GeriHürriyet Pazar ‘Kaçmayı ve idare etmeyi öğreniyorsun ama bu çok yorucu’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Kaçmayı ve idare etmeyi öğreniyorsun ama bu çok yorucu’

‘Kaçmayı ve idare etmeyi öğreniyorsun ama bu çok yorucu’

Yetenekli ve çekici. Duru bir güzelliği var. Barbie bebekleri anımsatsa da maskülen bir yanı olduğunu söylüyor, “Küçükken resim çizerken hep savaşçı, kaslı, ailesini ve kendini koruyabilecek kadınlar çizerdim. Sonrasında kendi olmak istediğim kadın tipi de bu oldu” diyor. Bir kadın hikâyesiyle ekrana dönen Yasemin Allen’la oyunculuk serüvenini ve aşkı konuştuk: “Kalbim, kilitli kapılar arkasında. Yaş ilerledikçe daha korunaklı oluyorsun. Hayal kırıklığı daha çok can yakıyor.”

Londra’da doğdu, üç aylıkken ailesiyle Türkiye’ye geldi. 11 yaşına kadar burada yaşadı, ardından Avustralya’ya gitti. Türkiye’ye dönüp oyunculuk kariyerine başladığı 18 yaşından beri ekranda, hayatımızda. Üç kadının kocalarını ‘ortadan kaldırma hikâyesi’ni konu alan kara komedi dizisi ‘Olağan Şüpheliler’i konuşmak için bir araya geldiğimiz Yasemin Allen, “Kendim ve yakın çevrem adına konuşursam, hepimiz fiziksel ve zihinsel şiddetleri bir noktada yaşıyoruz” diyor.

‘Kaçmayı ve idare etmeyi öğreniyorsun ama bu çok yorucu’

Göründüğün kadar havalı biri misin?

Hava? Kime göre, neye göre?

Dışarıdan çok Avrupai, cool bir duruşun var...

Yok, aslında insanları güldürmeyi çok severim. Karşımdakine yardımcı olacaksa hayatımla ilgili hikâyeler anlatmaktan çekinmem, paylaşımcıyım. Sadece boş muhabbete gelemiyorum. Beni kandırmaya çalışmayın! Bir de mesleki deformasyon herhalde, her şeyin alt metnine bakıyorum.

Nasıl yani?

Birinin bana kendi hakkında anlattığı şeye değil de niye kendini o şekilde anlattığına odaklanıyorum. Ses tonunu dinleyip benim üzerimde yaratmaya çalıştığı etkiye bakıyorum.

Peki aşkta nasıl bu durum?

Âşık olmayalı uzun zaman oldu. Bir süredir hiçbir şey yok.

Neden?

Geçirdiğim evrimler itibariyle tek başıma olmanın keyfini çıkarıyorum. Birini hayatıma kabul edince iş ciddiye biner diye korkuyor da olabilirim. Benim biraz daha kendimle işim var. Tabii zamanla birlikte aşka bakış da değişiyor.

Senin aşka bakışın nasıl bir değişim geçirdi?

Kalbim birkaç kilitli kapı arkasında duruyor. Yaş ilerledikçe daha korunaklı oluyorsun. Hayal kırıklığı daha çok can yakıyor.
Bir de çok seçiciyim.

Nedir kriterlerin?

Biraz fırlamalık seviyorum. Sivri zekâ hoşuma gidiyor. Göz, eller ve ses tonuna da dikkat ediyorum.

Hayallerinin en güncellenmiş halinde neler var?

Dünya biraz değişti, benim de
kendimden isteklerim değişti. Bazı şeyleri beklemektense kendi projelerimi üretmeye daha yakınım.

Küçükken hayalini kurduğun kadın olabildin mi?

Yaşadığım şeylerden ders almayı seviyorum. Kendimi tekrarlamaktan nefret ederim. Özellikle bana zarar verdiğini düşündüğüm davranış biçimlerinde değişmek için “Ne yapabilirim” diye düşünürüm. Bir de evrim geçirmeyi seviyorum.

Şu sıralar nasıl bir ruh halindesin?

Şehrin canlandığını duymak çok güzel. İnsanları tekrar sokakta görmek, müzik duymak, birilerine sarılmak... Ne kadar özlemişim! O yüzden şu an sadece sıcak hava ve arkadaşlarımı rahatça görebilmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Hayatta en büyük savaşın neyle ve kimleydi?

