‘Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar anlatmaya devam edeceğim’

Güncelleme Tarihi:

‘Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar  anlatmaya devam edeceğim’
Oluşturulma Tarihi: Ocak 07, 2024 07:00

Yıllardır mekânlarıyla gece hayatının ve yeme-içme sektörünün en önemli isimlerinden biri. Son dönemde yönetmenliği de çok konuşuluyor. Üçüncü sinema filmi ‘Annesinin Kuzusu’ festival yolculuğuna devam ederken Boğaziçi, Altın Koza ve Ankara film festivallerinden ödüllerle döndü. Bir yandan işleri kadar kendisi, özel hayatı da merak ediliyor. Umut Evirgen’le buluşuyoruz; yeni filmini, yönetmenlik yolculuğunu, açtığı mekânları ve oyuncu Alina Boz’la evliliğini konuşuyoruz: “Ürettikçe var olduğumuzu düşünüyorum. Özgün oldukça, ilham oldukça tatmin olma duygusuyla karşılaşıyoruz.”

Haberin Devamı

Yağmurlu bir İstanbul gününde Emirgân’daki mekânı UpStairs’de buluşuyoruz. Umut hep çok enerjik ve heyecanlı. Sinema ve sanat, üzerine sohbet etmeyi en çok sevdiği konular; “Ürettikçe, sanatın bir parçası oldukça daha iyi bir hal alıyor insan” diyor. Yeni evli. Eşi Alina Boz ve aşktan bahsederken gözleri parlıyor. Umut Evirgen’le Boğaz’a  karşı başlıyoruz muhabbete...

- Yeni filmin, ‘Annesinin Kuzusu’ festivallerden en iyi film, en iyi yönetmen gibi ödüllerle döndü. Filmlerinin hikâyeleri de çok konuşuluyor. Dürüstçe söylersen filmlerin ne kadar senden izler taşıyor?

Sadece ‘Annesinin Kuzusu’ özelinde cevaplamayacağım. Yaptığım ve yapacağım bütün projelerin bir şekilde hayatıma değmiş hikâyelerden oluşacağına inanıyorum. Herkesin farklı yöntemleri ve tercihleri var. Benim tercihim bir şekilde içinde bulunduğum, gözlemleme fırsatı bulduğum durumları anlatmak üzerine. Hayatımda sinemanın iyileştirme, dönüştürme özelliği var. Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar anlatmaya devam edeceğim.

Haberin Devamı

- Filmin aile kavramına eleştirel bir gözle bakıyor. Sen de yeni bir aile kurdun. Aile kavramına senin bakışın nasıl? Mesela ‘Aile kutsaldır’ görüşüne sorgusuz sualsiz inananlardan mısın?

‘Aile kutsaldır’ cümlesi tam olarak tartışmaya açmaya çalıştığım bir kavram. Her ailenin birbirinden farklı defoları ya da mucizeleri var. Sadece iyi taraflarını göstermek, anlatmak adil bir yaklaşım değil. Benim baktığım yerden yara almadan, düşüp kalkmadan bir gelişme yaşanmaz. Sorgusuz şekilde bir şeyi kutsallaştırmamak lazım. Biz ailemizi kutsallaştırmadan, bavulumuzda ne varsa samimi bir şekilde dolabımıza yerleştirerek kurduk. Böylesi daha gerçek ve güzel.

- Filmin sorduğu sorulardan biri “Annenin en sevdiği kişi mi yoksa kurbanı mısın” Umut olarak buna kişisel cevabın nedir?

“Biz çocuklar gerçekten annelerimizin kuzusu muyuz kurbanı mı?” Filmin çıkış sorusu buydu. Bende bu terazi nereye ağır basıyordu bilmiyorum. Bunun doğru bir cevabı olduğunu da düşünmüyorum. Daha önce de dediğim gibi kuzuluk-kurbanlık bir arada bizim bütün hissetmemizi sağlıyor.

Haberin Devamı

- ‘Ben Bir Denizim’ filmin bir baba-oğul hikâyesiydi. Sırtındaki arabasında hem İstanbul’un kâğıtlarını hem babasının yükünü taşıyan bir çocuk vardı. Senin babanla ilişkin nasıldı?

Babam birçok hikâyeyi yazma kaynağım. Yeme-içme sektörüne girme motivasyonum. Sayesinde hayatta karşıma gelecek birçok hikâyeyi önceden okuyabiliyorum. Çok şey öğrendim kendisinden.

- Filmde “Yüzümü artık güneşe döneceğim” diye bir laf var. Sen hayatında yüzünü güneşe dönmeyi becerdin mi?

İnsanın hayatında karanlık ve soğukluk da aydınlık ve sıcaklık da var. Yaşadığı hayat, filmimizde Murat karakterini çokça karanlığa sokmuş. Ufak boşluklardan içeriye sızan ışıkla yetinmesine sebep olmuş. “Artık karanlığı yırtıp atmak ya da onun içindeki aydınlığı deneyimleme zamanı” diyor. Ve özgürleşme serüveni başlıyor. Karaktere bu gücü vererek kendime de
 mesaj verdiğimi düşünüyorum.

Haberin Devamı

- Bu kadar sinema konuşmuşken, gündemde bu sıralar bir Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz tartışması var. Sen bu tartışmanın hangi tarafındasın?

Benim böyle bir tartışmanın tarafı olmam hadsizlik olur. Birbirinden değerli, dünyada sinemamızı temsil etmiş insanlar. Bize işlerini seyretmek, ilham almak düşer.

- Yönetmenler arasında birinin diğerinin fikrinden esinlendiği tartışmaları tüm dünyada olmuştur. Sen böyle bir durumun içinde yer alsan nasıl hissedersin?

Maalesef zamanla şaşkınlıklar azalıyor, bu tarz durumlara bağışıklık kazanıyoruz. Ben 7-8 sene önce en yakın arkadaşımla bu sebeple görüşmeyi kestim. O zaman içimde fırtınalar kopuyordu. Şimdi olur böyle şeyler diye bakıyorum. Fikri üreten kişi o cevherin kendisinde olduğunu bildikten sonra gerisi sadece özgüvenini besleyen bir durum.

Haberin Devamı

‘Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar  anlatmaya devam edeceğim’

 

KENDİMİ BİR TAKIM OLMUŞ HİSSEDİYORUM

Geçen ay Alina Boz ile nikâh masasına oturdun. Birlikteliğiniz başlayalı çok da olmamıştı. Neydi bu ani kararın sebebi?

Kendimi ilk defa bu kadar mutlu ve güvende hissettiğim biriyle karşılaştığımda zamanın bir önemi kalmadı.

- Evlilik, hayatını ve hayata bakışını nasıl etkiledi?

Alina ile ilk kez el ele tutuştuğumuzdan beri kendimi bir takım olmuş hissediyorum. İnanılmaz güç veren özel bir duygu. İçindeki sevginin, yaratıcılığının, güveninin, üretkenliğinin inanılmaz arttığı bir durum bu. Bunları hissettiğinde kendini tam hissediyorsun. Başka şey düşünmüyorsun.

Haberin Devamı

- Birinizin oyuncu, birinizin yönetmen olması ilişkiyi nasıl şekillendiriyor? Sanat hep gündeminiz mi?

Sabit bir gündemimiz yok. Ortak zevkleri olan, bir eser üzerinde tartışabilen, birbiriyle uyumlu, farklı renklere sahip bir zenginliğimiz var.

- Eşinin işine ne kadar müdahil olursun?

Fikir alışverişlerimiz Alina da isterse tabii olur. Birbirimize fayda sağlayabileceğimiz her konuda destek oluruz.

- Sen geceleri işinden dolayı dışarıdasın. Alina setlerde. Aranızda kıskançlık var mıdır?

Bu ilk akla gelen durum fakat Emirgan Group kurumsal bir yapı, mekânlarda yöneticiler var. Her gece dışarıda olmam gibi bir durum söz konusu değil. Kıskançlık yok tabii.

- Yakın zamanda baba olacağın haberleri çıktı. Doğru mu?

Senin de bu klişeye ortak olman üzdü. Evlenen çiftlere kesin hamile damgası vurmak bana çok akıldışı geliyor.

‘Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar  anlatmaya devam edeceğim’

 

BİR HİKÂYEMİ ROMANLAŞTIRMAK ÜZERİNE ÇALIŞIYORUM

- Yönetmenlik ve mekânlarının yanında magazinde de çok tanınan birisin. Bu beklediğin bir şey miydi? Şöhreti seviyor musun?

Bu kadar çok mekân sahibiyken bu kadar sinema, televizyon sektöründen gelenin gidenin varken bu kaçınılmaz bir son oldu. Dezavantajları tabii çok fazla. Ama buna oturup dertlenmenin bir anlamı yok. Bir sürü yaratıcı insanla arkadaş olmamdan kaynaklanan bir durum. Bana getirdiği güzel dostluklardan dolayı şükretmek gerekiyor.

- Sana karşı belki magazinden, belki de başarılarından dolayı hep bir önyargı oldu. Sence en yanlış anlaşıldığın şey neydi?

Birini anlamak meşakkatli bir iştir. Anlamak isteyen anlar. Anlamak istemeyen de zaten ne yaparsan yap başka taraftan anlar. O sebeple bu durumlar işin tuzu biberi. Bunları düşünerek üretmeye devam edemeyiz.

- Mekânlar, sinema, senaryo... Peki, sırada bizi şaşırtacak ne var?

Çok sevdiğim bir hikâyemi romanlaştırmak üzerine çalışıyorum şu sıralar. Aynı zamanda ilk kısa filmim ‘İyi Yemek Öldürür’ü mini dizi projesi haline dönüştürmek istiyoruz. Dosyası ve ilk bölüm senaryosunu tamamladım. Onunla ilgili sunumlar yapmaya başlayacağız.

‘Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar  anlatmaya devam edeceğim’

 

FİLM ÇEKMEK KİMSENİN PAHALI BİR HOBİSİ OLAMAZ

- Sen yönetmen misin mekân sahibi mi?

Geçenlerde Tom Ford’un bir sözüne denk geldim sosyal medyada. “Moda gençlerin eğlencesi, artık vedalaşıyorum; kalan yıllarımı film çekerek, hikâye anlatarak geçirmek istiyorum” diyor. Ben de 21 yaşında ilk mekânını açan ve 20’li yaşlarını 7-8 mekân sahibi olarak geçiren biri olarak bu cümleleri gülümseyerek okudum.Mekâncılıkta çok fazla kişiye ilham oldum, elimden gelenin en iyisini yaptım. Bu saatten sonra senarist ve yönetmen kimliğimin altını doldurmak için daha çok üreteceğim diyebilirim.

- “Bu adamın çok parası var ve bunu da hobi olarak yapıyor” diyenler olabilir. Film çekmek hobin mi?

Film çekmek bence kimsenin pahalı bir hobisi olamaz. Derdi olmayan bir adamın hobi olarak yapabileceği bir iş değil. O sebeple kesinlikle hayır!

- Sinema merakın nasıl başladı?

Yazmanın iyileştirici etkisi çok cazip bir sebep. Yazmak ve çekmek insanın farklı kimlikleriyle de tanışmasını sağlıyor. Kendinden bir şeyler yazıyorsan, sumenaltı ettiğin birçok durumun gün yüzüne çıkmasını sağlıyor. Bu oyuncaklarla doğru oynarsan, hafifleşip gelişebilirsin de, yanlış hamlelerle altında da kalabilirsin.

- Neden Umut Evirgen filmlerini izleyelim?

Bir dert anlatıyorum. Bu derde ortaksan izleyebilirsin. Keşfetmek için izleyebilirsin. Bomboş oturup da izleyebilirsin. Bence ürettikçe, sanatın bir parçası oldukça, daha iyi bir hal alıyor insan. Seyirci de bu üretimin bir parçası.

‘Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar  anlatmaya devam edeceğim’

* Film, Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Sanat Yönetmeni ödüllerini aldı.

*  34. Ankara Film Festivali’nden En İyi Özgün Müzik ödülleriyle döndü.

* 11. Boğaziçi Film Festivali’ndeyse En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı.

* Başrolerini Selin Şekerci, Kubilay Aka ve Necip Memili’nin paylaştığı filmin hikâyesi Umut Evirgen’e ait. Senaryoda Evirgen ve Feride Çiçekoğlu imzası var.

KIRILMAM, TAM TERSİ GURUR DUYARIM

- Neden çok popüler olan ‘Gizli Kalsın’ı kapadın?

Geçen tiyatrocu bir arkadaşımla konuşurken bana Ruslarla ilgili tatlı bir anektdotu hatırlattı. “Biz insanların neyle eğlendiğine bakarız. Biz satrançla eğleniyoruz.” Buradan yola çıkarak baktığımda ‘Gizli Kalsın’ fikri 12-13 yıl önce 22-23 yaşındaki Umut için çok eğlenceli bir projeydi. Artık değil. O zamanlar insanlar takım elbiselerle gece çıkıyor, localarda şişe açıyordu. Ben ona ters bir şey yapmak istedim. Spor ayakkabıyla masada kadeh içebilecekleri bir sistem getirmeye çalıştım. Başarılı da oldum. Ama artık beni beslemeyen yavan bir proje olduğunu düşünmeye başlamıştım. Emirgân’a İtalyan menülü bir restoran ve manzaralı, ferah, şık bir bar açmak bu dönemimde çok daha fazla heyecan verdi. Sanatın da içinde var olduğu, gece geç de olsa Boğaz’ı izleyerek pizza yemek, içki içmek, eğlenmek daha mantıklı geliyor. Büyüdükçe dönüşüyoruz. Bu da benim dönüşümümün bir parçası.

- Mekânlarında seninle çalışan, sonra kendi mekânlarını açan isimler oldu. Sen kırılıyor musun böyle şeylere?

Emirgan Group yeme-içme sektöründe çok üretken bir mutfak oldu. İnsanların içindeki vizyonu açığa çıkarmasına ilham olmak, bakış açılarını genişletmek, kendi işyerlerini kurma cesaretini vermek doğru iş yaptığımızı gösterir. Kırılmak değil, tam tersi gurur duyarım.

- Emirgan’da şu an Upstairs, La Boom, Teras Emirgan, Pizza Emirgan ve Next Door var. Etiler’de Chicki Boom, La Boucherie, Chicki Burger var... Neden bu kadar büyümeyi seçtin? Deli işi değil mi?

Bunlar devam ederken yüksek lisansımı tamamladım, üç uzun metraj film çektim. Belki bunlara yeni sinema salonu, tiyatro mekânı, yeni filmler, projeler eklenecek. Ürettikçe var olduğumuzu düşünüyorum. Özgün oldukça, ilham oldukça tatmin olma duygusuyla karşılaşıyoruz. O sebeple bunlar aslında başa çıkılacak şeyler değil başa çıkabilme araçları.

‘Suyun içindeki balık gibi hafif olana kadar  anlatmaya devam edeceğim’

 

CİDDİYE ALINIR MIYIM KAYGISIYLA BİR İŞE GİRSEYDİM BAŞARISIZ OLURDUM

- Alışık olduğumuz bağımsız film yönetmenlerinden değilsin. Sence bu sektör seni sevecek mi?

Sektör aklı fikri olan somut bir yapı değil sonuçta. Her işin ortak paydada buluştuğu yol arkadaşları var. Ben sinemamın birilerinin hayatına değdiğini düşünüyorum. Yapma sebebim de bu.

- Gece hayatında kabul gören bir adamsın. Sinema dünyasından kabul görmek gibi bir derdin var mı?

İlk mekân açtığımda da çok genç yaştaydım. Ciddiye alınır mıyım kaygısıyla bir işe girseydim başarısız olurdum. Kabul görmek ya da önyargıları yok etmek insanın şahsi çabasıyla hallolacak konular değil. Benim tek derdim işlerimi ilham olacak insanlara ulaştırabilmek. Gerisi kendiliğinden gelir.

- Bir yandan popüler dünyanın göbeğindesin, bir yandan filmlerinle kültür-sanat dünyasındasın... Bunlar birbirini nasıl besliyor?

İlk günden beri içinde sanat barındırmayan hiçbir işin sürekliliği olmayacağına inanıyorum. Sanat her şeyi sonsuz besleyen, olmazsa olmazımız. La Boucherie’de yıllarca sadece müzik alışkanlığı olmasına rağmen pazar gününü tiyatroya ayırmaya karar verdik. Gündüzleri çocuklara Semaver Kumpanya’nın kukla oyununu yapıyoruz. Akşamları birçok tiyatro oyununa ev sahibi olmaya başladık. Stand-up’lar yapıyoruz. Serkan Keskin’den küratörlük desteği alıyoruz. Necip Memili’nin her an eli üstünde mekânın. Yıllardır açık olan mekânıma son bir aydır heyecanla gidiyorum. Sanatın insan psikolojisine doping etkisi olduğuna inanıyorum.

- Sanat camiasından çok oyuncu arkadaşın var. İş film çekmeye gelince dostluk yerini profesyonelliğe mi bırakır? Mesela ücret alırlar mı, senaryoyu beğenmeyip oynamak istemeseler yine de senin mekânlarına girebilirler mi?

İş yaparken dostluk tarafımız rafa kalkmalı diye düşünüyorum. Yapılan iş sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için iki tarafın da sınırlarını ve sorumluluklarını bilmesi gerekiyor. Paydostan sonra o dostluğumuzu raftan alır, yine yaşarız.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!