Demir paralar gibiyiz; hepimizin bir yazı, bir tura tarafı var

Güncelleme Tarihi:

Demir paralar gibiyiz; hepimizin bir yazı, bir tura tarafı var
Oluşturulma Tarihi: Aralık 15, 2018 08:30

Reklamlardaki ‘Özgür Çocuk’ olarak tanındı, ‘Ezel’den ‘Kaybedenler Kulübü’ne unutulmaz işlerde rol aldı. Yiğit Özşener’le BluTV’de başlayan ‘Bozkır’ için buluştuk. Rol aldığı diziden yola çıkarak hayatın çok adil olduğuna inanmadığını söyledi: “Dışarıdan empoze edilecek hiçbir adaletin çok fazla raf süresi yok. Bu, insanın içinde olup biten bir şey.”

Haberin Devamı

Sizin ilk internet diziniz ‘Bozkır’. Televizyon ve dijital dünyayı nasıl kıyaslarsınız?
- Dijitalde senaryolar, hasretini çektiğimiz türden.
 Nedir o hasretini çektiğiniz senaryolar?
- Üzerine daha fazla çalışılmış karakterler var. Mesela üç-dört bölümde bir şizofreni belirtileri göstermiyorlar. İşlerin başı-sonu belli. Birbirimize dakikalarca melül melül bakmıyoruz. Tabii bu konuda pratiğimiz pek yok. Nasıl bir sahneyi iki dakikadan 12 dakikaya çıkarmayı öğrendiysek, bu tip dizileri de yapa yapa iyi hikâyeler anlatmayı becerebileceğiz.

Demir paralar gibiyiz; hepimizin bir yazı, bir tura tarafı var

40 dakikada bir karakteri anlatmak daha mı zor, daha mı kolay?
- Teknik olarak daha zor ama daha iyi. İçerikle ve ne söylemek istediğinle ilgileniyorsun. Farklı bir egzersiz.
Dijitalde içerikteki özgürlük, her işin içine gerekli gereksiz küfür yerleştirilmesine de sebep oluyor sanki...
- Kötü senaryoların yazılma sebebi küfredemememiz ya da bacak gösteremememiz değil. Tabii bunlara ihtiyaç duyulan senaryolar olabilir; olaya muhafazakâr bir yerden bakmıyorum. Ama işi küfür ve bacak üzerine kurmak bana yanlış ve çiğ geliyor.
İnsanlar birbirlerini
çok kolay ötekileştiriyor
 ‘Bozkır’ izleyene yalnızlık, sessizlik ve terk edilmişlik hissi geçiriyor. Hatta dizide, “Burada yaşamak mezarda uyumak gibi” deniyor. ‘Bozkır’ size ne ifade ediyor?
- İnsan oradayken varlığına, şehrin ortasında, kalabalığın içinde olduğundan farklı bakıyor.
Peki ne görüyor?
- “Küçüğüm, aslında pek de esamim okunmuyor” diye düşünüyorsun. Sonra o boşluğun içinde bir rahatlama yaşıyorsun. Sebebi belki de bir sürü şeyi çok fazla önemsiyor olmamız.
İlk bölüm bir cinayetle başlıyor. Suriyeli mülteciler, halk tarafından ilk suçlananlar oluyor ve ötekileştirildiklerini görüyoruz.
- İnsanlar birbirini çok kolay ötekileştirebiliyor. Sosyal hayatta bile... Arkadaşlar, arkadaş grupları...
Neden?
- Temelde insani özelliklerimizden uzaklaştığımızda bunu yapmak daha kolay oluyor. Çünkü o zaman karşımızdakinin de insan olduğunu unutuyoruz. Bunun temelinde de herkesin kendi köşesini kollamaya çalışması var. Herkes köşesini tutmaya çalıştığında çok fazla acımasız, umursamaz, terbiyesiz olunabiliyor.
Demir paralar gibiyiz; hepimizin bir yazı, bir tura tarafı var

Hikâyede cinayet dosyasının bir an önce kapanıp ortalığın sakinleşmesi için vakayla ilgilenilmiyor. Hayatta da bu kadar kolaya kaçan, bir şeyleri örtbas eden insanlar mı olduk?
- Evet. Evi bile temizlerken tozu çöpe atmak yerine “Halının altına süpürelim, misafir görmesin” diyebiliyoruz. Oysa bütün pislikler hâlâ halının altında. Bunun sebebi tembellik, sorumluluk almamak, gerçek bir bağ kurmamak. Sadece işini yapmış oluyor, işini yapınca da kendini görece rahat hissediyor. Bu, ileriye bırakılacak bir miras olamaz.
Hayatta bazen bırakasın gelir
Demir paralar gibiyiz; hepimizin bir yazı, bir tura tarafı var

Karakterlerden biri, “Adalet zamanın kölesidir” diyor. Sizin adalet kavramıyla aranız nasıl?
- Hayatın çok adil olduğuna inanmıyorum. İnsanın kendi içinde, başkalarıyla kurduğu ilişkilerde adil olması gerektiğine inanıyorum. Onun dışında, dışarıdan empoze edilecek hiçbir adaletin çok fazla raf süresi yok. Bu, insanın içinde olup biten bir şey.
Yorgun, bırakmış bir başkomiseri canlandırıyorsunuz. Siz onu nasıl anlatırsınız?
- Karakterin ‘bırakmışlığı’ üzerinde çok durdum. Aslında bozkıra başka bir sebeple geliyor. O şeyleri çözmeden de işe sarılacak bir durumu yok.
Bırakmışlık neden sizi bu kadar etkiledi?
- Hayatta da bazen bırakasın gelir. Bu biraz can sıkıcı olabilir, insanın yalnızlık çekmesine sebep olabilir. Ama insanın kendiyle ilgili, dışarının etkisi olmadan düşünebildiği tek gerçek zamanlar da bunlardır.
‘Superman’ bile oynayacaksam insani bir tarafı olsun
 Ekranda genellikle karanlık ve gizemli tipleri canlandırdınız. Bu sizin tercihiniz miydi?
- Derinlikli karakterleri seviyorum. İnsanlık hali de böyle bir şey değil mi? Demir paralar gibiyiz; hepimizin bir yazı, bir de tura tarafı var. Bununla bir karakterde oynamak ve temas kurmak güzel.
Sizin yazı ve tura taraflarınızda neler var?
- Çok şey. Atalım, görelim.
Yakışıklı bir adamsınız. Neden hiç kariyerinizde kullanmadınız bunu?
- Bunu tercih etmedim. Utangaç biriyim.
Jön olmak istemez miydiniz?
- Belki bundan sonra öyle roller de gelir. Her türlü rol itinayla oynanır. İşin şakası, bunu tercih etmedim. Bana verilen her türlü rolün altından kalkmak için hep elimden geleni yapmaya çalışıyorum, buna çalışırken de sadece derinlikli karakterler gelsin diye diliyorum.
Biraz açsanız...
- ‘Superman’ bile oynayacaksam insani bir tarafı olsun. Sadece pelerini geçirdi diye her şeyi halletmesin. Arada sırada yolda yürürken ayağı bir yere takılsın, tökezlesin. Çünkü öyle anlar benim için çok kıymetli.
Sizi 20 sene önce bir reklam filminde ‘Özgür Çocuk’ karakteriyle tanıdık. Şimdi 40’lı yaşlarınızdasınız. Neler değişti?
- Rahatlık geldi. Önceleri daha endişeliydim, “Şunu da bunu da yapacağım” diyebiliyordum. Şimdi bakıyorum, her şey daha sakin ilerleyebiliyormuş. Bu da çok güzel. Şimdi daha fazla ses duyuyor, daha çok şey görüyorum.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!