GeriMagazin Oğlum doğduğundan beri bebek bakıcısı gibi giyiniyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Oğlum doğduğundan beri bebek bakıcısı gibi giyiniyorum

Oğlum doğduğundan beri bebek bakıcısı gibi giyiniyorum

Şu sıralar son filmi “Ocean’s 8” ile gündemde olan Anne Hathaway, New York’ta Barbaros Tapan’la buluştu. Oscar ödüllü oyuncu, yeni projelerinden özel hayatına, MET Gala kabusundan “fantastik” nikah törenine her şeyi anlattı.

Son filminiz “Ocean’s 8”deki pahalı mücevherleri görünce aklıma takıldı. Sizin şimdiye kadar kırmızı halıda taktığınız en pahalı mücevher hangisiydi?

- Kırmızı halıda son derece pahalı takılar taktım. En pahalısı sanırım “Les Miserables” filmi ile katıldığımız Oscar gecesinde taktığım kolyeydi. İlginçtir, tersini daha çok sevdiğim için kolyeyi önü arkaya gelecek şekilde takmama izin vermişlerdi.

Kırmızı halıda kullandığınız mücevher ya da elbiselerin sizde kalmasına izin verdikleri oluyor mu?

- Bende hiç olmadı. Evime dönene kadar takabilirsem şanslıyım demektir, hemen geri alıyorlar...

Favori tasarımcılarınız hangileri?

- Çok fazla iyi tasarımcı var. Tutup da içlerinden sadece birini seçemeyeceğim şimdi. Politik olmalıyım değil mi (gülüyor). Ama Valentino ile her zaman iyi ilişkilerim olmuştur. Özel tasarımlarını birkaç defa giyme şansım da olmuştu, o yüzden Valentino’nun bende özel bir yeri var. İçinde kalan, bir gün mutlaka çalışmak istediğin kişi dersen, Hubert De Givenchy ile Audrey Hepburn’ü giydirdiği dönemlerde çalışmak isterdim.

Moda sizin için ne ifade ediyor?

- Özel hayatımda önemli değil. Hele oğlumun doğumundan beri çoğu zaman bebek bakıcısı gibi giyiniyorum. Fakat profesyonel hayatımda çok önemli bir yeri var. Giyinmek, cazibeli ve hoş görünmek herkes gibi bana da mutluluk veriyor. İyi göründüğümüzde kendimizi daha iyi hissediyor ve daha güçlü oluyoruz bana kalırsa...

Oğlum doğduğundan beri bebek bakıcısı gibi giyiniyorum

KÜÇÜKKEN O TEPEYE ÇIKAR NEW YORK’U İZLERDİM

New York’ta yaşayan bir oyuncu olarak, sizce New York’u en iyi anlatan film ya da şarkı hangisi?

- Bence son filmimiz “Ocean’s 8” oldukça iyi anlatıyor. Ama benim için New York ile özdeşleşen asıl film Robert De Niro’nun “Taxi Driver”ıdır...

Boş vaktinizde ailenizle neler yaparsınız?

- Eğer hava güzelse ve dışarıdaysak, karı-koca en keyif aldığımız şey oğlumuzun liderlik yapmasına, daha doğrusu kontrolü eline almasına izin vermek. Oğlumuz metroya binmek isterse metroya iniyoruz, arabadan inip otobüse binmek istiyorsa otobüse biniyoruz. Parka gidip atları izlemek istiyorsa atları izliyoruz. New York’un en sevdiğim özelliği de bu zaten, boş gününde yapacağım sayısız şey var.

Çocukluğunuzdan beri New York’un sizin için çok özel bir anlamı varmış, doğru mu bu?

- Evet... Brooklyn’de doğdum, sonra New Jersey’ye taşındık. Daha küçük bir kızken bile şehirde yaşamak istiyordum. Evimiz tren yolunun üstünde bir mahalledeydi. Küçük bir yokuş vardı, akşam o yokuşu çıkınca tüm şehrin ışıklarını görebiliyordum. Yapmaktan en zevk aldığım şey de zaten o yokuşu çıkıp şehrin ışıklarına bakmaktı. Çünkü baktığım yer, tüm hayallerimi içinde saklayan şehirdi. Hâlâ New York caddelerinde yürürken o kız çocuğunu hatırladığım olur. “Kendi kendimize başardık, işte buradayız, ışıkların ve şehrin içindeyiz Anne” diyorum.

 SANDRA’NIN YAPTIĞI ÇOK COOL BİR JESTTİ

“Ocean’s 8”in çekimleri sürerken makyaj karavanında neler yaşandı Allah aşkına? Herkesin dilinde bir karavandır gidiyor...

- Saç ve makyaj karavanı benim için eğitim alanıydı. Birbirinden başarılı kadınları gözlemlemek, eğitimden başka nasıl adlandırılabilir bilmiyorum. Özellikle Cate (Blanchet) ve Sandra (Bullock) için “Bizim sektörün kraliçeleri” diyebilirim. Karavanda birbirimize minik makyaj sırları vermenin dışında, bu iki kadının set ve özel hayatlarını nasıl başarılı şekilde idare ettiklerini gördüm. Bu bana cesaret verdi. Çünkü o çekimler başladığında oğlum daha 6 aylıktı. “Eğer onlar yapabiliyorsa ben de yapabilirim” dedim. Bu arada Sandra benim için çok özel bir şey yaptı, istersen bahsedebilirim...

Tabii ki...

- “Cast’a hoş geldin” mesajı yolladı, sonuna bir de not eklemişti...

Nasıl bir not?

- Şöyle yazmış: “Biliyorum yeni annesin, setimizin aile dostu olduğunu bilmeni isterim. Ne zaman istersen oğlunu getirebilirsin.” Bu bence çok cool bir jestti. Meslektaştan öte bir anneden böyle içten bir mesaj almak beni çok mutlu etti.

TÜM DİNLERİ SEVİYOR,BELLİ BİRİNİ SEÇMİYORUM

Üzerinde çalıştığınız birçok proje var ama ben özellikle Matthew McConaughey ile çektiğiniz “Serenity”yi bekliyorum heyecanla. Mauritius’da çektiniz o filmi, değil mi?

- Evet, şimdiye kadar gördüğüm en güzel ve en özel yer Mauritius. O kadar özel bir ada ki... Ana dinler bir arada yaşıyor ama bölünmüşlük yerine tolerans hakim. Sinagog, cami, kilise bir arada. Orada hissettiğim tek şey sevgi ve hoşgörüydü. Hâlâ bulunduğum en güzel ve özel yerler listesinde zirvede tutuyorum orayı.

Din konusu açılmışken sorayım. Eşiniz (Adam Shulman) Musevi, evlenirken dininizi değiştirdiniz mi?

- Hayır değiştirmedim. Nikahımızda hem haham hem rahip vardı. Ailem Episkopal, ben ise tüm dinleri seven, hepsini ayrı ayrı okuyan ama belli bir tanesini takip etmeyen biriyim. Nikahtan hemen önce nikahımızı kıyacak haham acil durum nedeniyle nikaha gelemeyeceğini bildirdi, biz de yakın arkadaşımız Josh Gad’dan hahamlık yapmasını istedik. Josh, oyuncu olmasının yanında bir haham. Seromoniyi rahiple birlikte yönetti.

Hem manevi hem spiritüel hem dinsel ama en önemlisi mizah dolu bir nikah oldu. İki dinin temsilcisi de fantastik bir iş çıkardı.

Her şey harikaydı.

Oğlum doğduğundan beri bebek bakıcısı gibi giyiniyorum

GET GALA YOLUNDA FERMUARIM PATLADI

 ◊ Sette hiç kötü davranışlara maruz kaldığınız oldu mu?

- Hayatımda kötü davranışlarına maruz kaldığım birçok insan oldu. Dürüst olmak gerekirse setlerde gerçek hayatıma oranla daha az kötü tavıra maruz kaldım. Kaldı ki setlerde kötü ve uygunsuz hareketler sergilersek uzun bir kariyere sahip olamayız. Bizim işimiz takım işi ve Hollywood’da seçenek çok. O yüzden zirvedeki oyuncuların birçoğu aynı zamanda harika insanlar.

Bu yıl da MET Gala’da vardınız. Hiç o galayla ilgili enteresan bir anınız var mı?

- Sarhoş olup istifra ettiğim bir anı falan bekliyorsun değil mi?

Neden olmasın, bence uygun...

- Ama öyle bir şey anlatmayacağım tabii ki. Calvin Klein’ın kreatif direktörü Francisco Costa ile katıldığım yıl... Sanırım 2014’tü. Bana çok özel iki parçalık bir elbise dikmişti. Galaya gitmek üzere arabaya bindim, ama yolda hapşırmamla birlikte fermuarım patladı. Araçlarımız Metropolitan Müzesi’nin önünde durdu, Francisco “Hazır mısın?” dedi. Fermuarı gösterdiğimde parlak teni yeşile döndü! Hayatımda yeşile dönen bir insan hiç görmemiştim (gülüyor). Hemen yardımcı terzisini aradı ve kırmızı halıya çıkmadan önce elbiseyi üstümde dikti. Hayli aksiyonlu bir galaydı benim için...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle