GeriMagazin Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    22
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim

Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim

Kelebek Magazin Konseyi, bayramı fırsat bilip pazartesiden perşembeye haftada 4 gece Kanal D’de program yapmaya hazırlanan Okan Bayülgen’i masaya yatırdı. Bayülgen, yeni programından “Artık daha çok sevişiyorum” dediği seks hayatına, gündemdeki magazin olaylarından siyasete, Cem Yılmaz’dan Sıla’ya, Şebnem Bozoklu’dan Acun Ilıcalı’ya kadar pek çok konuda samimi açıklamalar yaptı. İşte karşınızda tüm çıplaklığıyla Okan Bayülgen...

Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim

◊ Onur Baştürk: Haftada dört gece yayınlanacak bir programla ekrana dönüyorsun. Ne gibi değişiklikler var programda?
- Okan Bayülgen: Kanepeye dönüş yapıyorum. Neden? Çünkü yuvarlak masadan sıkıldım. Yıllar önce herkes kanepeye bardak gibi dizilirken, “Ben onunla yan yana oturmam” diyen kaprisli sanatçılar yüzünden masaya geçmiştim.

◊ Onur Baştürk: Bunu yapıyorlar mıydı gerçekten?
- Okan Bayülgen: Tabii canım, herkes yapıyordu. Çok çirkin şeyler oluyordu. Bu yüzden masaya geçtik ve 20 konuk çağırmaya başladık biliyorsunuz. Beşi onun bunun varlığını öğrenince vazgeçiyordu, 15’i bize kalıyordu. 30 konuk çağırdığımız oldu.

◊ Cengiz Semercioğlu: Doğru bir şey miydi bu peki?
- Okan Bayülgen: E başka türlü kıramazdım “Ben şununla oturmam, şununla otururum” meselesini. Fakat bundan sıkıldım. Zor bir format. Stüdyoda 360 derece çekim yapılmasını gerektiriyor. Başka da bir babayiğit yapamadı zaten. Neyse yaptık. Şimdi kanepeye dönüş... Ama nasıl yapacağız? 15 Temmuz’dan sonra konuk profilinin değiştiğini düşünüyorum. Bu seyircinin artık başka kahramanları var: Eski albaylar, filanca itirafçılar, filanca gazeteciler. Hatta bence eski, nedamet getirmiş FETÖ’cüler bile birer talk show kahramanı. Çünkü Didem Arslan’ın müthiş programcılığına bakıyorum; “Şöyle yaptık, böyle yaptık” diye anlatıyorlar orada. Bana bir show business tarihi gibi geliyor.

◊ Cengiz Semercioğlu: O zaman içerik siyasallaşıyor mu?
- Okan Bayülgen: Yok, hayır, tam öyle değil. Didem Arslan’a bak, konukları ağlatıyor mesela. Bunlar siyasi tartışma programlarında olacak şeyler değil. Diğer siyasi tartışma programlarına bakıyorum, bayağı talk show yapılıyor.

TARKAN KENDİNİ GELİŞTİRMEDİ DİYE...

◊ Onur Baştürk: İyi de Okan, bunlardan sıkılmadık mı? Son iki aydır hep bunlar televizyonda zaten...
- Okan Bayülgen: Ama bu saatten sonra Demet Akalın’a bir dönüş olmaz. Çünkü bu kadar yoğun siyasi bombardımanın en azından bilinçleri bir post Tarkan haline getirmesi lazım. Ben hâlâ görüyorum, yazın kafalar fazla çalışmıyor, kafalar tatilde, cuppa cuppa tamam... Tarkan kendini geliştirmedi diye siz de kendinizi geliştirmemek zorunda değilsiniz.

◊ Onur Baştürk: Post Tarkan ne?
- Okan Bayülgen: Yani şu; Murat Boz, Tarkan, Demet Akalın falandan sonrasına baktığın zaman, eğer bağımsızlar bunların yerini dolduracaksa, bunlar entelektüel tipler olacak. Aslında seyircinin talebi de bu. Dolayısıyla siyasi talk show yapmayacağım ama içinde doğal olarak siyaset olacak. Çünkü 15 Temmuz bence sokaktaki adamın inisiyatif aldığı ve politikacıları geride bıraktığı bir olaydı. Artık politikacının halka bir şey anlattığı değil, tam aksine politikacının halka yalakalık yaptığı bir dünyadayız. Herkeste şu an bir 15 Temmuz ruhu... Tamam abi, kültürel olarak yaşatalım o zaman. Dolu dolu yaşatalım. Sadece FETÖ’ye küfrederek olmaz.

