GeriKelebek Üç Maymun’un araba sevdası
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Üç Maymun’un araba sevdası

Üç Maymun’un araba sevdası
refid:10235568 ilişkili resim dosyası

Cannes’da Nuri Bilge Ceylan’a en iyi yönetmen ödülünü kazandıran ve beş aydır yolu gözlenen Üç Maymun nihayet ülkemizde gösterime girdi. Sinemamızın yeni yıldızı Hatice Aslan’la filmi ve oradaki araba sevdasını konuştuk.

İsmail Türkmen / citizenoff@gmail.com

Hatice Aslan benim için yaklaşık yirmi yıldır bir yıldız ama maalesef sinema dünyasına çok gecikmeli olarak ayak bastı. 1990’ların başında TRT’de ilk olarak Ferhunde Hanım ve Kızları adıyla yayınlanmaya başlayan efsane dizi Ferhunde Hanımlar başta olmak üzere beyaz camda izleyici karşısına çıktığı bütün rollerde çok başarılı oldu. Umarım sinema alemi çok geç tanıdığı bu büyük oyuncuya bundan sonra hak ettiği değeri verir.

Ancak kendisi halinden memnun. “Biraz kaderci” olduğunu ve her şeyin zamanı geldiğinde gerçekleştiğine inandığını söylüyor. Altın Portakal ve Nurgül Yeşilçay hakkında söyledikleri de Hatice Aslan’ın kendisiyle ne kadar barışık bir insan olduğunu gösteriyor. Bu arada özel sohbetimiz arasında, bir dönem filminde oynamayı çok istediğini de ifade eden güzel sanatçının bu dileğini buradan yapımcı ve yönetmenlere de duyurmuş olalım.
Yaklaşık 25 yıldır Devlet Tiyatroları’nda oyunculuk yapan Aslan ile daha çok Üç Maymun’da canlandırdığı Hacer karakteri etrafında dönen bir söyleşi yaptık.

- Herkes Hacer’i suçlu görüyor sanki. Fakat bana kalırsa Hacer’in asıl suçu galiba beceriksiz olması, gizlemesi gereken bir şeyi gizleyememesi. Ne dersiniz?
- Hayır aslında ben de öyle suçlu görmüyorum. Yönetmenimiz de öyle düşünerek çekmedi filmi. Burada küçük bir ailemiz var. Ve bunlar bir kurtuluş arıyorlar. İçinde bulundukları durumdan kurtulmaya çabalıyorlar. Oğlu İsmail üniversiteyi kazanamamış, “Arabam olsa servisçilik yapar, bir şeyler kazanırım” diyor. Aynı şekilde kocası Eyüp de “Tamam bu suçu üstlenirim, dokuz ay yatarım ama hiç olmazsa elimize toplu bir para geçer” diye düşünüyor. Kadın da kendince oğluna iş bulmaya çalışıyor. En sonunda kocasının patronuna gidiyor ve ondan, hayatında duymadığı sözleri duyuyor. “Hacer Hanım sizin için her şeyi yaparım” sözü, farklı bir sınıfa ait olması, arabasının olması ve patron olması... bütün bunlar onu bir şekilde çarpıyor.

Ayrıca tabii bir de kadının çok yalnız olması gibi bir durum sözkonusu. Bunun en belirgin biçimde ortaya çıktığı sahnelerden birini ilk başta görüyoruz. Eyüp, suçu üstlenme olayını karısına danışmıyor bile. Kocası hapse düşünce, arkadaş çevresinden dolayı sorunlu olan oğluyla başbaşa kalıyor. Zaten önceden diğer oğlunu kaybetmiş. Bundan dolayı içine kapanmış durumda. Sonuçta bir anne ve evlat acısı var.

Dolayısıyla burada hiç kimseyi suçlamamak lazım. Herkes iyiniyetle içinde bulundukları durumdan kurtulmaya çalışıyor. Hikayede herkesin amacı aileyi felaha çıkarmak.

- Ölen çocuğun hayaleti babaya ve kardeşe görünüyor ama anneye görünmüyor. Kurguda anne biraz – Atilla Dorsay’ın ifadesiyle – meşum gösterilmiş. Bunun dışında Hacer sanki filmdeki en ifadesiz karakter gibi duruyor, bilmiyorum katılır mısınız?

Üç Maymun’un araba sevdası

- Öncelikle Atilla Dorsay ve Fatih Özgüven gibi hakkımda onurlandırıcı yazılar yazan insanlara burada teşekkür etmek istiyorum. Aslında Hacer duygusuz bir kadın değil ama bizler ekip olarak filmde kadının ağır bir suçluluk duygusu yaşamasını istemedik sanırım. Ölen çocuğun hayaleti ağabeyine ve babasına görünüyor çünkü hem baba hem de oğlu geçmişle ilgili bir vicdan muhasebesi içindeler. Muhtemelen bu çocuk ağabeyi İsmail’in yanındayken boğulup ölmüş. Baba ise o an için çok kötü şeyler yapıp yapmamayı düşünüyor, dolayısıyla ölen çocuk babasını sağduyuya çağırıyor. Ancak kadın için böyle bir durum sözkonusu değil. Hacer kendinden emin ve yaptıklarının arkasında duruyor.

