Dünya Haberleri

DÜNYA

    ABD Dışişleri Sözcüsü John Kirby: Daha fazla medya özgürlüğü isteriz

    Tolga TANIŞ / WASHINGTON
    18 Eylül 2015 - 10:17Son Güncelleme : 18 Eylül 2015 - 10:17

    ABD Dışişleri Sözcüsü John Kirby, geçen hafta Türk hükümetine yönelik yaptığı ve tartışma yaratan anayasa uyarısıyla ilgili sözlerinin ne anlama geldiğini ve Türkiye’de yaşananları nasıl değerlendirdiklerini Hürriyet’e anlattı. Türkiye’de ‘daha fazla medya özgürlüğü görmek istediklerini’ ve ‘bu konularda bastırmaya devam edeceklerini’ belirten Kirby, “Aynı zamanda, özellikle IŞİD tehdidi de dahil olmak üzere Türkiye’yle başka konularda da çalışmak zorundayız ve çalışacağız” diye konuştu.

    Geçen hafta Türkiye’de yaşanan olayların ardından kürsüden yaptığınız açıklamada “Bizim görüşümüze göre kendi anayasalarındaki kendi temel değerleriyle örtüşmeyen, gerçekleştirdikleri eylemler var” dediniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

    Ben o açıklamada bazı siyasi liderlerin yaptıkları, Hürriyet ve muhalefetin ofis ve binalarına düzenlenen saldırıları teşvik eden yorumları kast ediyordum. Bu açıkçası bizi rahatsız ediyor. Çünkü Türkiye bir demokrasi. Türkiye’nin güçlü bir anayasası, demokratik kurumları var. Güçlü bir müttefik ve ortaklar. O yüzden biz Türkiye’nin demokrasisinin gelişmeye devam ettiğini görmek istiyoruz. Bu da özgür ifade hakkına saygı göstermek demek. Muhalefet mensuplarının ve partilerinin var olma ve gelişme, itiraz ettikleri politikalara karşı çıkma haklarına saygı göstermek demek.

    Ama Türkiye’deki gelişmeler baktığınızda, Hürriyet’e saldırıdan sonra polis bir dergiyi bastı, Doğan Grubu hakkında terör propagandasından bir soruşturma başlatıldı, bazı web siteleri engellendi. Bu gidişatı nasıl görüyorsunuz?

    Türkiye’nin ilerlemesi konusundaki beklentilerimiz konusunda bence biz son derece netiz. O yüzden, kürsüden de söylediğim gibi herhangi bir sebepten medya özgürlüklerinin perdelendiğini görmek üzücü.

    Türkiye’deki bu koşullar ikili ilişkileri nasıl etkiliyor?

    Türkiye’yle ilişkiler güçlü kalmaya devam ediyor. Ve biz ilişkileri canlı tutmak istiyoruz. Yeni hangi hükümet kurulursa onunla çalışacağımızı hep söyledik. Türkiye bir NATO müttefikidir. NATO müttefiki olarak bizim Türkiye’ye taahhütlerimiz var, Türkiye’nin bize taahhütleri var. Türkiye, IŞİD’e karşı kurulan koalisyonun aktif bir üyesidir. İşbirlikleri için minnettarız. Şu anda Türkiye’de gördüğümüz, özellikle medya özgürlükleriyle ilgili olan bazı şeylerden hoşlanmıyoruz. O yüzden bu konuda Türk liderlerle açık sözlü, dürüst konuşmalarımız oluyor. Bunu tüm dünyadaki hükümetlerle yapıyoruz. Bir konuda hemfikir olmamamız, bir konunun bizim için üzücü olması ise ilişkiyi çöpe attığımız anlamına gelmez. Aslında tam tersi. Eskiden beri Türkiye’yle ne ölçüde güçlü bir ilişkimiz varsa, o kadar açık sözlü, dürüst konuşmalarımız olabilir. Bizi endişelendiren konuları o ölçüde takip edebiliriz.

    Bu eleştirilerin ne sonucu oluyor?

    Biz dünyanın her yerinde ülkelerle birçok konuda çalışırız ve dünyanın her yerinde ülkelerle başka konularda anlaşmazlıklarımız olur. Rusya’yla ilişkilerimize bakın. Hem işbirliği için birçok alana sahip olduğumuz hem de bir sürü anlaşmazlık yaşadığımız bir ülkeden bahsetmek istiyorsanız Rusya’ya bakın. Rusya’yla diplomatik ilişkilerimiz var. Orada bir büyükelçimiz var. Onların burada bir büyükelçisi var. Onlarla İran anlaşmasında işbirliği yapıyoruz. Rusya, İran’la P5+1 müzakerelerinde olağanüstü yardımcı bir ortaktı. Ancak Suriye’de neler yaptıkları konusunda çok büyük endişelerimiz var. O yüzden her ülkeyle ilişkileri, başlı başına ele alırsınız. Her konuda her zaman anlaşamazsınız. Diyalog içinde olmak zorundasınız.

    Kürsüden yaptığınız eleştiriler dışında demokrasi sizin için niye önemli?

