GeriKeyif Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’dan bu yana en iyi filmi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’dan bu yana en iyi filmi

Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’dan bu yana en iyi filmi

Bu yıl 7-17 Şubat arasında 69. kez düzenlenen Berlin Film Festivali’nde Fatih Akın’ın şiddet kullanımıyla iddialı yeni filmi “The Golden Glove” da yarışıyor. Film, Cumartesi gecesi galasını yaptığından beri tartışmaları beraberinde getirdi ama ilk dört günde meşhur Altın Ayı yarışmasının en iyisi olma özelliği taşıyor.

Fatih Akın, gurbetçi yönetmenlerimiz arasında yeni milenyumda en başarılısı. 2004’te “Duvara Karşı” (“Gegen Die Wand”) ile Altın Ayı aldı, Alman yönetmenlerle de yarışma şansı yakaladı. Almanya’da yaşanan kültürel kimlik problemini yansıtmasıyla bilindi. Özellikle 1998’de çektiği “Kısa ve Acısız”da (“Kurz und Schmerlos”) aslında kendi “Arka Sokaklar”ını (“Mean Streets”, 1973) çekip Scorsese’ye öykünmüştü.

Kültürel kimlik problemi “Duvara Karşı”da şiddetli bir aşk hikayesine malzeme olurken, sürekli bir saykodelik dünya da alkol ve uyuşturucunun katkısıyla gerçekçi bir şekilde servis edildi. Ama yönetmen, Cannes’da yarışan ve iki ödül alan “Yaşamın Kıyısında”dan (2007) bu yana önlenemez bir düşüş içinde. Fark yaratmak isterken sinema duygusu içermeyen, yarıdan fazlası uyurken çekilmiş izlenimi yaratan tuhaf projelerle karşımıza çıktı.
Fatih Akın'ın 10. kurmaca filmi “The Golden Glove” (“Der Goldene Handschuh”, 2019) adını Hamburg’taki bir bardan alıyor. O barın üst katında yaşayan meşhur seri katil Fritz Honka’nın gerçek hikayesini perdeye aktarıyor. Heinz Strunk’ın romanından uyarlanan film, aslında 70’ler Almanya’sına bakıyor. Jonas Dassler’in hafif karikatürize bir çizgi roman tiplemesi gibi duran müthiş Honka performansıyla da etkisi altına alıyor.

Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’dan bu yana en iyi filmi

Ama Akın, “Paramparça”daki (“In the Fade”) gibi başrol performansıyla sınırlı kalmamış. Aksine karakterin hayallerine de girerken, onun ‘kadın katili’ olarak temsilini Michael Powell’ın “Kadın Katili” (“Peeping Tom”, 1960), Alfred Hitchcock'un “Sapık”ı (“Pyscho”, 1960) ve sayısız Karındeşen Jack uyarlamasıyla akrabalık kurar hale getiriyor. Film, 19. yüzyılın sonunda İngiltere’de ortaya çıkan Karındeşen Jack’in 1970’ler Hamburg’undan Alman kardeşinin izini sürüyor.

Bolca Scorsese etkisiyle üretilmiş, kan oranı yüksek bir seri katil filmi “The Golden Glove”. Cinayetleri, tecavüzleri resmederken ayağını korkak alıştırmıyor, ama kamerayı genele koyarak her şeyi de gözümüze sokmuyor. Akın’ın uzun süredir ilk kez bu kadar her sahnesiyle derli toplu filmi izlediğimiz. Belki onun Scorsese gibi isimlerle anılmasını sağlayarak eseri denebilir.

Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’dan bu yana en iyi filmi
‘Karındeşen Jack’i 1976’da Jess Franco çektiğinde başrolde kült oyuncu Klaus Kinski vardı, belki de tarihe en akılda kalıcı ‘Alman seri katil tiplemesi’ olarak yazılmıştı. Jonas Dassler de ondan aşağı kalmıyor, Quasimodo tipiyle de hayalleriyle ve çizgi romansı tadıyla iz bırakıyor. Şiddet atmosferini alkolikliğin getirdiği 'kabus sahneleri' olarak tasarlıyor ve 'kontrolden çıkma'yı tasvir ediyor.

Açıkçası da Tykwer, “Koku: Bir Katilin Hikayesi” (“Perfurme: The Story of a Murderer”, 2006) adlı başyapıt seviyesindeki ‘kostümlü slasher filmi (kesme biçme filmi)’ çekmemiş olsa belki 'tarihi seri katil' atmosferi ile daha kalıcı olacaktı. Ama buradaki ‘sağlam çekilmiş Alman seri katil filmi’ de renklerinden kamera hareketlerine kadar gayet düzgün tasarlanmış.

"The Golden Glove", sanki istismar filmlerinin kült yönetmeni Jess Franco ile Martin Scorsese'nin bir araya gelip 'Alman Karındeşen Jack'i çektiğini düşündürtüyor. Finaldeki plan sekans ise her daim akıldan çıkmayacak.

Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’dan bu yana en iyi filmi


Yorumları Göster
Yorumları Gizle