GeriAteş BAKAN Sermayeyi de yediler…
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    32
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sermayeyi de yediler…

Şapkanın düşüp, kelimizin tamamen gözüktüğü bir dönemden geçiyoruz.

Önce bir durum tespiti yapalım…
Transfer Market sitesinin verilerine göre büyük kulüplerimizin bugünkü değerlerini yazalım.
Galatasaray: 81,8 milyon Euro.
Beşiktaş: 80,10 milyon Euro.
Fenerbahçe:68,10 milyon Euro.
Sayılar, takip etmeyenler için fazla bir şey ifade etmez. Biraz anlam kazandıralım.
9 yıl önce, 2010/2011 sezonunda;
Galatasaray: 137,7 milyon Euro,
Beşiktaş:149,0 milyon Euro,
Fenerbahçe:153,7 milyon Euro, değerindeymiş…
Bu değerler, yüzde 10 artıp eksilerek bu sezona değin korunmuş…
Bugün ise durum bu…
Önce gerçeği kabullenmek durumundayız…

***
Aslında acı gerçek bu da değil. Daha kötü…
Kulüplerimizde kiralık oynayan oyuncular da, kulübün değerleri içinde yazılıyor. Bizim anladığımız anlamda değeri ifade edebilmek için kiralık oyuncuları çıkarmak lazım. Çünkü adı üzerinde, onlar o kulüplerin malı değil, kiralık…
“Çıkartayım”, dedim… Birde baktım ki, en değerli oyuncular kiralıkmış…
Birlikte bakalım:
Galatasaray’ın toplam değeri, 81,8 milyon Euro gözüküyor.
Kiralık olan, Ndiaye 12,5, Onyerekuru 10 milyon Euro… Bu ikisini çıkardığımız zaman Galatasaray’ın toplam değeri 59,8 milyon Euro’ya düşüyor.
Beşiktaş’ın toplam değeri, 80,1 milyon Euro gözüküyor.
Kiralık olan, Ljaic 13, Karius 9,5 milyon Euro… Bu ikisini çıkardığımız zaman Beşiktaş’ın toplam değeri 57,60 milyon Euro’ya düşüyor.
Fenerbahçe’nin toplam değeri, 68,10 milyon Euro gözüküyor.
Kiralık olan, Slimani 10, Ayev 9, Benzia 4 milyon Euro… Bu üçünü çıkardığımız zaman Fenerbahçe’nin toplam değeri 45,10 milyon Euro’ya düşüyor.
Gördüğünüz üzere 9 sezon öncesine göre üç büyük kulübümüzün parasal değeri, bir anlamda da sermayesi, üçte birine düşmüş durumda…
Borcu falan biliyoruz da, satacak da bir şey de kalmamış durumda…
Kara günü çok kararttım, küçük ama yol gösteren, umut ışığı veren bir de not düşeyim:
Fenerbahçe’nin en değerli oyuncusu Elif Elmas 7,5 milyon Euro…
Galatasaray’ın en değerli oyuncusu Ozan Kabak 6,5 milyon Euro…
Trabzonspor’un en değerli oyuncuları, Abdülkadir Ömür 10 ve Yusuf Yazıcı 11milyon Euro…
Bunlar bize kulüplerimizin izlemesi gereken yolu anlatıyor…
İster erken keşfetsinler, ister kendileri yetiştirsinler, artık bugüne değil yarına yatırım yapsınlar!

***
Avrupa’da ise tam tersi bir gelişme yaşanıyor…
5 büyük ligin büyük takımlarının değerleri, iki veya üç katına çıktı.
Örneğin:
Barcelona, 2010-11 sezonunda 561,1 milyon Euro değerinde iken bugün, 1,160 milyon Euro değerinde.
Real Madrid, 2010-11 sezonunda 506,9 milyon Euro değerinde iken bugün, 926,5 milyon Euro değerinde.
M.City, 2010-11 sezonunda 394,1 milyon Euro değerinde iken bugün, 1,130 milyon Euro değerinde.
Liverpool 2010-11 sezonunda 365,5 milyon Euro değerinde iken bugün, 926,5 milyon Euro değerinde.
Futbolumuzun geçeği maalesef bu…

***
Neden bu noktaya geldik? Ayrı bir araştırma konusu…
Dikkatle incelenmeli!
Yöneticilerin sadece günlerini düşünmeleri, taraftarın talebi, döviz kurundaki kayıplar, alt yapıdan oyuncu yetiştirilmemesi gibi birçok nedenden söz edebiliriz. Ediliyoruz da…
Ancak hiç söz edilmeyen bir nedeni de ben ekleyeyim:
3Temmuz 2011…
Bu tarihte Türk futboluna bir kumpas kuruldu. Halen sadece “Fenerbahçe’ye yapıldı”, diye biliniyor ama gerçek o değil. Gerçek, o gün itibariyle Türkiye de bütün futbol kulüplerinin borsa değerleri yerle bir oldu. Türkiye liginin marka değeri yok oldu…
“Temizlik yapıyoruz”, iddiası ile çıkıldı. Tam tersine kirletildi…
Bu çok önemli noktayı, bugün mahcup olduğumuz için kimseler dile getirmiyor… Çünkü hepimizin vebali var… Ve halen devam ediyor…
Türk futboluna kumpas kuranların davası bugün hala devam ediyor… Ancak sessiz ve mahcup bir şekilde…

***
İşe, bu gerçekleri kabullenerek başlamak gerekiyor.
Sadece kulüplerimizi yönetenlerin değil önce medya olarak bizim, sonra bizi izleyen taraftar olarak sizlerin bu gerçeği kabullenmesi gerekiyor…
Kulüplerimiz ismi büyük futbolcuları alamaz, alsa bile maaşını ödeyemez!
Ancak alışmışız ve aynısını istiyoruz.
Devre arası olduğu zaman “transfer “istiyoruz. Hem de şöyle ses getiren olsun istiyoruz…
Siz istiyorsunuz da, isteten biziz…
20 gün boyunca yazacak okutacak bir şeyimiz yok ki… “Geldi, gitti gidiyor”, yazıyoruz…
Seviyorsunuz, okuyorsunuz…
Sonra gelmeyince “basiretsiz yönetici”, diye yazıyoruz. Onu da okuyorsunuz…
Biz mi alıştırdık? Siz mi istediniz? Bilmiyorum ama gerçek bu…
Oysa futbol devre arasına girdi ama basketbol, voleybol, yüzme, kayak, tenis devam ediyor…
Biz belki onları yazmayı bilmiyoruz…
Siz de yazsak da, okumuyorsunuz sanırım…
Kim hatalıdır?
Bilemem ama Türkiye’de sporun geldiği nokta budur!

***
“Geldiği” sözcünü bilerek kullandım…
“Eskiden böyle değildi”, anlamında...
Birkaç örnek ile anlatayım derdimi…
Milliyet gazetesi 1954 yılından bu yana, geleneksel yılın sporcusu anketini yapar… Bakın kimleri yılın sporcusu seçmişiz.
1954 yılında yüzücü Murat Güler
1956 yılında güreşçi Hamit Kaplan
1961 yılında okçu Yücel Cavkaytar,
1963 yılında atlet Muharrem Dalkılıç,
1965 yılında binici Kemal Öncü,
1971 yılında eskrimci Özden Ezinler,
1972 yılında boksör Cemal Kamacı…
O dönemler internet falan yok… Gazete kupon veriyor. Siz kuponu dolduruyorsunuz Postaneye gidip yatırıyorsunuz. Oylar itiraz olursa diye aylarca torbalarda saklanıyor…
Seçime her yıl tam 300.000 kişi katılıyor. İnanılır gibi değil, değil mi?
Kimse anlatmasın… Bu ülke sporu seviyor ve izliyordu…
Şimdi futbol devre arasına geldiğinde panikliyoruz…
Mecburen “o gidecek, bu gelecek” falı açıp, sizlere anlatıyoruz…
Siz de gerçeği değil falı istiyorsunuz gibi geliyor bana…
Hep birlikte korkmadan itiraf zamanı bence…

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle