GeriMagazin Banu Noyan: Tarzın kilosu olmaz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Banu Noyan: Tarzın kilosu olmaz

Banu Noyan: Tarzın kilosu olmaz
Abone Olgoogle-news

Yıllar önce Türkiye’deki büyük beden model açığını fark edip XL model yarışmaları düzenlemeye başlayan Banu Noyan, o formatı televizyona taşımıştı. Şimdi fikir anneliği yaptığı programın jüri koltuğunda değil ama yepyeni bir projenin hazırlıklarını sürdürüyor. Yine büyük bedenlere yönelik bir iş üzerinde çalışan Noyan, kadın bedeniyle ilgili psikolojik şiddete varan yorum ve imalardan çok rahatsızlık duyduğunu söylüyor: “Kiloyu alırsın, verirsin, veremezsin, o başka iş. Ama bunu birinin tenkit etmesi çok aşağılayıcı.”

Banu Noyan kimi zaman organizatör olarak karşımıza çıkıyor, kimi zaman bir stil yarışmasında jüri üyesi olarak... Öncelikle sormak istiyorum, gerçek mesleğiniz ne?

- Ben koreograf ve organizatörüm. Aynı zamanda da Artistik Sanatlar Akademisi adlı bir akademinin sahibiyim.

Büyük beden model ve tasarımlar özel ilgi alanınıza ne zaman girdi?

- 1993’te büyük beden sektörünü keşfettim. Ardından Türkiye’nin ilk ve tek büyük beden model yarışmasını düzenledim. Aslında ben her zaman “Kadının bedeni yok” diyenlerdenim. Neden büyük beden kadınlar hep gizleniyor, niye hiç ortalarda değiller, neden hep 34-36 bedenler podyumda? Bu düşünceyle XL model yarışmasını başlattım, yıllarca da sürdü. Işın Karaca sundu falan...

O dönem sizin de kilo fazlanız varmış, yanlış mıyım?

- O yıllarda değil ama evet benim de öyle ciddi bir dönemim olmuştu.

Hangi dönem o?

- Anne olduğum süreçte kilo aldım. Loğusalık dönemi, devam eden yoğun iş hayatı, kucakta bir bebek... Gerçekten travmaydı. Ve o dönem beni en mutlu eden şey de yemek yemekti. Zaten yemek yemeyi çok seviyorum. Dolayısıyla annelikle beraber fazla kilolar hayatıma yerleşti.

Banu Noyan: Tarzın kilosu olmaz

BÜYÜK BEDEN KADINLAR NEDEN SAKLANIYOR?

Büyük beden model yarışması düzenleme fikri nereden çıktı? Sektörde böyle bir açık mı vardı?

- Evet. Bir büyük beden markasının defilelerini yapıyordum. Podyuma hep yabancı mankenler çıkıyordu. “Benim ülkemden neden büyük beden model çıkmıyor, neden saklanıyoruz” diye düşündüm.

Açık kapandı mı peki? İyi işlere imza atan büyük beden modeller var mı şu an Türkiye’de?

- Çok var... Hem de birçoğu benim öğrencim, neredeyse hepsini ben yetiştirdim. Büyük beden markaları da çok arttı bu arada.

Verdiğiniz eğitimin önemli bir parçası da yürüyüş... Mesela ben kötü yürürüm, bir türlü düzeltemedim.

- Yürümek bir bakıma vücuda hakim olmak demek. Bedenimize, yani elimize, kolumuza, ayağımıza, bakışımıza, başımıza hakim olduğumuz zaman estetik görüntüler ortaya çıkıyor. Olamadığımız zaman hareketler çok daha sert oluyor.

Ki bir kadının güzelliğinden ziyade zarafetidir önemli olan, her zaman bunu söylerim. Akademide “sosyal hayatın temel kuralları” diye de bir eğitim veriyorum.

Önce arabaya kimi bindireceğimiz, merdivenden nasıl ineceğimiz vesaire gibi onlarca yazılmış kural var. Bunları anlattığım bir eğitim.

Yürüyüş derslerinize mankenlik hayali kuran gençler mi geliyor sadece?

- Genellikle podyuma çıkmak isteyenler geliyor gibi düşünülse de hayır...

Genç kızların aileleri bu konuda beni şaşırtacak kadar bilinçli. Genç kızın podyuma çıkmak gibi bir hayali yok ama annesi “Kızım güzel otursun, güzel kalksın, güzel yürüsün” diyerek buraya yönlendiriyor.

Annem de benim için çok uğraştı ama olmadı.

- Sizi üç derse alayım, kendinizi tanıyamazsınız.

O kadar da iddialısınız yani.

- Uğurkan (Erez) abi hep söyler, “Banu yürütür” der. Evet, ben yürütürüm. Çünkü kökenim eğitimcilik. Bir şey bilmen yeterli değil, nasıl öğreteceğini bilmelisin. Ben de o konuda hiç fena sayılmam.

Akademiyi açalı ne kadar oldu?

- Adını, patentini 10 yıl önce almıştım Artistik Sanatlar Akademisi diye. Allah nasip etti, bu arada doktoramı tamamladım. Doktor bir kurucusu olsun istedim akademinin çünkü. Ondan sonra akademi hayata geçti.

Bu süreçte en büyük destekçileriniz kimdi?

- Bu tamamen kadın başarısı. Çünkü arkasında erkek olan bir kadın değilim. Ailemden de manevi destek ve dualarının dışında herhangi bir beklentim hiçbir zaman olmadı.

Kendi kendime yaptım. Çok çalışkanımdır ama.

Hiçbir zaman işimi başkasına bırakmam, işimden yılmam. Kurumsal eğitimler de veriyoruz. Türkiye’nin birçok holding ve kurumunun insan kaynakları yöneticileri ile işbirliklerimiz var. Personel eğitimleri için bize başvuruyorlar. Call center personellerinin konuşma teknikleri gibi eğitimlerimiz de var.

Eğitim, hayatınızın merkezinde.

- Çünkü hayatın eğitimden geçtiğini düşünüyorum. Eğitimin eksik olduğu bir iş asla ilerlemez. Ortaokul zamanlarımda çiçek, makrome, örgü kurslarına gittim. Çiçek mi yapıyorum, hayır. Örgü mü yapıyorum, hayır... Ama gerektiğinde paramı kazanacak formülleri bulabilirim. Herkesin şu hayatta bir B planının olması gerek.

Pandemi dönemi bize bunu gayet net gösterdi zaten...

- Kesinlikle. Mesela mankenlik kursuna ortaokul zamanında gitmiştim. O aralarda bale de yapmıştım. Kim bilebilirdi ki benim çocuk gelişimi okuyup da yıllar sonra bu işten para kazanacağımı... Çocuk gelişiminden sonra iletişim yüksek lisansı ve işletme doktorası da yaptım. Kendimi bu işe hazırladım yani.

Banu Noyan: Tarzın kilosu olmaz

KENDİMİ TELEVİZYON YÜZÜ OLARAK HİÇ DÜŞÜNMEMİŞTİM

◊ Televizyona geçiş nasıl oldu?
- Yıllarca XL model yarışmalarını yaptım ama sonra şirketime yoğunlaştım ve o işi biraz ihmal ettim. Bir gün annem “Büyük beden yarışmasını neden televizyona taşımıyorsun?” dedi. Annem de emekli banka müdürüdür.

◊ Aklınızda yok muydu yani?

- Yoktu. O güne kadar televizyondan onlarca teklif geldi.
Hem jüri üyeliği teklif edildi hem tek başıma program yapmam istendi. Ama ben kendimi bir televizyon yüzü olarak hiçbir zaman düşünmedim. Annemle o sohbetin ardından “Olur mu acaba” diye düşünmeye başladım.
Çok geçmeden de bunu projelendirdik. Ve büyük bedenlerin katıldığı bir yarışma haline geldi. Sevildi de.

◊ “Doya Doya Moda”...

- Evet. Benim programım. Fikri tamamen bana ait.
Her yaştan kadın katılıyor. Bana sorarsanız kadının yaşı da yok bedeni de.
Tarzın kilosu, bedeni olmaz. Ayrıca tarz öğrenilebilir bir şeydir.

YENİ PROGRAMIMDA KADINLAR GÖZYAŞI DÖKMEYECEK

◊ Yeni projeler var mı?
- Var. Yine bu tarz bir program hazırlıyorum. Yakında kanalımızı netleştireceğiz. Orada kadınlar artık üzülmeyecek. Ben kadınların üzülmelerini, gözyaşı dökmelerini ve kendilerini saklamalarını istemiyorum. Gelecek projede yapmak istediğimiz kadınları kilolarıyla barıştırmak, vereceğimiz püf noktalarla özgüven kazandırmak, pratik bilgiler vermek.

BİZ YERİNE GÖRE GİYİNMEYİ BİLMİYORUZ

◊ Türk kadınının stil konusunda düştüğü en büyük hata ne?
- Nerede ne giyeceğimizi bilmiyoruz. Gece bir davete giderken giyeceğin kıyafetle sinemaya gitmeye kalkarsan herkes sana bakar komik olduğun için...

◊ “Şıklık ve rahatlık bir arada olmaz” derler bir de...
- Öyle bir şey de yok. Hem şık ve güzel hem de rahat olmalısın. Oturamadığın bir elbiseyi giymenin ne anlamı var?

KADININ TÜM GÖREVLERİNİ BİR ERKEĞE YÜKLESEN BEYNİ YANAR

 

◊ Erkeklerin, kadın beden ölçüsüne fazla takıntılı olduğunu mu düşünüyorsunuz?
- 20 yıllık eşini “Sen artık kilo aldın” diyerek boşamaya kalkmak ne demek? Covid-19 döneminde aslında en zor mesleğin ev kadınlığı olduğunu anlamadık mı? Biz gerçekten fabrika gibi çalışan bir cinsiz. Çünkü çocuğu, evi, eşi, işi, her şeyi biz organize etmek zorundayız. Bunların hepsini tek bir erkeğe yüklediğin zaman beyni yanar.

46 BEDEN PANTOLON PAÇASINA İKİ BACAĞINI SOKARAK KİME NEYİ ANLATTIN!

◊ Programda jürinin bazen çok sert çıkışları oluyor.
- Diğer arkadaşlarım biraz daha sert giriyor olabilirler ama ben hiç öyle davranmadım, hiç yarışmacıları kıracak cümleler kullanmadım. Benim için önemli olan onlara doğruyu anlatmaktı.
Ayak bileğinin kalınlığını doğru ayakkabı ile kamufle edebileceğini, bir kolye ile boynunu daha uzun gösterebileceğini, saç şekliyle yüzünü değiştirebileceğini...Bunları anlatmak için yola çıktım. Bu arada altını çizeyim, “şişman” lafından da nefret ederim.

◊ Bu çıkışlar sizi rahatsız ediyor muydu?

- Bana Gülşah’ın (Saraçoğlu) programda yaptığı bir şeyle alakalı çok mesaj geldi. Bir hareketi pek çok kişiyi üzmüş. Bu program kadına özgüven vermek için yapılıyor.
Sen 46 beden pantolon paçasının içine iki bacağını sokarak kime neyi anlattın? Sahnede kalakalan kızın bakışını gördünüz mü?
Bana 20 yaşında bir sağlık personeli yazdı bu pantolon olayıyla ilgili, “Seyrederken kendimi o kadar kötü hissettim ki ağladım. Ne olur bunlara müdahale edin” dedi. Sanıyorlar ki müdahale edebilirim.

◊ Kilo vermek kolay iş değil. Kimi zaman sağlık sorunları kimi zaman duygusal çalkantılar, terazinin şaşmasına yol açıyor...

- Kiloyu alırsın verirsin, veremezsin, o başka iş. Ama bunu birinin tenkit etmesi çok aşağılayıcı. “Sen rezilsin, sen kötüsün, sen zevksizsin” denir mi?

◊ Programdan ayrılma sebebiniz bunlar mıydı?

- Hayır. Hiç alakası yok. Zaten benim yanımdayken daha yumuşaktı arkadaşlarım. Çünkü bu konuda hassas olduğumu biliyorlardı.

◊ O zaman neden?

- Tamamen iş yoğunluğum nedeniyle. Haftanın 7 günü çalıştığımız için hiçbir şekilde şirketime ve akademiye vakit ayıramıyordum. Başka çarem kalmadığı için bıraktım.

◊ Diğer jüri üyelerinin de tek işi bu değil ama...

- O arkadaşlarımın iş düzeniyle benimki bir değil. Ben burada eğitimlere giriyorum, organizasyonlarda operasyonları yönetiyorum... Stresli ve sıkıntılı bir iş hayatım var. Dolayısıyla müsaademi istedim. Yerime Seray (Sever) bulundu.

◊ Özetle “ideal ölçü” dayatmasına karşısınız...

- Erkeklere kimse “göbekli” demiyor ama biz 3 kilo alıyoruz “Kilo mu aldın?” diye soruluyor hemen. Bu çok onur kırıcı. Erkeklerin kadınlara bu tip yaklaşımlarını kabul etmiyorum. Kadına şiddet sadece dayaktan ibaret değil. Bunların da psikolojik olarak çok büyük şiddet olduğunu düşünüyorum. O yüzden erkeklerin kadın bedenine bu kadar takılmış olmalarını anlayamıyorum. Biz onların göbeğine, saçına takılmazken niye onlar bizim elimize, kolumuza, göbeğimize takıyor?

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle