Dünya Haberleri

    ‘Ağ Toplumu’ olarak Yeni Dünya Düzeni –1-

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    02.09.2008 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Gürcistan savaşının ardından bir galat-ı meşhur slogan peyda oldu: Yeni bir Soğuk Savaş çıkmış; ABD ve Rusya, tekrar “çift kutuplu” bir dünya düzeni oluşturuyormuş. Hala 50 yıl öncesinin kafasıyla düşünen, son kullanma tarihi geçmiş stratejistler, artık 1950’lerin monoblok dünyasında yaşamadığımızı idrak edemiyorlar. Oysa postmodern iletişim devrimiyle büzülen küremizde, kutup sistemini yok eden bir “ağ sistemi” çoktan oluştu ve “yeni dünya düzeni” işte tam da bu sistem!

    Önceki yazımda*, hemen hemen bütün stratejistlerin, örneğin Batı’da Zbigniew Brzezinski’nin, Doğu’da ise Aleksandr Dugin’in, “yeni dünya düzeni”ni tahlil ederken ciddi hatalar yaptıklarını iddia etmiştim.

    İki ünlü uzmanın, son gelişmelerin ardından dünyada yeniden Soğuk Savaş sisteminin doğduğunu düşündükleri için yanıldıklarını, zira artık “tek, çift veya çok kutuplu bir düzen var olmadığını” öne sürmüştüm.

    Gerekçem basitti: Çünkü “kutup diyalektiği” ortadan kalktı, dünya bundan böyle bir “küresel ağ” haline geldi.

    Eski dünya düzeni, büyük devletlerin birbiriyle çelişen çıkarlarının yarattığı “karşıtlıkların” belirleyici olduğu bir yapıya sahipti. Bu karşıtlıklar, mıknatıs demirinin iki ucu arasında oluşana benzer “kutup” çatışmalarıydı.

    19. yüzyılda, “çok kutuplu” dünya düzenini yaratan, “Düvel-i Muazzama” denen İngiltere, Avusturya, Prusya, Fransa ve Rusya vardı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın tarih sahnesinden çekilmesiyle ABD-SSCB karşıtlığına dayanan “çift kutuplu” düzen doğdu. SSCB’nin yıkılmasıyla, bu kez kabaca 10 yıllık bir ABD hegemonyasının oluştuğu “tek kutuplu” düzeni yaşadık.

    Peki “kutup düzeni” neden son buldu?

    Son olarak tecrübe ettiğimiz tek kutuplu düzen sırasında, tarihin seyrini değiştirecek bir gelişme yaşandı da ondan. Bu gelişme, merkezinde “internetin yaygınlaşmasının” yer aldığı “postmodern iletişim devrimi” idi.

    * * *

    Einstein ve Darwin haklıydı

    Yeni dünyayı anlamak için, Brzezinski ve Dugin gibi siyasete bulaşmış stratejistlere bu kadar itibar etmeyi bırakıp, bugünün dinamiklerini çok önceden görebilen isimlere dönmeliyiz.

    Albert Einstein, dünyayı “zamanla evrilen bir ilişkiler ağı” olarak kabul eden Görelilik Kuramı ile gerekli düşünsel altyapıyı oluşturmuştu. Onun sınırlarını çizdiği fiziksel dünyada, “sabit bir arkaplan” yoktu. Şeylerin özellikleri, yalnız ve ancak, “ilişkiler ağına yaptıkları katkıya göre” belirlenebilirdi.

    Charles Darwin de, benzer bir yaklaşımı biyoloji alanında uygulamış ve canlı türlerinin “ebedi ve ezeli kategoriler” olmadığını, uzun vadede “birbirleriyle kurdukları karmaşık etkileşimin belirleyici olduğunu” keşfetmişti.

    Postmodern iletişim devrimi, dünya düzeninin, reel politikten kaynaklanan “yapay bir sistem” olmaktan çıkıp (kutup mantığı), fiziksel dünyanın ve biyolojik toplulukların da sahip olduğu “doğal özelliklere” (ağ yapısı) kavuşmasını sağladı.

    O kadar ki, Karl Marx bugün yaşasa, belki de “üretim ilişkilerini” değil, “iletişim ilişkilerini” teorisinin merkezine koyardı. Adam Smith de, “Görünmez El” yerine, teknolojinin sağladığı “şebekeleşme” ile mümkün olan herşeye kâdir bir ‘Sanal El’den bahsederdi belki de...

    * * *

    İnternet, devrimin motoru

    ‘Ağ Toplumu’ olarak Yeni Dünya Düzeni –1-

    Dünya çapındaki internet ağının kuramsal bir haritası.

    İnternetin 1990’ların ortasından itibaren dünya çapında yaygılaşması ve bugün 1.4 milyar insanın bu “küresel şebekeye” bağlanması, iletişim altyapısından toplumsal üstyapıya sirayet eden benzeri görülmemiş bir devrim yaşattı.

    19. yüzyılda demiryolunun, 20. yüzyılda bilgisayarın oynadığı belirleyici rolü, bugünün toplumunda “Bilgi Otobanı” da denen internet üstlendi.

    Eski dünyanın kutupları artık işlevsiz kaldı, çünkü manyetizmayı yaratan dinamikler yok olurken, tüm küre baştan başa “sanal bir ağ” ile örüldü.

    Tedavülden kalkan eski düzenin aksine, kendisine yeni “düğümler” (node) eklemleyerek sonsuza kadar genişlemeye açık olan bu ağda, kutup yok. Küresel bir şebeke üzerinde yer alan farklı “göbek” (hub) noktaları var.

    Bir devletin, bir milletin veya bir bireyin konumunu, merkezi olmayan bu ağ üzerinde, yakınında bulunan çok sayıdaki göbek noktasının nitelik ve niceliği belirliyor.

    Ağda sizin oluşturduğunuz hücre içinde “iktidarı” nasıl dağıttınız, iç şebekenizin uzak birimlerine “bireyleri, sermayeyi ve bilgiyi” nasıl taşıdığınız ve bu süreci nasıl yönettiğiniz önemli.

    Genel sistem içindeki görevli gücünüzü belirleyen ise, ağı oluşturan diğer unsurlarla kurduğunuz “bağlantı sayısı”.

    Öyle ki, iletişimin tüm bir topluma nüfuz eden kılcal damarları, toplumu bir “kitle” olmaktan çıkardı.

    Bu aşamada toplum “atomize” olmadı; ama biz, ilerleyen iletişim teknikleri sayesinde toplumun her bir bireyini “toplumsal mikroskop” altında, adeta birer atom gibi tüm çıplaklığıyla görme imkanı kazandık.

    Newton fiziğini” esas alan bir siyaset biliminin kafa yapısını sergileyen “kutup diyalektiği” işte tam da bu yüzden, yalnızca çok küçük parçacıklar için geçerli olan istisnai bir “Kuantum mekaniğini” temel kabul eden yeni bir “ağ mantığına” bıraktı yerini.

    Küreselleşen bir ağ”dan başka bir şey olmayan bu düzen, bütün kutupların, Yin ve Yang’ın, İyi ile Kötü’nün, Güzel ile Çirkin’in, düzen ile terör ve anarşinin, sağlık ile hastalığın, burjuva ile proleteryanın, eşraf ile avâmın, demokrasi ile totalitarizmin, kısacası zıt gibi görünen herşey arasındaki karşıtlıkların, anlamını tamamen yitirdiği bir sistem.

    Bireyselliğin” bir karşıtı olan “kitlesellik” de bu yüzden yok oldu ve yalnız “toplum içindeki birey” ve “bireyin içindeki toplum” kaldı geriye.

    Bütün bu değişimi bağıra bağıra haber veren Wikipedia’yı, Youtube’u, LastFm’i, Twitter’ı , StumbleUpon’u ve Big Brother’ı anlamayan, gelecekte yaşanacak bir “sibernetik devrim” veya yakında hizmete girecek “semantik ağ” uygulamaları hakkında hiçbir fikri olmayan Brzezinski ve Dugin gibilerinin, yarının “küresel makrostrateji”sini bize dosdoğru anlatmasını nasıl beklersiniz?

    * * *

    Yeni dünya düzeninde NATO gibi örgütlerin yeri olup olmadığını; hackerların, kadınların, viral pazarlamacıların, El Kaide’nin ve Türkiye’nin bu düzende ne kadar belirleyici bir rol oynayacağını ise, daha somut çıkarımlarda bulunacağım bir sonraki yazıda anlatacağım.

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı