GeriKelebek Kirpiklerime rimel sürüyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kirpiklerime rimel sürüyorum

Eski Ankara muhabiri, şimdi de gecelerimizin neşesi HAKAN AYGÜN itiraf ediyor

‘‘Gecelerimizin neşesi’’ olma sırası şimdi Hakan Aygün'de. Son haberlerin eğlenceli bir programa dönüştürülmesi modası hayatımıza önce Reha Muhtar'ı, sonra Defne Samyeli'ni şimdi de Hakan Aygün'ü soktu. Her gece İnterstar'da son haberlerde karşımıza çıkan Aygün türlü türlü şirinlikler, muziplikler yaparak günden kalanları bize aktarıyor. Yıllarca Ankara'dan siyasi haberleri bize bildiren Hakan Aygün ‘‘İstanbul'a star olmaya geldim’’ diyor. Meğer Ankara haberlerinden zaten çok sıkılıyormuş. Şimdi hep

beraber neşemizi buluyoruz. Geçtiğimiz günlerde programına çıkartığı Aysel Gürel'i de kucağına oturtmak nasip oldu kendisine, artık herhalde ölse gam yemez...

Bir cumartesi öğle saatinde evinde kahvaltı eşliğinde yaptık röportajımızı. Öğle vakti kahvaltı mı olurmuş diyorsunuz belki ama işi gereği anca o saatte kalkabiliyor. Üstelik o sabah biraz daha erken kalkıp bizim için sıcacık su börekleri almıştı. Balkonunda oturup saatlerce sohbet ettik, gelene geçene baktık, dedikodu yaptık. Peki neler mi konuştuk? AZZ SONRAAA !!!

Ankara kariyer yapmadı galiba. Siz de İstanbul'a geldiniz...

- Evet. Star'a star olmaya geldim ha ha ha! 4-5 yıldır yani televizyona girdiğimden bu yana Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyorum. Sonuçta bir teklif geldi Ufuk Güldemir'den gece haberlerini yap diye, değişikliği seven bir adam olduğum için hemen üzerine atladım.

İyi para vermişler galiba. Yeşilköy'de oturabildiğinize göre.

- Evet hayatımda ilk kez dolarla bir evde oturuyorum. Kaç dolar olduğunu sormayın. Günlük kurları takip ediyorum bu gece ucuz mu yatıcam, pahalı mı yatıcam diye. Ama Ankara'dan sonra İstanbul'da maddi olarak zorlanıyor insan.

Lüksleriniz arttı mı?

- Yok zaten lüks düşkünü bir adam değildim. Biraz gece hayatını severim. İşten çıktığımda bir İngiliz Pub'a gitmeyi çok severim.

Siz şimdi ‘‘küçük Reha’’ mı oluyorsunuz?

- Küçük Reha yanlış anlaşılabilir hı hı hı.

Biraz Reha Muhtar'lığa soyunmuşsunuz gibi geldi bize.

- Şöyle söyliyeyim. Millet Reha'yla dalga geçiyor ama ben onu çok başarılı bir gazeteci olarak görüyorum. Ama şunu da söylemek gerekir. Reha ana haber bülteninde yapılmaması gerekenleri yapıyor. Daha önce Ateş Hattı'nda yaptığı şeyler yayınlandığı saate uygundu. Şimdi aşağı yukarı benzer bir formatla ben gece haberleri yapıyorum. Ama ben ana haberlere sokamayacağım şeyleri gece haberlerine taşıyorum. Gecenin 12'sinden sonra biraz magazin, biraz sert haberleri tercih ediyorum. Bir de tarzım çok uygun, mizahı çok seviyorum çünkü.

Formatınızın aynı olması dışında patavatsızlıklarınız, potlarınız bile aynı olmaya başladı..

- Hangi potlar???

Bülent Ersoy'a Bülent Bey demek gibi, ameliyatla erkek olan kadına ‘‘yeni organınızla herşeyi yapabilecek misiniz?’’ diye sormak gibi... Size çıkışanlar olunca gayet pişkin davranmak gibi...

- Öyleyim evet, rahatım.

Bu tarz bilinçli seçim

Bu tarzı devam ettirmek ne kadar doğru, hiç düşündünüz mü?

- Evet bu çok bilinçli bir seçim. Bunu düşünerek, tartışarak yarattık. Haber ekibimiz genellikle sert haber ağırlıklı bir ekiptir. Televizyonda daha kitle yayıncılığı yapıyorsun. Her türden adam var karşında ve her türden adama, her türlü malzemeyi vermek zorundasın. Yani bu tarzın reyting alacağını düşündük.

Peki eskiden nasıl ciddi ciddi Ankara haberleri sunabiliyordunuz?

- O haberleri verirken çok sıkılıyordum. Şimdi biraz rahatladım. Cumhuriyet'te siyasi magazin haberleri yaparak başladım. Gazeteciliğe başlatan da Yalçın Pekşen ile Yalçın Bayer'dir. Araştırmacı gazetecilik yapmak istiyorum ama televizyonculuğa geçtiğimden beri buna şansım yok.

Peki, Reha Muhtar şimdi sizi arayıp ‘‘Türkiye Muhtarını bıraktı Hakan'ını buldu diyorsun, ayıp değil mi’’ demiyor mu?

- Demedi. Ben Show'dan ayrıldığım zaman küstü. Konuşmuyor benle.

Peki bu size suni bir rekabet gibi gelmiyor mu, bir kere saatleriniz ayrı.

- Bir kere Reha'yla Hakan rekabete sokulmadı. Bunu kendimiz için bir reklam olarak düşündük ve bu işin biraz esprisini yapalım dedik. Bu bizim için bir reklam olsun. Halka ilişki kurmamızda bir bağlantı olsun dedik. Onun ötesinde bir de ince mesaj gönderdik. Reha yerin orası değil, ana haber değil, gel bu tarafa, geceye demek istedik ha ha ha!

Dalga geçiyoruz

Mesaj yerine ulaştı mı?

- Valla bilmiyorum ne kadar ulaştı. Hala ana haberlerde canavar gibi seyrediliyor. Biz de gece haberlerinde seyrediliyoruz. Fakat biz orada reytinglerle de dalga geçtik. Yüzde 2500 artış falan diye. Bunları da Reha yapmıştı ilk piyasaya çıktığı dönemlerde. O yüzden bunların hiçbirine ses çıkaramıyor şimdi. Yaptığımız hiç ciddi değil. Dalga geçmek için yapıyoruz hepsini.

Bize çok ciddi gibi geliyor.

- Peki şunun neresi ciddi geliyor? İlk beş dakikada yüzde 1500 artış falan ciddi mi şimdi?

İşi bu kadar laubali yaptığınız için tepki geliyor mu?

- Yaa niye böyle falan diye zaman zaman tepki geliyor ama zeki insanlar hemen anlıyor. Belirli seviyedeki insanların buna acayip güldüklerini filan biliyorum. Reha'yla dalga geçilmesini seviyor insanlar.

Peki, dalga geçerken Reha Muhtar'laştığınızı düşündünüz mü?

- İşte bu da madalyonun öbür yüzü. Ama bana dikkat ettiyseniz ben kimsenin sözünü kesmem, sonuna kadar dinlerim.

Bu uzun uzun muhabbetler kendi seçiminiz mi? Sıkabileceğini hiç düşünmediniz mi?

- Bazen evet sıktırabiliyor. Bazen bazı konukları çok ilginç olarak değerlendiriyoruz. Bazen süreyi dolduramıyorsun ve adam istediğin kadar renkli çıkmıyor. Uzatınca da sıkıyor. Ama biz kimseyi yargılamıyoruz. Yaptığımız işte popülizmi amaç olarak seçtiğimiz doğru. Evet doğru biraz geyiğe sardırdık. Fakat Allahaşkına geyiği sevmez miyiz? Hayat sadece sert olaylar mıdır, politika, kavga dövüş müdür?

Siz daha iyi bilirsiniz...

- Değildir! Dünyanın hiçbir yerinde bizdeki gibi parlementodan haberlerle bir bülten doldurulmuyor. Dünyanın hiçbir yerinde grup toplantıları siyasilerin basına, televizyonlara haykırma platformları değil. Tamam biz belki ortalığı ateşe veriyoruz ama bu kadar çok siyaset haberinin yapıldığı bir ülke de gerçekçi değil. Orada da bir yığın şey abartılıyor. Ben orada geceleri haber şov yapıyorum. Aslında tam adını da koymuş değilim. Ekranda ne kadar kendin olursan, o kadar iyi oluyor. Biz mesela sizinle röportaj yapmıyor olsak gidip bebek kahvede pekala geyik yapabiliriz. O geyiği televizyonda halkımızla paylaşıyorum.

Başta biraz acemilik vardı. Yavaş yavaş atıyorsunuz galiba onu üzerinizden.

- Evet biraz daha rahatladım ama insanlar benim için hep bu adam çok heyecanlı, bu adam çok hata yapıyor falan gibi yakıştırmalar yapıyorlardı. Ama ben hep böyleyim. Beş yıldır böyleydim. Her şeyi panik ve heyecanla anlatıyorum.

Gece haberlerinde okuyacağınız yazılar promptırdan çok mu hızlı geçiyor? Felaket hızlı konuşuyorsunuz da..

- Tabii promptırcı bana yetişmekte zorlanıyor. Ama o benim normal yapım. Normalde de bıdı bıdı konuşan biriyim. Hiperaktifim. Millet beni bu adam yayındayken çok heyecanlanıyor diye düşünüyordu. Halbuki o benim doğamdan geliyor. Beş yıldır televizyona çıkıyorum. Artık heyecanlanıyorsam da gerçekten yazıklar olsun bana.

Peki gerçekten heyecanlanıyor musunuz?

- Kamera karşısında değilim gibiyimdir. Biraz dezavantaj olarak hiperaktifliğim vardı, kollarım, ayaklarım fazla oynardı. Tek kontrol altına almaya çalıştığım şey omuzlarım.

Şimdi tatilde gibiyim

Hala kıpırdıyorsunuz ama.

- Şimdi oturunca daha rahat. Oturunca rahatladım. Bu daha iyi oldu benim kariyerim açısından.

Peki kariyerinizin iyi yolda olduğunuzu düşünüyor musunuz?

- Cumhuriyet Gazetesi'nden ayrıldığımdan beri yöneticilik yapıyorum. Aktüel'de haber müdürü, Milliyet Gazetesi’nde haber müdürüydüm, Show TV'nin Ankara temsilcisiydim. Ve yöneticilik hiç tavsiye etmem çok kötü bir şey. Kalpten falan gidersiniz yani. İnsanlarla uğraşmak çok kötü bir şey. Günlük çok yoğun bir tempo. Şimdi tatilde gibiyim.

Önünüzdeki bardaklarda ne duruyor? Bir gün iki bardak vardı. Birinde rakı birinde su mu var?

- Hep su duruyor. Belki birinde kola, birinde su duruyordur. Artı, rakı da içmem.

Makyaja alıştınız mı?

- Alıştım artık. Çok bembeyaz bir surat yapıyorlardı bir ara. M. Butterfly gibi çıkıyordum haberlere. Kirpiklerim çok inceydi şimdi rimel sürüp hallediyorum işi.

E harfini biraz açık söylüyorsunuz. E(a)n, ge(a)nç, de(a)mlik derken mesela...

- Evet doğru. Başta düzelt falan dediler ama açık e'lerime de alıştılar sonra. Şimdi kimse laf etmiyor.

Acayip hoşgörülüyüm

Programın reytingi arttı mı?

- Fazla izlenmek kadar fazla ilgi çekmek de önemli. Fazla ilgi çektik. Son birkaç aydır herhalde televizyon dünyasında en çok haberi yapılan adam benim gibi geliyor bana.

Memnun musunuz hakkınızda yazılar çıkmasından?

- Tabii bir narsist olarak bundan epeyce bir keyif alıyorum. Mesela eleştirilir, dalga geçilir, bunlara karşı acayip hoşgörülüyümdür.

Peki kadın hayranlarınızın reytinginde bir artış oldu mu?

- Şu ana kadar bir artış yok. Ama erkekler de kadınlar da arayıp beni çok sevdiklerini söylüyorlar.

Siz açıyor musunuz telefonları?

- Açıyorum ama söylemiyorum kim olduğumu. Tamam Hakan Bey'e iletirim diyorum.

Görüntüde zaten izlenen şeyi bir daha soruyorsunuz. Bunu kasten mi yapıyorsunuz?

- Evet zaman zaman kasten yapıyorum. Bazı insanlar çok tutuk olabiliyor. Ama bunu diğer programlarda da görüyoruz. Şimdi yine taklit ediyorsun diyeceksiniz ama ben birçok şeyi ilk defa yapmış adamım. Televizyon dünyasının başına çok şeyi musallat etmişimdir...

Ne gibi?

- Dudak okumayı milletin başına ben bela ettim. Küçükken Charles Bronson'un bir filminde seyretmiştim dudak okuma işini. Karşı çetenin elemanlarının dudaklarını okuyorlardı. Hep aklımda kalmış nasıl okunur dudak diye. Bir gün Tansu Çiller'in Esat Kıratlıoğlu'na fırça attığı o meşhur sahne geldi. Tık diye birini buldum, onlar da zorlandı. Sonra bir sağır dilsiz bulduk.

Başka?

- Refah Partisi'ni. Herhalde Türk medyasında Refah'a ılımlı bakanlardan biri benim. Onların her zaman düzen partisi olduğunu savundum. Hala da savunurum ama onlar çok kötü bir sınav verdiler. ‘‘Bela ettik’’ Türkiye'nin başına ama biraz ders aldıklarını düşünüyorum. Herifler hiçbir şey yapmadılar ki. Yapmamaları gereken şeyleri söylediler. Sadece söylemleriyle iktidardan uzaklaştırdılar.

Sadece söylemekle mi kaldılar sizce?

- Ne yaptılar yaa? Sadece yapıcaz, edicez dediler. Halbuki biz sekiz yıllık eğitime Erbakan önderliğinde gayet güzel geçecektik. Erbakan Kuran kurslarını da her şeyi de kapatırdı. Tanıyorum ben onu.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle