GeriKelebek Yok birbirimizden farkımız
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yok birbirimizden farkımız

Mail'leriniz, fakslarınız gümbür gümbür geliyor. Yaşadıklarınızı, düşündüklerinizi, hissettiklerinizi anlatıyorsunuz. Fena mı oluyor? Peki bundan nasıl bir sonuç çıkacak? Kriz mi bitecek, hükümet ders mi çıkaracak, sistem mi değişecek? Hayır, bunların hiçbiri olmayacak! Ama siz kendinizi ifade etmiş olacaksınız. Söylemek istediklerinizi içinize atmak yerine en azından bu gazetenin diğer okuyucularıyla paylaşmış olacaksınız. Bu süre zarfında, hepiniz geçici de olsa köşe yazarı olacaksınız. Ruh sağlınızının düzelmesinde birazcık faydası olur diye düşünüyoruz. Yanlış mı düşünüyoruz? Üstelik şu da var: Herkes, birbirinin düşüncesinden bir şeyler öğreniyor. Cesaret buluyor. Ya da ‘‘A aaa. Bak, o da benim durumumdaymış!’’ diyebiliyor. Ne oluyor? Paylaşmış oluyoruz. Hadi başlayalım...ESKİ HAYATIMI ÖZLÜYORUMGerçekten ihtiyacımız var yazmaya, konuşmaya, soru sormaya! Neden biliyor musunuz? Çünkü toplum olarak kimliğimizi kaybetmeye başlıyoruz. Prozac'la günümüzü geçirmeye çalışıyoruz ve seviniyoruz (ve ben tek değilim!) Ne yazık ki, beni bir ‘‘tost makinesi’’ de mutlu etmiyor (keşke etse!) Çaresizlik içinde günler geçiyor ve bunalım artıyor. Ben 32 yaşında, bir senelik evli (ki şu anda beni mutlu eden tek şey eşim ve hálá sevişebiliyorum) 2 yabancı dil bilen, üniversite mezunu, batmış bir şirket sahibi adamım. Ve inanın 12 sene önce Türkiye'ye göç ettiğim zaman (Bulgaristan doğumluyum) her şeyi göze alarak terk ettim o ülkeyi. İki bavul ve ümit. Türk kimliği (benim için çok önemli) ve sıfırdan başlamak bana heyecan veriyordu, hayatıma bir anlam getiriyordu. Çok çalıştım, okudum, direndim ve bir yerlere geldim. Şirket, ev, araba (insana daha fazla ne gerekiyor ki?). İnanın para benim için hiçbir zaman amaç değildi, sadece bir araç, iyi kitaplar, CD'ler, güzel bir sosyal hayat (ve hálá öyle düşünüyorum). Ve sonra kriz... Durumlar malum ve bu kadar tepkisizlik, karamsarlık. İnanın, kendimi Che Guevara gibi hayal etmeye başlıyorum bazen (düzen insanları ne duruma düşürüyor, kahretsin!). Bazen de Küba'ya göç ediyorum (bir yerlerde okumuştum bir ay için 20 dolar yetiyormuş) ve sonuçta bir hayalci olmaya doğru ilerliyorum. Ne kadar trajikomik bir durum, değil mi? Sosyalist bir ülkeden kaçtığım için oradaki ütopik dünyayı da çok iyi biliyorum, bunun bir çözüm olmadığını da! Acaba şimdi Gandi'yi mi dinlesem ve yüzümü çevirip bir tokat daha mı yesem?! Okumaya çalışıyorum (ki eskiden böyle stres atıyordum), ama nedense o kadar kitap arasında elim devamlı Bukowski'ye, Salinger'a ya da O. Henry'ye gidiyor (bilinçaltında onların sevgili, başarısız, hayatta küsmüş, isyancı, alkolik, anarşist ve o kadar da gerçekçi kahramanlara mı dönüşüyorum acaba?). Müzik desen, Leonard Cohen, The Cure, Metallica... Acaba diyorum ben nereye gidiyorum? Ümitlerin bittiği yerde, ütopikler başlıyor ve onları (T. Moore, T. Campanela) şimdi daha iyi anlamaya başlıyorum. Ve eskiden (Bulgaristan'da 2000'den fazla reprodüksiyonum vardı, bütün ünlü ressamların ve bir sürü kitap, güzel sanatlarla ilgili) ve bunalımlı dönemlerde (orada ekonomik kriz yoktu, kimlik krizi vardı) resimler bana değişik bir güç veriyordu ve bunalımı azaltıyordu. O zaman resim de yapıyordum. Ki ne yazık artık bunu da yapamıyorum. Ve ben Vermeer hayranıyım, o da şu anda beni mutlu edemiyor, zavallı... Kriz hepsini aldı, para o kadar önemli değil. Ben sadece eski ruh halimi özlüyorum. Ama ne yazık ki bu krizi sona erdiremiyorum. Yine de J.D. Salinger'ın çok sevdiğim bir lafı vardır: ‘‘Bir işi yapmadan önce nasıl bilebilirsiniz ki onu yapıp yapamayacağınızı?’’ Evet, ben de kolay teslim olmayı redddediyorum! İn vino veritas... (Tanju S.)BU BUNDAN SONRAKİ YAŞAM BİÇİMİKocaman bir anons yap: ‘‘Dır dır etmeden yaşamaya karar verenler bir araya gelelim. Bu bir kriz ortamı değil! Bu bizlerin bundan sonraki yaşam biçimi...’’ Ama önce bir araya gelmek lazım. Toplantı yapmadan toplanalım. Tamam mı? Ve bizler, sessizce işlerimizi en iyi şekilde yapmak için uğraşalım. Elimizde sevdiğimizin eli... Başarmak için değil, beğendirmek için çalışalım. Yap bakalım anonsu öğrenelim, bakalım kaç kişiyiz? Değer yahu! Bu yıl sonbahar çok güzel Türkiye'de. Bilmem farkında mı insanlar? Neler vardır kimbilir birbirimize anlatacak? Anılar, hayaller, idealler, komiklikler... Plan yok, proje yok, vaat yok. Dümdüz ve sakin. Sen anonsu yap, orada bir yerde tanışırız. (Mehmet Ö.)BALIKÇI OLDUMKrizden hem maddi hem manevi etkilendim. Bir şirkette yönetici olarak çalışmaktayım. Doğal olarak da depresyona girdim. Ne mi yaptım? Yine bir şirkette üst düzey yönetici olan bir arkadaşımla balıkçı oldum. Eskiden sadece balık alırken tanıdığım balıkçılarla şimdi yemek yiyip, beraber avlanmaya çıkıyoruz. Onların dünyalarına girdik. Dertleri, sorunları sorunlarımız oldu. Sizi de mevsimiyken, lüfer yemeğe davet ederim. Tabi ki balıkçı barınağında... (Samim A.)KURTARICI EMLAKÇI Tuhaf ama kriz, bildiğimiz yolların dışında başka alternatifler önümüze çıkarıyor. Başıma geldi. Ev arıyordum. Aynı zamanda komisyoncuların alacağı parayı hesaplıyordum. Gazetede bir ilan gördüm: ‘‘Sahibinden kiralık daire araştırması yapılır’’. Aradım. Emlakçı değildi. Sizin yerinize kiralık evleri araştırıyor, fotoğraflarını çekiyor, bir dedektif gibi önünüze seriyor. Üstelik tüm bunlar o evsahiplerinin izni dahilinde yapılıyor. Buna karşılık siz bir aylık kira ücretini değil, araştırma bedeli olarak kiranın yüzde 10'nu ödüyorsunuz. İyi yani. Kriz günün kurtarıcı emlakçısı buna derim! 300 milyonluk ev tuttum. 30 milyon verdim. Beni kurtardı... (Ersin K.)İŞTEN ATILMAK BELKİ DE BİR FIRSATTIRHeeeey. Bunalım dönemlerini konuşarak ve paylaşarak geçirebileceğine inanan biri olarak sana yazmaya karar verdim! Ben de işini kaybedenlerden biriyim. Başvurmuş olduğum hiçbir işten olumlu olumsuz yanıt gelmedi. Bunlar ne arıyorlar diye düşünüyor insan? Boşverdim! İşten atıldıktan sonra düşündüm; o kapı hemen kapanmalıydı: Bu, belki de ben ne yapmak istiyorsam onu yaratmak için bir fırsattı. 8 yaşımdan beri tuttuğum günlüğüme böyle yazdım. Ve sonuçta karar verdim: Çok düz olacak ama hiçbir şey benim kendimi iyi hissetmemden daha mühim değildi! Çünkü ben iyi hissetmezsem eşime ve yakınlarıma da iyi hissettirmiyorum. Ne mi yapıyorum peki? Mesela apartman bahçesinde yuvalanmış 13 kediye annelik ediyorum... (Elbi P.)