Kendimle. Mutlu olma çabası üzerineydi. Ama sonra anladım ki mutlu olmak için çabalaman gerekiyorsa bu aslında negatif bir şey. Değiştirmen gereken alışkanlıkların var demektir. ‘Huzur bulma konusunda ne yapabilirim, nasıl yapabilirim’ diye düşündüm. Ama hayatta bazı noktalarda huzur yerine başka şeyler tercih ediyorsun, riskler ve denemeler... O risklerin geri dönüşleri şimdi bana huzur veriyor.

Savaşçıyım...

Kendinde sevmediğin özelliğin nedir?

Bir şeyi ifade edemediğim
ya da utandığım zaman kafam karışıyor. Bu defa içime atıyorum. Yapmak istediğim şeyin arkasında duramıyorum.

İsminin başına konan seksi sıfatından rahatsız mısın?

Hayır, çünkü kendimi seksi falan görmüyorum. Bu büyüdükçe, kadınlığımı da keşfettikçe doğal olarak gelen bir şey olabilir. Öyle görünüyorsa ne mutlu bana.

Fotoğraf olarak Barbie gibisin ama tanıdıkça maskülen de bir yanın var gibi?

Biraz ‘Tomboy’ (erkek Fatma) gibiyim. Küçükken resim çizerken hep savaşçı, kaslı, yük taşıyabilecek, ailesini ve kendini koruyabilecek kadınlar çizerdim. Sonrasında kendi olmak istediğim kadın tipi de böyle oldu. Fiziksel olarak kimseye ihtiyacım olsun istemedim. Kendi kendine yetebilen bir kadın olmak biraz güçlü olmayı gerektiriyor.

Gerçekten savaşçı mısın?

Kesinlikle. Ama şanslı da bir kadınım. Hayatta hak hukuk savaşı veren kadınlar var.

SINANA SINANA İLERLİYORSUN

Pandemiden önce Amerika’ya, ardından İngiltere’ye gittin. Uzun süre yurtdışında kaldın. Bunlar sana ne kattı?

Sektörün başka ülkelerde nasıl çalıştığını görmek bana sonsuz fayda sağladı. Başka projelerim olursa artık çizeceğim yolu rahat çizerim. Zaten şu an Los Angeles’ta da menajerim var.

Londra’da ‘Strike Back’ dizisinde rol aldın. Burada tanınan biriyken orada kimsenin tanımadığı biri olarak deneme çekimlerine girmek egonu nasıl etkiledi?

İngiltere’deki ajansımla ikinci seçmemde o iş oldu. Ama tabii aslında yüzlerce iş için denemeye giriyorsun. Sınana sınana ilerliyorsun. Etrafında dünyanın farklı ülkelerinden gelmiş, yüzlerce, aynı şey için çabalayan aşırı yetenekli insan var. Burada herkes birbirini tanıyor ama orada öyle bir şey mümkün değil. Beklentilerini düşürüyorsun, egonla daha sağlıklı bir ilişkin oluyor.

Yurtdışı defteri kapandı mı?

Hayır, yurtdışında projelerle ilgili görüşmelerim yine devam ediyor ama şimdilik buradaki kariyerime odaklıyım. Görüştüğümüz iki film projesi var. İnsanın iki anadili olunca hep biraz arada kalıyor.

İNSANLAR ELEŞTİRİYLE ÇAMUR ATMAYI KARIŞTIRIYOR

Göçebe ruhluyum. Bu, farklı kültürlerde büyümenin de bir etkisi olabilir. Seyahat etmeyi çok seviyorum. Oturduğum yerdeyken zamanın akışı üstüme üstüme geliyor. Ama seyahat ederken, bir macera peşindeyken ve yoldayken zamanla beraber ileriye doğru akıyormuş gibi hissediyorum. 

Üçkâğıtçılıkla derdim var. Bir de yağ çeken ve onlara inananlarla. Samimiyetsizliği de sevmiyorum.

Instagram’da daha az takılıyorum. Sıkıldım. Daha genç nesle hitap ediyor gibi geliyor. Olumsuz yorumları da siliyor, engelliyorum. İnsanlar eleştiriyle çamur atmayı karıştırıyor. Eleştiriye açığım ama hakaret edenleri çok net görüyorum.

Sürüngen hayvanları seviyorum. Daha basit hayvanlar, yemini suyunu verince ve sana güvendiklerinde onlarla vakit geçirmek keyifli oluyor.

‘Kaçmayı ve idare etmeyi öğreniyorsun ama bu çok yorucu’

Yasemin Allen “Instagram’dan sıkıldım. Olumsuz yorumları siliyor, engelliyorum. Eleştiriye açığım ama hakaret edenleri çok net görüyorum” diyor.

HEPİMİZ BİR NOKTADA ŞİDDETİ YAŞIYORUZ

Yeni dizin ‘Olağan Şüpheliler’ Exxen’de başladı. Ne anlatıyor?

Üç kadının ortak bir kararla kocalarını ortadan kaldırma hikâyesi. Kocalarından maruz kaldıkları şiddeti görüyoruz. Benim karakterim Zuhal de fiziksel ve sözlü şiddet görüyor. Arkadaşlarından uzaklaştırma, izole etme, zihinsel şiddet gibi şeyler...

Böyle bir şiddetin sendeki etkisi ne olur?

Bu iş bir kara komedi. “Kocalarınızı öldürün” gibi şeylere kimseyi teşvik etmiyoruz. Bana gelirsek... Arkadaşlarıma ya da aileme zarar gelirse ne yapacağımı bilemiyorum. Hak, hukuk, adalet diyoruz tabii ama şanslarını zorlamasınlar.

Sen hiç şiddete maruz kaldın mı?

Fiziksel olarak kalmadım, biraz kendimi korumacı bir tipim. Sebebi de o tehdidi hep üzerimde hissetmem.

Ünlü bir isim olsan da mı?

Tabii, bunun zihinsel manipülasyonu, seni suçlu hissettirip köşeye sıkıştırmaya çalışanları var. Psikolojik şiddet. Birkaç sene önce Bebek’te bir turist bacaklarıma bakıyordu. “Bakma” dedim. Ama sonra sabah programlarında kendimi savunmak zorunda kaldım. “Bizim turistlerimize öyle davranamazsın” dediler. Vücudum gelişmeye başladığı andan itibaren insanların bakışlarına ve dokunuşlarına, bedenim üzerinde haksız bir şekilde hak arayışlarına maruz kaldım. Kaçmayı ve idare etmeyi öğreniyorsun ama bu da çok yorucu. Kendim ve yakın çevrem adına konuşursam, hepimiz fiziksel ve zihinsel şiddeti bir noktada yaşıyoruz.

Feminist misin?

Evet, öyleyim. Ama ‘izm’leri sevmiyorum. Çünkü sonra “Sen feministsen şunu yaparsın, bunu yapamazsın” gibi şeyler söyleniyor. Sanki bir kulübe dahil olmaya çalışıyormuşum gibi bana davrananlarla muhatap olmak istemem.

Oyunculuk sektöründe kadın-erkek eşitliği var mı?

Birçok sektörde yok. Ama film, dizi endüstrisinde popülerliğin olduğunda, erkeklerle aynı ipleri çekebiliyorsun.

Ama ismin bilinene ve o noktaya gelene kadar çok uğraşman gerekiyor.

‘Kaçmayı ve idare etmeyi öğreniyorsun ama bu çok yorucu’



FİLM SETLERİNDE BÜYÜDÜM

11 yaşına kadar Türkiye’deydin. Sonra Avustralya’ya gidiyorsun. 18 yaşında Türkiye’ye döndüğünde oyunculuk yolculuğun başlıyor...

Aslında o zamanlar hayalim görüntü yönetmeni olmaktı. Drama eğitimi alıyordum. Oyun yazarlığı düşünüyordum. Ama 18 yaşımda buraya geldiğimde çömez olarak işe başladım. İzleyicilerin karşısında mesleği öğrendim. Televizyonda ve film setlerinde büyüdüm.

Peki gençliğini yaşamadığını hissettiğin zamanlar oldu mu?

Evet, medya önündesin ama ben biraz isyankârdım, bildiğimi yaptığım noktalar oldu.
Yine de bir gerginlik ve sinir yapıyordu. Özellikle kendimi ifade edememe konusunda.

Türkçede mi zorluk çekiyordun?

Evet. Avustralya’daki eğitimimden sonra kültür çatışmaları yaşadım. Sonra dönüp bakınca ‘Biraz travmatik miydi’ acaba diye düşündüğüm şeyler oldu. Ama yaşanmamışlıklardan dolayı kötü ve sinirli bir insan haline gelmeyi asla istemedim.
O sebeple doğru insanları bulup, doğru eğlenceleri yaşayıp, güzel müzikler ve canlı konserler dinleyip gönlümdeki o sıkışıklığı attım.

Annen Türkiye’nin tanıdığı bir isim; Suna Yıldızoğlu. Ünlü bir annenin kızı olmak nasıl bir şey?

Annem benim gözümde hep stardı. Ama annemle ilişkimiz çok temiz. O da şan şöhret gibi şeyleri çok ciddiye almıyor.

Baban... Onlar ayrılar, görüşüyor musunuz?

O da İngiliz. Bir dönem Güney Afrika’daydı.
Ama şimdi İstanbul’da ve tabii görüşüyoruz.

En lezzetli yemek tarifleri burada

False