçul sürüngenin kemikleri özellikle de hayvanın ölüsünü yemeye çalışan etçil hayvanların dişleriyle karışmış.

Bilim adamları sürüngenin 150 milyon yıl önce yaşadığını tahmin ediyorlar. O tarihlerde derelerin ve ırmakların bulunduğu bir bölgen olan Aragon, gerçek bir dinozor cenneti idi. 35m uzunluğundaki dinozor olasılıkla bilinmeyen bir türe ait. Kemikler Tereul’da yeni açılan ‘Dinopolis’ parkında sergilenecek.

Balık hormonu işitme kaybına umut oldu

Dişi
Porichthys notatus balığı erkek balığın sesini duymamasına rağmen ona itaat ediyor. Yeni keşfedilen bu duyu sayesinde bilim adamları ileride işitme kaybı yaşayan insanlara yardımcı olabileceklerini sanıyorlar. Porichthys notatus balıkları yaz aylarında Pasifik denizini terk ederek çiftleşmek için Amerika’nın batı sahillerine yüzdüklerinde kayalık kıyılar büyük bir gürültü yeri haline geliyor. Fırlak gözlü ve çeneleri yukarı doğru kıvrık olan balıklar yüzme keseciklerindeki kasları hızla büzüp gevşeterek yüksek frekanslı tonlar elde edebiliyorlar. Burada sorun şu: Dişi balık normalde bu frekanstaki sesleri duymaz. Dişi balıkların buna rağmen erkek balıkların ne şekilde isteklerine yanıt vererek yumurtaları yuvaya bıraktıklarını Amerikalı bilim adamları çözdüler. Science dergisindeki yazıda erkek balıkların çiftleşme mevsiminde hormonların artışından yararlandıklarından söz edilmekte. Washington Üniversitesi’nden Joseph Sisneros’a göre yüksek steroit hormonu diğer zamanlarda duyulmayan seslerin işitilmesine izin vermekte. Sinirbilimci Sisneros bu süreçleri ayrıntılı bir şekilde inceleyebilmek için Cornell Üniversitesi’ndeki arkadaşlarıyla kısır dişi balıkları steroit hormonuyla tedavi etmiş. Balıklar daha önce hiç erkek sesi duymamalarına rağmen reaksiyon göstererek yuvalarına doğru yüzmüşler. Üstelik bedenlerindeki yumurtalar hala olgunlaşmamıştı. Böylece omurgalıların işitme yetisi ilk kez hormonla tedavi edilmiş oldu. İnsanın içkulağında da steroit reseptörlerinin bulunmasından yola çıkan bilim adamları ileride yüksek frekansları işitmeyen insanlara da yardımcı olabileceklerini düşünüyorlar.

Enjektörden gelen bronzluk

Amerikalı
bilim adamları bronzlaşmayı hızlandıran bir madde buldular. Melanotan-1 olarak adlandırılan madde, cildin pigmentleşmesinden sorumlu bir hormondan elde edildi. Yeni madde sayesinde hassas ciltlere sahip kişiler güneş yanığı ve sonuçlarından daha iyi korunabilecekler. Arizona Üniversitesi’nden Robert Dorr, The Archives of Dermatology dergisindeki yazısında ilk klinik deneyler sırasında Melanotan-1’in hiçbir koşulda yan etkiye yol açmadığını söylüyor.

Araştırma sırasında söz konusu madde üç ayrı grupta on gün ila dört hafta arasında denenmiş. Bilim adamları en çok da Melanotan’ın UV ve güneş ışını karşısındaki etkisini merak ediyorlardı. Bununla birlikte elde edilen bronzluk ve olası yan etkiler de araştırılmış. Bronzlaştırıcı madde ilk gruba on gün süreyle düşük dozda, ikinci gruba yarı süre içinde çift doz ve üçüncü gruba dört hafta süreyle büyük dozda verilmiş. Dermatologlar deneklerin arkalarını, sırtlarını ve enselerini düşük dozda yapay UV-B ışını veya doğal güneş ışığının etkisinde bırakınca ilk grupta güneş yanığı belirtisi kontrol grubuna kıyasla %50 daha az ortaya çıkmış.

Çift doz alan denekler ise önemli ölçüde bronzlaşmışlar. Üçüncü grubun denekleri ise kontrol grubundakiler kadar bronzlaşabilmek için onlardan yarı yarıya daha az zaman harcamışlar. Araştırmacılar yeni maddenin bronzlaştırmayı kolaylaştırmanın dışında açık tenli kişilerde koruyucu olabileceğini de düşünüyorlar. Açık tenli kişilerin ciltlerindeki pigment oranı güneş ışığından korumak için yeterli değildir. Işınlar bu yüzden neredeyse engelsiz olarak dokuya sızarak cilt kanseri riskini arttırmakta.
Yorumları Göster
Yorumları Gizle