GeriKeyif Vatansız yaşanmaz sevda
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Vatansız yaşanmaz sevda

Vatansız yaşanmaz sevda

Sinan Akyüz, yeni kitabı “Solgun Karanfil”i okurla buluşturdu. Akyüz, iki Arnavut gencinin aşkına odaklanan bu yeni eserinde II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan acıları ve soykırım vahşetini de kaleme aldı. Yazarla “Solgun Karanfil”in detaylarını konuştuk.

◊ Yeni kitabınız “Solgun Karanfil” için “bir vazgeçişin romanı” diyebilir miyiz?

- Aslında biraz öyle. Roman şu cümleyle başlıyor: “Her tercih bir vazgeçiştir. Ama vazgeçilen hep alacaklı kalır!” Gerçek hayat da böyle değil mi zaten? Vazgeçilen hep bekleyendir, gözü yaşlı olandır. Gidenin arkasından bakandır. Hatta umudu kırılandır.

◊ Peki neden böyle? Vazgeçilmek bu kadar ağır mı geliyor insana?

- Genelde evet. Bir de neden vazgeçildiği çok önemli. Eğer bu vazgeçilmeye sebep bir başkasıysa, insana daha ağır geliyor. Ama “Solgun Karanfil”de kahramanımız Fikret vatanı için vazgeçiyor sevdiği kadından. Çünkü o da biliyor ki; vatansız yaşanmaz sevda!

◊ “Solgun Karanfil” başta bir aşk romanı gibi duruyor. Ama sonra II. Dünya Savaşı’nı ve soykırımı anlatıyor...

- Doğru. “Solgun Karanfil” ilk bölümlerde iki Arnavut gencinin aşkını anlatıyor okura. Ama sonra okuru savaşla yüzleştiriyor. Ve o arada soruyor: Yaşanmışlıkları kaybetmek mi daha zor, yoksa hayalleri mi?

◊ Sizce hangisi?

- Bence bu sorunun cevabı göreceli. Kişiden kişiye göre değişir. Ama benim cevabım şöyle: Yaşanmışlıkları kaybetmek daha zor, çünkü anılar insanı üzer.

YAZARKEN AĞLADIM AĞLARKEN YAZDIM

◊ Romanda anlatılan her şey gerçek mi?

- Ne yazık ki evet. Hatta az bile anlattığımı düşünüyorum. “Solgun Karanfil”; bir aşkın, bir işgalin, bir soykırımın romanı.

◊ Romanı okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. Yazarken siz ne hissettiniz?

- Doğrusu çok fena oldum. Yazarken ağladım, ağlarken yazdım. Bu tür romanları yazmak, yazan kişi için de hiç kolay değil. Bir de ben bir hikâyeyi yazdığımda kendimi çok kaptırıyorum. Yazmıyorum, âdeta yaşıyorum. Benim bu ruh halim okurlara da geçiyor ister istemez. Onlar da okurken benzer duygular hissediyor.

◊ Komedi kitapları yazmayı bu yüzden mi düşünmüyorsunuz?

- Yazdım. Hem de kahkahalar atarak yazdım. Adı da “Bir Evlilik Komedisi”ydi. Okurlarım da okurken çok güldüler. Ama sonra dönüp bana şu soruyu sordular: “Komedi yazmak senin neyine? Sen bizi yine eskisi gibi ağlat.”

◊ Gerçekten mi?

- Evet.

OKURLARIM BİR GÜZEL AĞZIMIN PAYINI VERDİ

◊ Yani okur istemedi diye bir daha komedi yazmayacak mısınız?

- Galiba yazmayacağım. Çünkü boyumun ölçüsünü aldım. Okur bir güzel ağzımın payını verdi. Benim okurum da benden yüreğe dokunan hikâyeler yazmamı istiyor.

◊ Yüreğe dokunan hikâyeleri nasıl buluyorsunuz?

- Aslına bakarsanız ben bulmuyorum. O hikâyeler gelip beni buluyor!

◊ Nasıl yani?

- İnanın aynen şöyle oluyor: Bir hikâye kendini yazdırmaya karar vermişse, gelip benim yakama yapışıyor. Bu da benim kaderim oldu. Artık bu hikâyelerin elinden kaçamıyorum. Kaçamadığım için de oturup sürekli yazıyorum.

Vatansız yaşanmaz sevda


Yorumları Göster
Yorumları Gizle