◊ Cengiz: Haftanın bir gecesi mi böyle olacak yoksa her gece mi?
- Okan Bayülgen: Tematik değil, her gece olabilir.

◊ Ömür Gedik: Mesela ilk konukların kim olur?
- Okan Bayülgen: 15 Temmuz’un isimsiz kahramanlarından konuk almak isterim. Herkes talk show’culara baskı yapar, “Halktan kimseyi çıkarmıyorsunuz” diye. Biz de şunu söyleriz; “Çıkardığımız zaman bakıyor musunuz?” Ama artık bakar, çünkü o bizden biri. Ayrıca şunu unutmayalım, sosyal medyada herkes artık yayıncı. “Twitter’da da yazdığım gibi” cümleler kuruyor insanlar. Ana akım medyada biz sesimizi daha çok çıkarıyormuşuz gibi duruyor ama orada hiç tanımadığımız biri bir şey yazıyor mesela, çat Fatih Altaylı sinirleniyor, çat Murat Bardakçı sinirleniyor...

Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim



MÜZİSYENLER, OYUNCULARA GÖRE DAHA AKILLI

◊ Cengiz Semercioğlu: Orkestra olacak mı?
- Okan Bayülgen: Kesinlikle var. Ama seyirci yerine bir üniversiteli kitle kurmayı düşünüyorum. Onlar babalanmaya gelsinler diye. Çünkü pazartesiden perşembeye böyle bir seyirci yok.

◊ Onur Baştürk: “Bu saatten sonra Demet Akalın’a dönülmez” dedin ya... Sen programa onları çağırsan ve bilinmeyen, başka bir yönlerini ortaya çıkarsan?
- Okan Bayülgen: Onları Beyaz çıkarır ya. Hem öyle bir yönleri yok!

◊ Onur Baştürk: Mesela Sıla?
- Okan Bayülgen: Sıla evet, müthiş konuk. Ama o da bu açıklamalara devam etmek ister mi bilmiyorum. Ben olsam etmem.

◊ Cengiz Semercioğlu: Programında tek konuk mu olacak?
- Okan Bayülgen: Amerikalılar gibi; tek başına, kısa. Sonra yana geçiyor. Sonra hep beraber konuşuyoruz ve bitiyor. Amerikalı 10 dakika konuşuyorsa ben onu 30 dakika yaparım adam başı. Ama tabii onlar 10 dakika bile konuşsa bir içerik var. Bizde en büyük ıstırap bu... Mesela yıllar içinde çok hoş, çok güzel insanlar geldi dizi sektörüne. O çocukları menajerleri son anda getiriyorlar stüdyoya, sanırsın çocuğu ilkokula başlatıyorlar. Arada terini siliyorlar. Boks antrenörü gibi o menajerler ve sürekli çocuğa diyorlar ki, “Sakın bir şey söyleme”. Çünkü çocuk bir şey söylese dizi batacak! Orada çocuğa bir imaj çıkarmışlar; “serseri aşık” imajı mesela. Alakası yok oğlanın oysa... Bizim talk show’cuların kaderi bu yüzden müzisyen hırpalamaktır. Çünkü müzisyenler dizi oyuncularına göre daha akıllıdır. Ya da batıracakları para miktarı bir albüm kadardır. Öbürü konuşunca bütün diziyi batırıyor.

ATİLLA TAŞ BİLE TUTUKLANDI

◊ Onur Baştürk: Oyuncular daha korkak diyorsun...
- Okan Bayülgen: Evet... Müzisyenler daha manyaktır. Sıla mesela bir dizide başrol oyuncusu olsaydı öyle bir laf eder miydi? O laf yazıldıktan sonra hemen kaldırılırdı. Sıla kendi işini yapan bir müzisyen olduğu için cesur. Baksana Atilla Taş bile tutuklandı. Mesela Yenikapı’da kaç tane dizi oyuncusu, kaç tane müzisyen vardı? Yüzde 90’ı müzisyendi.

◊ Cengiz Semercioğlu: Müzisyenin derdi konser kapabilmek. Oyuncunun öyle bir derdi olmadığı için orada değildi...
- Okan Bayülgen: E sen şimdi dizi oyuncusuyla talk show yapmaya kalkarsan ne olacak? Olmuyor işte. Zavallı müzisyenlere olan oluyor.

◊ Cengiz Semercioğlu: Anlamadığım şu: Çok güzel program yapıyordun Kanal D’de. Birden çektin gittin. Giderken de “Ana akım medyadan bir şey olmaz, alternatif şeyler düşünmek lazım” dedin ve TV8’e kapağı attın. Şimdi ayrıldığın yere geri dönüyorsun...
- Okan Bayülgen: Evet, erken öten horozum çünkü. Ben TV8’e Mehmet Nazif Günal’la bir şey yapmaya gittim. O günlerde anlattığım şeylerin hepsi çıktı. Biraz gecikmeli olarak. Mesela bütün reklamcılar internet reklamcılığı ile konvansiyonel reklamcılık arasındaki paylaşımın çok daha önce internet lehine döneceğini düşünüyordu Bu olmadı. Birçok medya gurusunun söylediği şey geç gerçekleşiyor bu ülkede. Ben de bu konuda erken öten horozum. Sonra Mehmet Nazif Günal’ın çekileceği tuttu. Yine de orada enteresan işler yaptık ve reytingleri zıplattık biliyorsun. Ki bunu Acun’un yaptıklarını yapmadan yapmıştık üstelik. Asıl başarı odur.

◊ Cengiz Semercioğlu: Hâlâ beğenmiyor musun Acun Ilıcalı’yı?
- Okan Bayülgen: Ben Acun’a bayılırım, çok tatlı adam. Hiçbir sorunum yok. Tabii ki bazı adamların yaptıklarını beğenmeyeceğiz. Özellikle bize hitap etmiyorsa, yanlış etikle, yanlış yayıncılık yapılıyorsa...

◊ Onur Baştürk: Yanlış etik derken? “Survivor” gibi mi?
- Okan Bayülgen: Ya televizyon kesinlikle bir eğlencedir, hiçbir şey öğretemez. Bunu yıllardır söylüyorum. Bir şey öğrenmek için çabalaman lazım. Fikir ediniyorsunuz programlarda. Bir şey öğrenmiyorsunuz...
Ama bu kadar da lümpen bir eğlence yapmanın anlamı yok. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, ben böyle yoğurt yiyorum, o öyle yoğurt yiyor.

PARA BİTTİ

◊ Ömür Gedik: En sevmediğin format hangisi şu anda televizyonda?
- Okan Bayülgen: Evlilik programları 1 numara. Bunun niye böyle olduğunu anlamıyorum, çünkü televizyoncular “denizin bittiğini” çok iyi gördüler. Deniz bitti. Mesela ben artık prime time 3’ün, hatta prime time 2’nin de reklam geliri açısından bitmiş olduğunu görerek geliyorum. Her zaman söylenen “Yıllardır Beyaz’dan ve Okan’dan başka adam yetişmiyor” lafı, safsatadır. Bu yalandır, çünkü artık PT3’te birisine program yaptırmanın alemi yok, çünkü PT3’ün reklam gelirleri neredeyse bölgesel radyo fiyatlarına düşmüş durumda.

◊ Melike Karakartal: Niye böyle oldu?
- Okan Bayülgen: Çünkü geç saatlerdeki kuşakların gelirlerini dizilere aktarmak zorunda kalıyoruz. Kadın programlarında biraz advertorial desteğiyle, yani kuşak reklam dışı gelirlerle bir şey yapıyoruz, o da bitiyor. Sadece prime time 1’imiz kaldı. PT2 ve PT3 duman... Ee? Yani kanallar, kendi alanının ne kadar daraldığını görüyor, buna rağmen bu çirkinlikleri yarıştırmanın bir alemi var mı? Madem para kazanmıyoruz, bari haysiyetli duralım. Yani Türkiye’de Okan’ın kazandığı paranın azaldığı kadar, Acun’un kazandığı para da azalıyor. Herkesin kazandığı para azalıyor.

◊ Cengiz Semercioğlu: Dizi oyuncuları için aynı şey geçerli değil ama...
- Okan Bayülgen: Televizyonculukta bir tek prensibe inanırım: Kaç para aldığın değil, o parayı kaç defa aldığın önemli. Eskiden bir oyuncunun dizisi 3-4 sene devam ediyordu. Şimdi bak başlayan dizilere... 8 bölüm sonra kalkıyor. Eğer o dizi dayanıyorsa her şeye rağmen, ya destekle reyting aldırılıyor ya da rakiplerden kaçırılarak reyting aldırılıyor...

◊ Ömür Gedik: Nasıl destekle yani?
- Okan Bayülgen: Türlü numara var. Artık diziler, genel yayın yönetmenlerinin namusu haline geliyor. Çünkü bir genel yayın yönetmeni sezona şu kadar adet diziyle, şu kadar adet programla başlıyor. Bakıyoruz, daha sezonun ortası gelmeden hepsi kaldırılmış. O zaman biz demez miyiz o genel yayın yönetmenine, “Arkadaş, oyuncu değiştireceğine biz mi teknik direktörü değiştirsek acaba?” diye. Dolayısıyla bazı işler, hele hele büyük işler, hele hele kanalın, herkesin desteğini almış büyük işlerde, artık yiğitliğe b.k sürdürmemek söz konusu. Sonuçta, dizilerden ve diğer her şeyden kazanılan para, çok azaldı artık.

KANAL HEP ZARAR ETMEK ZORUNDA

◊ Cengiz Semercioğlu: Sen 10 yıl öncesine göre daha mı az kazanıyorsun?
- Okan Bayülgen: Hayır. Neden olduğunu söyleyeyim. Çünkü ben, yaptığım işte benim kuşağımın ayakta kalması için uğraşıyorum. Bu sene de göreceksin, kuşak dışındaki reklam enstrümanlarını değerlendirerek hem kendim para kazanacağım, hem o kuşağa bir proje koyarak o kuşağın tükenmesini engelleyeceğim. Çünkü biz artık, ben ve Beyazıt, “Bizim kanalımızın yüzü olsunlar ama zarar etsinler” diye çalışamayız. Çünkü artık bizim ücretimizi ödeyecek para kazanılmıyor televizyonlarda.

◊ Cengiz Semercioğlu: Star’da da aynı şey mi oldu?
- Okan Bayülgen: Orada da aynı şey.

◊ Cengiz Semercioğlu: Sen kazandın, kanal zarar etti...
- Okan Bayülgen: Evet... Kanal zarar etti. Kanal, hep zarar etmek zorunda.

◊ Cengiz Semercioğlu: Üçüncü kuşakta olduğunuz için tabii. Ama reyting olarak da “3 Adam”ın gerisinde kalıyordun...
- Okan Bayülgen: “Survivor”dan yayın yapıyor, “Survivor”dan reklamsız olarak yayına geçiyor da o yüzden. Yani geçtikleri bütün programlar, adadan yayın yaptıkları ya da “Survivor”ı çıkardıkları bölümler.

◊ Melike Karakartal: Okan, 90’lardan bugüne kadar kaç farklı jenerasyona yönelik program yaptın ve hâlâ buradasın. Silinmek bir kenara, düşmüyorsun bile. İlla izleniyorsun. Neyi doğru yaptığını düşünüyorsun?
- Okan Bayülgen: Çok güzel soru, teşekkür ederim. Böyle baktığın için de teşekkür ederim.
Burada “Gelen adamla birlikte gelişmek” diye bir şey var. Söylediğim de o yani, Tarkan çocuk kalmış ama dinleyenlerin de çocuk kalması gerekmiyor.
Çünkü birisi çıkıyor mesela, kürsüdeki hocaya; “Hoca ya o öyle değil ama” diyebiliyor.
Zaten o adama bakıyoruz, ileride ya bilim adamı oluyor, ya sanatkâr oluyor, ya siyasetçi oluyor. E o tiplerle aram iyi.
Deli meli falan... Mesela o uzun saçlı olan çocuk. Diğer çocuklar arasında “bir kızla ilk çıkan” o.
İlk önce o sigara içmiş. Eh, bu çocuklar, bu aklıevvel çocuklar diğer çocuklara da beni söylüyorlar. “Ya, bak şurada bir herif var” falan filan gibilerden. Yani, bağlantı öyle kuruluyor.
Çünkü ben başladığım zaman mesela öyle birkaç tane laf etmiştim. Hatta kendimle dalga geçmek için söyledim. “Ben, kavruk Türk delikanlısının uzun boylu mankenlerle çıkabileceğini gösteren bir adamım” dedim falan filan... Çünkü benim İbrahim Tatlıses gibi bir hikayem yoktu yani...

YAZIN KIZIMLA PARiS’TEYDiM

◊ Ömür Gedik: Bu yaz senin için nasıl geçti?
- Okan Bayülgen: Kızımla Paris’teydim. Onunla okula gittik, geldik. İkimiz. Aynı zamanda annesi de geldi. Çok kişi ağırladım Paris’te. Kendi annemi, kızımın annesini... Herkes geldi.

◊ Melike Karakartal: Evin mi var orada, yoksa Airbnb’den falan mı kiralıyorsun?
- Okan Bayülgen: Ev kiralıyorum. Bir ay için paraya kıyıyorum. Doluyoruz içine hepimiz.

◊ Onur Baştürk: Bodrum’daki barı açıyor musun?
- Okan Bayülgen: Bodrum’daki yer bir sanat kulübü oluyor, sabaha kadar açık. Ama içeride içki de içiyorsun tabii ki. “Farklı ne yapabilirim?” diye düşündüm; 1920’lerin salon Dada’ları gibi bir şey yapsam, içeride biri enstalasyon yapsa, biri vücut boyasa, birisi gelip bir şiir okusa, bir şarkıcı çok farklı bir halt etse falan... Küçücük bir yer, fakat içeriye hakikaten güzel bir şey yapıyoruz.

◊ Ömür Gedik: Nerede tam olarak?
- Okan Bayülgen: Mandalin Bar’ın tam karşısı. Ghetto’nun yanı. Küçücük bir yer, fakat üç katlı gibi düşün orayı, asma katı filan. Hiç plastik kullanmadık içinde. Işık olarak hiç LED olmayacak, bütün teknoloji 1972’de bitiyor. Alkol, meyve suları, her şey organik yapılacak.

◊ Melike Karakartal: Ne içilecek? Absynthe mi içilecek?
(Gülüşmeler)
- Okan Bayülgen: Kanserojen olmayan şeyler. Kültürel olarak da kanserojen olmayan şeyler olacak. Bir de müziğin sesini açmayacağım. Çünkü her tarafımda bağırıyorlar zaten, müthiş bir kakafoni var ve maalesef bizim popçularımız, hele hele sarhoş olup üçü beşi bir arada sahneye çıktıkları zaman facia şarkı söylüyorlar.

◊ Onur Baştürk: Ne dinledin bu yaz, Türkçe poptan bir şeyler dinledin mi?
- Okan Bayülgen: Hiçbir şey dinlemedim, çok mutluyum. Bütün dünyada ne varsa dinliyorum ama “Türkiye’de Tarkan, yurtdışında Justin Bieber” diyorsan zaten başka boyutlarda yaşıyoruz. Evet, yurtdışında da işte Taylor Swift, Justin Bieber görülebilir ama dünya o kadar değil yani.

Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim

SELİN’LE KESİNLİKLE EVLENMEYECEĞİZ

◊ Melike Karakartal: Kilo aldığını söyledin. Peki bu, huzur, mutluluk kilosu mu? 
- Okan Bayülgen: 82 kiloya çıktım. Bütün kıyafetlerim 72 kiloya göre dikildiği için küçük geliyor.

◊ Cengiz Semercioğlu: Selin Atasoy’la beraber misiniz hâlâ? Ocak ayında ayrılmıştınız...
- Okan Bayülgen: Valla ayrılıyoruz, bir araya geliyoruz. Gazetelerden takip ediyoruz haberlerimizi.

◊ Onur Baştürk: Ne oldu “Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası”?
- Okan Bayülgen: Güzel gitti geçen sezon. 

◊ Cengiz Semercioğlu: Selin’le ayrılıp barışmanıza göre yürüyor o iş galiba...
- Okan Bayülgen: Hayır. Nereden çıkarıyorsun ayrıldığımızı? Sen yazılanlara mı inanıyorsun? 

◊ Cengiz Semercioğlu: Hiç ayrılmadınız mı?
- Okan Bayülgen: Hiç ayrılmadık.

◊ Cengiz: Öyleyse beşinci evliliği de yaparsın...
- Okan Bayülgen: Hayır. Kesinlikle evlilik yok. Şimdi artık biz evlilikten azadeyiz. Nasıl sigarayı, şekerli yemeyi bırakıyorsun, onun gibi evliliği de bıraktık.

◊ Ömür Gedik: Onları kötü alışkanlık diye bırakıyorsun. Kötü alışkanlık mı evlilik?
- Okan Bayülgen: Evliliği de bırakacaksın belli bir yaştan sonra. Çocuklar var, çocuklara karşı sorumluluğumuz var. Çocuklara olabildiği kadar anne-baba-çocuk üçgeninin bozulmadan, deforme olmadan yaşatılması gerekir.

◊ Cengiz Semercioğlu: Ya Şirin Ediger evlenip, üçgeni bozarsa?
- Okan Bayülgen: Ben o konuda bir sınırlama koyamam.

◊ Ömür Gedik: Ne oluyor tekrar evlenince?
- Okan Bayülgen: Ben de ayrılmış anne baba çocuğuyum. Sonra lüzumsuz akrabalıklar başlıyor. Yeni babalar, anneler, dedeler... 

◊ Melike Karakartal: Ama sen peşinen kötü tarafından bakıyorsun. İyi örnekler de var.
- Okan Bayülgen: Var, evet. 

◊ Cengiz Semercioğlu: Adam dört defa yaşamış. Bırakın da hepimizden daha çok tecrübesi olsun...
- Okan Bayülgen: Zaten dördüncü evliliğe kadar çocuğumun olmaması bu yüzdendir yani. Bazen anlaşamamanın önüne geçemiyoruz. “Benim yüzümdendir” diyorum, çıkıyorum işin içinden.

Yeteri kadar seviştim

◊ Cengiz Semercioğlu: O eski hızlı günlerin kalmadı. O yüzden magazinle de kavga etmene gerek yok artık. Eskiden bütün modeller, mankenler sevgilindi... 
- Okan Bayülgen: Yeteri kadar seviştim. Ve yeteri kadar fazla kişiyle seviştim. Yeni genç kızlar var ortalıkta, çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Belki de yaşlanmışımdır. Yani “Şu kız ne kadar hoş, bir yerlerde tanışsak” falan dediğim kimse yok. Biliyorsun, bir kere dünyanın en seksi erkeği seçildim. Birkaç kere Türkiye’nin seksi erkeği seçildim. Sonra yıllar geçtikçe, yaşlandıkça hâlâ ilk 100’e girmeyi başarıyordum. Sonunda çıktım. Çıkınca bana bir huzur çöktü. Mesela bilmem ne dergisi, en seksi 10 erkeği seçiyor. Hemen koşup dergiyi alıyorsun “Ya ben yoksam?” diye. Anlatabildim mi? Bu kulvardan düştükten sonra rahatsın. Yani artık yaşının olimpiyatlara katılmaya müsaade etmemesi gibi bir şey bu da...

◊ Ömür Gedik: Seksi erkek olmanın yaşla ilgisi mi var?
- Okan Bayülgen: Yaşlanan kadınlar açısından yok.

◊ Onur Baştürk: Yaşlılık korkutuyor mu?
- Okan Bayülgen: Yaşlılık çok hoşuma gidiyor benim. 

◊ Melike Karakartal: Yaş aldıkça erkeğin hissesi yükselmez mi? Hep böyledir. Kadında tam tersidir. Genel geçer algıdan bahsediyorum. 
- Okan Bayülgen: Nerdeyse adamı artık mezardan çıkarıp bakacağız. Buna da gerek yok. 

◊ Cengiz Semercioğlu: Belki eskiden daha çok seks peşinde koşuyordun. Yaşla ilgili olarak...
- Okan Bayülgen: Şimdi daha çok sevişiyorum. Sayı olarak. Eskiden daha çok kadınla daha az sevişiyordum. Şimdi daha az kadınla daha çok sevişiyorum.

HER ERKEK ALDATIR, HİÇ Mİ BELGESEL İZLEMİYORSUNUZ?

◊ Ömür Gedik: Tek eşliliğe nasıl bakıyorsun?
- Okan Bayülgen: Tek eşlilik bir mecburiyet. 

◊ Ömür: Her erkek aldatır mı?
Okan Bayülgen: Aldatır. Başka çaresi yoktur. Hiç mi belgesel izlemiyorsunuz? Kuşlarla aslanlar aynı, şempanzelerle kertenkeleler aynı. Bütün canlılar birbirine benziyor. Anemon balığının dişisi ölünce aralarından birini seçiyorlar, onu dişi yapıyorlar. Denizatının galiba erkeği doğuruyor. Örümceklerde bir enteresanlık var. Bize fiziken hiç benzemeyen canlıların aile ve seks hayatları farklı olabiliyor. Onun dışında biraz bizi andıranların, buna ördek falan da dahil, erilinin ve dişisinin yönelimleri aynı. Erkek aldatır mı? Net aldatır. Zaten yüzyıllardır yazılıyor.

YILIN MAGAZiN OLAYI CEM’LE EBRU’YU ALMAYA GELEN MİNİBÜS

◊ Onur Baştürk: Yazın en büyük magazin olayı nedir sence?
- Okan Bayülgen: Bence yılın magazin olayı, Cem Yılmaz ve Ebru Şallı’yı almaya gelen minibüsün, benim açacağım barın sokağına sokulmaya çalışılmasıdır. Çünkü oraya araba giremiyor. Bence olay odur. Oraya araba giremiyor ve araba giremediği için de çok mutluyum. Hani kapıda Ferrari’den bıkmış gibi valeye Ferrari veren adamlar var ya, “Al şunu gözüm görmesin” diye böyle, işte o adamlar benim barıma gelemeyecek diye seviniyorum.

◊ Cengiz Semercioğlu: Şaşırdın mı Cem’le Ebru’nun ilişkisine?
- Okan Bayülgen: Hayır. Cem’le birkaç kere bir araya geldik sonra. Cem zaten bu yaz böyle bir şey yapacakmış gibi görünüyordu.

◊ Cengiz Semercioğlu: Bir gözü dışarıda mı dolanıyordu, ne yapıyordu?
- Okan Bayülgen: Tahmin edilemez şeyler yapıyordu yazın.

Kahraman halktır teknelerle götürülen sanatçılar değil

◊ Melike Karakartal: Cem Yılmaz, ne gibi tahmin edilemez şeyler yapıyordu?
- Okan Bayülgen: Çok eğleniyor... Gidiyor sahneye çıkıyor, şarkıcılarla şarkı söylüyor, yani ben 5 dakika duramıyorum onun durduğu yerde. Ben daha yaşlıyım tabii... Bence yılın magazin olayı da ünlülerin teknelere doluşup, ikramlı teknelerle Yenikapı’ya gidip bayrak sallamaları ve bunları çekmeleriydi.

◊ Onur Baştürk: Sence samimiler miydi?
- Okan Bayülgen: Bence samimiydiler. Yani insan samimi olarak talepkârdır, samimi olarak korkaktır, samimi olarak milliyetçidir, samimi olarak “evde yok”tur... Ama benim için gerçek kahramanlar Yenikapı’daki halktır, teknelerle götürülen sanatçılar değil.

◊ Onur Baştürk: Sen Paris’teydin. Burada olsan gitmez miydin?
- Okan Bayülgen: Tabii ki gitmezdim. Gitsem de o teknelerle gitmezdim. Kimse de gittiğimi bilmezdi.

◊ Cengiz Semercioğlu: Sanatçıların yaptığı gösteriş miydi yani?
- Okan Bayülgen: Büyük gösteriş yani.

◊ Ömür Gedik: Teknenin ne sakıncası var?
◊ Cengiz Semercioğlu: Bak, tekneyle giden Ömür itiraz ediyor sana!
- Okan Bayülgen: Ben orada fazlaca “Öyle yapılması gerektiği için” hissi görüyorum. Bana samimi gelmiyor.

◊ Onur Baştürk: Sıla’nın düşüncesindesin gibi geldi bana...
- Okan Bayülgen: Hayır, Sıla’nın düşüncesinde değilim... Ama tekneye binenler buna mecburlardı. Belki de Sıla çok daha keskin bir şekilde ifade etti bunu. Sıla dedi ki; “Şov yapmaya gitmeye gerek yok”. Kapsayıcı bir laf. Ben diyorum ki, herkesin farklı talepleri vardır.
Ama bana göre samimi olan halktır. Çünkü yaşlı bir adamın, hamile bir kadının güneşin alnında o kadar yolu tepip de Yenikapı’ya kadar gitmesinin kendisi için hiçbir çıkarı yoktur. Bu yüzden ben Yenikapı’ya gitmezdim, başka bir şey yapardım.

Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim



◊ Melike Karakartal: Ne yapardın...
- Okan Bayülgen: Şimdi programlarda yapacağımı yapardım. Benim işim gidip kalabalığı artırmak değil. Eğer bana deselerdi ki, “Yenikapı’da konuşma yapacaksınız” ya da “Birbirinizin üzerine tırmanacaksınız, en üste çıkan Türk bayrağını kaldıracak”, bunun için giderdim. Çünkü orada bir işe yarayacağım Okan olarak...

Magazin konseyinde bu hafta Okan Bayülgen var: Kimseyle barışık değilim

Kurban da kesiyorum namaza da gidiyorum

◊ Cengiz Semercioğlu: Kurban kesmek gibi bir adetin var mı? Bu bayram kesecek misin?
- Okan Bayülgen: Tabii, öyle şeyler yapıyorum. Benim için birincisi, İslam’ın Türkiye’de yaşama şekli. Hepimizin bayıldığı, sevdiği töresel adetlerle ilgili bir durumumuz var. Bayram namazına gitmek, kurban kesmek gibi.

◊ Cengiz Semercioğlu: Bayram namazına da gider misin?
- Okan Bayülgen: Tabii gidiyoruz, ailemizle gittik. İkincisi, bu bayramın başka bir anlamı da olacak. Şimdi başka bir süreçte Türkiye. Bu sürece şov dünyasındaki herkesin destek vermesi gerekiyor. Bu sadece Yenikapı’ya giderek olmaz. Arada sırada bayrak sallamakla, 15 Temmuz şehitlerini anıyoruz demekle bu iş olmaz. Hakikaten bu halkın layık olduğu yayınların hem basın, hem TV her yerde yapılması lazım. TV programlarında saçma sapan tipler evleniyor mu evlenmiyor mu... Artık başka bir şey yapalım. Daha akıllı, daha zengin, daha kültürlü görünelim. Gençlerin, yeni neslin böyle bir talebi var.

◊ Onur Baştürk: Bu olaylardan sonra belli bir kesim “Artık gideceğim bu ülkeden, burada yaşama hevesim kalmadı” diyor...
- Okan Bayülgen: Onlara çok kızıyorum. Giden tanıdıklarıma da kızıyorum. Yani millet de açmış seni bekliyor! Bir ülkenin vatandaşı olmaktan bahsettiğinde, “O ülke benim ülkem” dediğinde aslında birkaç yüz metrekareden bahsediyorsun. Mesela ben Galata’da bir sokaktayım. Gittiğim yerler belli. Günlük hareket alanım, hele İstanbul gibi yollarında yürünemeyen bir şehirde, 1 kilometrekare bile değil. Cebimde param olmasa da yaşadığım alan bana bir konfor sağlar. Bazen bakıyorum, 40-50 yaşında tipler “Memleketten gidelim, başka bir hayat kuralım” diyorlar. Bir kere o konforu kaybettiğin anda, hele hele sıraya bile girmeyi beceremeyen bir Türk olarak, zaten orada o kadar konforsuz bir hayata başlayacaksın ki, geri döneceksin.

◊ Ömür Gedik: Küsler barışır ya bayramda, küs olduğun kimse var mı?
Okan Bayülgen: Hayır. Kimseyle ilgili bir problemim yok. Ben artık çok tek başımayım.

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle