Köklerimizle moderni birleştirme arayışı içindeyiz

Güncelleme Tarihi:

Köklerimizle moderni birleştirme arayışı içindeyiz
Oluşturulma Tarihi: Aralık 09, 2006 00:00

Fransa merkezli trend ajansı Nelly Rodi’nin Yaşam Tarzı Bölümü Direktörü, iç mimar ve tasarımcı Vincent Gregoire (43), İstanbul’da bir seminer verdi. Dekorasyon merkezi Addressİstanbul’un yaş günü kutlamasına katılan Gregoire, kitlesel trendlerin yerini "kişiye özel" akımlara bıraktığını söylüyor:

"Marka sahipleri, tüketiciler öncelikle kendini tanımalı, kimliğini keşfetmeli, bununla gurur duymalı, sonra kendine en uygun trendi seçmeli." Son 15 yıldır Nelly Rodi’de çalışan Gregoire, özel hayatındaki dekorasyonda tercihlerini anlatırken "en iyisi dergilerde gördüklerinizi değil size uygun olanı seçmek" diyor.

Trend reçete değildir

Trend avcısı kimdir, ne iş yapar?

- Trend, şu anda en çok kullanılan kelimelerden biri. Mağazalardan reklam şirketlerine herkes trendler doğrultusunda çalışmak istiyor. Esin kaynağı ve yeni bir enerji arayan pek çok kişi yolunu kaybetmiş durumda. Yaratıcılık, üslup konusundaki gelişmeler yavaş, pazarlamadaki gelişmeler çok hızlı. Reklamlar kimi zaman sahteleşiyor. İşte trend işiyle ilgilenen bizler; pazarlama, iletişim ve stil arasında denge sağlamaya çalışıyoruz. Öte taraftan tüketiciler ne istemediklerini biliyor ama ne istediklerini çok iyi bilmiyor. Bu nedenle trendler önemseniyor. İletişim ve pazarlama o kadar çok mesaj üretiyor ki; politikacı, ekonomist, din adamları bile kamuoyuna sesini duyuramıyor. Sanatçılar ve yaratıcı düşünceler de aynı durumda. Bireyler kişisel değerlerini, yönlerini kendileri buluyor.

Bu tarafa gidin, diyerek yön mü gösteriyorsunuz?

- Guru olmak istemiyorum. Politikacı da değilim. Fikir veririm, tercih kişiye kalmış. Tüketici; kimliğini, kişiliğini kaybetmiş durumda. Taklit etmek, başka biri gibi olmak istiyor. Kendilerini bulmalarına yardım ediyorum. Trendler araçtır, reçete değil; DNA’nızı tazelemenize yarar. Ama öncelikle sağlam bir DNA’nız olmalı. Firma sahiplerine, tüketicilere önce kendilerini tanımalarını, trendlerden kişiliklerine uygununu seçmelerini öneririm.

Bilinenin tam tersi bir trend tanımı yapıyorsunuz!

- Medya trendleri topluma bir reçete gibi sunuyor. "Bunu yapmazsanız bir hiçsiniz" izlenimi yaratıyor. Oysa trendler öncelikle pazarlamacıları ilgilendirir. Örneğin lüks markalar sıradan ürünleri için iletişim ekibine astronomik ücret öder. Aslında trendler ne reçetedir ne de saf yenilik: Geçmişin modası gündeme gelebilir, zaten var olan popülerleşebilir. Gelecekten korkup, kendimize güvenmiyoruz, yeni enerjiler arıyoruz. Öncelik remiksinin peşindeyiz; bu nedenle 1980’lerle, minimalizmle oynuyoruz.

Geçmişin trendi bugünün tüketicisine yenilenme duygusunu nasıl verir?

- Tutumuyla, yeniden harmanlanma tarzıyla. Olduğu gibi alırsanız, başarısız olur. Anlamını, hissini alırsanız sorun yok. İlginç olan 1980’ler değil, o dönemin ne ifade ettiği. Underground atmosfer neden geri geliyor, neden 1980’lerin sürrealist enerjisi, 1990’ların saf, sade minimalizmi geri geliyor, neden doğa, doğaüstüne ve teknolojik ürünlere bağlanıyor. Çünkü gerçekle yüzleşmeye başladık. Tüketici içindeki enerjiyi bulmak, yeniden doğmak istiyor, Rönesans arıyor. Anlıyoruz ki yüzeysel değerler yerine, anlam taşıyan değerler önemseniyor.

2008 dekorasyonunda zıtlığın uyumunu arıyoruz

Dekorasyonda trendler giyim kadar sık değişmiyor, sizce yeni trendler neler?

- Fenomen, trend ve etki farklı kavramlardır. Kırmızı fenomen olabilir, bu mevsimseldir, ardında trendler ve etkiler vardır. Trendler iki ila beş yıl sürer ama etkiler 10-20 yıl sürebilir. Uzun erimli dekorasyon trendlerini incelerken öncelikle ev, banyo ve otomobilimizdeki teknolojik gelişmelere bakmalıyız. Örneğin DVD oynatıcı ve cep telefonundaki hızlı değişimi algılamalıyız. Buna tepki olarak gelişecek trend, teknolojiyle doğallık ve insani olan arasındaki denge arayışından çıkabilir. Mutfakta eski tip aksesuvarlar, doğal renkler, yemeklerde organik malzemeler kullanıyoruz artık. Örneğin bir üst düzey yöneticinin teknoloji mucizesi cep telefonu, büyükannesinin telefonunun tonunda çalıyordu. Bence en önemli evrim, köklerimizle modernizmi birleştirme arayışı. Gelecekte görünmez, sanal bir dünyada yaşayacağız. Ev dekorasyonuna en çok hiper gerçekçi ve sürrealist yaklaşımlar etki edecek.

Neden bugün hayatın genelinde ve ev dekorasyonunda 1970-80’lerdeki gibi tek ve kitlesel trendler yok?

- Aslında var: Kendimiz! Çok sayıda çocuk yapan Babyboomers kuşağının yerine "Badabum Kuşağı" geldi. Bu ismi ben yakıştırdım çünkü düşen obje badabum sesi çıkarır. Düşüş, çöküş yaşanıyorsa sizin de inşa etmeye başlamanız gerekir. Sistemin kendiliğinden kurulmasını beklemek kaos yaratabilir. Şu anda mega trend özgünlük, kişisel enerji. Karşıtlıkları unutmamanız lazım: Evrensel ile yerel, ekoloji ile teknoloji, erkeksi ile kadınsı, gibi. İşimiz bunlar arasında uyum yaratmak. Yani özgünlük ile kolektiviteyi birleştirmeye çalışıyoruz.

8 KENT ENERJİSİ: Tüketiciler Ying Yang’i, yani siyah-beyaz uyumunu arıyor. Yeraltı enerjisi, siyah tonların devrimi, yoğun mavi tonlar, loşluklar, sığınaklar keşfetme arayışı hakim. Buna kırmızıyla enerji katılıyor.

8 DİSCO ATEŞİ: 1980’lerdeki pozitif gökkuşağı anlayışı gündemde. Parlak, canlı renkler ve geometrik desenler içeriyor.

8 TARLA GÜZELİ (BELLE DES CHAMPS): 1990’ların maço, militer, Japon stili köşeli minimalizm anlayışı evrim geçirdi. Temele, öze ve sadeye yönelimde artık yumuşak, yuvarlak hatlar tercih ediliyor.

8 TROPİKAL ÜTOPYA: Küresel ısınma nedeniyle bilim adamları tropikal bitkilerin nasıl hayatta kaldığını anlamaya çalışıyor. Bu tema ekoteknolojiye paralel olarak dekorasyona kış bahçesi gibi büyüleyici doğal renkler getiriyor.

EVİMİ YENİDEN DEKORE ETSEM İŞE ŞÖMİNEDEN BAŞLARDIM

OTURMA ODASI:
İşe şömineden başlardım çünkü odaya enerji veren ateş. Her şey çevresinde yer alırdı. Büyük dinlenme minderlerinde, koltuklarında değişiklik yapabilmek amacıyla farklı doku ve şekillerde Doğulu üslup kullanırdım. Mor, menekşe rengi, kırmızı tercih ederdim. Çünkü bunlar burcumun (yay) renkleri. Kırmızı - mavi karışımına bayılıyorum. Dergide gördüklerimin herhangi biri yerine, hayatıma uyanı seçerdim.

BANYO: Küvette banyo yapmak vakit kaybı. Evim küçük. Banyoda genişliği seviyorum. Bu nedenle teknolojik, yağmur hissi uyandıran, masaj yapabilen, sabah enerji veren, akşam sakinleştiren bir duş yapardım. Banyomda her şey termoterapi (sıcaklık terapisi) ve keyif odaklı olmalı.

YATAK ODASI: İşe yataktan başlardım. Merkezde olmalıyım. Erotik oyunlar, atıştırmak, TV izlemek, müzik dinlemek için farklı alanlar olmalı.

MUTFAK: Masayı odak alacak şekilde yeniden düzenlerdim. Çevresindeki düzenleme sade olmalı. Köklere ve sadeliğe geri dönüşü simgelerdi bu.

TERAS-BAHÇE: Evimin terası ya da bahçesi olmalı. Şehirde yaşıyorum, doğayı özlüyorum. Kavramsal olarak şu anda bahçemdeki tüm çiçekler, meyve ve sebzeler sadece iki renkte: Siyah ya da beyaz. Komik ama sadece iki renk istedim, yani heykel seçer gibi doğayı medenileştirmek istedim.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!