HACER’DEN BEN DE KORKTUM

- Hacer’in gönlü, zengin biri olduğu için mi kocasının patronu Servet’e kayıyor yoksa Eyüp onu tatmin edemediği için mi?
- Yalnızlık var tabii. Hacer yalnız ve güzel bir kadın. Hem Servet’in zengin biri olması hem de yalnızlık duygusu onu kocasının patronuna yakınlaştırmış olabilir. Ayrıca maalesef şöyle bir durum da var. Kadınlar genelde erkeklerin arabasına bakıyor. Erkekleri algılamaları arabaya göre değişiyor. Kadınlarımız varlıklı insanı daha farklı görüyor. Hatta internette görmüştüm. Bir kadına pırlanta veren erkek o kadına olduğundan daha yakışıklı görünüyormuş. Dolayısıyla içinde yaşadığı şartlar da göz önüne alındığında Hacer’in Servet’in varlığından etkilenmemesi düşünülemez.

- Hacer aslında tutkulu da bir kadın. Hatta bir açıdan bakıldığında ailede geleceğe dönük yaşayan tek insan. Kocası ve oğlu daha çok geçmişte kalmış bir yaşam sürüyorlar.
Hacer’in tutkulu olduğu doğru, hatta bazı sahnelerde ben bile korktum oynadığım karakterden. Örneğin Servet’le kalede buluştuğu sahne. Adam itiyor ama o yine de adamın ayaklarına sarılıyor. Ayrıca Servet’in kendisini bir çırpıda bırakması da Hacer’deki hırsı kamçılıyor. Sonuçta Hacer’in Servet’le olan ilişkisi bir noktadan sonra bir takıntı halini alıyor.

Evet Hacer belki pek sağlıklı biri değil ama aslında kocasına bağlı bir kadın. Ancak çocuğunun zararlı arkadaşlarından dolayı kötü yollara düşmesinden korktuğu için Servet’ten para istemeye razı oluyor.

- Cep telefonunun melodisi yaptığı Yıldız Tilbe’nin “E mi” şarkısından yola çıkarak Hacer’in sevdiği erkekle evlenemediğini düşünebilir miyiz?
Hayır aslında bu şarkının kullanılmasının amacı sanırım genel bir beğeniyle ilgili. Yani Hacer, bu tür şarkıların dinlendiği bir kültürün içinde yaşayan bir insan.

ÜÇ MAYMUN BİR BAŞYAPIT

- Hikayede “namus cinayeti”nin işlenmemesi sevindirici.
- Evet burada sıradan bir hikaye anlatılmıyor. Bir gerilim elbette yaşanıyor ancak sonuçta herkes içine düştükleri zor durumdan kurtulmaya çalışıyor ve bunun mücadelesini veriyor. Zaten filmi büyük yapan şeylerden biri de bu. Nitekim ben filmi izlediğimde bu açıdan da Nuri Bilge Ceylan’a olan hayranlığım katlandı. Ülkemiz adına her yerde gururla gösterebileceğimiz bir başyapıt olduğunu düşünüyorum Üç Maymun’un.

- Bu ilk sinema filminizdi. İlerisi için ne düşünüyorsunuz?
-
Evet ilk filmimdi Üç Maymun. Sinemayı çok sevdim ve devam etmek istiyorum. Yakında gösterime girecek olan bir Bulgar filminde de oynadım. Kerem Atabeyoğlu, Saadet Aksoy ve ben orada bir Türk ailesini canlandırdık. Filmin yönetmeni şimdiye kadar kısa filmleriyle adını duyurmuş olan Kamen Kalev. Sinema başka türlü bir yolculuk. İnşallah aynı şekilde keyifle çalışacağım projeler çıkar karşıma.

- Dizi setiyle film setini karşılaştırır mısınız?
Sonuçta ikisi de disiplinli ve sıkı çalışmayı gerektiren ortamlar. Tiyatro da öyle. Dolayısıyla aslında bunlar arasında pek fark olduğunu düşünmüyorum. Örneğin Düğün Şarkıcısı’nda da Üç Maymun’da da oynadığım karakterlere bürünüyorum setlerde. Ben karakterlerime kendimden bir şeyler katmayı da sevdiğim için ekstra çaba gösterdiğimi söyleyebilirim. Sette arkadaşlara saygıda kusur etmemeye çalışır ve özellikle de yönetmene çok saygı duyarım. Kendimi tamamen yönetmene teslim ederim.

- Altın Portakal için film ekibi olarak çok olgun tepkiler verdiniz.
- Nurgül Yeşilçay sıradan bir insan değil. Sinemaya ve mesleğine yıllarını vermiş başarılı bir oyuncu. Ödül almasının bu kadar eleştirilmesi de beni üzüyor meslektaşım adına. Bence burada önemli olan şey, sektördeki herkesin mesleğini en iyi şekilde yapmasına yardımcı olmak ve başarılı olanları alkışlamaktır.

 

 


 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle