Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin oyunu Kadıköy'de

Güncelleme Tarihi:

Sen İstanbuldan Daha Güzelsin oyunu Kadıköyde
Oluşturulma Tarihi: Ocak 03, 2017 10:04

Her anneanneyi, anneyi ve kızı kalbinden vuracak. Çok uzun zamandır izlediğim en iyi, en dokunaklı ve en hakiki kadın oyunu. Üstelik yazarı bir erkek. Kaçırmayın. Annenizi ve anneannenizi de götürün…

Haberin Devamı

Belki biraz da tutuculukla erkeklerin kadınlara dair öyküler yazmasına/yönetmesine mesafeliyim. Reha Erdem’i ayrı tutarak. Şimdi artık tiyatro için de böyle bir isim var aklımda; kendisini üçüncü kez ‘ispatlamış’ bir isim: Murat Mahmutyazıcıoğlu. Böyle tepeden konuşmak itici, değil mi? Ama durun… Kadınları TV’de, sinemada, tiyatroda mütemadiyen erkeklerin dilinden, gözünden izlediğimiz bir dünyada; erkeklere bu ‘vizeyi/izni’ verme hakkımız olsun. Bu memlekette ayakta durmaya, büyümeye çalışan kız çocukları, anneler ve büyükanneler; izninizle –kendi kuşağımdan- bir erkek yazara bu ‘vizeyi’ teslim etmek isterim. 

Bahsedeceğim oyunu, ‘Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin’ görüp görebileceğiniz en muhteşem oyun değil, evet. İçinde hiç anlatılmamış bir şey de yok. Aksine dinlenmesine hâlâ ihtiyaç duyulan bir şeyler söylüyor. Üç kadının öyküsü bu. Öyküleri 1950’lerden bugüne uzanan üç kadın: Ayfer, Başak ve Melis. Anneanne, anne ve torun. Torun dediğime bakmayın, Melis siz oyunu izlerken 35’i devirmiş olacak. Ayfer desen 90’ı geçti. Başak Hanım annesinin izinde, yaşlanıyor... Peki Melis? Anneanne ile annesinin ille de birer erkeğe, içi dert dolu evlere göbekten bağlı olan ‘kaderini’ kırabilecek mi?
Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyun bir BAM prodüksiyonu. BAM: Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Ayfer Dönmez ve Melis Öz’ün ilk harfleri. Yazarın üçüncü kez ‘rüştünü ispatladığını’ söyledik, anımsayalım: İçim cız ederek çıktığım ilk oyunu –oyunun sorunlu yönleri olmakla birlikte- ‘Fü’ydü. ‘Aynur Hanım’ın Bebeği’nin üstüne “Mahmutyazıcıoğlu’nun asıl iyi yaptığı ise erkeğin kadın üzerinde kurduğu iktidarı bir erkek yazar olarak, kadın bakış açısından bakmaya çalışarak, politik olarak sorunsuz bir tavırla yazmış olması” demişim. ‘Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin’ ise çok naif, çok dolu, çok dokunaklı, çok incelikli ve zaman&mekân geçişleriyle teknik becerisi çok iyi olan bir metin. Bu ülkede büyüyen her ‘anneanneyi, anneyi ve kızı’ kalbinden vuracağına şüphe etmeyeceğim bir tekst.
Üç kadını, Mahmutyazıcıoğlu’nun elinden çıkan bir İstanbul çiziminin önünde, üç sandalyede, yaşlarını temsil eden sade kıyafetler içinde izliyoruz. Bize birbirleriyle, hayatlarındaki erkeklerle, İstanbul’la, sokakla, evleriyle olan ilişkilerini anlatıyorlar. Sandalyelerinden hiç kalkmadan bizi Üsküdar’da eski bir köşke, Şişli’de bir huzurevine, inşaat perdeleri arasında sıkışmış bir sahil parçasına, Boğaz köprüsünün ilk gününe götürüyor; boğazda kayıkla gezdiriyorlar. Ve bize içinden İstanbul’un geçtiği, İstanbul’un içinde geçen, şehrin dönüşümünü ince ince anımsatan hakiki öyküler anlatıyorlar. Kendileriyle, çocuklarıyla, kocalarıyla, elalemle dalga geçiyor; aynı anda hem güldürüp hem ağlatıyorlar. Mimikleriyle, bakışlarıyla, bedenleriyle şahane iş çıkarıyolar; karakterlerinin farklı yaş dönemleri arasında, doğrusal bir zaman akışı olmayan tekstin içinde sanki dans ediyorlar… ‘Manyak kadınlar’ ya!
Murat Mahmutyazıcıoğlu ‘hep içinden konuşan’ kadınları anlatıyor. Anneanne/babaannenizi, annenizi alın gidin. Çünkü, ‘hepimizin öyküsü aynı’…

BAKMADAN GEÇME!