‘Kıskançlık insana her şey yaptırır'

Güncelleme Tarihi:

‘Kıskançlık insana her şey yaptırır
Oluşturulma Tarihi: Kasım 26, 2022 07:00

‘Amadeus’ sahnelendiği her yerde ses getiren bir oyun. Türkiye’de de birçok ödül aldı. Kapalı gişe oynuyor. Bu sezon kadroda yenilikler de var. Selçuk Yöntem oyundaki şahane performansına devam ederken Tansu Biçer ve Dilan Çiçek Deniz ekibe dahil oldu. Üç başrolle bir araya geldik, oyundan yola çıkarak kıskançlığı, dâhi olmayı ve tiyatroyu konuştuk.

Haberin Devamı

Sahneye çıkmalarına saatler kala buluşuyoruz. Son prova öncesi objektifin karşısına geçiyorlar. Üçünün de adeta ilk oyunlarıymış gibi duydukları heyecan gözlerinden okunuyor. Kısa sürede kaynaşmışlar. Selçuk Yöntem yeni rol arkadaşları için “Oyun başka bir şekilde renklendi. Seyirciden gerekli reaksiyonu aldı. Tansu ve Dilan çok güzel adapte oldular ve uyum gösterdiler. Şu anda keyifle hep beraber oynuyoruz. Hepimiz çok mutluyuz” diyor. Başlıyoruz sohbete...

Oyun, müzik tarihinin unutulmaz bestecileri Wolfgang Amadeus Mozart ile Antonio Salieri’nin hikâyesini anlatıyor. Sizce ‘Amadeus’un derdi ne?

Dilan Çiçek Deniz: Ne kadar çalışırsak çalışalım, yeteneğimiz olsa bile, dâhi olmayı anlayamayız. Anlamakla cezalandırılmış olanların bununla ne yapacağını bilememesinin hikâyesi belki de. Salieri’nin dediği gibi: “Madem bana Mozart’ınki gibi bir yetenek vermedin Tanrım... Bari onu anlayacak zekâyı da vermeseydin...”

Haberin Devamı

* Oyun, 1979’da yazılmış, hâlâ bu kadar etkili ve popüler olmasını neye bağlıyorsunuz?

Tansu Biçer: Çünkü çok gerçek durumlar var oyunda. Özgürce üretmek isteyen ve izin verilirse bunu en âlâ şekilde yapabilecek, zamanının ötesine geçebilecek biri var ve karşısındaysa onun her halini, yaptığı her şeyi anlayan ama ne yaparsa yapsın onun gibi olamayacağını çok iyi bilen biri... Bu, her işte karşımıza çıkabilecek bir durum. Bence seyirci bu durumla empati kuruyor oyunda ve oyunu hâlâ güncel kılan şey de bu diye düşünüyorum.

* Dediğiniz gibi ‘Amadeus’ iki sanatçı arasındaki çatışmalar ve kıskançlıklara odaklanıyor. Sizce günümüzde bu kıskançlıklar ne kadar var?

Selçuk Yöntem: Bugün daha beteri var. Esasında hayatın bütün evrelerinde bu kıskançlık ve hırs var. İnsanın genlerinde olan bir şey bu. Zaten birçok insanın mücadelesi bu hırslara ve bu kıskançlıklara yenilmemek, ona mağlup olmamak üzerine. Güzel hırslara, güzel kıskançlıklara bürünmek insanı daha yaratıcı, pozitif yapıyor. Olumsuz kıskançlık karşıdakine zarar veriyor ama en çok da yapana.

* Puşkin bir öyküsünde Salieri’nin Mozart’ı zehirlediği savını ortaya atıyor. Sizce kıskançlık insana neler yaptırır?

Haberin Devamı

Selçuk Yöntem: İşte her şeyi yaptırır. En beteri de zehirler. Kıskançlığın dozunu tutturamıyor insanoğlu.

Dilan Çiçek Deniz: İnsanı hasta eden, kendinin en kötü versiyonuna dönüştüren şey.

‘Kıskançlık insana her şey yaptırır

* Sizin sanatını kıskandığınız biri var mı?

Tansu Biçer: Yok. Ben iyi yapılan her şeyden çok mutlu oluyorum. Yapanların da daha iyilerini yapabilmesini hep istiyorum. Çünkü sanatta iyi bir şey varsa bu üreticisinden çok onu alana fayda ve mutluluk getiriyor.

Selçuk Yöntem: İyi olan her sanatçıyı kıskanırım ben. Ama bu güzel bir kıskançlıktır. Onun gibi olmak, daha iyi olmak için o kıskançlık duygusunu kendime her zaman bir kamçı olarak görmüşümdür. 

Haberin Devamı

Dilan Çiçek Deniz: Buna kıskanmaktan ziyade imrenmek demek istiyorum. Birini kıskanmak
o olamamakla ilgili geliyor. Ben onu o yapan şeye imreniyorum.

* Amadeus bir dâhi. Salieri bunun çalışarak olmayacağını görüyor. Eğitim şart ama sanatta dâhi olmak için yeterli olur mu?

Tansu Biçer: Tahminim, dâhi olmanın ve bunu açığa çıkarabilmenin içinde bulunulan dönemle ilgisi olduğu yönünde. Diğer şartların, ortada bir deha varsa
o potansiyelin açığa çıkmasında rol oynadığını düşünüyorum.

Selçuk Yöntem: Çalışmak çok önemli ama adam zaten çalışarak bunları ortaya getiriyor. Herkes kendi kapasitesinin ne olduğunu bilmeli, ona göre hareket etmeli. Salieri de bunu açıkça söylüyor; “Yeryüzünde bunu idrak eden tek kişi benim ama bende bu yetenek yok” diyor. Zaten dünya da böyle. Herkes dâhi olsa belki dünya yaşanılır bir yer olmayacaktı. Bu dengelerle toplumsal gelişim oluyor.

Haberin Devamı

Dilan Çiçek Deniz: Dâhi olmakla keyif aldığın, yeteneğinin olduğu bir alanda çalışmak farklı iki şey bence. Öznel bir durum.

Selçuk Yöntem

Hep kendimi eleştiririm

* Günümüzde güzellik, çok takipçili olmak oyuncu seçimlerinde kriter gibi duruyor. Sizce birini iyi oyuncu yapan nedir?

Birini iyi oyuncu yapan, her şeyden önce onun oyunculuğu meslek olarak seçmesi. Yani tiyatroyla işe başlamanın doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü orada beden dilini, enstrümanını, sesini kullanmasını öğreniyorsun. Ama çok takipçili insanlar da çok takipçisi olduğu için iyi oyun oynayacak diye bir
şey yok.

* Gençler oyuncu olma hayali kuruyor. Bu meslek herkesin yapabileceği bir şey mi?

Haberin Devamı

Kendisinde “Evet, ben oyuncu olabilirim” inancı olan, çevresiyle bunu pratikte paylaşan insanlar oyuncu olurlar ama herkes oyuncu olamaz. Yani insanın kendini bilmesi, tanıması gerekiyor. Ama “Ben bu işle uğraşacağım, sanatla uğraşacağım” der ve okuluna gider, bitirir; oyuncu olmasa bile kostümle ilgilenir, yönetmenlik yapar veya dramaturg olur. 

* Kendinizle ilgili bir eleştiri yapacak olsanız bu ne olur?

Ben kendimi hep eleştiririm. Bu, insanı daha diri, daha sorumlu tutar topluma, ailesine ve arkadaşlarına karşı. Ben zaten eleştiri içindeyim kendimle.

* Canlandırdığınız Salieri gibi sizin de karanlık taraflarınız var mı?

Yok. Vallahi yok.

* Sizi bulunca Adnan Ziyagil’den (‘Aşk-ı Memnu’daki karakteri) bahsetmemek olmaz. Siz denk gelince izliyor musunuz? Nedir sizce bu işi kült yapan?

Denk gelince kesinlikle izliyorum. İyi buluşmalar, iyi sonuçlar doğurur. ‘Aşk-ı Memnu’ da iyi bir buluşma oldu. Çok güzel bir tablo oluştu. Çünkü renkler güzeldi. Çerçeve güzeldi. Ve güzel bir fotoğraf çıktı ortaya. Bu buluşmalar kolay kolay olmuyor. Bir peri tozu var ‘Aşk-ı Memnu’nun üzerinde.

‘Kıskançlık insana her şey yaptırır

Tansu Biçer, Selçuk Yöntem ve Dilan Çiçek Deniz’in rol aldığı, 70 kişilik ekibe sahip ‘Amadeus’ yarın, 28 Kasım ve 15-27-28 Aralık tarihlerinde Zorlu PSM’de.

Dilan Çiçek Deniz

Kendi yolumda güçlü hissederek ilerliyorum

* Bu ilk tiyatro oyunun. Teklif geldiğinde ne hissettin?

Nasıl hissettiğimi anlatacak kelime arıyorum epeydir fakat bulamadım. Doğru yolda gibi hissettim. Uzun zamandır bir şeye sevindiğimde
çığlık atmamıştım.

* Peki, nasıl çalıştın?

Yönetmenimiz Işıl Kasapoğlu’nun önderliğinde provalarımıza başladık. Saatler süren provalarda zaman mefhumunu yitirmiştim. Bittiği zaman üzülüyordum. ‘Amadeus’ ekibi elimden tuttu ve beni çok iyi hissettirdi. Tansu Biçer benim şansım oldu, oyunun derdini bana iyi bir şekilde anlatanlardandır.

* Seni en zorlayan ne oldu?

Constanze yer yer yüzeysel görünüyor ama kendi içinde çokkatmanlı. Hem çok âşık hem de bunu korumak için çok ileri gidebilecek biri. Ait olmadığı bir yerde, bir dünyada ama o dünyanın merkezinde olmak istiyor. Onun kadar deli ve yüksek bir yerde olmamak zorladı beni fakat bu karakter kendimi bulmamı sağladı aynı zamanda. Deliliğin sınırlarında gezen bu kadının o çizgiyi hiç geçmemesi şahane bir şey. Cüret etme cesaretine hayran kalıyorum. Bunu kendimde araştırıyorum.

* Sahneye çıktığında ne hissettin?

Güçlü hissettim. Büyülü bir arenada gibi hissettim. 

* Şimdi tiyatro sahnesi sana ne ifade ediyor?

Özlediğim biri gibi. Çok özlediğim hem de. Sahnede oldukça varoluşumu kutladığımı hissediyorum ve her anı özümsemeye çalışıyorum. Her bir saniye çok değerli.

* Oyunun dışında şu an hayatında nasıl bir dönemdesin?

Yaratıcı bir dönem. Ne istediğimi daha iyi anladığım, istemediklerimi arkamda bıraktığım. Kendi yolumda ilerlediğim bir dönem.

‘Kıskançlık insana her şey yaptırır

Tansu Biçer

Bağımsız filmlerde olmayı seviyorum

* Seninle ilgi hep ‘iyi oyuncu’ yorumları var. Bunları görünce ne hissediyorsun?

Çok iyi hissediyorum. Böyle düşünen herkese teşekkür ederim. İşimi iyi yapmaya çalışıyorum, içinde bulunduğum hikâyeleri gelen herkese anlatmaya gayret ediyorum. Böyle övgü alınca da anlatabildiğimi düşünüp mutlu oluyorum.

* Genelde seni arthouse, bağımsız filmlerde izliyoruz. Bu özel bir seçim mi?

Bağımsız filmlerde olmayı seviyorum. İki seçeneğim varsa bağımsız olanı daha çok merak ediyorum. Hayat da öyle ilerledi bir yandan. Bana ilk gelen teklifler bağımsız filmler oldu. Sonrasında da hepsinde çok severek çalıştım. Özellikle diretmedim ama vizyon filmi olmayınca da üzülmedim.

* Hayatının büyük bölümünü tiyatroya adamışsın. Şu an tiyatro ve oyunculuk sana ne ifade ediyor?

Severek yaptığım, kendi seçtiğim bir işe sahibim. Bu tabii çok özel bir durum ve kıymetini bilmem gerektiğini de biliyorum. Kendimi ifade edebilme alanı benim için tiyatro. Bir hikâye çevresinde tanıdık tanımadık bir sürü insanla bir buluşma alanı.

* Oyuna bu sene dahil oldun. Neydi seni çeken? Mozart karakteri için nasıl bir çalışma yaptın?

Işıl Kasapoğlu’yla yeniden çalışma fırsatı en çekici şeylerden biriydi benim için. Ama asıl nokta tabii ‘Amadeus’ gibi bir hikâyenin parçası olmaktı. Filmini çok severek izlemiştim çok eskiden, şimdi de aynı rolü oynama fırsatı geldi. Bu çok güzel bir his. Bir yandan uzun süredir de sahnede böyle yüksek enerjili bir rol oynamamıştım. Bunun bana iyi geleceğini düşündüm ve öyle de oldu. Sahne sahne ele almak yerine sürekli baştan sona giderek, bol tekrarla hikâyenin bütününü anlamaya çalıştım. Bunun her oyunda çok işe yarayan bir metot olduğunu düşünüyorum. Sahne sahne derinleşince sahnelerin birbirinden kopuk olması tehlikesi doğuyor bence. Amadeus’un hayatının 8-10 yıllık bir periyodu anlatılıyor oyunda. Dolayısıyla aralarda seyircinin görmediği neler olduğunu bulmaya çalıştım.

Bu oyundan çıkardığınız en önemli ders ne oldu?

Selçuk Yöntem: Fazla kıskançlığın, hırsın insan için iyi bir şey olmadığı. Onun için herkes bu dersi almalı, hayatına bunu yaymalı. Kötü şeyleri göstermek lazım ki insanlar da “Evet, yapmayalım” deyip kendi yaşamına, karakterine, kişiliğine çekidüzen versin.

Tansu Biçer: Sonu ne olursa olsun insanın işini sevdiği şekilde yapmaya devam edebilmesi için şartları zorlaması gerekiyor. Kim ne derse desin senin için sanat böyle güzelse, doğruysa öyle yapmaya devam etmelisin.

* Dilan Çiçek Deniz: Çok fazla var fakat buna genel olarak tiyatrodan çıkardığım dersle bir örnek vermek istiyorum. 6’ncı oyundan sonra kelimelerin hiçbir önemi olmadığının farkına vardım. Her oyun aynı ama asla aynı değil. Enerjisi, içinde bulunduğun durum ve durumdan gelen duygu bambaşka. Her oyuna Constanze’ı oynayan Dilan olarak çıkıyorum fakat her oyun aynı Dilan olmuyor ve doğal olarak Constanze da.

 

 

 

 

 

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!