    Ben “Türkiye’nin demokrasisi bizim için önemli” dedim. Ve öyle. Türkiye’yi bir demokrasi yapmaya biz karar vermedik. Türk halkı karar verdi. Bunun için minnettarız. Türkiye bizim için önemli. Türkiye’nin demokrasisi, Türkiye’nin başarısı, refahı. Bunların hepsi bizim için önemli. Çünkü biz yakın dost ve müttefikiz. Ama sorunuzdan anlaşıldığı, bu konularda anlaşmazlıklarımız olduğunda ilişkiler paramparça olmalı. Bence bu yapıcı olmazdı. Özellikle de Irak ve Suriye’de hem Türkiye’nin hem de ABD’nin IŞİD’e karşı yüz yüze oldukları zorluklar ışığında. Halen üzerinde çalıştığımız ve çalışma ihtiyacı içinde olduğumuz çok iş var. Buna zorunluyuz. Bizler müttefik ve iyi dostlarız. Bu her konuda aynı fikirde olacağımız anlamına gelmiyor. Ve aynı fikirde olmadığımızda, bu anlaşmazlıkların neler olduğunu son derece düz ve açık olarak ifade edeceğiz. Açıkçası biz Türk tarafından da aynısını bekleriz. Hoşlanmadıkları şeyler gördüklerinde bize söylerler. Ve bunu yapmaktan korkmazlar. Dostlar böyle davranırlar. Sorunuz, Türkiye’deki basın özgürlüğünde kısıtlamalar gördüğümüzde, ilişkilerde bir tür ani ve somut yansımalar olması gerektiği yönünde bir fikir ortaya koyuyor. Henüz orada değiliz. Kaygılarımızı dile getirdik. Daha fazla medya özgürlüğü görmek isteriz. Yapmamız gerektiği gibi bu konularda bastırmaya devam edeceğiz. Aynı zamanda, özellikle IŞİD tehdidi, Türkiye’yle başka konularda çalışmak zorundayız ve çalışacağız.

    “Henüz orada değiliz” dediniz. Eğer böyle devam ederse ilişkilere zarar verebilir mi?

    Varsayım üretmeyeceğim. Benim söylediğim, burada bazı kararlar açıklayacağım bir noktada değiliz. Biz meseleyi ortaya koyduk. Önemli gördüğümüz noktaları belirttik. İşlerin nasıl gideceğini göreceğiz. Spekülasyon yapmayacağım. ABD’nin şu anda spesifik bir şey düşündüğünün yazılmasını istemem. Görmek istediğimiz, Türkiye’nin demokratik değerlerinin belli bir düzeye erişmesi. Ve elbette ilişkilerin büyüyüp güçlenerek devam ettiğini görmek istiyoruz. Her ikimizin de burada ortak zorlukları var.

    Ben bu noktada siz medya özgürlüğünde Türk hükümetini eleştirirken bir yandan devam eden Amerikan pragmatizmini sorguluyorum. Örneğin Türkiye’de yeni bir hükümet kurulmasını beklemeden bir geçiş hükümeti sırasında bir anlaşma sonuçlandırdınız.

    Siz çok iyi biliyorsunuz ki, zamanlama konusunda bu noktaya gelinmesi aylar sürdü. Türkiye’nin üslerinin üçünü kullanmamıza izin veren ve koalisyonun hava operasyonlarına katılmasını öngören anlaşma. Aylarca süren görüşmelerdi.

    Ama bu anlaşmayı yapmak için yeni bir hükümet kurulmasını beklemediniz. Sorum bu. Niye?

    Bu aylardır süren bir görüşmeydi. Ve anlaşmayı sağlamamız uzun zaman aldı. Ve sanırım hepimiz bu konuda hemfikir olabiliriz: IŞİD’in uzun Türkiye-Suriye sınırında ortaya koyduğu tehdit, son derece belirgin ve gerçek. Ve bunun gibi önemli bir tehditle uğraşırken, bunu mümkün olduğunca en hızlı şekilde halletmeye çalışırsınız.

    GEMİLERDE ÇALIŞMIŞ EMEKLİ TUĞAMİRAL

    AMERİKAN Dışişleri Bakanlığı sözcülüğünü mayıs ayında üstlenen John Kirby, Washington’ın en ilginç portrelerinden biri. Emekli bir tuğamiral. Ve kariyerinin büyük bölümünü halkla ilişkiler subayı olarak Amerikan savaş gemilerinde geçirmiş bir denizci. Daha önce iki yıl Pentagon Sözcülüğü’nü yürüttükten sonra Dışişleri Bakanı John Kerry’nin teklifinin ardından bu pozisyona geldi ve işi daha önceki sözcü Jen Psaki’nin ardından devraldı. Kirby, deneyimi ve çalışma arkadaşlarıyla ilişkileri açısından Amerikan yönetiminin en çok saygı duyulan isimlerden biri olarak biliniyor. Gelir gelmez yardımcılığına atadığı, eski sözcü yardımcısı Mark Toner’la birlikte Dışişleri Bakanlığı içinde de şimdiden memnuniyet yarattı. Pentagon’da direkt bir üslubu tercih eden Kirby, artık daha diplomatik konuşuyor. Şimdi daha fazla soruyu yanıtsız bırakıyor. Birikimi, uluslararası tecrübesi ve askeri konulara hâkimiyeti nedeniyle Kirby Washington’da başarılı bir Dışişleri Sözcüsü olarak değerlendiriliyor.

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı